<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdussamed Tosun, Milli Nizam sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.millinizam.com/author/samettosun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.millinizam.com/author/samettosun/</link>
	<description>Adil Bir Dünya</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 09:35:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Tarih uygar olma değil, insan olma eksikliğini yazacak!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/tarih-uygar-olma-degil-insan-olma-eksikligini-yazacak/42413/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/tarih-uygar-olma-degil-insan-olma-eksikligini-yazacak/42413/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 08:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Belçika]]></category>
		<category><![CDATA[Etiyopya]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hani Anadolu&#8217;da bir tabir vardır ya tok, açın halinden anlamaz ama dünya artık öyle bir hale geldi ki, tok olan sadece anlamamakla kalmıyor, açlığı ve sefaleti de görmezden geliyor. Bir yanda sofralar taşıyor, öbür yanda bir lokma ekmeğe, temiz suya hasret çocuklar var. Biz zeytini dalından koparınca şükrederiz, eve gelen misafirle ekmeği bölüşünce bereket artar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/tarih-uygar-olma-degil-insan-olma-eksikligini-yazacak/42413/">Tarih uygar olma değil, insan olma eksikliğini yazacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hani Anadolu&#8217;da bir tabir vardır ya tok, açın halinden anlamaz ama dünya artık öyle bir hale geldi ki, tok olan sadece anlamamakla kalmıyor, açlığı ve sefaleti de görmezden geliyor. Bir yanda sofralar taşıyor, öbür yanda bir lokma ekmeğe, temiz suya hasret çocuklar var. Biz zeytini dalından koparınca şükrederiz, eve gelen misafirle ekmeği bölüşünce bereket artar deriz ama koca dünya paylaşmayı unutmuş gibi. Batılı devletlerin Afrika ile kurduğu ilişki hiçbir zaman yardım ya da kalkınma üzerine olmadı. Bu ilişki başından beri sömürü, tahakküm ve kontrol üzerine kuruldu. Afrika, yüzyıllar boyunca yalnızca yeraltı zenginlikleriyle değil insan emeğiyle, alın teriyle ve canıyla Batı’nın refahını finanse etti.</p>
<p>Bugün Afrika’nın yoksulluğu, geri kalmışlığı ya da istikrarsızlığı konuşulurken, bu tablonun arkasındaki tarih bilinçli olarak görmezden geliniyor. Oysa Afrika fakir değildir, bilinçli olarak fakirleştirilmiştir. Batı kendini uygar, Afrika gibi ülkeleri de ilkel ilan etti. Bu ilan, yapılan her zulmü meşrulaştıran bir kılıf işlevi gördü. Yani demem o ki batı dediğimiz memleketler hiçbir zaman gerçekten modern ve medeni olmadı. Yeraltı zenginlikleri alındı, topraklar paylaşıldı, geriye açlık, iç savaş ve bağımlılık bırakıldı. Sonra da bu tabloyu geri kalmışlık diye dünyaya pazarladılar.</p>
<p>19.yüzyılın sonunda Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’yu şahsi mülkü olarak ilan etmesi, bu zihniyetin en çıplak örneklerinden biridir. Kauçuk üretimi için milyonlarca insan köle gibi çalıştırıldı. Günlük kotayı dolduramayanların elleri kesildi, aileleri rehin alındı, köyler yakıldı. Resmi kayıtlara göre yaklaşık on milyon insan hayatını kaybetti. Bu bir iç savaş değil, bir kıtlık değil; organize bir vahşetti.</p>
<p>Fransa’nın Afrika’daki varlığı da benzer bir karanlıkla doludur. Cezayir’de 132 yıl süren sömürge yönetimi, yalnızca toprağı değil, bir halkın kimliğini hedef aldı. Dil yasaklandı, kültür bastırıldı, direnenler toplu infazlarla susturuldu. 1954 ve 1962 yılları arasındaki bağımsızlık mücadelesinde milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Bugün Fransa, geçmişle yüzleşmek yerine Afrika ülkelerini CFA Frangı sistemiyle ekonomik olarak kendine bağlı tutmaya devam ediyor. Sömürge valileri gitmiş olabilir, ama sömürge düzeni hala ayakta.</p>
<p>İngiltere, imparatorluk döneminde Afrika’yı masa başında cetvelle böldü. Etnik yapılar, tarihsel bağlar, toplumsal dengeler hiç dikkate alınmadı. Kenya’daki Mau Mau isyanında binlerce insan toplama kamplarında işkence gördü. Açlık, zorla çalıştırma ve baskı, medeniyet götürme söylemiyle gizlendi. Bugün Afrika’daki birçok iç savaşın ve etnik çatışmanın temelinde, İngilizlerin çizdiği yapay sınırlar yatıyor.</p>
<p>İtalya ise Libya’da ve Etiyopya’da faşist Mussolini döneminde toplama kampları kurdu. Binlerce insan açlığa, hastalığa ve zorla yerinden edilmeye mahkûm edildi. Etiyopya’da kimyasal silah kullanıldı. Batı’nın uygar olarak tanımladığı devletler, Afrika’da insanlık tarihinin en ağır suçlarından bazılarını işledi. Bugün bu tarih konuşulmuyor. Çünkü geçmiş hatırlanırsa, bugünkü düzen sorgulanır. Bunun yerine insanlığı düşünüyoruz başlığıyla yeni projeler servis ediliyor.</p>
<p>Resmi verilere göre dünya üzerinde her 10 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor. Şimdi burada sorulması gereken soru, dünya üzerinde bu kadar açlık ve temel gıda erişimine bile ulaşmak zor iken hangi uzaydan, hangi iklim krizinden yada hangi küresel pandemiden bahsediyorsun demezler mi? Sözde insanlığı düşünüyoruz başlığı ile yapılan icraatlardan &#8220;güneşi karartma, inekleri yok etme, beyne çip yerleştirme, yapay et yada yapay anne sütü vs. bu şekilde uzayıp gidiyor. Peki bunlardan hangisi insanların yararına oturup bir sorgulamak lazım. Sen bu projelere milyar dolarlar harcayaksın ama Afrika&#8217;nın her hangi bir ülkesindeki yada Yemendeki çocuğun açlıktan ölmesine mani olamayacaksın, ama insanlık yararına diyeceksin, peki hangi insanlığın yararına?</p>
<p>Marsta su arayabiliyorsun ama Afrikaya su götüremiyorsun ne büyük bir tezatlık değil mi? Afrika kıtasını sömürge haline getirenler ve o insanları bu tür bir yaşama mahkum edenler medeni denilen batı insanı. Küreselciler insanlığa faydalı olmak için değil Kendi tasarladıkları ve ismine yeni dünya düzeni adını verdikleri sistemi hayata geçirmek için mücadele ediyorlar ve başarana kadar da durmayacaklar. Bu sistemde insan, değerli olduğu için değil yönetilebilir olduğu sürece önemlidir. Açlık ise bir sorun değil, baskı aracıdır. Yoksulluk bir talihsizlik değil, bir kontrol mekanizmasıdır. Ama şunu hiç bir zaman unutmamak lazım ki tarih uygar olma değil, insan olma eksikliğini yazacak.</p>


<p></p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/tarih-uygar-olma-degil-insan-olma-eksikligini-yazacak/42413/">Tarih uygar olma değil, insan olma eksikliğini yazacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/tarih-uygar-olma-degil-insan-olma-eksikligini-yazacak/42413/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugünün popüler şarkılarına hiç dikkat ettiniz mi? içi boş bir tekrardan ibaret.</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/bugunun-populer-sarkilarina-hic-dikkat-ettiniz-mi-ici-bos-bir-tekrardan-ibaret/38828/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/bugunun-populer-sarkilarina-hic-dikkat-ettiniz-mi-ici-bos-bir-tekrardan-ibaret/38828/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:17:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[müzik endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[popüler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=38828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün içinde ne kadar çok sese maruz kaldığımızı hiç düşündünüz mü? Markette, sokakta, toplu taşımada yada sosyal medyada kısacası her yerde aynı sözler benzer melodiler. Gürültü demek istemiyorum ama bazen başka kelime de bulamıyorum. Anlık bir heves gibi ritmi var, evet ama peki ya ruhu? Hikayesi yada yıllar sonra hatırlanacak bir cümlesi? Peki bu müzikleri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bugunun-populer-sarkilarina-hic-dikkat-ettiniz-mi-ici-bos-bir-tekrardan-ibaret/38828/">Bugünün popüler şarkılarına hiç dikkat ettiniz mi? içi boş bir tekrardan ibaret.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde ne kadar çok sese maruz kaldığımızı hiç düşündünüz mü? Markette, sokakta, toplu taşımada yada sosyal medyada kısacası her yerde aynı sözler benzer melodiler. Gürültü demek istemiyorum ama bazen başka kelime de bulamıyorum. Anlık bir heves gibi ritmi var, evet ama peki ya ruhu? Hikayesi yada yıllar sonra hatırlanacak bir cümlesi? Peki bu müzikleri kim ve neden yapıyor? Aslında mesele sadece müzik değil. Mesele, o müziğin nereden geldiği çünkü bugün müzik sektörü sadece bir sanatçıdan ibaret değil. Arkasında milyarlarca doların döndüğü bir endüstri, algoritmalar, pazarlama stratejileri ve görünmeyen eller var.</p>
<p>Peki ne oldu da müzik bu kadar hızlı tüketilen bir şeye dönüştü? Kulaktan giren, kalpte yer bulur derler aslında mesele de tam da burada başlıyor. Müzik, sadece kulakları değil, ruhun kimyasını değiştiren bir araçtır. Nörobilim araştırmaları, melodilerin beynin limbik sistemini, yani duygu ve hafıza merkezini doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor. Mantık süzgeci devreye girmeden, fark etmeden bilinçaltımıza işler. Kalp ritmini değiştirebilir, ruh hâlini yönlendirebilir. Bu yüzden ne dinlediğimiz, sandığımızdan çok daha önemlidir. Bugünün popüler şarkılarına hiç dikkat ettiniz mi? Aynı melodiler, aynı tekrarlar, birbirine benzeyen nakaratlar.. yani içi boş bir tekrardan ibaret. Insan da ister istemez kendine soruyor, bu kadar benzerlik gerçekten tesadüf olabilir mi yoksa bizi aynı duyguya, aynı hıza, aynı tüketime yönlendiren görünmez bir düzen mi var?</p>
<p>Bu sorular yeni değil. 1981 yapımı bir filmde geçen bir sahne hala hafızalarımızda. Filmde karakterlerden biri şöyle diyordu: “On yıl sonra yepyeni bir kuşak yetişecek. Kılığı kıyafeti, yediği içtiği, saç şekli, dinlediği müzik bizim tarafımızdan empoze edilecek. Yepyeni bir dünya kuracağız. İnsanların hangi kitapları okuyacağını, hangi filmleri seyredeceğini biz tayin edeceğiz. Zaten bu filmleri çekenler, kitapları yazanlar da bizim ekibimiz olacak. Geniş bir sanatçı kadromuz var en iyi ressamlar, tiyatrocular, yazarlar, besteciler ve yönetmenler bünyemizde&#8221; deniliyordu. O gün kurgu gibi görünen bu sözler, bugün dijital platformlar ve algoritmalarla hayatın merkezine yerleşmiş durumda.</p>
<p>Tarih zaten müziğin ve sanatın en güçlü toplum mühendisliği araçlarından biri olduğunu defalarca kanıtladı. Savaş marşları korkuyu kolektif bir güce dönüştürdü. Nazi Almanyası Wagner’i, Soğuk Savaş döneminde CIA caz müziğini propaganda aracı olarak kullandı. Müzik, kitlelerin ruh halini, aidiyet duygusunu ve ideolojik yönelimlerini şekillendirmek için her daim sahnedeydi. Bugün ise araçlar değişti, yöntemler dijitalleşti ve küreselleşti. İtalyan besteci, tenor ve aktivist Joe Fallisi&#8217;nin bu bağlamda sarfettiği &#8220;Müzik ve film sektörü Siyonistlerin elinde. Sadece Batı&#8217;da değil tüm dünyada bu böyle. Ben müzik ajanslarını çok iyi bilirim ve Siyonistler piyasanın tüm ajanslarını bir şekilde elinde tutuyor&#8221; sözleri ziyadesiyle düşündürücü.. Sektörün belirli küresel odaklar tarafından kontrol edildiği yönündeki sözleri değişmeyen bir gerçeği işaret ediyor. Küresel müzik endüstrisi, birkaç dev şirketin tekelinde. Hangi sanatçının parlayacağına, hangi şarkının trend olacağına çoğu zaman bizim kültür kodlarımızı değil, küresel piyasa dinamiklerini ve algoritmaları dikkate alan bu yapılar karar veriyor.</p>
<p>Akademisyen Zeliha Bürtek’in “sosyal çürüme” tezi, bu manzarayı anlamlandırmamıza yardım ediyor. Anlamdan, derinlikten, değer üretmekten uzak, sadece tüketime ve anlık hazzı maksimize etmeye odaklı bir kültür, toplumun dilini, estetik algısını ve ahlaki dokusunu aşındırıyor. Müstehcen ve sığ sözler, sürekli tekrar yoluyla normalleşiyor. Araştırmalar, 1950’lere kıyasla şarkı sözlerindeki kelime çeşitliliğinin %50 azaldığını ortaya koyuyor. Bu, bir dilin ve hayal gücünün fakirleşmesidir. Bu tablo karşısında ilk adım farkındalık. Eleştirel bir dinleyici olmaktır. Yani kendimizi tanımalı Neden bu şarkıyı dinliyorum, Bana ne hissettiriyor? gibi soruları kendimize sormalıyız. Çünkü mesele, müziğin bir manipülasyon aracı olup olmadığından ziyade asıl mesele, müziğin bize hizmet eden bir dost mu, yoksa bizi yöneten bir efendi mi olacağıdır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bugunun-populer-sarkilarina-hic-dikkat-ettiniz-mi-ici-bos-bir-tekrardan-ibaret/38828/">Bugünün popüler şarkılarına hiç dikkat ettiniz mi? içi boş bir tekrardan ibaret.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/bugunun-populer-sarkilarina-hic-dikkat-ettiniz-mi-ici-bos-bir-tekrardan-ibaret/38828/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceren Cennet: Müziğim travmalarımı iyileştirdi, duygularımı şarkılara dönüştürdüm!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/kultur-sanat/ceren-cennet-muzigim-travmalarimi-iyilestirdi-duygularimi-sarkilara-donusturdum/36609/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/kultur-sanat/ceren-cennet-muzigim-travmalarimi-iyilestirdi-duygularimi-sarkilara-donusturdum/36609/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Dec 2025 11:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ceren Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Ceren Cennet Röportajı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=36609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün hızlı ve dijital odaklı müzik dünyasında, şarkıların popülerliği kadar duygusal derinliği de önemli hale geldi. Bu bağlamda Ceren Cennet, besteci, söz yazarı ve yorumcu kimliğiyle müzik yolculuğunu, şarkılarının arkasındaki kırılma anlarını ve hayata dair içten duygularını gazeteci Abdussamed Tosun’a samimi bir şekilde anlattı. Abdussamed Tosun: Besteci ve söz yazarı kimliğinizin yanı sıra sahnede güçlü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/kultur-sanat/ceren-cennet-muzigim-travmalarimi-iyilestirdi-duygularimi-sarkilara-donusturdum/36609/">Ceren Cennet: Müziğim travmalarımı iyileştirdi, duygularımı şarkılara dönüştürdüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzün hızlı ve dijital odaklı müzik dünyasında, şarkıların popülerliği kadar duygusal derinliği de önemli hale geldi. Bu bağlamda Ceren Cennet, besteci, söz yazarı ve yorumcu kimliğiyle müzik yolculuğunu, şarkılarının arkasındaki kırılma anlarını ve hayata dair içten duygularını gazeteci Abdussamed Tosun’a samimi bir şekilde anlattı.