<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kızılcık Şerbeti dizisi arşivleri - Milli Nizam</title>
	<atom:link href="https://www.millinizam.com/etiket/kizilcik-serbeti-dizisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.millinizam.com/etiket/kizilcik-serbeti-dizisi/</link>
	<description>Adil Bir Dünya</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Mar 2023 15:49:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>
	<item>
		<title>Serdar Arseven yazdı: Laiklik şerbeti!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/ustmanset/serdar-arseven-yazdi-laiklik-serbeti/5400/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/ustmanset/serdar-arseven-yazdi-laiklik-serbeti/5400/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[AysegulAkyuz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2023 15:49:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ÜSTMANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılcık Şerbeti dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Arseven]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=5400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugünkü yazısında &#8216;laiklik şerbeti&#8217; başlığını kullanan Serdar Arseven, günümüz dizilerini eleştirirken geçmiş dönemdeki televizyon yapımlarında İslam&#8217;a verilen zararları da hatırlattı. Arseven, &#8220;Şaban&#8221; adının nasıl kullanılıp, Müslümanların bu addan soğutulduğunu hatırlatırken, kendisinin de &#8220;laik-çağdaş&#8221; bir çevrede büyüdüğünü hatırlatarak, &#8220;İçinde büyüdüğüm &#8216;Laik, çağdaş&#8217; çevrede şahit olduklarımı anlatsam mı? Bir anlatsam… Tam mânâsıyla bir &#8216;Lâiklik Şerbeti&#8217; mi olur?&#8221; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/ustmanset/serdar-arseven-yazdi-laiklik-serbeti/5400/">Serdar Arseven yazdı: Laiklik şerbeti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünkü yazısında &#8216;laiklik şerbeti&#8217; başlığını kullanan Serdar Arseven, günümüz dizilerini eleştirirken geçmiş dönemdeki televizyon yapımlarında İslam&#8217;a verilen zararları da hatırlattı.</p>
<p>Arseven, <strong>&#8220;Şaban&#8221; adının nasıl kullanılıp, Müslümanların bu addan soğutulduğunu hatırlatırken, kendisinin de &#8220;laik-çağdaş&#8221; bir çevrede büyüdüğünü hatırlatarak, &#8220;İçinde büyüdüğüm &#8216;Laik, çağdaş&#8217; çevrede şahit olduklarımı anlatsam mı? Bir anlatsam… Tam mânâsıyla bir &#8216;Lâiklik Şerbeti&#8217; mi olur?&#8221;</strong> diye sordu.</p>
<p><em><strong>Arseven&#8217;in yazısı şöyle:</strong></em></p>
<p><strong>“Seçime çok yaklaştığımız” şu süreçte, son derece “ilginç” diziler dikkat çekiyor.</strong></p>
<p><strong>“Senaryo”lar, “Proje”ler müthiş!..</strong></p>
<p><strong>“Gerçek bir hayat hikâyesinden alınmıştır” vurgusu da ‘olaya’ iyice inandırıcılık katıyor.</strong></p>
<p><strong>Dizilerin başlangıçlarında, “Cuma Namazı’ndan bile pek bahsedilmezdi, hangi dağda kurt öldü acaba?” dedirten şeyler oluyor…</strong></p>
<p><strong>Sonra…</strong></p>
<p><strong>Kısa sürede değişiyor işler…</strong></p>
