<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Röportaj arşivleri - Milli Nizam</title>
	<atom:link href="https://www.millinizam.com/etiket/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.millinizam.com/etiket/roportaj/</link>
	<description>Adil Bir Dünya</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Dec 2025 09:25:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>
	<item>
		<title>içimde bir Fadıl Aydın büyüttüm!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 09:20:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ey sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[Fadıl Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[sevince]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=36271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duyguların hızla tüketildiği bir çağda, müziğiyle kalbe dokunmayı başaran sanatçı Fadıl Aydın, eserlerinin arka planını, inancını ve iç dünyasındaki yolculuğu gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı. Abdussamed Tosun: Milyonlara ulaşan bir sanatçısınız. “Aşk Çek Gönlüm, söyle yarim söyle, ey sevgili ve iki gözümün çiçeği” gibi eserleriniz çok geniş bir kitlede karşılık buldu. Bu süreçte dinleyicinin beklentisiyle kendi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/">içimde bir Fadıl Aydın büyüttüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Duyguların hızla tüketildiği bir çağda, müziğiyle kalbe dokunmayı başaran sanatçı Fadıl Aydın, eserlerinin arka planını, inancını ve iç dünyasındaki yolculuğu gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Milyonlara ulaşan bir sanatçısınız. “Aşk Çek Gönlüm, söyle yarim söyle, ey sevgili ve iki gözümün çiçeği” gibi eserleriniz çok geniş bir kitlede karşılık buldu. Bu süreçte dinleyicinin beklentisiyle kendi iç sesiniz arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Açıkçası o denge her üretim sürecinde yeniden kuruluyor. Çünkü dinleyicinin kalbine dokunmak çok kıymetli; onların duygularını, yaşadıklarını yakalayabilmek insana büyük bir güç veriyor. Ancak kendi iç sesimi, kendi duygumu kaybedersem, o bağ zaten doğallığını yitiriyor. Benim için müzik, önce içimde bir yankı bulmalı. Eğer o duygu bende gerçekse, dinleyici de bunu hissediyor. Elbette zaman zaman dinleyicinin beklentilerini, müziğin gittiği yönü ve trendleri duyuyorum. Ama bu seslerin, içimdeki asıl sesi bastırmasına izin vermiyorum.</p>
<p>Bir parçayı yalnızca ‘bekleniyor’ diye yapmamaya özellikle özen gösteriyorum. Çünkü bana göre müzikte en çok karşıya geçen şey samimiyet. İçten geleni söylediğimde, o duygu bir şekilde dinleyiciye ulaşıyor zaten. Bu yüzden her yeni eserde önce kendimle konuşuyorum, sonra dinleyiciyle buluşuyorum. Böylece hem tükenmiyorum hem de aramızdaki bağ sahici kalıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüz dünyasında duygular hızla tüketiliyor. Siz, duygunun bu kadar kıymetsizleştiği bir çağda hâlâ sevdayı anlatan eserler yapmayı bir direniş biçimi olarak mı görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Bence evet, bu bir direniş gibi.. Çünkü yaşadığımız çağda her şey inanılmaz bir hızla tüketiliyor. Zaman hızla akıyor, ilişkiler yüzeyselleşiyor, hatta duygular bile eskisi kadar uzun ömürlü olamıyor. İnsanlar bir hisle baş başa kalmaya, onu taşımaya ya da derinleştirmeye fırsat bulamadan bir sonrakine geçiyor. Ben ise duygunun hâlâ insanın en sahici, en dokunulmaz yeri olduğuna inanıyorum. Eserlerimi üretirken tam da bu noktaya tutunmaya çalışıyorum. O hisleri korumak, canlı tutmak ve biraz da unutturmamak istiyorum. Çünkü unutulan her duygu, insanın kendisinden kopardığı bir parçaya dönüşüyor.</p>