</strong></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Besteci ve söz yazarı kimliğinizin yanı sıra sahnede güçlü bir yorumcu olarak da öne çıkıyorsunuz. Sizi ilk kez şarkı yazmaya iten o anı hatırlıyor musunuz? O duyguyu bugün hâlâ aynı tazelikle hissedebiliyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Hayatta hepimizin farklı dönemlerde karşılaştığı zorluklar oluyor. Benim için de ilk şarkıları yazmaya başladığım dönem, tam da bu zorlukların geride kaldığını düşündüğüm, “Artık mutluyum” dediğim bir zamana denk gelmişti. O günlerde müziğe büyük bir aşkla sarılıyor, yazdığım her şarkıyı içimden gelerek söylüyordum. Bu duygusal yoğunluk ve içsel coşku, yüzlerce bestenin ortaya çıkmasını sağladı. Bugün ise hayatın yine zorlu bir sürecinden geçiyorum. Ancak yaşadığım her deneyimin, her duygunun beni beslediğini ve müziğime yeni bir derinlik kattığını hissediyorum. Günün sonunda kalbim yeniden huzura erdiğinde, bu kez çok daha güçlü, çok daha özel şarkıların ortaya çıkacağına inanıyorum. Çünkü biliyorum ki müzik, insanın en kırılgan anlarından doğduğunda gerçek anlamını buluyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk söylediğiniz şarkıyı hatırlıyor musunuz? O an nerede, kimin karşısındaydınız, size neler hissettirdi? O şarkı, müziğe olan sevginizi pekiştiren bir an mıydı, yoksa sadece güzel bir tesadüf müydü?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> O anı hâlâ çok net hatırlıyorum; sahneye çıkmadan önce tarifsiz bir heyecan içindeydim. İlkokulda yıl sonu gösterisinde ilk kez sahne almıştım ve kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Gösteri bittiğinde ise salondan yükselen alkışlar ve aldığım övgüler, o an yaşadığım heyecanın yerini tarifsiz bir mutluluğa bıraktı. O alkışlar, sahnede olmanın ve kendini ifade etmenin ne kadar güçlü bir duygu olduğunu ilk kez hissetmemi sağladı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şarkılarınızın duygusal yoğunluğu dikkat çekiyor. Söz yazarken kendi hayatınızdaki hikâyelerden mi besleniyorsunuz, yoksa hayal gücünüzle yarattığınız karakterler de var mı?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Şarkılarımı yazarken en büyük ilham kaynağım kendi hayatım ve çevremdeki insanların yaşadıkları oluyor. Bazen birinin bana anlattığı sıradan gibi görünen bir hikâye, zihnimde bambaşka bir dünyaya dönüşebiliyor ve kısa sürede bir şarkının temelini oluşturabiliyor. Yaşanmışlıklar, duygular ve insan hikâyeleri beni besliyor. Bunun yanı sıra hayal gücüm de üretim sürecimde önemli bir yer tutuyor. Zihnimde yarattığım karakterlerin, kurduğum hikâyelerin bile şarkıları var. Gerçekle hayalin iç içe geçtiği bu dünyada, her duygu ve her hikâye müziğe dönüşebilecek bir ilham kaynağı haline geliyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanatçılar genellikle eserleriyle birlikte kendileri de dönüşür. Kariyerinizin başındaki “Ceren” ile bugünkü “Ceren” arasında en büyük fark ne? Sanatta kırılma noktaları çok önemlidir. Sizce hayatınızda sizi tamamen başka bir yola sokan en büyük dönüm noktası neydi?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Yolun başındaki Ceren, en zor koşullarda bile atılan en küçük adımın bile büyük sonuçlar doğurabileceğine yürekten inanıyordu. Attığı her adım onun için kıymetli, özel ve ilham doluydu. Belki de bu inanç sayesinde birçok kapı ardına kadar açıldı ve binlerce insanla aynı duyguda buluşma, kucaklaşma imkânı doğdu. Ancak ne zaman çevremdeki seslere fazlaca kulak vermeye, enerjimi aşağıya çekmelerine izin vermeye başladıysam, en güçlü adımlarımda bile eskisi kadar güçlü hissedemez oldum. Oysa kalbinin sesini dinleyen ve gerçekten çaba gösteren bir insanın, isteyip de başaramayacağı hiçbir şey olmadığına hâlâ inanıyorum. Kariyer yolculuğum boyunca beni bugün daha mükemmeliyetçi bir noktaya taşıyan pek çok neden oldu. Ama geriye dönüp baktığımda, yolun başındaki Ceren’in en büyük gücünün, attığı adımların etkisine duyduğu sarsılmaz inanç olduğunu görüyorum. Ve o inançla, gerçekten başarabiliyordu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital çağda müzik üretmek kolaylaştı ama kalıcı olmak zorlaştı. Siz bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Müzik endüstrisinde “popüler olan” ile “sanatsal olarak değerli olan” arasında sıkışıp kaldığınız anlar oldu mu? Böyle bir durumda tercihiniz hangisi olurdu?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Müzik dünyasında, piyasa müziği ile sanatsal müzik arasında bir ayrım olduğu gerçeğini inkâr etmek mümkün değil. Ben de kariyerim boyunca zaman zaman daha popüler, geniş kitlelere hitap eden şarkılar yaptım. Ancak bu süreçte, kendi sanatsal yanımı tamamen bir kenara bırakmak yerine, o şarkıların arasına mutlaka beni yansıtan, ruhumu taşıyan dokunuşlar serpiştirmeye özen gösterdim. Çocuk şarkılarından rock’a, poptan arabeske kadar farklı türlerde yazıp söylemiş olmamın temel nedeni de dinleyiciye müziğin farklı yüzlerini göstermekti. Her tarzın kendine ait bir dili ve duygusu olduğuna inanıyorum ve elimden geldiğince bu çeşitliliği dinleyiciyle buluşturmaya çalıştım. Ancak bugün dönüp baktığımda şunu net bir şekilde söyleyebilirim: En güzel şarkılar, ne sanatsal kaygıyla ne de piyasa hesabıyla ortaya çıkıyor. En güzel şarkılar, tamamen içten gelen bir duyguyla, özgürce ve samimiyetle yapıldığında gerçek anlamını buluyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Kördüğüm” şarkınızda hissedilen o çıkışsızlık duygusu, dinleyicide çok güçlü bir bağ kuruyor. Bu şarkı sizin hayatınızda yaşadığınız gerçek bir kırılma noktasının mı yansımasıydı, yoksa topladığınız farklı hikâyelerin birleşimi mi? Şarkının sözlerini yazarken yaşadığınız duygusal süreçte hangi an sizi en çok zorladı?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> “Çıkışsızlık” ifadesini gerçekten çok güzel tanımladınız. Bu şarkı, aslında Ceren’in merhametli, vefalı ve vicdanlı yanını anlatıyor. Yaşanan onca kötülüğe, karşılaşılan duyarsızlığa rağmen sevdiklerinden vazgeçemeyen bir ruh halini yansıtıyor. Ne olursa olsun, günün sonunda dönüp yine sarılabilen, kırılmış olsa bile sevgiden kopmayan bir yanın sesi bu. “Çıkışsızlık”, duygusal olarak ihmal edilmenin, iç içe geçmiş, kördüğüm haline gelen hislerin bir sonucu olarak yazılmış bir şarkı. Bastırılan duyguların, görmezden gelinen yaraların ve sessiz kalınan acıların müziğe dönüşmüş hali. Bu yönüyle hem çok kişisel hem de pek çok insanın kendinden bir parça bulabileceği samimi bir anlatı taşıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Haspam” adını taşıyan eserinizde hem meydan okuma hem de bir sitem var. Bu şarkının ortaya çıkış hikâyesinde, sizi böyle net bir tavır almaya iten neydi? Sanatta bazen cesur ifadeler risk taşır; sizce bu şarkınız kariyerinizde bir dönüm noktası mı oldu?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> “Haspam”dan sonra dinleyicinin karşısına bambaşka bir Ceren çıktı. Bunu samimiyetle söyleyebilirim ki, “Haspam” aslında kendi kalbime yazdığım bir şarkı. Şarkının satır aralarında, sağlıksız bir sevgi biçimini, insanın kendine bile itiraf etmekte zorlandığı duyguları anlatıyorum. Finalde geçen “seviyo hastam” cümlesi de bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Ne yazık ki bazen insan, en çok kendi kalbine eziyet edebiliyor. “Haspam”, tam da bu anları; acıtan ama bir yandan da vazgeçilemeyen duyguları, tatlı bir dille ifade eden bir şarkı. Dinleyen herkesin, kendi iç dünyasında bir yere dokunmasını ve o kırılgan hâli hissetmesini istedim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Peki en başa dönelim… Ceren Cennet kimdir? Çocukluğunuz nasıl geçti, nasıl bir aile ortamında büyüdünüz? Müziğe olan ilginiz ilk ne zaman ortaya çıktı? O yıllardaki hayalleriniz ile bugünkü hayatınız arasında nasıl bir bağ var?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Çocukluğumda daha sakin, sessiz ve içine kapanık bir yapım vardı. Kendi halinde, anne babasını hiç yormayan bir çocuktum. Ancak müzikle tanışmamla birlikte içimde saklı kalan o çocuk da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Müzik, benim kendimi ifade edebildiğim en güçlü alan oldu. Küçükken kolonya şişesini mikrofon gibi elime alıp Shakira şarkıları söylediğimi hatırlıyorum. Shakira’yı ve Gökhan Özen’i o dönem çok severdim. Bugün hâlâ hem müzisyenlikleri hem de söz yazarlıklarıyla beni en çok etkileyen, ilham aldığım sanatçılar arasında yer alıyorlar. Müzik yolculuğumun temellerinde, çocukluğumda duyduğum bu hayranlığın büyük payı olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Siz hem besteci hem söz yazarı olarak, şarkılarınızda hikâye anlatan bir yol izliyorsunuz. Bir şarkınızın ilk kıvılcımı genellikle bir melodi mi, bir cümle mi, yoksa yaşanmış bir anı mı oluyor? Mesela “Kördüğüm” ve “Haspam” için bu süreç aynı mıydı?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> “Kördüğüm” yaşandıktan yıllar sonra yazıldı, “Haspam” ise tam yaşandığı esnada ortaya çıktı. Aslında melodiler ve şarkılar çoğu zaman bir anda geliyor. Ancak o melodinin içindeki hikâyenin ne zaman, nerede ve hangi satırda kalbimde belirginleşeceğini ben de önceden bilemiyorum. Bazen bir duygu, bir an ya da bir yara, kalbimde ansızın açılıyor ve şarkının hikâyesini bana kendiliğinden gösteriyor. O anlarda, Allah’ın bana verdiği bu yetenek karşısında adeta büyüleniyorum. Müzisyen olmak sonradan öğrenilebilir belki ama doğuştan besteci ve söz yazarı olmak, yaşanan travmaları müziğe dönüştürebilme becerisinden geliyor diye düşünüyorum. Hâlâ her dinlediğimde hüngür hüngür ağladığım şarkılarım var. Çünkü aynı yarayı yeniden kanatıyorlar. Bu yüzden yazdığım her şarkı, ister travmatik ister mutlu olsun, mutlaka gerçek bir hikâyenin, yaşanmış bir duygunun ürünü. Şarkılarım, kalbimde iz bırakan anların sesi aslında.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanatçılar bazen kendi eserlerini yıllar sonra dinlediğinde farklı hisseder. Siz, ilk yazdığınız zamandaki Ceren ile bugün aynı şarkıya baktığınızda, aynı duyguyu hissediyor musunuz, yoksa zamanla o şarkılar sizin için başka anlamlar mı kazandı?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Evet, bir dönem zorlukların ve yoğun duygusallığın içinden çıkmakta zorlanan bir Ceren vardı. O süreçte yazılan şarkılar, daha çok kırılganlığı ve içsel mücadeleyi anlatıyordu. Ancak zamanla bu duyguların yerini bir başkaldırış almaya başladı. Sonraki şarkılarımda ise artık sadece acıyı değil, nasıl ayakta kaldığımı, nasıl güçlendiğimi ve yeniden kendimi inşa ettiğimi anlatıyorum. Her biri, yaşanan zorluklara karşı verilen sessiz ama kararlı bir mücadelenin yansıması. En yakın zamanda bu şarkıları dinleyiciyle sırasıyla buluşturmayı umut ediyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanatçılar bazen en popüler olan eserleriyle değil, çok az kişinin bildiği şarkılarıyla daha derin bağ kurar. Sizin için bu “özel ama az bilinen” şarkı hangisi ve neden?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> “Senden Sonra” adını verdiğim bir şarkım var ve sanırım bugüne kadar en çok bağ kurduğum şarkım da bu. Şarkıda belirgin bir başkaldırı hissi var; ama ne yazık ki sonu yine aynı hengame, aynı hüzünle buluşuyor. Çünkü aşktan ve acıdan geçmeyen şarkılar, Sezen Aksu’nun da dediği gibi, biraz eksik kalıyor. Her şarkı bir şekilde acıdan geçiyor ve yaşadığımız her deneyim, kalbimize bıraktığı izlerle şarkılarda hayat buluyor. “Kördüğüm” için de demiştim ya, kalbimin hikayesi… İşte “Senden Sonra” tam da o yıllardaki kalbimin, yaşadığı kırgınlıkların, sevinçlerin ve sarsıntıların hikayesini anlatıyor. Her bir şarkım, geçmişten getirdiğim acıları, duygusal yaraları ve aynı zamanda içsel gücü dinleyiciye ulaştırıyor; böylece şarkılarım hâlâ var olmaya ve duygularımı taşımaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Siz müzikte samimiyetle güç arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Mesela “Sana İçtim” gibi tamamen içe dönük bir parça ile, daha yüksek tempolu ve güçlü duruşlu şarkılarınız arasında seçim yaparken neye göre karar veriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Aslında şarkılarımı oluştururken yalnızca kendi iç sesime değil, çevremdeki birçok müzisyenin ve farklı mesleklerden güvenilir insanların fikirlerine de başvuruyorum. “Sence en güzeli hangisi? En çok hangisi hoşuna gitti?” gibi sorular soruyorum. Çünkü neticede şarkılarımı dinleyecek olan insanlar onlar. Bu nedenle, güvendiğim kişilerin görüşlerini alarak şarkılarımı olgunlaştırıyorum. Günün sonunda, içime en çok sinen ve hislerime en uygun olanı seçiyorum; özellikle bir piyasa işi yapıyorsam bu çok önemli. Ama hislerime güvenmek, her zaman en doğru yol oluyor. Örneğin “Kördüğüm” şarkısı ortaya çıktığında birçok müzisyen benimle masaya oturdu ve sözleri ya da melodiyi değiştirmem gerektiğini söylediler. Çeşitli eleştirilerde bulundular. Fakat o an kalbimden akan sözü veya melodiyi değiştirmem; bu benim kuralım. Çünkü şarkı, o hisle var oldu ve bir şarkıyla oynadıkça o hissiyat kayboluyor. Sonuçta, müzik en gerçek duyguların kalbe girebildiği bir alan. Piyasada sahte duygulara yer yok. Bence bu yüzden, gençler ve kendi olmaktan korkmayanlar, bu piyasada daha başarılı oluyor. Kendi iç sesini dinleyen, duygularını samimi bir şekilde aktarabilen bir sanatçı, her zaman daha güçlü bir bağ kurabiliyor dinleyiciyle.