<p><strong>“Ömer” ve “Kızılcık Şerbeti” adlı dizilere, özellikle de “mesajlarına” şöyle bir bakalım hep birlikte:</strong></p>
<p><strong>“Ömer” Dizisi’ndeki “İmam”ın, çocukluktan yeni çıkmış kıvamlı “Dindar Oğlu” ile…</strong></p>
<p><strong>Yani ..</strong></p>
<p><strong>“İmamoğlu” ile, yaşını başını almış, çocuklu bir kadının ev kapısını açmak için verdiği mücadele, ilk bölümden.</strong></p>
<p><strong>Çilingir arkadaşı, dükkânı İmamoğlu Ömer’e emanet ediyor…</strong></p>
<p><strong>Kadın da, ev kapısını açtırmak için Masum Yüzlü, Atkılı, Emanetçi Çilingir’e gelince, büyük aşk başlıyor.</strong></p>
<p><strong>Hiçbir çilingir ile hiçbir müşteri (özellikle kadın müşteri) arasında yaşanamayacak evsaftaki “anahtarı birlikte çevirme mücadelesi” sırasında elektriklenmenin şiddeti artıyor!</strong></p>
<p><strong>Epeyce sürüyor o “İmamoğlu –kadın müşteri” dayanışması…</strong></p>
<p><strong>Kapı birden bire açılınca, İmamoğlu Ömer ile Kadın,</strong></p>
<p><strong>birlikte yere yuvarlanıyorlar, -yanlış anlaşılmasın- aşırı yüklenmeden dolayı elbette.</strong></p>
<p><strong>Ve yerde yine aşırı elektriklenme!</strong></p>
<p><strong>İmamoğlu -Ressam Ömer’in büyük aşkı böyle başlıyor.</strong></p>
<p><strong>İmam Baba var filmde, bir de Arıza Ağabey…</strong></p>
<p><strong>Ömer seviyor, ailesinin yaşça, başça kendisine uygun görmediği birini seviyor ama, “Muhafazakâr Aile” aşktan ne anlar?</strong></p>
<p><strong>İlle de “Öyle şey olmaz!” diyerek engel olmaya çalışıyor, deli dalgalar gibi kıyılara vuran bu büyük aşka.</strong></p>
<p><strong>Kabaca böyle bir mevzu, aralarda “İmamoğlu Ömer&#8217;in ressamlık merakı” gösterileriyle, “birilerinin resim karşıtlığı”na gönderme mi yapılıyor, ne yapılıyor?</strong></p>
<p><strong>Bir de, yardım için “bankadan faizle borç çekilebilir” mesajı var, taa ilk bölümden…</strong></p>
<p><strong>Öyle amansız hastalık için ameliyat parası (vs.) değil;</strong></p>
<p><strong>“Eski futbolcu enişte bey” iş için yurt dışına gidecekmiş…</strong></p>
<p><strong>Dertli Abla, kocasının geçim sıkıntısından dolayı gurbet ellere gitmesine engel olmak için “sermayeye” ihtiyaç duyuyor…</strong></p>
<p><strong>İmam Baba’dan para istiyor…</strong></p>
<p><strong>O da, “Zamanında beni dinlemedin, benim sözümü çiğnedin” yollu lâflar ediyor ve elinde para olduğu halde, vermiyor.</strong></p>
<p><strong>Böyle olunca da iş “Ömer”in yardımseverliğine kalıyor.</strong></p>
<p><strong>İmamoğlu Ömer de, gidip bankadan faizli “ihtiyaç” kredisi çekiyor!..</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Ne güzel değil mi?</strong></p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı, “Ömerleri” ararken…</strong></p>
<p><strong>O “Ömer”lerden biri, dizide çıkıyor!</strong></p>
<p><strong>“İşte size Ömer!” diyor.</strong></p>
<p><strong>İmamoğlu Ömer yani!</strong></p>
<p><strong>“Ömer” dediğin böyle olmalı, bir yönüyle “fedakâr, cefakâr”, diğer yönüyle “modern, çağdaş, birazcık ressam ya da heykeltıraş”..</strong></p>
<p><strong>Diğer yönüyle de…</strong></p>