<p>Sevda benim için yalnızca romantik bir aşk duygusu değil. Sevda; insana, hayata, geçmişe, hatıralara ve elbette müziğe duyulan derin bir bağ. Bizi biz yapan, ayakta tutan ve hayata anlam katan şey de aslında bu bağlar. Ben bu bağları kaybetmek istemiyorum. Belki de eserler bu yüzden var. Sadece dinlenmek, eşlik edilmek ya da tüketilmek için değil; kalbin hâlâ çalıştığını, hâlâ hissedebildiğimizi, hâlâ insan olduğumuzu hatırlatmak için.. Eğer bir eser bunu başarabiliyorsa, benim için görevini yerine getirmiş demektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sosyal medyada hızla değişen müzik trendleri arasında, kalıcı bir sanat üretmek artık daha mı zor?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Evet, bugün kalıcı bir sanat üretmek eskisine kıyasla çok daha zor. Ancak aynı zamanda sanatçılar için fırsatların da hiç olmadığı kadar genişlediği bir dönemden geçiyoruz. Dijital platformlar, müziğin çok daha hızlı dolaşıma girmesini sağlıyor; bu da bir yandan görünürlük sunarken, diğer yandan üretimin niteliğini doğrudan etkileyen bir baskı oluşturuyor. Özellikle TikTok ve Reels gibi mecralarda bir eser, bazen yalnızca 10 saniyelik bir hook, yani nakarat bölümünden tanınır hâle geliyor. Bu durum, dinleyicinin dikkatini anında yakalamayı neredeyse zorunlu kılıyor. Ancak bu hız ve tüketim biçimi, derinlikli, yavaş yavaş açılan, hikâyesi olan parçaların geri planda kalmasına neden olabiliyor.</p>
<p>Sonuçta müzik, giderek zamana direnen estetik değeriyle değil; kısa sürede ne kadar paylaşıldığı, ne kadar izlenip tüketildiği ve ne ölçüde “viral” olduğu üzerinden değerlendiriliyor. Oysa müziğin asıl gücü, zamanla kurduğu bağda ve dinleyicide bıraktığı izde yatıyor. Benim için önemli olan, geçici bir popülerlikten ziyade, yıllar sonra bile dönüp dinlenebilecek, dinleyenin hayatında bir yere dokunabilecek eserler üretebilmek. Çünkü kalıcı olan, çoğu zaman hemen parlayan değil; zamanla derinleşen, sabırla dinlenen ve anlamını giderek büyüten müziktir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-36273 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-1024x604.jpeg" alt="" width="1024" height="604" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-1024x604.jpeg 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-300x177.jpeg 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03-768x453.jpeg 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-03.jpeg 1527w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik endüstrisinin sahne arkası çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar romantik değil. Rekabet, yorgunluk, üretim baskısı, görünürlük mücadelesi. Siz bu dünyanın içinde ayakta kalmayı nasıl başarıyorsunuz? Gerçek dostluklar, dürüst iş ilişkileri, samimi destekler hâlâ var mı müzik piyasasında, yoksa herkes kendi fırtınasında mı savruluyor?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Birçok müzisyen, yapımcı ya da menajer için sahne ışıkları altında parlayan ‘başarı’, çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar parlak bir hikâye değildir. O ışıkların arkasında, uzun süren bir yorgunluk, sürekli bir belirsizlik hâli ve görünür kalabilmek için verilen zorlu bir mücadele vardır. Rekabet yalnızca yetenekle açıklanabilecek bir mesele değil; sabır, doğru çevre, doğru zamanlama ve en önemlisi psikolojik dayanıklılık bu sürecin belirleyici unsurları hâline geliyor.</p>
<p>Bir yandan sanatçının üzerinde sürekli bir üretim baskısı oluşuyor. ‘Yeni bir şey çıkarmazsam unutulurum’ kaygısı, zamanla yaratıcılığı besleyen bir motivasyon olmaktan çıkıp, onu zorlayan bir yüke dönüşebiliyor. Bu baskı, müziğin doğal akışını sekteye uğratabildiği gibi, sanatçıyı kendisiyle yarışır hâle de getirebiliyor.</p>
<p>Diğer yandan dijital çağda görünürlük, neredeyse müziğin kendisi kadar önemli bir unsur hâline gelmiş durumda. Bir eserin ne anlattığından çok, ne kadar paylaşıldığı, ne kadar izlendiği ve ne kadar hızlı dolaşıma girdiği konuşuluyor. Bu da müzisyeni yalnızca üretim yapan bir sanatçı olmaktan çıkarıp, aynı zamanda kendini pazarlamak zorunda kalan bir figüre dönüştürüyor.</p>