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dünya üzerinde bir sanatçıyla (yaşayan veya vefat etmiş) düet yapma fırsatınız olsaydı, kimi seçerdiniz ve neden?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Eğer ilham aldığım ve örnek olarak görmek istediğim müzisyenleri seçme şansım olsaydı, kesinlikle Dua Lipa ve Zeynep Bastık olurdu. Her ikisinin de işlerine olan disiplinine hayranım. Başarılarının tesadüfi olmadığını, tamamen uzun yıllar süren, disiplinli bir çalışmanın ve kararlılığın sonucu olduğunu çok iyi görebiliyorum. Bu iki kadın, müziğe olan bağlılıkları, kendilerini sürekli geliştirme azimleri ve sahnedeki performanslarıyla benim için örnek teşkil ediyor. Bu yüzden seçme şansım olsaydı, onları her zaman yanımda görmek isterdim; çünkü başarıya giden yolun sabır, disiplin ve tutku ile örülmüş olduğunu en net şekilde gösteriyorlar.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kendi hayatınıza dair tek bir anı şarkıya dönüştürüp sonsuza kadar saklama şansınız olsaydı, bu hangi an olurdu?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Her şarkı, benim için bir duygu; her duygu ise hayatımda özel bir anı demek. Bazen öyle anlar oluyor ki, aşık olduğum bir adama yazdığım bir şarkıyı ve o şarkıya eşlik eden o özel anıyı, kendi içimde saklamak istiyorum. Çünkü şarkılarım sadece melodilerden ibaret değil; her biri bir hatıra, bir his ve yaşanmış bir deneyimle şekilleniyor. Bu yüzden, her şarkımda hem kendi duygularımı hem de o anın ruhunu dinleyiciye ulaştırmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Başarılı bir sanatçı olmanın yanında “Güzellik Uzmanı” kimliğiniz de var. Sanatsal bakış açınızla güzellik anlayışınız birbirini nasıl besliyor?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Kalıcı makyaj ile müzisyenlik arasında aslında ilginç bir benzerlik var. Her iki alan da hem yetenek hem de doğaçlama ve özgünlük gerektiriyor. Sadece teknik bilgiyle değil, aynı zamanda yaratıcılıkla, detaylara dikkat ederek ve titizlikle çalışmakla başarılı olabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra sabır da her iki meslekte başarı için kritik bir unsur. Güzellik sektöründe yapılan işlerin kalıcılığı ve estetik değeri, müzik sektöründe ise eserlerin dinleyicide yarattığı etki, sabırla, özenle ve sürekli çabayla şekilleniyor. Bu yüzden, ister müzik yapıyor olun, ister kalıcı makyajla uğraşıyor olun, başarıya giden yolun temel taşlarından biri sabır ve disiplin.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Ceren Cennet’in en büyük hayali gerçekleştiğinde, ilk olarak kime haber verirdi ve neden?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Öncelikle, yaşadığım her zorlukta ilk olarak anneme haber verirdim. Ona minnettarım; bu kadar güçlü ve kararlı bir savaşçı yetiştirdiği için. Düşüşlerimde ellerimi tutmadan, kendi ayaklarımla yeniden kalkmam gerektiğini bana öğretti ve her zaman bu süreçte yanımda olarak beni destekledi. Onun sevgisi ve rehberliği, hem hayatımda hem de müzik yolculuğumda bana güç veren en önemli kaynaklardan biri oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde müzik endüstrisinin ticari yönünün ön planda olması, şarkıların ruhunu kaybetmesine neden oluyor mu sizce? Müzik ve ticaret arasındaki bu dengeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Müzik dünyasında hızlı tüketilen, piyasa şarkıları elbette var ve bu şarkıların da kendi içinde duygusal ve sanatsal bir değeri olduğunu inkar edemeyiz. Ancak bir de tamamen kâr amacı gütmeden, içten gelen bir motivasyonla yazılan ve yayınlanan şarkılar var. Piyasa odaklı olarak ardı ardına yazılan şarkılar, evet, zaman zaman büyük ilgi görüyor ve kısa sürede popüler olabiliyor. Ama ne yazık ki dinleyicide kalıcı bir iz bırakmıyorlar. Oysa içtenlikle, duygusunu hissettiren ve samimiyetle ortaya çıkan şarkılar, zaman geçse de dinleyicide bir yer edinmeyi başarıyor ve müziğin gerçek gücünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Geçmişteki büyük sanatçılar ile bugünkü müzik dünyası arasında en büyük fark sizce nedir? Bu farkın sanata olumlu ya da olumsuz etkileri neler?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Geçmişte, yapımcılar da müzisyenler de bir şarkıda en önemli olanın, o şarkının derin hissiyatı olduğunu biliyordu. Duyguyu, melodiyi ve sözleri bir bütün olarak değerlendirir, şarkının dinleyicide yaratacağı etkiyi öncelikli görürlerdi. Ancak günümüzde bazı yapımcılar, işin odağına doğrudan kârı koyduğu için, şarkının doğru duygusunu ve özünü görmekte zorlanıyorlar. Bu durumun bir sonucu olarak, genç müzisyen kuşağı artık hislerine daha fazla güveniyor ve bireysel olarak kendini geliştirmeye odaklanıyor. Kendi duygusal iç dünyasıyla büyüyen ve hissiyatına sadık kalan sanatçılar, piyasanın kısıtlamalarından bağımsız olarak özgün eserler yaratabiliyor ve dinleyiciyle daha güçlü bir bağ kurabiliyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanatçılar bazen &#8216;en çok satacak&#8217; şarkıyı yapmak ile &#8216;en çok içime sinecek&#8217; şarkıyı yapmak arasında kalır. Siz böyle bir ikilem yaşadığınızda tercihinizi hangi yönde kullanıyorsunuz ve neden?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Kariyerimde, hangi şarkının ne zaman çıkacağı konusunda hep belli bir strateji izledim. En çok satacak, en çok dinleneceğini düşündüğüm şarkıları belirli dönemlerde piyasaya sürerken, hissiyatı güçlü ve duygusal açıdan derin şarkılarımı ise herhangi bir zamanda, zamana bağlı kalmadan dinleyiciyle buluşturmayı tercih ediyorum. Çünkü böylece şarkı, çıktığı dönemin ötesine geçip, hisleriyle dinleyicide kalıcı bir etki bırakabiliyor. Duygusu güçlü bir şarkının zamanlaması, onun gerçek değerini değiştirmiyor; önemli olan, içindeki hissin samimiyetle aktarılması.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital çağda algoritmalar, hangi şarkıların öne çıkacağını belirliyor. Sizce bu, sanatın doğal evrimini mi destekliyor, yoksa yaratıcılığı belli kalıplara mı hapsediyor?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Yapay zekânın insan duygularıyla ilgili çok fazla veriye ulaşması bence gayet normal bir durum. Zira günümüzde, nasıl hissettiğimizle ilgili an be an bilgilerimizi cihazlarımıza yüklüyoruz. Bu veriler, davranışlarımızı, tercihleri ve duygusal tepkilerimizi analiz eden teknolojiler için kullanılabiliyor. Dolayısıyla yapay zekânın insan duygularını anlamaya çalışması, modern hayatın bir sonucu olarak görülebilir. İnsan duygularının dijital dünyadaki izlerini takip edebilmesi şaşırtıcı değil, aksine doğal bir gelişim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik endüstrisinde popülerlik ile sanat değeri arasındaki dengeyi nasıl tanımlarsınız? Sizce bir şarkının sanatsal değerini koruyarak popüler olması mümkün mü?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Bence her şarkının kendine özgü bir sanat değeri vardır. Notalardan, melodiden ve sözlerden oluşur ve her biri mutlaka bir duygu taşır. Ancak günümüzde, bazı başarılı müzisyenlerin ve müzik çevrelerinin, yeni çıkan kuşağın şarkılarını piyasa başarısına göre ötekileştirdiğini gözlemliyorum. Bu tür ikili cephelerin oluşmasına gerek yok. Önemli olan, şarkının dinleyiciye ne hissettirdiği ve duygusunun insanlara ne kadar işlendiğidir. Bir şarkı arabesk de olsa, pop da olsa, içinde barındırdığı sanat değeri ve duygusal yoğunluk her zaman vardır. Bu nedenle, müzikte türü veya tarzı ne olursa olsun, eserleri ötekileştirmemek gerektiğini düşünüyorum. Asıl değer, şarkının insan kalbine dokunabilme gücüdür.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir şarkı yazarken kendi ruhunuza mı, dinleyicinin beklentisine mi daha çok kulak verirsiniz? Bu ikisi arasında bir denge kurmak mümkün mü, yoksa biri diğerini mutlaka bastırır mı?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> “Bir şarkı yazayım da tutsun” diyerek yazdığım tek şarkı “Sana İçtim” oldu. İnsanlar ellerini havaya kaldırıp dinliyorlar, ama sonrasında kimsede bir iz bırakmadığını fark ediyorum. Oysa “Kördüğüm”, “Sevda Kadehi”, “Aşk”, “Haspam” ve “Dur” gibi şarkılarım, binlerce çiftin ve binlerce anının hatırasına dokunmuş durumda. Bu istatistik, her zaman duyguların, içtenliğin ve hissiyatın şarkının başarısında ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Dinleyiciye dokunabilen, gerçek bir his taşıyan şarkılar, kısa süreli popülerlikten çok daha kalıcı oluyor ve insanlarda unutulmaz anılar bırakıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik sektöründe başarı çoğu zaman rakamlarla ölçülüyor; dinlenme sayısı, izlenme oranı, liste sıralaması&#8230; Sizce gerçek başarı, bu sayılarla mı belirlenir, yoksa sanatçının kendi iç dünyasında bulduğu tatminle mi?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Bir sanatçının iç dünyasında tatmin olabilmesi, bence ancak başarıyla mümkün. Müziğiniz ya geniş kitlelere hitap eder, ya da etmeyebilir; bu kaçınılmaz bir gerçek. Dolayısıyla, eğer bir şarkı ya da albüm dinleyiciye ulaşmazsa, sanatçının kendi eserinden tam anlamıyla tatmin olması da beklenemez. Başarı, sadece sayısal bir değer değil; aynı zamanda sanatçının emeğinin ve duygusunun takdir edilmesinin bir göstergesi olarak içsel tatmini sağlar. Bu yüzden, müzikte hem sanatsal hem de ticari başarı, bir anlamda birbiriyle iç içe geçmiş iki önemli unsurdur.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-36613 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ceren-Cennet-04-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ceren-Cennet-04-1024x576.jpg 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ceren-Cennet-04-300x169.jpg 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ceren-Cennet-04-768x432.jpg 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ceren-Cennet-04-1536x864.jpg 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ceren-Cennet-04.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde müzik artık dijital platformlarda saniyeler içinde tüketiliyor. Sizce bu hız, şarkıların ömrünü kısaltıyor mu, yoksa müziği daha ulaşılabilir kılarak sanatçılar için yeni bir alan mı açıyor? Kendi üretim sürecinizde bu dönüşümü nasıl karşılıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Bence her müzik, dinleyiciyi etkilediği ölçüde dinleniyor. Platformların popülerliği veya yapılan yatırımların bununla doğrudan bir ilgisi yok. Önemli olan, sanatçının duyguları nasıl aktardığı ve dinleyiciye ne kadar samimi bir bağ kurabildiği. Örneğin bugün Blok ismiyle tanınan sanatçımız, kimsenin o doğaçlamayla anlatamadığı bir dil kullanıyor duygularında. Bu sayede her kitle tarafından dinleniyor. Çünkü şarkılarında, hepimizin yaşadığı duyguları hem dolaylı hem de dolaysız bir şekilde çok net ve anlaşılır biçimde ifade ediyor. Dinleyici, kendinden bir parça bulduğu her şarkıda doğal olarak daha fazla bağ kuruyor ve eserler uzun süre hafızalarda kalıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir şarkının ortaya çıkış sürecinde yaşadığınız en heyecan verici an hangisidir? İlk kıvılcımı hissettiğiniz an mı, stüdyo kayıtlarında o parçanın canlandığı an mı, yoksa dinleyicilerle ilk kez buluştuğu an mı?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Bir şarkıyı ilk kaydettiğimiz an, benim için tarifsiz bir duygu yoğunluğu yaratıyor. O anı, yeni yürümeye başlayan bir bebeği izleyen bir anne gibi hissediyorum; hem heyecanlı, hem korumacı, hem de tarifsiz bir sevgiyle dolu. Şarkının ilk kaydı, duyguların en saf hâliyle ortaya çıktığı an olduğu için, her zaman benim için özel ve unutulmaz bir deneyim oluyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir şarkınızın, hiç tanımadığınız birinin hayatında çok önemli bir anın parçası olduğunu öğrenmek size nasıl hissettiriyor? Bu durum yaratıcılığınızı ve sorumluluk duygunuzu etkiliyor mu?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Bu durum, duygularımı derinden etkiliyor. İnsanlarla aynı duyguları, farklı hikâyelerde yaşamak, aynı hisleri paylaşmak ve aynı notalara dokunmak inanılmaz bir bağ yaratıyor. Şarkılar aracılığıyla insanların anılarında yer almak ve onların duygularında kaybolmak, tarif edilemez bir his. Her bir dinleyici, kendi deneyimiyle şarkıyı yaşadığında, müzik hem benim hem de onların iç dünyasında özel bir iz bırakıyor; bu, sanatın en güçlü yanlarından biri.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, müzik yolculuğunuz boyunca edindiğiniz tüm deneyimlere, yaşadığınız zorluklara, elde ettiğiniz başarılara ve sanatın size kattığı derin anlamlara baktığınızda; geriye dönüp gençliğinizdeki, müziğe ilk adım atan o heyecanlı halinize bir tavsiye verebilseydiniz, ona ne söylerdiniz? Ve bugün sizi dinleyen, hayallerinin peşinden gitmek isteyen insanlara bırakmak istediğiniz en önemli mesaj ne olurdu?</strong></p>