<p><strong>Turist Ömer!</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Her bölümü izleyecek değiliz, o kadar vaktimiz mi var?</strong></p>
<p><strong>Ömer adlı diziye ayırabileceğimiz son yarım saat, internetten şöyle bir araştırmaya tahsisli…</strong></p>
<p><strong>Yapımcısı kimmiş, kimlerdenmiş?</strong></p>
<p><strong>Arayan bulur!..</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Bir de “Kızılcık Şerbeti” çıktı, Ömer’le –aşağı yukarı- eş zamanlı olarak piyasaya…</strong></p>
<p><strong>Oranın girişi de müthiş…</strong></p>
<p><strong>Saygın bir “Dindar Aile” havası…</strong></p>
<p><strong>Yine “Gerçek bir hikâyeden uyarlandığı” söylenen dizi, bir süre “Minyeli ve de Künyeli Abdullah” kıvamında gidiyor…</strong></p>
<p><strong>Çok zengin ve çok “dindar” bir Aile.</strong></p>
<p><strong>Evin reisi Abdullah Bey, çorbayı çok önceden bitirecek kadar uzun bıyıklarından dolayı biraz “işkillendirmiyor” değil ama duruşuyla, konuşmasıyla saygınlık uyandıran birisi…</strong></p>
<p><strong>Bir Zamanlar Çukurova dizisindeki “Şermin” de, burada Aile’nin Hanımefendisi.</strong></p>
<p><strong>Anne.</strong></p>
<p><strong>Başını örtüyor, Kur’an okuyor, evi çekip çeviriyor, eşinin evlâtlarının üzerlerine titriyor.</strong></p>
<p><strong>Biraz da aşırı titriyor.</strong></p>
<p><strong>“Şermin”i görünce, “Hayırdır İnşaAllah” diyorsunuz,</strong></p>
<p><strong>“Geliyor mu gelmekte olan!”</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>“Lük-üs yaşantılı” Muhafazakâr Aile’de</strong></p>
<p><strong>3 evlât;</strong></p>
<p><strong>İkisi erkek, biri kız.</strong></p>
<p><strong>Erkeklerden birinin özgüveni yerinde, diğeri ezik büyümüş…</strong></p>
<p><strong>Ezik olan, karakteri bozuk biriyle “görücü usulü” evlendirilmiş.</strong></p>
<p><strong>Zavallı “Mustafa”, vur ağzına al lokmayı, kötü kadının elinde oyuncak…</strong></p>
<p><strong>Yetişkin Kız Nursema’nın hobisi “hattatlık”.</strong></p>
<p><strong>Bakışları bir tuhaf, “psikolojik problemleri” var gibi, kafayı eğiyor ve koca gözleriyle yere bakıyor…</strong></p>
<p><strong>“Du bakali N’olecak” diye bekliyorsunuz, Nursema nerede patlayacak?</strong></p>
<p><strong>Bir de evin özgüvenli başarılı delikanlısı var, onda bir numara görünmüyor da…</strong></p>
<p><strong>Esas numara onda!..</strong></p>
<p><strong>Gayet çağdaş, gayet modern ailenin kızına âşık olunca ve kendilerini “nikah dışı birliktelik” sonucu hamile bırakınca, işler tam mânâsıyla “Laik-Antilâik Krizi&#8221;ne dönüşüyor!..</strong></p>
<p><strong>Hayır abartmıyorum, sonradan bir parçasını izlediğim bölümde, o Kız’ın kendi ayakları üzerinde durabilen, gayet feminist ve boşanmış Okul Müdiresi Annesi, “Türkiye laiktir laik kalacak!” kıvamında bir şeyler söylüyor!..</strong></p>
<p><strong>Burası Laik Türkiye, konu da “Oruç tutanların yanında içki içmek ve laiklik!”</strong></p>
<p><strong>Ne alâkası varsa!..</strong></p>
<p><strong>Diziyi uzun uzun anlatmayalım, özetin özetini verelim:</strong></p>
<p><strong>“Farklı kültürlerde büyümüş iki genç evlenince, iki aile arasında acayip acayip krizler yaşanıyor.”</strong></p>