<p>Bugün birçok sanatçı, eser yapmanın yanı sıra sosyal medyayı yönetmek, algoritmaları takip etmek ve sürekli görünür kalmak zorunda hissediyor. Bu durum, müzikle kurulan ilişkinin doğasını da değiştiriyor. Oysa sanat, baskıyla değil; zamanla, sabırla ve içtenlikle güçlenen bir alan. Benim için asıl mesele, tüm bu koşullar içinde kendi sesini ve dengesini kaybetmeden üretmeye devam edebilmek ama işin güzel tarafı şu gerçek dostluklar ve samimi destekler hâlâ var. Belki azlar, ama varlar. Genelde aynı dertleri paylaşan, birbirinin üretim sürecine saygı duyan insanlar arasında kurulan bağlar çok daha sağlam oluyor. Bu bağlar da müzisyenin hem ruhunu hem motivasyonunu besliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-36275 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-1024x616.jpeg" alt="" width="1024" height="616" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-1024x616.jpeg 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-300x181.jpeg 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01-768x462.jpeg 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-01.jpeg 1495w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eserlerinizde sadece aşk değil, derin bir teslimiyet, bir inanç duygusu da hissediliyor. Bu yönünüzün müziğinize yansıması bilinçli bir tercih mi, yoksa ruhunuzdan kendiliğinden süzülen bir hâl mi? Sizce sanat, inançtan bağımsız düşünülebilir mi? Bir ezgiyle dua etmek, bir kelimeyle susmak. Bunların arasında siz hangi çizgide yürüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Sanatın inançtan tamamen bağımsız olabileceğini düşünmek bana pek mümkün gelmiyor. Çünkü her sanat üretimi, özünde bir inanma eylemi barındırır. Sanatçı, bir duygunun, bir anlamın ya da bir güzelliğin gerçekten var olduğuna inanır ve onu görünür, duyulur ya da hissedilir kılmak ister. Bu inanç bazen doğrudan dini bir kaynaktan beslenebilir; bazen insana, doğaya, aşka, zamana, sessizliğe ya da hatta hiçbir şeye yönelmiş gibi görünebilir. Ama neye yönelirse yönelsin, sanatın içinde daima bir tür ‘iman’ vardır.</p>
<p>Ben kendi üretim çizgimi, bu iman hâlinin tam ortasında, dua ile ezgi arasında bir yerde konumlandırıyorum. Sözcükle sessizlik arasındaki o ince hatta yürüdüğümü söyleyebilirim. Çünkü müzikte ve sanatta her şey söylenerek anlatılmaz. Bazen bir nota, kelimelerden daha güçlü bir duaya dönüşür; bazen de bilinçli bir suskunluk, en yüksek sesle konuşan ifade hâline gelir.</p>
<p>Bu nedenle benim için sanat, yalnızca estetik bir arayış değil; aynı zamanda içsel bir temas, bir dinleme ve bir durma hâlidir. İnsan kendini, inandıklarını ve inanamadıklarını bu süreçte daha açık biçimde görür. Sanat da tam olarak burada anlam kazanır: Söylenenle söylenmeyen arasındaki o boşlukta, izleyiciyle ve dinleyiciyle kurulan sessiz ama derin bağda.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Her sanatçının bir dönemi vardır ama çok azı kendi zamanını aşar. Sizce bir eseri “kalıcı” yapan şey nedir? Melodi mi, söz mü, yoksa o eserin taşıdığı ruh mu? Bugün milyonlarca dinlenmeye ulaşan “Ey Sevgili” gibi bir parçanın, yıllar sonra da aynı etkiyi bırakmasını sağlayan şey ne olabilir sizce?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Bence bir eseri kalıcı yapan şey, yalnızca melodi ya da söz değil, o ikisini aşan bir “duygusal gerçekliktir.” Bir eser, dinleyicinin içinde yankı buluyorsa yani onun kendi duygusuna, hatırasına, özlemlerine temas edebiliyorsa o eser zamansız olur. Melodi, o duygunun taşıyıcısıdır; sözler ise ifadesi. Ama asıl “ruh” dediğimiz şey, sanatçının içtenliğiyle doğar. Dinleyen kişi bunu fark etmese bile, bir eserde “gerçek bir his” varsa, o hissi duyar. Bu da eseri yıllar sonra bile canlı tutar. “Ey Sevgili” gibi parçalar da tam olarak bu yüzden kalıcı olur: Melodisi sade ama ezberlenebilir ve ruhu samimidir, bir yapaylık hissedilmez. Zaman değişir, teknolojiler, tarzlar değişir ama insanın “özlem”, “aşk”, gibi duyguları değişmez.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “İki Gözümün Çiçeği” ve “Ey Sevgili” gibi eserlerinizde duygular neredeyse elle tutulacak kadar gerçek. Bu kadar içten bir duygusal aktarımın kaynağı nedir sizce?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Bu eserlerdeki duygunun kaynağı aslında kendi iç dünyamla olan yolculuğumdur. İlahiler benim için sadece birer melodi değil; içimde biriken duaların, özlemlerin çaresizliklerin, güç yetirememenin,kınanmanın ve teslimiyet hâlinin sese ve melodiye dönüşmüş hâlidir. “İki Gözümün Çiçeği” ve “Ey Sevgili” özelinde değil bugüne kadar çıkardığım her eser için geçerlidir. Kalbime dokunan çok özel anların izlerini taşıyor eserlerim.</p>