<p><strong>Ceren Cennet:</strong> Duygular, bence insan için en kıymetli hazinelerden biri. Hissettiğimiz her şey ve Allah tarafından bize bahşedilen bu yetenek gerçekten çok özel. İçimizdeki sesi dinlemek ve ona güvenmek, hem yaşam hem de sanat yolculuğunda çok önemli. Benim tavsiyem, kimsenin sizi yolunuzdan döndürmesine ya da şarkınız hakkında fikrinizi değiştirmeye çalışmasına asla izin vermemek. Kalbinizin sesini dinleyin ve o sesin ardından hangi mantık yolunu izlemeniz gerekiyorsa onu takip edin. Ben hâlâ her eserimde ve her adımımda bu şekilde ilerliyorum; duygularımı ve kalbimin yönlendirdiği yolu rehber edinerek. Bu yaklaşım, hem samimiyetinizi hem de yaratıcılığınızı korumanın en etkili yolu.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/kultur-sanat/ceren-cennet-muzigim-travmalarimi-iyilestirdi-duygularimi-sarkilara-donusturdum/36609/">Ceren Cennet: Müziğim travmalarımı iyileştirdi, duygularımı şarkılara dönüştürdüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/kultur-sanat/ceren-cennet-muzigim-travmalarimi-iyilestirdi-duygularimi-sarkilara-donusturdum/36609/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>içimde bir Fadıl Aydın büyüttüm!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 09:20:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ey sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[Fadıl Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[sevince]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=36271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duyguların hızla tüketildiği bir çağda, müziğiyle kalbe dokunmayı başaran sanatçı Fadıl Aydın, eserlerinin arka planını, inancını ve iç dünyasındaki yolculuğu gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı. Abdussamed Tosun: Milyonlara ulaşan bir sanatçısınız. “Aşk Çek Gönlüm, söyle yarim söyle, ey sevgili ve iki gözümün çiçeği” gibi eserleriniz çok geniş bir kitlede karşılık buldu. Bu süreçte dinleyicinin beklentisiyle kendi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/">içimde bir Fadıl Aydın büyüttüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Duyguların hızla tüketildiği bir çağda, müziğiyle kalbe dokunmayı başaran sanatçı Fadıl Aydın, eserlerinin arka planını, inancını ve iç dünyasındaki yolculuğu gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Milyonlara ulaşan bir sanatçısınız. “Aşk Çek Gönlüm, söyle yarim söyle, ey sevgili ve iki gözümün çiçeği” gibi eserleriniz çok geniş bir kitlede karşılık buldu. Bu süreçte dinleyicinin beklentisiyle kendi iç sesiniz arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Açıkçası o denge her üretim sürecinde yeniden kuruluyor. Çünkü dinleyicinin kalbine dokunmak çok kıymetli; onların duygularını, yaşadıklarını yakalayabilmek insana büyük bir güç veriyor. Ancak kendi iç sesimi, kendi duygumu kaybedersem, o bağ zaten doğallığını yitiriyor. Benim için müzik, önce içimde bir yankı bulmalı. Eğer o duygu bende gerçekse, dinleyici de bunu hissediyor. Elbette zaman zaman dinleyicinin beklentilerini, müziğin gittiği yönü ve trendleri duyuyorum. Ama bu seslerin, içimdeki asıl sesi bastırmasına izin vermiyorum.</p>
<p>Bir parçayı yalnızca ‘bekleniyor’ diye yapmamaya özellikle özen gösteriyorum. Çünkü bana göre müzikte en çok karşıya geçen şey samimiyet. İçten geleni söylediğimde, o duygu bir şekilde dinleyiciye ulaşıyor zaten. Bu yüzden her yeni eserde önce kendimle konuşuyorum, sonra dinleyiciyle buluşuyorum. Böylece hem tükenmiyorum hem de aramızdaki bağ sahici kalıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüz dünyasında duygular hızla tüketiliyor. Siz, duygunun bu kadar kıymetsizleştiği bir çağda hâlâ sevdayı anlatan eserler yapmayı bir direniş biçimi olarak mı görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Bence evet, bu bir direniş gibi.. Çünkü yaşadığımız çağda her şey inanılmaz bir hızla tüketiliyor. Zaman hızla akıyor, ilişkiler yüzeyselleşiyor, hatta duygular bile eskisi kadar uzun ömürlü olamıyor. İnsanlar bir hisle baş başa kalmaya, onu taşımaya ya da derinleştirmeye fırsat bulamadan bir sonrakine geçiyor. Ben ise duygunun hâlâ insanın en sahici, en dokunulmaz yeri olduğuna inanıyorum. Eserlerimi üretirken tam da bu noktaya tutunmaya çalışıyorum. O hisleri korumak, canlı tutmak ve biraz da unutturmamak istiyorum. Çünkü unutulan her duygu, insanın kendisinden kopardığı bir parçaya dönüşüyor.</p>
<p>Sevda benim için yalnızca romantik bir aşk duygusu değil. Sevda; insana, hayata, geçmişe, hatıralara ve elbette müziğe duyulan derin bir bağ. Bizi biz yapan, ayakta tutan ve hayata anlam katan şey de aslında bu bağlar. Ben bu bağları kaybetmek istemiyorum. Belki de eserler bu yüzden var. Sadece dinlenmek, eşlik edilmek ya da tüketilmek için değil; kalbin hâlâ çalıştığını, hâlâ hissedebildiğimizi, hâlâ insan olduğumuzu hatırlatmak için.. Eğer bir eser bunu başarabiliyorsa, benim için görevini yerine getirmiş demektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sosyal medyada hızla değişen müzik trendleri arasında, kalıcı bir sanat üretmek artık daha mı zor?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Evet, bugün kalıcı bir sanat üretmek eskisine kıyasla çok daha zor. Ancak aynı zamanda sanatçılar için fırsatların da hiç olmadığı kadar genişlediği bir dönemden geçiyoruz. Dijital platformlar, müziğin çok daha hızlı dolaşıma girmesini sağlıyor; bu da bir yandan görünürlük sunarken, diğer yandan üretimin niteliğini doğrudan etkileyen bir baskı oluşturuyor. Özellikle TikTok ve Reels gibi mecralarda bir eser, bazen yalnızca 10 saniyelik bir hook, yani nakarat bölümünden tanınır hâle geliyor. Bu durum, dinleyicinin dikkatini anında yakalamayı neredeyse zorunlu kılıyor. Ancak bu hız ve tüketim biçimi, derinlikli, yavaş yavaş açılan, hikâyesi olan parçaların geri planda kalmasına neden olabiliyor.</p>
<p>Sonuçta müzik, giderek zamana direnen estetik değeriyle değil; kısa sürede ne kadar paylaşıldığı, ne kadar izlenip tüketildiği ve ne ölçüde “viral” olduğu üzerinden değerlendiriliyor. Oysa müziğin asıl gücü, zamanla kurduğu bağda ve dinleyicide bıraktığı izde yatıyor. Benim için önemli olan, geçici bir popülerlikten ziyade, yıllar sonra bile dönüp dinlenebilecek, dinleyenin hayatında bir yere dokunabilecek eserler üretebilmek. Çünkü kalıcı olan, çoğu zaman hemen parlayan değil; zamanla derinleşen, sabırla dinlenen ve anlamını giderek büyüten müziktir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-36273 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-1024x604.jpeg" alt="" width="1024" height="604" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-1024x604.jpeg 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-300x177.jpeg 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-768x453.jpeg 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03.jpeg 1527w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik endüstrisinin sahne arkası çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar romantik değil. Rekabet, yorgunluk, üretim baskısı, görünürlük mücadelesi. Siz bu dünyanın içinde ayakta kalmayı nasıl başarıyorsunuz? Gerçek dostluklar, dürüst iş ilişkileri, samimi destekler hâlâ var mı müzik piyasasında, yoksa herkes kendi fırtınasında mı savruluyor?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Birçok müzisyen, yapımcı ya da menajer için sahne ışıkları altında parlayan ‘başarı’, çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar parlak bir hikâye değildir. O ışıkların arkasında, uzun süren bir yorgunluk, sürekli bir belirsizlik hâli ve görünür kalabilmek için verilen zorlu bir mücadele vardır. Rekabet yalnızca yetenekle açıklanabilecek bir mesele değil; sabır, doğru çevre, doğru zamanlama ve en önemlisi psikolojik dayanıklılık bu sürecin belirleyici unsurları hâline geliyor.</p>
<p>Bir yandan sanatçının üzerinde sürekli bir üretim baskısı oluşuyor. ‘Yeni bir şey çıkarmazsam unutulurum’ kaygısı, zamanla yaratıcılığı besleyen bir motivasyon olmaktan çıkıp, onu zorlayan bir yüke dönüşebiliyor. Bu baskı, müziğin doğal akışını sekteye uğratabildiği gibi, sanatçıyı kendisiyle yarışır hâle de getirebiliyor.</p>
<p>Diğer yandan dijital çağda görünürlük, neredeyse müziğin kendisi kadar önemli bir unsur hâline gelmiş durumda. Bir eserin ne anlattığından çok, ne kadar paylaşıldığı, ne kadar izlendiği ve ne kadar hızlı dolaşıma girdiği konuşuluyor. Bu da müzisyeni yalnızca üretim yapan bir sanatçı olmaktan çıkarıp, aynı zamanda kendini pazarlamak zorunda kalan bir figüre dönüştürüyor.</p>
<p>Bugün birçok sanatçı, eser yapmanın yanı sıra sosyal medyayı yönetmek, algoritmaları takip etmek ve sürekli görünür kalmak zorunda hissediyor. Bu durum, müzikle kurulan ilişkinin doğasını da değiştiriyor. Oysa sanat, baskıyla değil; zamanla, sabırla ve içtenlikle güçlenen bir alan. Benim için asıl mesele, tüm bu koşullar içinde kendi sesini ve dengesini kaybetmeden üretmeye devam edebilmek ama işin güzel tarafı şu gerçek dostluklar ve samimi destekler hâlâ var. Belki azlar, ama varlar. Genelde aynı dertleri paylaşan, birbirinin üretim sürecine saygı duyan insanlar arasında kurulan bağlar çok daha sağlam oluyor. Bu bağlar da müzisyenin hem ruhunu hem motivasyonunu besliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-36275 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-1024x616.jpeg" alt="" width="1024" height="616" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-1024x616.jpeg 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-300x181.jpeg 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-768x462.jpeg 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01.jpeg 1495w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eserlerinizde sadece aşk değil, derin bir teslimiyet, bir inanç duygusu da hissediliyor. Bu yönünüzün müziğinize yansıması bilinçli bir tercih mi, yoksa ruhunuzdan kendiliğinden süzülen bir hâl mi? Sizce sanat, inançtan bağımsız düşünülebilir mi? Bir ezgiyle dua etmek, bir kelimeyle susmak. Bunların arasında siz hangi çizgide yürüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Sanatın inançtan tamamen bağımsız olabileceğini düşünmek bana pek mümkün gelmiyor. Çünkü her sanat üretimi, özünde bir inanma eylemi barındırır. Sanatçı, bir duygunun, bir anlamın ya da bir güzelliğin gerçekten var olduğuna inanır ve onu görünür, duyulur ya da hissedilir kılmak ister. Bu inanç bazen doğrudan dini bir kaynaktan beslenebilir; bazen insana, doğaya, aşka, zamana, sessizliğe ya da hatta hiçbir şeye yönelmiş gibi görünebilir. Ama neye yönelirse yönelsin, sanatın içinde daima bir tür ‘iman’ vardır.</p>
<p>Ben kendi üretim çizgimi, bu iman hâlinin tam ortasında, dua ile ezgi arasında bir yerde konumlandırıyorum. Sözcükle sessizlik arasındaki o ince hatta yürüdüğümü söyleyebilirim. Çünkü müzikte ve sanatta her şey söylenerek anlatılmaz. Bazen bir nota, kelimelerden daha güçlü bir duaya dönüşür; bazen de bilinçli bir suskunluk, en yüksek sesle konuşan ifade hâline gelir.</p>
<p>Bu nedenle benim için sanat, yalnızca estetik bir arayış değil; aynı zamanda içsel bir temas, bir dinleme ve bir durma hâlidir. İnsan kendini, inandıklarını ve inanamadıklarını bu süreçte daha açık biçimde görür. Sanat da tam olarak burada anlam kazanır: Söylenenle söylenmeyen arasındaki o boşlukta, izleyiciyle ve dinleyiciyle kurulan sessiz ama derin bağda.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Her sanatçının bir dönemi vardır ama çok azı kendi zamanını aşar. Sizce bir eseri “kalıcı” yapan şey nedir? Melodi mi, söz mü, yoksa o eserin taşıdığı ruh mu? Bugün milyonlarca dinlenmeye ulaşan “Ey Sevgili” gibi bir parçanın, yıllar sonra da aynı etkiyi bırakmasını sağlayan şey ne olabilir sizce?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Bence bir eseri kalıcı yapan şey, yalnızca melodi ya da söz değil, o ikisini aşan bir “duygusal gerçekliktir.” Bir eser, dinleyicinin içinde yankı buluyorsa yani onun kendi duygusuna, hatırasına, özlemlerine temas edebiliyorsa o eser zamansız olur. Melodi, o duygunun taşıyıcısıdır; sözler ise ifadesi. Ama asıl “ruh” dediğimiz şey, sanatçının içtenliğiyle doğar. Dinleyen kişi bunu fark etmese bile, bir eserde “gerçek bir his” varsa, o hissi duyar. Bu da eseri yıllar sonra bile canlı tutar. “Ey Sevgili” gibi parçalar da tam olarak bu yüzden kalıcı olur: Melodisi sade ama ezberlenebilir ve ruhu samimidir, bir yapaylık hissedilmez. Zaman değişir, teknolojiler, tarzlar değişir ama insanın “özlem”, “aşk”, gibi duyguları değişmez.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “İki Gözümün Çiçeği” ve “Ey Sevgili” gibi eserlerinizde duygular neredeyse elle tutulacak kadar gerçek. Bu kadar içten bir duygusal aktarımın kaynağı nedir sizce?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Bu eserlerdeki duygunun kaynağı aslında kendi iç dünyamla olan yolculuğumdur. İlahiler benim için sadece birer melodi değil; içimde biriken duaların, özlemlerin çaresizliklerin, güç yetirememenin,kınanmanın ve teslimiyet hâlinin sese ve melodiye dönüşmüş hâlidir. “İki Gözümün Çiçeği” ve “Ey Sevgili” özelinde değil bugüne kadar çıkardığım her eser için geçerlidir. Kalbime dokunan çok özel anların izlerini taşıyor eserlerim.</p>
<p>Ben bir ilahi söylerken önce kendi içimde hissediyorum; o duygu gerçekten kalbime yerleşmeden dile gelmesine izin vermiyorum. Bu yüzden eserlerime yansıyan duygu, sahte ya da ezber bir ifade değil, tamamen yaşadığım, düşündüğüm ve içine sindiğim bir hâlin yansıması.</p>