<p><strong>“Zengin-Muhafazakâr Aile”nin ilk bölümde hayli takdir toplayan Büyüğü Abdullah Bey, Feminist Okul Müdiresi’nin çok daha feminist kardeşine âşık oluyor, hatta nefsiyle mücadele edip edip sonunda “İlân-ı Aşk”ta bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>“Garip bakışlı hattat” Nursema ise, çağdaş ve psikolojisi düzgün bir gence âşık oluyor.</strong></p>
<p><strong>Bu aşkı öğrenen “Muhafazakâr Aile”, bilhassa da Bir Zamanlar Çukurova Dizisi’nin Şermin’i , infiale kapılıyor.</strong></p>
<p><strong>Gidiyor, zaten “Aşk Acısı” çekmekte olan Muhafazakâr Abdullah Bey’i “alev”lendiriyor.</strong></p>
<p><strong>(Bu arada, Abdullah Bey’in âşık olduğu feministin adı da Alev!)</strong></p>
<p><strong>Garip Bakışlı Hattat Nursema’yı, “sevdiği adamdan uzaklaştırmak için” istemediği bir evliliğe zorluyorlar.</strong></p>
<p><strong>Muhafazakâr aile, muhafazakâr aileye kız veriyor.</strong></p>
<p><strong>İstenmeyen damat, serserinin teki üstelik.</strong></p>
<p><strong>Zoraki nikâh kızın arzusu hilâfına gerçekleşiyor.</strong></p>
<p><strong>Kız da, o gece &#8220;Dokunma bana!&#8221; diyerek pencereye çıkıyor…</strong></p>
<p><strong>Serseri damat, şöyle bir itiyor…</strong></p>
<p><strong>“Başörtülü, Garip Bakışlı, Hattat, Mağdure” Nursema, yüksekten yere çakılıyor…</strong></p>
<p><strong>Komalık oluyor, dudak kenarında ufak bir çizikle.</strong></p>
<p><strong>Bir yeri kırılmıyor, gelinliği kirlenmiyor…</strong></p>
<p><strong>İki gün boyunca yoğun bakımda kalıyor…</strong></p>
<p><strong>Bu arada garip garip şeyler oluyor, her neyse!..</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Uzun uzun anlattık galiba, yok anlatmaya kalksam daha neler var, neler…</strong></p>
<p><strong>Bir taraf yani “Muhafazakâr” aile, tam mânâsıyla kafayı yemişlerden oluşuyor.</strong></p>
<p><strong>Duvar kağıdındaki “domuz”dan bile (ille de domuz olacak bebek odasının duvar kâğıdında, inek olsa kurtarmıyor!) “nem” kapan, fitne-fücur, rahatsız, ruh hastası tipler…</strong></p>
<p><strong>“Mini etekli” gördüm mü, yelkenleri indiren Abdullah Bey, “Muhafazakâr Aile”nin büyüğü…</strong></p>
<p><strong>O da Bir Zamanlar Çukurova’nın, buradaki “Başörtülü Anne”si Şermin’le görücü usulü evlenmiş galiba…</strong></p>
<p><strong>Aralında aşk yok yani, kuru kuruya bir evlilik.</strong></p>
<p><strong>Hep böyle olmaz mı ya, “görücü usulü” evlilikler!..</strong></p>
<p><strong>Mesajlara bak sen!</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Baskıdan kafayı yemiş, garip bakışlı Nursema…</strong></p>
<p><strong>Baskı altında büyütüldüğü için “saflaşmış” Mustafa.</strong></p>
<p><strong>Aşktan, sevgiden anlamayan, bağnaz bir MuhafazaKÂR Aile…</strong></p>
<p><strong>Evin Hanımı, Bir Zamanlar Çukurova’nın Şermin’i de iyice sıyrık…</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Abdullah Bey tiplemesi başlangıçta iyi gibiydi, onun da yelkenlerAlev’i görür görmez, aşağı indi!</strong></p>
<p><strong>E, tabii bir şey görmemiş tipler bunlar.</strong></p>