<p>Belki de içtenliği sağlayan şey şu: Ben her eseri, önce Rabb’in huzuruna bir niyaz gibi söylüyorum. Samimiyet de tam olarak buradan doğuyor. Dinleyiciye ulaşan duygu benim duygum değil aslında; gönlümden süzülen ilhamın kendi saf hâli.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim, Fadıl Aydın kimdir? Nasıl bir ailede büyüdü, bize biraz Fadıl Aydın&#8217;ı anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> 1989’da Gaziantep’te dünyaya geldim. Altı kişilik kadim ailemizin üçüncü çocuğuyum; benden önce iki ablam yolu açtı, benden sonra da bir erkek kardeş geldi, sırayı bozmadan devam ettik yani. Babam fabrikadan emekli, annem de ev hanımı. Muhafazakâr, sade ve gösterişten uzak bir ailede büyüdüm. Şimdilerde ise hayatımın kraliçesiyle evliyim ve üç küçük prensin babasıyım. Evet, kabul ediyorum: Üç erkek çocuk zaman zaman bizi orta çağ savaşlarına sürüklüyor gibi oluyor ama yine de krallığımı çok seviyorum. Onlar hem en büyük kaos kaynağım hem de en büyük mutluluğum. Ailemin gürültüsü bile huzur veriyor diyebilirim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-36272 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sahne ışıkları söndüğünde, alkışlar dindiğinde, o büyük kalabalık sessizliğe karıştığında. Fadıl Aydın nasıl bir insan olarak kalır? Evinde, dostlarıyla, yalnız kaldığında neler düşünür, neyle huzur bulur? Sanatçı kimliğinizle “sade insan” Fadıl Aydın arasında büyük bir fark var mı?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Yıllardır, devasa konser alanlarında, mükemmel bir sahnenin üzerinde, rengârenk ışıkların altında kendi eserlerimi söylerken insanların hep bir ağızdan bana eşlik ettiğini hayal ederdim. İçimde hep “Fadıl Aydın” adını verdiğim bir hayal büyüttüm. Ne işle uğraşırsam uğraşayım, o içimdeki sahnede eserlerini söyleyen kişi hep Fadıl Aydın’dı.</p>
<p>Bugün Allah bana, o Fadıl Aydın’ın hayallerine kavuşmasına şahit olmayı nasip ediyor. Ben kendimi onun işçisi olarak görüyorum. Sahne, kostüm, klip, davet.. Fadıl Aydın’la ilgili ne varsa büyük özen ve titizlikle yapmaya çalışıyorum. Herhangi bir hata ya da suiistimale mahal vermemek için onu korumaya alıyorum; çünkü bu ilgi ve dinlenmeler kolay gelmedi. Küçümsenmeler, alay edilmeler, zorluklar, parasızlık, yok sayılmalar.. Bu yüzden sanatta Fadıl Aydın benim için ayrı bir yerde duruyor.</p>
<p>Sahneden indiğimde ise bambaşka biriyim. Samimi, içten, güler yüzlü ve dost canlısı.. Evimde ise eğlenceli, oyunbaz bir babayım. Dostlarımla sohbet etmek beni adeta tedavi eder. Sessizlik ve yalnızlık da benim için huzurun en saf hâlidir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Hayatta seni en çok etkileyen bir cümle, bir öğüt ya da bir dua var mı? Belki de hayatının pusulası haline gelmiş bir söz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> “Kimse Görmese de Allah Emeği Görür.”O c.c kuluna Şevkat ve Merhametle bakandır. Ve son olarak dinleyicilerime şunu demek isterim, Bugün ne isem tabi önce Rabbim in Kerem ve Lütfuyla sonra sizin sevginiz ve desteğinizle oldum. Sesimi büyüten sizlerdiniz. Benim yolculuğumda yanımda durduğunuz için her birinize minnettarım. Sizinle birlikte ağlamaya ve muhabbete devam edeceğiz inşallah ve son olarak değerli Abdussamed beyefendinin sanatıma, yolculuğuma ve iç dünyama böyle hassasiyetle dokunduğu için teşekkür ederim. Sıcak yaklaşımınız ve derinlikli sorularınızla çok güzel bir röpartaj oldu. Emeğinize sağlık.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/">içimde bir Fadıl Aydın büyüttüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökhan Akar, müzik sektörünü eleştirdi: Müzik, ruhu olmayan bir gürültüye dönüştü!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/manset/gokhan-akar-muzik-sektorunu-elestirdi-muzik-ruhu-olmayan-bir-gurultuye-donustu/36063/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/manset/gokhan-akar-muzik-sektorunu-elestirdi-muzik-ruhu-olmayan-bir-gurultuye-donustu/36063/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 09:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Akar]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=36063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müziğin dijitalleşme ve ticarileşme baskısı altında şekillendiği günümüzde sanatçı Gökhan Akar, sektöre dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Gazeteci Abdussamed Tosun’un sorularını yanıtlayan Akar, müziğin giderek sanatsal bir üretim olmaktan uzaklaştığını, hızlı tüketilen bir ürüne dönüştürüldüğünü söyledi. Türkiye’de müzik üretiminin büyük ölçüde ticari kaygılarla yapıldığını belirten Akar, yapımcıların ve sektörün yönlendirmesiyle ortaya çıkan işlerin topluma bir şey [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/manset/gokhan-akar-muzik-sektorunu-elestirdi-muzik-ruhu-olmayan-bir-gurultuye-donustu/36063/">Gökhan Akar, müzik sektörünü eleştirdi: Müzik, ruhu olmayan bir gürültüye dönüştü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müziğin dijitalleşme ve ticarileşme baskısı altında şekillendiği günümüzde sanatçı Gökhan Akar, sektöre dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Gazeteci Abdussamed Tosun’un sorularını yanıtlayan Akar, müziğin giderek sanatsal bir üretim olmaktan uzaklaştığını, hızlı tüketilen bir ürüne dönüştürüldüğünü söyledi.</p>
<p>Türkiye’de müzik üretiminin büyük ölçüde ticari kaygılarla yapıldığını belirten Akar, yapımcıların ve sektörün yönlendirmesiyle ortaya çıkan işlerin topluma bir şey katmadığını savundu. Sanatın özünde bir derdi, bir anlatısı olması gerektiğini vurgulayan Akar, yalnızca para kazanma hedefiyle yapılan üretimlerin müziği ruhsuzlaştırdığını ifade etti. Geçmiş dönemlerle günümüz müziğini karşılaştıran Akar, bazı şarkıların aradan yıllar geçmesine rağmen dinlenmeye devam etmesinin tesadüf olmadığını belirtti. Özellikle 1980’ler ve 1990’lar Türkçe pop müziğine işaret eden Akar, o dönemde üretilen eserlerin hâlâ ilgi görmesini “samimiyet, özgünlük ve duygu” ile açıkladı. Günümüzde ise birçok çalışmanın benzer kalıplarla, “kopyala yapıştır” anlayışıyla üretildiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Algoritmalar sanatı değil, rakamları öne çıkarıyor!</strong></p>
<p>Dijital müzik platformlarının müziğe erişilebilir kıldığını kolaylaştırdığını ancak aynı zamanda hızla tüketilebilen bir ürüne dönüştürdüğünü ve manipüle ettiğini belirten Akar, &#8220;Algoritmaların sanatsal kaliteye değil tıklanma ve izlenme sayılarını esas aldığını dile getirdi. Bu durumun nitelikli müziği ve iyi sanatçıları geri plana ittiğini niteliksiz ve günü birlik ünlüler kalitesiz işleri topluma dayattığını söyleyen sanatçı iyi şarkılar ve iyi sanatçılar toplumun gönlünde asla kaybolmaz ancak gündelik hayatta görünmez hale getiriliyor ve toplumun gündemi kalitesiz yanlış yönlendirici işlerle meşgul edilip dolduruluyor ve hafızalar kirletiliyor ancak kalplerde yine Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Barış Manço ve Kayahan kalıyor. Bu sanatçılar bu duruma en büyük örnektir&#8221; dedi.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/manset/gokhan-akar-muzik-sektorunu-elestirdi-muzik-ruhu-olmayan-bir-gurultuye-donustu/36063/">Gökhan Akar, müzik sektörünü eleştirdi: Müzik, ruhu olmayan bir gürültüye dönüştü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/manset/gokhan-akar-muzik-sektorunu-elestirdi-muzik-ruhu-olmayan-bir-gurultuye-donustu/36063/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökhan Akar: Sanatçının işi sadece şarkı yapmak değil, toplumun yarasına dokunmaktır!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 07:33:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Akar]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Akar Röportajı]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şarkılarında sadece melodiyi değil; yaşanmışlıkları, acıları, sevinçleri ve insan olmanın yükünü taşıyan Gökhan Akar, müziği bir anlatım aracı olmanın ötesinde bir vicdan dili olarak görüyor. Popüler olanın peşinden koşmak yerine, kendi yolunu çizerek üretmeyi tercih eden Akar; sanata, hayata, topluma ve insana dair düşüncelerini tüm açıklığı ve içtenliğiyle gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı. Müzik yolculuğundan kırılma [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/">Gökhan Akar: Sanatçının işi sadece şarkı yapmak değil, toplumun yarasına dokunmaktır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şarkılarında sadece melodiyi değil; yaşanmışlıkları, acıları, sevinçleri ve insan olmanın yükünü taşıyan Gökhan Akar, müziği bir anlatım aracı olmanın ötesinde bir vicdan dili olarak görüyor. Popüler olanın peşinden koşmak yerine, kendi yolunu çizerek üretmeyi tercih eden Akar; sanata, hayata, topluma ve insana dair düşüncelerini tüm açıklığı ve içtenliğiyle gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı. Müzik yolculuğundan kırılma anlarına, toplumsal sorumluluktan iyileştirici gücüne kadar birçok başlıkta samimi bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik yolculuğunuzda kendinizi bir sanatçıdan çok bir “anlatıcı” gibi mi görüyorsunuz? Sizce her şarkı, aslında bir felsefi sorgulamanın ürünü olabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Okan Bayülgen’in TV programına konuk olduğumda “Felsefe” şarkısıyla ilgili Okan Bey, “Adam gerçekten felsefik bir şey yazmış” demişti. Ben şarkılarımı sadece ritmik bir dizayn ya da bir melodi içerisinde eğlendiren, melodiyle uyumlu kelimelerle yazmıyorum. Bunu matematiğe uydururken, aynı zamanda bir hikâyesi ve felsefik bir anlatımı olan şarkılar yazıyorum. Aşkı dahi her zaman böyle anlattım.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şarkılarınızda yaşadığınız coğrafya, toplumun acıları ve sevinçleri önemli bir yer tutuyor. Sizce bir sanatçı, yaşadığı toplumun tanığı mı olmalı, yoksa onun ötesine geçip evrensel bir dile mi yönelmeli?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Bence sanatçı, yaşadığı coğrafyanın dili ve anlatıcısı; o acıların ve sevinçlerin önemli bir temsilcisi olmalı. Yaşadığı toplumun acılarını, sevinçlerini ve duygularını şarkılarında anlatırken, aynı zamanda o toplumu evrensel medeniyet seviyesine sürüklemeli ve yukarıya taşımalı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde müzik hızla ticarileşti ve şarkılar çoğu zaman sadece tüketime yönelik üretiliyor. Sizce bu durum, sanatın özünü nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Türkiye’de üretilen müzik şu an, yapımcıların da katkısıyla sanattan uzak; tamamen ticari, günlük tüketilen ve topluma bir şey katmayan, hatta götüren bir duruma evrildi. Bunun için yapımcının, şarkıcının, söz yazarının ve bestecinin yaşadığı topluma dair bir derdinin olması gerekir. Eğer amaç sadece para kazanmaksa, zaten içinde yaşadığımız durum normal.</p>
<p>Günümüzde dijital sistemin ve lobilerin buna çanak tutmasıyla; müzik aleti dahi çalmamış, ellerini ovuşturan sektör ve yapımcıların katkısıyla Türkiye’de müzik, tamamen ruhu olmayan bir gürültüye dönüştürüldü. Bu durum gençliği, insanları ve ruhu doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde müzikte “trend” olmak çok konuşuluyor. Sizce sanatçı trendleri takip etmeli mi, yoksa kendi yolunu mu çizmeli?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Neyin trend olduğundan ziyade, toplumun neye ihtiyacı olduğu ve müzikte ya da toplumda neyin eksik olduğu bence daha önemli. Trend olan şeyi yapmak, toplumu ve müziği aynılaşmaya götürüyor. Türkiye’de yapımcılar bunu hep yapar. Bir müzik tarzı meşhur olduğunda, bütün yapımcılar ve şarkıcılar o tarz projelere yöneliyor ve bu, sonu olmayan bir kısırlaşmaya dönüşüyor.</p>
<p>Oysa olmayanı yapmak, hem sizi diğerlerinden ayırır hem de toplumdaki bir boşluğu doldurur ya da bir eksikliği giderir. Genelde sanat anlayışı olmayan ve sadece çok izlenmek, çok para kazanmak fikriyle hareket eden kişilerin yolu trend takibidir. Elbette sound ve modern düzenlemeler anlamında gelişmeleri takip etmek çok yerinde; ancak bir tarzı ya da müziği birebir takip etmek doğru değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35912 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim… Gökhan Akar kimdir? Nasıl bir ailede büyüdü? Bize biraz Gökhan Akar’ı anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Gökhan Akar, müziğin bizzat yaşandığı bir ailede büyüdü. Genellikle müzik aleti çalınan, söylenen ve eğlenmeyi seven bir aileydi. Babasının bir orkestrası vardı ve onun için ilk basamak burası oldu. Bu basamağı iyi değerlendirdi ve hızlıca üst katlara tırmandı.</p>
<p>Altı yaşında babasının orkestrasında piyano çalarak başlayan yolculuk; sonrasında şarkı söyleyerek, ilkokul yıllarında çocukça yazılan şarkılar ve bestelerle devam etti ve konservatuvarla taçlandı. Birçok müzisyen, müzikten para kazanmaya başladığı anda eğitimini yarım bırakıp piyasaya yönelirken; o, konservatuvarı ve eğitimini bırakmadı. Aksine, master bitirdikten sonra albümünü yayımladı.</p>
<p>Hem alaylı hem master yapmış bir sanatçı olmasına rağmen değerlerinden asla vazgeçmeyen; milletine ve öz kültürüne bağlı, Türkçe pop alanında modern soundları kullanarak duygusunu ve ruhunu kaybetmeden içi dolu müzik yapan, önüne çıkan engellere karşı ciddi mücadeleler veren ve kalbini güzel tutmaya gayret eden bir sanatçı.</p>
<p>Ve sadece bir sanatçı değil.. Aynı zamanda bir iyilik elçisi. Çocuklar için yardım faaliyetleri düzenleyen, deprem bölgesinde aylarca çocuklar için çadırda kalabilen yufka yürekli bir insan. Bence sanatçının işi sadece müzik yapmak değildir. Toplumun verdiği değere karşılık, sanatçı toplumun önünde giden, yol gösteren ve toplumun yaralarına dokunabilen kişi olmalıdır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk çıkış şarkınız “Felsefe” sizin için ne ifade ediyor? Hâlâ bir yol haritası gibi mi, yoksa sadece bir başlangıç noktası mı?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Felsefe, benim için paletimdeki renklerden sadece bir tanesiydi ve aslında yalnızca bir başlangıçtı; belki de ilk fırça darbesiydi. O şarkıyla söylemek istediğim şey, “ben buyum” demekten çok, “ben böyle düşünüyorum” demekti. Her şarkıyı bir renk, her sözü bir fırça darbesi gibi görüyorum.</p>
<p>Bir ressam nasıl ki tek bir darbeyle tabloyu tamamlamıyorsa, ben de tek bir şarkıyla kendimi anlatmış saymam. Resmin tamamı çok daha sonraları ortaya çıkacak. Şu an hâlâ o resmin başındayız; keşif aşamasındayız. Felsefe, yolun kendisi değil ama o yola çıkma cesaretini temsil ediyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eski şarkılar hâlâ yeni nesiller tarafından sevilerek dinleniyor. Sizce neden bazı şarkılar zamanın ötesine geçebilirken, bazıları birkaç haftada kayboluyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Aslında bunun cevabını önceki sorularda da dolaylı olarak vermiş oldum. Günümüzde birçok iş, çok izlenme ve trend olma kaygısıyla, tamamen para kazanma odaklı yapılıyor. Bu tür işler maalesef fast food gibi: Hızlı tüketiliyor, doyuruyor gibi görünüyor ama hafızada kalmıyor.</p>
<p>Buna karşılık, ruhu ve melodik duygusu çok daha güçlü olan eski şarkılar özellikle Türkçe popta 80’ler ve 90’lar hâlâ dinleniyor, hatta yeniden trend oluyor. Bunun temel sebebi, o dönem üretilen işlerin samimi, özgün ve kopya olmaması. Günümüzde birçok şarkı kopyala yapıştır mantığıyla üretiliyor ve bu da onları kısa ömürlü kılıyor.</p>
<p>Eğer sürekli trendi takip ederseniz, ister istemez benzer işler yaparsınız. Ancak olmayan bir rengi sektöre sokarsanız, ruhunuzu ve duygunuzu işin içine katarsanız, o zaman kalıcı olma ihtimali olan şarkılar üretirsiniz. Müziğin eski ya da yeni nesli olmaz; duygusu olan, samimi olan ve güzel olan her şey her yaştan insana dokunur. Bu benim için çok net bir gerçek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Türkiye’de pop müzik sahnesinde yer almak, aynı zamanda kalıplarla mücadele etmeyi de gerektiriyor. Sizce sanatçı kendi yolunu mu çizmeli, yoksa dinleyicinin beklentilerini mi dikkate almalı?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Ben “pop müzik” diyerek müziğin ayrılmasına çok sıcak bakmıyorum. Müzik müziktir; tarzlar sadece anlatım biçimidir. Hangi türde olursa olsun, sanatçı kendini sürekli yenilemeli ve kalıplarla mücadele etmelidir. Özellikle teknik anlamda ve modern sound konusunda çağın gerisinde kalmamak çok önemli.</p>
<p>Dinleyiciler genellikle sizin renginizi sevdiklerinde, o renkte işler beklerler. Bu çok doğal. Ancak siz farklı yaptığınız işleri de dinleyiciye sevdirmeyi başarabilirseniz, işte o zaman toplumdaki yeriniz sağlamlaşır. O noktada sadece takip edilen değil, aynı zamanda yolu açan ve taklit edilen biri hâline gelirsiniz. Bence sanatçı, dinleyicinin beklentilerini tamamen yok saymadan ama kendi yolundan da vazgeçmeden ilerlemeli. Denge tam olarak burada başlıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35913 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kariyeriniz boyunca şarkılarınızla farklı duygulara tercüman oldunuz. Sizce sanatçı, en çok kendi yaralarını mı iyileştirir, yoksa başkalarının yarasına mı merhem olur?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> İnsanların yaraları ve yaralanma biçimleri çoğu zaman birbirine çok benzer. Sanatçı, şarkılarındaki duyguyu ve ruhu çoğunlukla kendi yaralarından, yaşanmışlıklarından ve kırılmalarından alır. Sevmemiş, üzülmemiş, yaralanmamış, âşık olmamış bir söz yazarının yazdıkları dinleyiciye geçmez; çünkü samimiyet eksiktir.</p>
<p>Elbette sanatçı zaman zaman başkalarının hikâyelerini de anlatabilir. Ancak o hikâyeyi gerçekten hissettirebilmesi için, kendi iç dünyasında onunla bir bağ kurması gerekir. Sanatçının sesi, melodileri ve sözleri aslında yaşanmışlıkların izlerini taşır. Sanat biraz da yaraları iyileştirme meselesidir. İnsan anlattıkça, paylaştıkça iyileşir. Gerçek sanatçı yalnızca kendini değil, toplumu da iyileştirebilen kişidir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital çağ, müziği ulaşılabilir kıldı ama aynı zamanda çabuk tüketilen bir ürüne dönüştürdü. Sizce müzik, sanat olmaktan çıkıp tüketime mi hizmet ediyor artık?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Dijital çağ, toplumların hayatında çok büyük bir kolaylık ve aynı zamanda çok büyük bir devrim yarattı. Ancak burada asıl mesele, bu gücün kimin elinde olduğu ve ne amaçla kullanıldığıdır.</p>
<p>Dijital müzik platformları bugün dünya genelinde tek merkezden yönetilen algoritmalarla çalışıyor. Eğer bu algoritmalar tamamen kapitalist bir bakış açısıyla yönetilir ve yalnızca tüketimi artırmak için kullanılırsa, bu durum toplumları ve kültürleri manipüle etmeye başlar. Bu da müzikteki kültürel çeşitliliğin ve sanatsal zenginliğin yavaş yavaş yok olması anlamına gelir.</p>
<p>Ben dijital dünyanın iyi niyetli yönetilmediğini düşünüyorum. Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de bu. Müzik hâlâ sanat olabilir; ama bunun için dijital sistemlerin sanatçıyı değil, sadece rakamları merkeze almaktan vazgeçmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bugüne kadar yayınladığınız şarkılar arasında sizin için gerçek bir dönüm noktası olan hangisi oldu? Neden?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Aslında yayınladığım her proje, her şarkı hayatımda ayrı bir dönüm noktası oldu. Çünkü her biri beni hem müzikal hem de kişisel anlamda başka bir yere taşıdı. Ancak bunların arasında en çok hit olan, en geniş kitlelere ulaşan ve tüm radyolarda yoğun şekilde çalınan bir şarkı olarak “Aşktan Ötesi” özel bir yerde duruyor.</p>
<p>Bugün geriye dönüp bakıldığında, “hangisi senin için dönüm noktasıydı?” diye sorulsa, insanların aklına ilk olarak bu şarkının gelmesi de bunu doğruluyor. O şarkı, hem dinleyiciyle kurduğum bağı güçlendirdi hem de benim müzik yolculuğumda daha görünür bir eşik oldu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Lafügüzaf” şarkınızda depremzede çocukları klibinize dahil ettiniz. Sizce sanat, toplumsal belleği canlı tutmanın en etkili yollarından biri olabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Kesinlikle öyle. Sanat, özellikle de müzik, toplumsal belleği canlı tutmak ve toplumsal şuuru ayakta tutmak için en güçlü araçlardan biridir. Bazen tek bir şarkı, koca bir toplumu harekete geçirebilir, insanlara unutmamaları gereken bir gerçeği yeniden hatırlatabilir. Çocuklar benim için her zaman kırmızı çizgi olmuştur. Deprem bölgesindeki çocuklar için daha fazla ne yapabilirim diye düşünürken, onları klibin bir parçası haline getirme fikri doğdu. Onlara hayatları boyunca unutamayacakları bir anı bırakmak, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak bizi gerçekten çok mutlu etti. Bu, sadece bir klip değil; bir vicdan ve hafıza çağrısıydı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35909 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İzmir depreminin ardından yazdığınız “İzmir” şarkısında olduğu gibi, yaşanan büyük acıları şarkıya dönüştürmek sizde nasıl bir duygusal süreç yaratıyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> İzmir depreminden sonra İzmir’de kurulan çadır kentte vakit geçirmek, benim deprem trajedisiyle ilk gerçek yüzleşmem oldu. O sürecin ardından Elif ve Ayda bebekleri anlattığım “İzmir” şarkısı ortaya çıktı. Ancak asıl derin trajedi ve benim için gerçek anlamda bir olgunlaşma süreci, 6 Şubat depreminden sonra Hatay’da geçirdiğim sekiz ayda yaşandı.</p>
<p>Benim için şarkı yazmak başlı başına duygusal bir süreç yaratmıyor; tam tersine, şarkılar zaten yaşadığım ve yüzleştiğim duygusal sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Sokaklarda duyduklarım, gördüklerim, paylaştığım acılar, hissettiklerim… Tüm bunlar, Hatay’da yazdığım “Sessiz Çığlık” şarkısının kelimelerine dönüştü. Yani şarkılar, yaşadıklarımın bir özeti gibi.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce bir şarkıyı “eser” yapan şey nedir? Sadece popülerliği mi, yoksa insan ruhuna işleyip yıllar sonra bile aynı duyguyu uyandırması mı?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Bir şeyin popüler olması, onu asla tek başına bir eser yapmaz. Bir şarkıyı eser yapan asıl unsur, insanların ruhunda ne bıraktığıdır. Hayatlarına ne kattığı, onlarda hangi duyguyu uyandırdığı ve toplumun kültürel hafızasında nasıl bir iz bıraktığı çok daha önemlidir. Gerçekten eser niteliği taşıyan şarkılar, yıllar geçse bile unutulmaz. Çünkü o şarkılar, belli bir dönemin duygusunu, acısını ya da umudunu içinde taşır ve toplumun hafızasında kalıcı bir yer edinir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital platformlar sayesinde müzik daha erişilebilir ama aynı zamanda çabuk tüketilen bir hale geldi. Sizce bu değişim sanatçının üretim biçimini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Dijital platformlar müziğe erişim açısından büyük bir kolaylık sağladı; ancak bununla birlikte basit ve hızlı tüketilebilen şarkıların sayısını da ciddi şekilde artırdı. Yine de iyi şarkılar, bu hızla tüketilen düzenin içinde kaybolmaz.</p>
<p>Platformlar aslında sadece birer araçtır. Plaktan kasete, kasetten CD’ye, CD’den dijitale uzanan süreçte müzik taşıyıcıları değişti ama müziğin özü değişmedi. Ancak günümüzdeki dijital platformlar, tüm müzikleri aynı havuzda toplaması ve dinleyiciye algoritmalar üzerinden yönlendirme yapması nedeniyle sektörde doğal dengeyi bozdu.</p>
<p>Bu durum, ciddi bir adaletsizliğe ve dayatma politikasına dönüştü. İyi sanatçıları değil, daha basit ve hızlı tüketilen şarkıları öne çıkaran bir sistem oluştu. Sonuç olarak çoğunluk bu düzene uyum sağlamak zorunda kaldı, nitelikli işler geri planda kaldı ve iyi şarkılar üreten sanatçıların görünürlüğü ciddi şekilde azaldı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: 6 Şubat depreminden sonra gönüllü olarak uzun bir süre Hatay’da kaldınız. O süreç sizin sanat anlayışınızı nasıl değiştirdi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> 6 Şubat depreminden sonra deprem bölgesine giderken kafamda tek bir öncelik vardı: İnsanlara gerçekten dokunabilmek. Yaralarına bir nebze olsun merhem olmak, acılarını paylaşmak, orada yalnız olmadıklarını hissettirebilmek.. Sonrasında ise bütün bu yaşananların bana, ruhuma ve sanatıma ne katacağıydı. Çünkü Sezen Aksu’nun da çok doğru söylediği gibi, acı insanı büyütüyor. Acıdan geçmeyen şarkıların, söylenen sözlerin biraz eksik kaldığına inanıyorum. Hatay’da yaşadığım o süreç sadece müziğimi değil, bütün benliğimi ve ruhumu dönüştürdü, olgunlaştırdı. Sanırım bundan sonra yazacağım şarkılar daha dolu, daha gerçek, daha derin ve hayatın tam içinden olacak. Artık notaların arasında yaşanmışlık, sözlerin içinde gerçek hikâyeler olacak.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Çocuklarla yaptığınız etkinlikler, müziğin bir “iyileştirici güç” olduğunu bir kez daha gösterdi. Sizce sanat, yaraları sarabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> “Müzik ruhun gıdasıdır” sözü boşuna söylenmiş bir söz değil. Ben bugüne kadar ruhu bu kadar besleyen, bu kadar iyileştiren, motive eden ve insanı ayakta tutan başka bir güç görmedim. Sanat, özellikle de müzik, toplum için çok kıymetli ve vazgeçilmez bir yerde duruyor. İyileştiren, derinleştiren ve insanı dönüştüren bir etkisi var. Ama burada sanatçının niyeti de çok önemli. Eğer sanatçı bunu para ya da şöhret için yapıyorsa, ortaya çıkan işler ruhu beslemekten çok zarar verebiliyor. O zaman sanat iyileştiren değil, yaralayan bir şeye dönüşebiliyor. Sanatın gerçekten şifa olabilmesi için samimiyetle, insan için yapılması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35910 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Geriye dönüp baktığınızda müzik kariyerinizde sizi en çok dönüştüren kırılma anı hangisiydi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Hayatımdaki en büyük dönüşümü konservatuvar yıllarında yaşadım. Orası benim için sadece bir eğitim süreci değil, aynı zamanda kendimi tanıdığım, müziğe bakışımın şekillendiği bir dönemdi. Sonrasında ise yazdığım şarkıların gerçekten değişmeye başladığı, daha doğru, daha sağlam ve daha bilinçli yazdığımı hissettiğim bir süreç başladı. Bu da müzik sektörüyle, stüdyolarla ve aranjörlerle tanıştığım döneme denk geliyor. O ortamlar bana hem teknik hem de bakış açısı olarak çok şey kattı ve beni bugünkü müzikal çizgime taşıdı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, bugüne kadar yaptığınız şarkılar, yaşadığınız deneyimler ve toplumsal sorumluluklarınız ışığında, Gökhan Akar’ın müzik yolculuğunda geride bırakmak istediği en kalıcı iz nedir?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Müzik yolculuğumda örnek aldığım Neşet Ertaş, Barış Manço, Kayahan gibi büyük isimlere baktığımda, arkalarında bıraktıkları izleri çok net görüyorum. Toplumsal meselelere yaklaşımları, aşka ve dostluğa bakışları, şarkılarının insanlarda nasıl karşılık bulduğu hâlâ konuşuluyor. Ben de müziğimle böyle izler bırakabilmeyi isterim.</p>