<p><strong>Arzuları içlerinde hapsolmuş…</strong></p>
<p><strong>Böyle “Alev” gibi yakan birini görünce, anında eriyorlar!</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Öbür tarafta,yani “laik” kesimde, araya “arızalı tipler” yerleştirilse de…</strong></p>
<p><strong>Genellikle, özgüvenleri yüksek, psikolojileri gayet düzgün, saygın, çağdaş bireyler…</strong></p>
<p><strong>Kadınlar da ultra-feminist!..</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Olan bitenlere, “Dizidir bunlar dizi” diyerek bakabilirsiniz…</strong></p>
<p><strong>Ben de öyle yapmaya çalışıyorum ve en emin yol olarak “artık bakmamayı” tercih ediyorum.</strong></p>
<p><strong>Amma velâkin bir şekilde çıkıyor karşınıza, sosyal medyaya bir girin, ne sahneler ne sahneler…</strong></p>
<p><strong>E, bir de geçmişten bugüne, ne hasarlar var…</strong></p>
<p><strong>Recep, Şaban, Ramazan.</strong></p>
<p><strong>“İnek Şaban!”</strong></p>
<p><strong>Hayli vakittir, bebeğine “Şaban” ismini koyana rastlamıyoruz pek.</strong></p>
<p><strong>Vasiyet varsa oluyor ancak, yoksa kimse çocuğu “Şaban” olsun istemiyor.</strong></p>
<p><strong>E, öyle ya…</strong></p>
<p><strong>“Oğlum Şaban mısın, nesin!” bile deniyor –haşa-!</strong></p>
<p><strong>Güzel insanlar genellikle çağdaş denilen insanlar arasından çıkıyor…</strong></p>
<p><strong>Nerede bir hacı- hoca var, ondan kollayacaksın kendini!..</strong></p>
<p><strong>Mesajlara bak!..</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Uzun yıllar boyunca bunlar işlenmedi mi?</strong></p>
<p><strong>“Küçük Ev” dizisindeki “güzel ahlâklı” papaz ve bizdeki “üç kâğıtçı hacı amca!”</strong></p>
<p><strong>Adamlar yapıyor abi!..</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Şimdi ben de…</strong></p>
<p><strong>İçinde büyüdüğüm “Laik, çağdaş” çevrede şahit olduklarımı anlatsam mı?</strong></p>
<p><strong>Bir anlatsam…</strong></p>
<p><strong>Tam mânâsıyla bir “Lâiklik Şerbeti” mi olur?</strong></p>
<p><strong>“Gerçek hayat hikâyesinden” de değil, birebir “Gerçek Hayat”tan alınmıştır her şey…</strong></p>
<p><strong>Ne “putlaştırmalar”, ne arızalar…</strong></p>
<p><strong>Ne kayık ve de ne çağdaşşşş hayatlar…</strong></p>
<p><strong>Kadına şiddet mi, ohoooo!</strong></p>
<p><strong>Her türlüsü!</strong></p>
<p><strong>“Köylü” yü aşağılamak mı?</strong></p>
<p><strong>En ağır biçimlisi!</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>Yaşadıklarımı, gördüklerimi yazsam mı acaba?</strong></p>
<p><strong>Yazsam bile…</strong></p>
<p><strong>Böyle bir “eseri”, filme çekebilecek bir “babayiğit” var mı acaba?</strong></p>
<p><strong>Ha bir de…</strong></p>
<p><strong>RTÜK var ya…</strong></p>
<p><strong>O RTÜK, -şimdilerde olduğu gibi- “sessiz” kalır mı acaba?</strong></p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/ustmanset/serdar-arseven-yazdi-laiklik-serbeti/5400/">Serdar Arseven yazdı: Laiklik şerbeti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/ustmanset/serdar-arseven-yazdi-laiklik-serbeti/5400/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