<p>Mutlu olduğum bir işi yapıyorum. Sahnedeyken müzikseverlerle bütünleşmeyi, yazmayı, söylemeyi, duygularımı ve aşkı müzikle anlatmayı gerçekten seviyorum. Bu işi milyonların gözü önünde yaparken, önce insan olabilmeyi; ardından sanatçı kimliğimle topluma, özellikle gençlere yol gösterebilmeyi çok önemsiyorum. Yaşadığım bu güzel milletin değerlerine sahip çıkmak, onları yaşatmak ve buna katkı sunmak istiyorum. Zaman zaman yaralanan, üzülen toplumun yaralarına dokunabilmek, anlatırken iyileştirebilmek ve günün sonunda insana, insanlığa güzel bir miras bırakabilmek.. Ve geriye dönüp bakıldığında hoş bir seda ile, güzel anılarla anılabilmek, benim için asıl olan budur.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/">Gökhan Akar: Sanatçının işi sadece şarkı yapmak değil, toplumun yarasına dokunmaktır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat gençlerin zihnini kirletiyor!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-genclerin-zihnini-kirletiyor/35576/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-genclerin-zihnini-kirletiyor/35576/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 10:37:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ali çiğdem]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35576</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteci Abdussamed Tosun’un sorularını cevaplayan Eğitimci ve Yazar Ali Çiğdem, günümüz genç edebiyatında hızla büyüyen popüler akımların, özellikle wattpad kültürünün Türkçeyi ve edebi kaliteyi ciddi biçimde tehdit ettiğini söyledi. Çiğdem, röportajımızda “Bu eserlerde şiddet, taciz, akran zorbalığı ve suç unsurları normalleştiriliyor. Dahası, kullanılan dil fazlasıyla bayağı. Bu, genç kuşak için büyük bir tehlike” sözleriyle çarpıcı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-genclerin-zihnini-kirletiyor/35576/">Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat gençlerin zihnini kirletiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Abdussamed Tosun’un sorularını cevaplayan Eğitimci ve Yazar Ali Çiğdem, günümüz genç edebiyatında hızla büyüyen popüler akımların, özellikle wattpad kültürünün Türkçeyi ve edebi kaliteyi ciddi biçimde tehdit ettiğini söyledi. Çiğdem, röportajımızda “Bu eserlerde şiddet, taciz, akran zorbalığı ve suç unsurları normalleştiriliyor. Dahası, kullanılan dil fazlasıyla bayağı. Bu, genç kuşak için büyük bir tehlike” sözleriyle çarpıcı bir uyarıda bulundu.</p>
<p>Sorunun yalnızca içerikte değil, okur kitlesinde de büyüdüğünü vurgulayan Çiğdem, “Bu kitapların ortaokul çağındaki çocuklara kadar ulaştığını görüyoruz. Gençler arasında artan akran zorbalığında wattpad kültürünün etkisi göz ardı edilemez” dedi. Gerilim, fantastik ve polisiye türlerinde eserler kaleme alan yazar, “Gerilim ya da şiddet elbette edebiyatta olabilir, ancak alt metinde bunların ‘kötü’ olduğunu vurgularsınız. Popüler akımda ise bu unsurlar neredeyse bir özenme kültürüne dönüştü. Edebiyat zihinleri derinleştirmeli, bayağılaştırmamalı” ifadeleriyle edebiyatın taşıdığı sorumluluğun altını çizdi.</p>
<p>Türk edebiyatının geleceğine dair kaygılarını açıkça dile getiren Ali Çiğdem, “Edebiyat dili hem düşünceyi hem hayal dünyasını zenginleştirir. Bugün rafları dolduran popüler metinlerde ise gençlerin psikolojisini zedeleyen, dilimizi yozlaştıran bir akım var” diyerek genç okurları, aileleri ve eğitimcileri dikkatli olmaya davet etti.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-genclerin-zihnini-kirletiyor/35576/">Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat gençlerin zihnini kirletiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-genclerin-zihnini-kirletiyor/35576/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyor!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 10:36:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ali çiğdem]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitimci ve yazar Ali Çiğdem, yıllardır hem kalemiyle hem de öğrencileriyle kurduğu bağ üzerinden edebiyat dünyasında iz bırakmaya devam eden bir isim. Polisiye, gerilim ve fantastik türlerde eserler veren Çiğdem, aynı zamanda gençlere kitap sevgisini aşılamayı kendine misyon edinmiş bir eğitimci. Onunla yazarlık serüveninin başlangıcını, ilham kaynaklarını, Türkiye’de edebiyatın gidişatını ve geleceğe dair hayallerini konuştuk. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/">Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimci ve yazar Ali Çiğdem, yıllardır hem kalemiyle hem de öğrencileriyle kurduğu bağ üzerinden edebiyat dünyasında iz bırakmaya devam eden bir isim. Polisiye, gerilim ve fantastik türlerde eserler veren Çiğdem, aynı zamanda gençlere kitap sevgisini aşılamayı kendine misyon edinmiş bir eğitimci. Onunla yazarlık serüveninin başlangıcını, ilham kaynaklarını, Türkiye’de edebiyatın gidişatını ve geleceğe dair hayallerini konuştuk.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi kaleme iten ilk kıvılcım neydi?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Yazar olma ya da yazar olmaya çalışma fikri lise yıllarımda hasıl oldu. Edebiyat dersinde yüzlerce yıl önce yaşamış yazarlardan ve şairlerden, onların eserlerinden hala söz edilir olması, fikirlerinin ve tarihe bıraktıkları izlerin dillerde ve zihinlerde zikrediliyor olması beni derinden etkiledi doğrusu. Bu hayatta faniliğin pençesinden kurtulma ihtimali olmayan insanların belki de arkalarında bıraktıkları kalıcı eserlerle bu faniliğin surlarında bir gedik açabileceğini gördüm. Yazar olma yoluna adım atmama vesile olan en güçlü sebep buydu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk yazdığınız metni hatırlıyor musunuz? Ne hissettiniz onu bitirdiğinizde?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> İlk metinlerim ilkokul yıllarıma kadar gider, o dönemde resim yeteneğimin de iyi olmasıyla resimlerle ve kısa metinlerle kurgulanmış birkaç komik hikaye karaladım. Arkadaşlarım tarafından çok beğenilmiş birlikte çok eğlenmiştik okurken. Daha sonra lise yıllarımda ilk öykümü yazdım. Sınıfta okutmuştu edebiyat öğretmenimiz ve sınıfça kahkahalara boğulmuştuk. Öğretmenim yazma yeteneğimin olduğunu söyleyince bu konuda biraz daha cesaretlenmiştim. ilk amatör roman denememi 2006 yılında el yazmasıyla bir ajandaya yazmıştım.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarken kendinize belirlediğiniz bir rutin veya ritüel var mı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Aslında yazma sürecimde çok katı rutinlere bağlı biri olduğumu söyleyemem. Gece ve karanlık benim için vazgeçilmez bir atmosfer yaratıyor. Özellikle gerilim türünde çalışırken, gecenin sessizliği ve karanlığın verdiği gizem yaratıcılığımı daha da besliyor; kelimeler sanki daha kolay akıyor. Bununla birlikte, her gün aynı saatte masa başına oturup üretmeye çalışmak pek benim yapabileceğim bir şey değil. Bazen ilhamın peşinden günlerce aralıksız yazıyorum, uykuyu bile unutabiliyorum. Ama bazı dönemler oluyor ki, aylarca bir satır dahi yazamadığım zamanlar yaşanıyor. Bu nedenle, yazarlık benim için daha çok ilhamın yön verdiği, duygularla ilerleyen bir yolculuk diyebilirim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazılarınızda sıkça işlediğiniz temalar neler? Neden özellikle bu konular?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Konular sürekli değişebilir ancak yazdığım bütün eserlerde alt metin olarak “iyi ile kötünün mücadelesi” benim için olmazsa olmazdır. Eser kaleme almak, buna zaman ve emek ayırmak çok değerli şeylerdir ancak bu değeri taçlandıracak olan şey insanların zihinlerine, yüreklerine ve hayallerine ufuk açıcı bir pencere açmaktır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlhamınızı nereden alırsınız? Günlük yaşam mı, geçmiş deneyimler mi, hayal gücü mü?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> İlham kaynağımı tek bir yere bağlamak zor. Aslında günlük yaşamın içinden aldığım küçük ayrıntılar, geçmişte yaşadığım deneyimler, karşılaştığım insanlar ve elbette hayal gücümün beni götürdüğü bambaşka dünyalar… Hepsi kalemimi besleyen unsurlar. Fakat şunu da naçizane belirtmek isterim ki bir yazarın kalıcılığını ve etkisini belirleyen iki temel nokta vardır: güçlü bir anlatım kabiliyeti ve sınırsız bir hayal gücü. Bu iki unsur bir araya geldiğinde, tıpkı Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nde olduğu gibi, okurun zihninde yer eden ve yıllar sonra bile konuşulmaya devam eden büyük eserler doğar. Ben de yazarken bu dengeyi kurmaya gayret ediyorum; hem hayatın gerçeklerinden kopmadan hem de hayalin uçsuz bucaksız alanlarını keşfederek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35337 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Etkilendiğiniz veya yolunuzu açan yazarlar kimlerdir?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Polisiye türünde özellikle Jean-Christophe Grangé, benim için çok önemli bir isim. Özellikle Siyah Kan eseri, bu alanda çıtanın ne kadar yükseğe taşınabileceğini gösteren bir başyapıt niteliğinde. Onun sürükleyici dili ve karanlık atmosferi, polisiye yazımına olan bakış açımı ciddi anlamda etkiledi.</p>
<p>Korku ve gerilim türünde ise Stephen King‘i ayrı bir yere koymak gerekir. Yalnızca muazzam üretkenliğiyle değil, aynı zamanda insan psikolojisi ve korkularının derinliklerine inen anlatım gücüyle bu türü dünya çapında sevdiren ve kabul ettiren isim olduğunu düşünüyorum. Onun eserleri, bu alanda yazmak isteyen herkes için bir rehber niteliğinde.</p>
<p>Fantastik edebiyat denildiğinde ise J.R.R. Tolkien‘i zikretmemek mümkün değil. Orta Dünya’yı yaratırken ortaya koyduğu evren, karakterler, diller ve mitoloji, sadece fantastik türe gönül verenlerin değil, tüm okuyucuların hayal gücünü genişleten bir miras bıraktı. Bu türe ilgi duyan herkesin onu bir üstat olarak gördüğüne inanıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: ilk kitabınız yayımlandığında aldığınız geri dönüşler nasıldı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> İlk kitaplar zorluklar kadar güzellikleri de barındırır ve bir yazar için en ama en güzel şey okuyucularından güzel, taltif edici dönüşler almasıdır. Bilhassa lise çağındaki gençlerin “hocam kitabınız sayesinde okumanın ne kadar güzel bir şey olduğunu keşfettik bana kitap okumayı sevdirdiniz.” şeklinde dönüşler yapması beni mutlu etmenin ötesinde duygulandırmıştı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Okuyucularınızla nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Sosyal medyayı bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Sosyal medya, içinde bulunmaktan her ne kadar pek de mutlu olmasam da iletişim çağında bir yazar için zaruret haline gelmiş durumda. Okuyucularınız yeni çalışmalarınız hakkında ve sizin neler yaptığınıza dair meraklarını gidermeleri veya sizinle irtibatta olmaları için önemli.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eleştirilerle nasıl başa çıkıyorsunuz? Size yön veren bir eleştiri oldu mu hiç?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Dünyanın en başarılı yazarı da olsanız birileri sizi yine de eleştirecektir zira eleştiri bu işin tabiatında var. Şahsen okuyucularımın yapıcı ve iyi niyetli eleştirileri benim için övgülerden daha değerlidir zira bir yazarı geliştirecek olan övgülerden ziyade yapıcı ve iyi niyetli eleştirilere kulak vermektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüz edebiyatının Türkiye’deki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Ülkemizde maalesef bilhassa genç edebiyatı pek de iyi olmayan bir yöne doğru gidiyor. Tamamen ticari gayeler doğrultusunda vitrinleri istila eden wattpad denen roman türleri resmen edebiyatımızın ve dilimizin altını oyuyor. Şimdi kalkıp da insanlara şunu yazmayın bunu yazmayın diyecek noktada değiliz ancak sorun şurada bu eserlerde şiddetin, tacizin, akran zorbalığı, suç unsurlarının normalleştirilmesi ve bu eserlerin kahır ekseriyetle ergenlik çağındaki gençler tarafından okunması hatta bu kitapların ortaokul çağındaki çocuklara kadar ulaştığını görüyoruz. Bu tür ile ilgili bir diğer sakıncalı durum ise eserlerin hem içeriklerinin hem de kullanılan dilin fazlasıyla bayağı olması bu da edebiyatta adeta bir bayağılaşma akımı başlatmış bir durumda. Oysa edebiyat dili, fikir dünyasını, düşünceyi ve hayal dünyasını zenginleştirmeli ona derinlik ve nitelik kazandırmalıdır. Bu eserlerde alt metin sorunu da var, örneğin şiddeti ve vahşeti birçok ünlü yazarda veya benim yetişkinlere yönelik korku kitaplarımda da bulabilirsiniz ancak bu durumları alt metinde “kötü” veya “şeytani” olarak karşı tarafa yansıtıyoruz yani burada bir normalleştirme yok. Son dönemde gençler arasında artan akran zorbalığı salgının etkenlerinden biri de wattpad kültürüdür.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce edebiyat bir toplumun aynası mı, yoksa onun hayal ettiği bir gelecek mi?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Edebiyat, aslında bir toplumun hem bugünkü gerçekliğinin aynası hem de yarınlarına dair kurduğu hayallerin bir yansımasıdır. Bir milletin geçmişten getirdiği kültürel mirası, değerleri, acıları ve sevinçleri edebiyatın damarlarında yaşar; bu yönüyle köklerimizden beslenir. Aynı zamanda kaleme alınan her eser, geleceğe gönderilmiş bir mesaj gibidir. Bugün okunan, tartışılan ve toplumun ruhunu şekillendiren edebi eserler, insanların düşünce dünyasını etkileyerek yarının toplumsal karakterini inşa eder. Bu nedenle edebiyat, bir toplumun hem kim olduğunun hem de kim olmak istediğinin en güçlü ifadesidir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarların toplumsal sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Herkesin toplumsal sorumluluğu vardır ancak yazarların, öğretmenlerin, aydınların sorumluluğu çok daha fazladır zira sizin yazdıkalrınız artık sadece sizin düşünce dünyanıza ait değildir onlar artık başkalarının zihinlerinde filizlenmiş, dal budak salmaya başlamış, kök salmakta olan fikir tohumlarıdır. Bu da yazara daha fazla sorumluluk yükler. Bir yazar her şeyden önce yazma cesareti göstermiş ve yaratılışından gelen bir yetenekle ödüllendirilmiştir bu da ona sorumluluk noktasında daha çok iş yükü getirmektedir. Tabi bu her şeyden önce yazarın konuya bakış açısıyla da ilgili</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizi en çok etkileyen kitap hangisiydi? Neden?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Kutsal kitapları bu soruya dahil etmezsek ve yalnızca kurgusal edebi eserler açısından değerlendirecek olursak; benim için en özel eserlerin başında J.R.R. Tolkien’in yarattığı evren geliyor. Özellikle Yüzüklerin Efendisi üçlemesi ile Orta Dünya’yı anlatan Silmarillion ve Númenor’un Düşüşü gibi kitaplar, yalnızca fantastik kurgu olmalarının ötesinde, insanlık tarihine dair karanlıkta kalmış sırları ve mitolojik kökleri taşıyan metinler gibi geliyor bana. Bu eserlerdeki karakterlerin, uygarlıkların ve destansı olayların aslında bizlere ışık tutan, insan doğasına dair evrensel mesajlar barındırdığına inanıyorum. İşte bu nedenle bu kitapların bende yeri çok ayrı; hem hayal gücümü besliyor hem de tarihin gölgede kalmış yönlerine dair düşünmeye sevk ediyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kaleminizin şekillenmesinde özel bir şehir, dönem ya da kişi etkili oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Doğup büyüdüğüm şehir olan Diyarbekir, Peygamberlerin ve sahabelerin şehri olduğundan teolojik ve metafizik söylentiler, efsaneler, hikayeler ve mitler bakımından oldukça zengin. Yine on bin yıla varan zengin bir tarihe sahip olması, hem Mezopotamya hem Anadolu ve hem de Ortadoğu coğrafasına yakınlığı hasebiyle zengin bir kültürel hafızaya sahip üstelik bu şehrin bir dönem edebiyat ve kültür başkenti olma noktasında İstanbul’la bir mukayese yarışına girmiş olması da ayrı bir birikimi getiriyor. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde en çok şair ve yazar İstanbul ve Diyarbekir’den çıkmıştır. Şu an Diyarbekir’de yazmaya ve edebiyata gönül vermiş kıymetli dostlarla İnsan Okur dergisi etrafında bir araya gelişimizin gayelerinden biri de bu kadim şehri naçizane tekrar edebiyat, kelam ve fikir meclislerinin olduğu günlerini bir nebze de olsa geri getirmektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarlık dışında sizi besleyen sanat dalları neler?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Sinema, benim için son derece önemli bir sanat dalı. Hem anlatı kurma becerimi geliştirmede hem de hayal gücümü beslemede sık sık başvurduğum bir kaynak olarak hayatımda özel bir yere sahip. Bir film izlerken yalnızca bir hikâyeyi takip etmiyorum; aynı zamanda karakter çözümlemeleri, dramatik yapı, sahne kurgusu ve görüntü yönetimi gibi unsurları da dikkatle inceliyorum. Bu da yazılarımda daha güçlü ve derinlikli bir anlatım oluşturmamı sağlıyor. Sinemanın sunduğu farklı bakış açıları, beni sürekli olarak düşünmeye sevk ediyor ve eserlerimin arka planını zenginleştiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35338 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şu an üzerinde çalıştığınız bir proje ya da yeni bir kitap var mı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Evet, şu sıralar oldukça yoğun bir çalışma döneminin içindeyim. Hem farklı yaş gruplarına hem de farklı ilgi alanlarına hitap edecek projeler hazırlıyoruz. Yakın zamanda okurla buluşmasını planladığımız üç ayrı çocuk kitabı var. Bu eserlerde özellikle çocukların hayal dünyalarını genişletmeyi, aynı zamanda onlara eğlenceli ve öğretici bir okuma deneyimi sunmayı hedefliyorum. Bunlara ek olarak üzerinde titizlikle çalıştığımız iki polisiye kitap projemiz daha bulunuyor. Polisiye türünde, okuru merak duygusuyla sürekli diri tutan bir kurgu ortaya koymaya gayret ediyorum. Bu eserler tamamlandığında, hem çocuklar hem de yetişkinler için farklı dünyalar açacağına inanıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarlık dışında yapmak istediğiniz, ertelediğiniz bir hayaliniz var mı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Aslında edebiyatın yanı sıra uzun zamandır içimde büyüttüğüm başka bir tutku daha var: sinema. Dünya sinema tarihinde gerçekten kıymetli bir yer edinebilecek, iz bırakan filmlere imza atan bir senarist olmayı her zaman hayal etmişimdir. Hatta bunun da ötesinde, bir gün Selahaddin Eyyubi’nin mücadelesini, Kudüs davasına yürekten inanmış bir müminin bakış açısıyla beyaz perdeye taşıyan bir yönetmen olarak karşınıza çıkmayı çok isterim. Çünkü onun hayatında, adaletin ve inancın nasıl büyük bir güce dönüşebileceğini anlatan muazzam bir hikâye yatıyor. Bu hikâyeyi doğru bir dille, hakkını vererek ve geniş kitlelere ilham verecek şekilde aktarmak benim için sadece bir hayal değil; aynı zamanda içimde taşıdığım büyük bir sorumluluk duygusudur.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazmak sizin için bir ihtiyaç mı, bir ifade biçimi mi, yoksa bir terapi mi?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Aslında bu soruya net bir ayrım yaparak cevap vermek zor. Çünkü yazmak benim için bütün bu saydıklarınızın bir birleşimi. Kendimi ifade etmek, iç dünyamı somutlaştırmak, zihnimdeki yoğunluğu azaltmak ve ruhumu rahatlatmak için kaleme sarılıyorum. Kimi zaman bir kelime, bir cümle tüm duygu yükümü hafifletiyor. Bu nedenle yazmak hem bir ihtiyaç hem güçlü bir ifade biçimi hem de bana iyi gelen bir terapi niteliği taşıyor diyebilirim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Ali Çiğdem” ismi sizce edebiyat tarihine nasıl bir iz bırakacak?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Edebiyatın gerçek sahibi okurlardır ve bir yazarın yolculuğunu şekillendiren de yine onların gönlünde bıraktığı izdir. Benim çalışmalarımın edebiyat tarihinde nasıl bir yer bulacağını zaman gösterecek. Bu sorunun cevabını okurlarıma bırakıyorum. Ben sadece içtenlikle üretmeye, her eserimde kendimi daha da geliştirmeye devam edeceğim; gerisini ise eserlerimin yolculuğuna ve okurlarımın değerlendirmesine emanet ediyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, genç yazarlara ve yazmaya yeni başlayanlara ne tavsiye edersiniz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Her şeyden önce, okumaktan hiç vazgeçmesinler. Çünkü okudukça kelimelerin gücünü, anlatımın inceliklerini ve yazının büyüsünü daha iyi kavrıyor insan. Bir diğer önemli nokta ise yazma arzusunu diri tutmak. Bazen ilham gelmez, bazen yazılanlar beğenilmez; fakat önemli olan o masanın başına her defasında yeniden oturabilmek. Azimle, merakla ve inançla yola devam ettiklerinde kendi seslerini mutlaka bulacaklardır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/">Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan beynini hacklemek artık sadece bilim kurgu değil!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/dunya/insan-beynini-hacklemek-artik-sadece-bilimkurgu-degil/35215/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/dunya/insan-beynini-hacklemek-artik-sadece-bilimkurgu-degil/35215/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 11:56:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[hacker]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroteknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nöroteknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmeler, beyin sinyallerinin okunmasını ve kablosuz olarak dış ortama aktarılmasını mümkün hâle getirdi. Bu yenilik, tıp ve rehabilitasyon alanında önemli bir adım oluştururken, aynı zamanda yeni bir güvenlik riskini ortaya çıkardı. Uzmanlar, beyin bilgisayar arayüzlerinin (BCI) siber saldırılara karşı açık hâle geldiğini bildiriyor. Oxford Üniversitesi’nin hazırladığı rapor, BCI cihazlarının kablosuz bağlantı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/dunya/insan-beynini-hacklemek-artik-sadece-bilimkurgu-degil/35215/">İnsan beynini hacklemek artık sadece bilim kurgu değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nöroteknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmeler, beyin sinyallerinin okunmasını ve kablosuz olarak dış ortama aktarılmasını mümkün hâle getirdi. Bu yenilik, tıp ve rehabilitasyon alanında önemli bir adım oluştururken, aynı zamanda yeni bir güvenlik riskini ortaya çıkardı. Uzmanlar, beyin bilgisayar arayüzlerinin (BCI) siber saldırılara karşı açık hâle geldiğini bildiriyor.</p>
<p>Oxford Üniversitesi’nin hazırladığı rapor, BCI cihazlarının kablosuz bağlantı nedeniyle dış müdahaleye uygun bir yapı taşıdığını gösterdi. Raporda, bu müdahaleler “brainjacking” yani beyin korsanlığı olarak tanımlandı. Araştırmalar, bir saldırganın bu sistemlere erişmesi hâlinde cihaz ayarlarını uzaktan değiştirebildiğini, beyin sinyallerini manipüle edebildiğini ve düşünce verilerini izinsiz şekilde elde edebildiğini ortaya koydu.</p>
<p>The Guardian tarafından yayımlanan başka bir çalışma, birçok ülkenin nöroteknoloji alanını askerî projelere dahil ettiğini gösterdi. Rapora göre, devletler bu teknolojiyi algı keskinliği, karar verme hızı ve sahadaki performansı artırmak amacıyla stratejik bir araç olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Güvenlik uzmanları, nöroteknolojinin kontrolsüz ilerlemesi hâlinde psikolojik operasyonların yeni bir boyuta taşınabileceğini belirtiyor. Bu uyarılar, propaganda yöntemlerinin gelişmiş hâlleri, toplumsal manipülasyon tekniklerinin güçlenmesi ve bireylerin karar mekanizmalarının dış etkilerle yönlendirilebilmesi ihtimaline dayanıyor.</p>
<p>Bilim insanları, beyin güvenliği konusunda uluslararası bir yasal çerçeve oluşturulması gerektiğini vurguluyor. Uzmanlar, beyne ait verilerin insan mahremiyetinin en kritik kısmı olduğunu ve bu verilerin korunmasının küresel güvenlik açısından zorunlu hâle geldiğini ifade ediyor.</p>
<p>Nöroteknoloji, insan hayatını kolaylaştırma potansiyeli taşırken, aynı zamanda önemli bir tehdit alanına dönüşmüş durumda. Uzmanlar, beyin hackleme riskinin artık bilimkurgu olmaktan çıktığını ve önümüzdeki yıllarda siber güvenlik başlıklarının merkezine yerleşeceğini belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/dunya/insan-beynini-hacklemek-artik-sadece-bilimkurgu-degil/35215/">İnsan beynini hacklemek artık sadece bilim kurgu değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/dunya/insan-beynini-hacklemek-artik-sadece-bilimkurgu-degil/35215/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belgrad’daki skandal pankarta Osmanlı tarihinden tokat gibi gönderme!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/spor/belgraddaki-skandal-pankarta-osmanli-tarihinden-tokat-gibi-gonderme/35140/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/spor/belgraddaki-skandal-pankarta-osmanli-tarihinden-tokat-gibi-gonderme/35140/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 18:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[partizan]]></category>
		<category><![CDATA[sırbistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35140</guid>

					<description><![CDATA[<p>EuroLeague’in 12. haftasında Partizan ve Fenerbahçe Beko maçı öncesi Belgrad tribünlerinde açılan skandal pankart büyük tepki topladı. Açılan pankartta Miloş Obiliç&#8217;in Osmanlı padişahı I.Murad’ı hançerle şehit ettiği an tasvir edildi. Ancak bu hadisenin hemen ardından sosyal medyada Osmanlı tarihinden anlamlı bir hatırlatma gündeme geldi. &#8220;Fatih Sultan Mehmed, 1463 yılında Bosna seferine çıkarak bölgeyi Osmanlı topraklarına [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/spor/belgraddaki-skandal-pankarta-osmanli-tarihinden-tokat-gibi-gonderme/35140/">Belgrad’daki skandal pankarta Osmanlı tarihinden tokat gibi gönderme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EuroLeague’in 12. haftasında Partizan ve Fenerbahçe Beko maçı öncesi Belgrad tribünlerinde açılan skandal pankart büyük tepki topladı. Açılan pankartta Miloş Obiliç&#8217;in Osmanlı padişahı I.Murad’ı hançerle şehit ettiği an tasvir edildi.</p>
<p>Ancak bu hadisenin hemen ardından sosyal medyada Osmanlı tarihinden anlamlı bir hatırlatma gündeme geldi. &#8220;Fatih Sultan Mehmed, 1463 yılında Bosna seferine çıkarak bölgeyi Osmanlı topraklarına katmış, Balkanların siyasi kaderini kökten değiştirmişti.&#8221; Bugün Sırp tribünlerinde yükselen nefret söylemlerine karşı, tarih bir kez daha kendini hatırlattı.</p>
<p>Sporun birleştirici ruhuna zarar vermeye çalışan bu provokasyonun aksine, gecenin kazananı hem oyunuyla hem duruşuyla Fenerbahçe oldu. Sarı-lacivertli temsilcimiz Fenerbahçe Beko parkede sergilediği üstün performansla rakibi Partizan&#8217;ı 99-87 yenerek kendi sahasında dize getirdi.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/spor/belgraddaki-skandal-pankarta-osmanli-tarihinden-tokat-gibi-gonderme/35140/">Belgrad’daki skandal pankarta Osmanlı tarihinden tokat gibi gönderme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/spor/belgraddaki-skandal-pankarta-osmanli-tarihinden-tokat-gibi-gonderme/35140/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