<p>Ben bir ilahi söylerken önce kendi içimde hissediyorum; o duygu gerçekten kalbime yerleşmeden dile gelmesine izin vermiyorum. Bu yüzden eserlerime yansıyan duygu, sahte ya da ezber bir ifade değil, tamamen yaşadığım, düşündüğüm ve içine sindiğim bir hâlin yansıması.</p>
<p>Belki de içtenliği sağlayan şey şu: Ben her eseri, önce Rabb’in huzuruna bir niyaz gibi söylüyorum. Samimiyet de tam olarak buradan doğuyor. Dinleyiciye ulaşan duygu benim duygum değil aslında; gönlümden süzülen ilhamın kendi saf hâli.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim, Fadıl Aydın kimdir? Nasıl bir ailede büyüdü, bize biraz Fadıl Aydın&#8217;ı anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> 1989’da Gaziantep’te dünyaya geldim. Altı kişilik kadim ailemizin üçüncü çocuğuyum; benden önce iki ablam yolu açtı, benden sonra da bir erkek kardeş geldi, sırayı bozmadan devam ettik yani. Babam fabrikadan emekli, annem de ev hanımı. Muhafazakâr, sade ve gösterişten uzak bir ailede büyüdüm. Şimdilerde ise hayatımın kraliçesiyle evliyim ve üç küçük prensin babasıyım. Evet, kabul ediyorum: Üç erkek çocuk zaman zaman bizi orta çağ savaşlarına sürüklüyor gibi oluyor ama yine de krallığımı çok seviyorum. Onlar hem en büyük kaos kaynağım hem de en büyük mutluluğum. Ailemin gürültüsü bile huzur veriyor diyebilirim.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-36272 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/icimde-bir_Fadil-Aydin_buyuttum-04.png 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sahne ışıkları söndüğünde, alkışlar dindiğinde, o büyük kalabalık sessizliğe karıştığında. Fadıl Aydın nasıl bir insan olarak kalır? Evinde, dostlarıyla, yalnız kaldığında neler düşünür, neyle huzur bulur? Sanatçı kimliğinizle “sade insan” Fadıl Aydın arasında büyük bir fark var mı?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> Yıllardır, devasa konser alanlarında, mükemmel bir sahnenin üzerinde, rengârenk ışıkların altında kendi eserlerimi söylerken insanların hep bir ağızdan bana eşlik ettiğini hayal ederdim. İçimde hep “Fadıl Aydın” adını verdiğim bir hayal büyüttüm. Ne işle uğraşırsam uğraşayım, o içimdeki sahnede eserlerini söyleyen kişi hep Fadıl Aydın’dı.</p>
<p>Bugün Allah bana, o Fadıl Aydın’ın hayallerine kavuşmasına şahit olmayı nasip ediyor. Ben kendimi onun işçisi olarak görüyorum. Sahne, kostüm, klip, davet.. Fadıl Aydın’la ilgili ne varsa büyük özen ve titizlikle yapmaya çalışıyorum. Herhangi bir hata ya da suiistimale mahal vermemek için onu korumaya alıyorum; çünkü bu ilgi ve dinlenmeler kolay gelmedi. Küçümsenmeler, alay edilmeler, zorluklar, parasızlık, yok sayılmalar.. Bu yüzden sanatta Fadıl Aydın benim için ayrı bir yerde duruyor.</p>
<p>Sahneden indiğimde ise bambaşka biriyim. Samimi, içten, güler yüzlü ve dost canlısı.. Evimde ise eğlenceli, oyunbaz bir babayım. Dostlarımla sohbet etmek beni adeta tedavi eder. Sessizlik ve yalnızlık da benim için huzurun en saf hâlidir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Hayatta seni en çok etkileyen bir cümle, bir öğüt ya da bir dua var mı? Belki de hayatının pusulası haline gelmiş bir söz?</strong></p>
<p><strong>Fadıl Aydın:</strong> “Kimse Görmese de Allah Emeği Görür.”O c.c kuluna Şevkat ve Merhametle bakandır. Ve son olarak dinleyicilerime şunu demek isterim, Bugün ne isem tabi önce Rabbim in Kerem ve Lütfuyla sonra sizin sevginiz ve desteğinizle oldum. Sesimi büyüten sizlerdiniz. Benim yolculuğumda yanımda durduğunuz için her birinize minnettarım. Sizinle birlikte ağlamaya ve muhabbete devam edeceğiz inşallah ve son olarak değerli Abdussamed beyefendinin sanatıma, yolculuğuma ve iç dünyama böyle hassasiyetle dokunduğu için teşekkür ederim. Sıcak yaklaşımınız ve derinlikli sorularınızla çok güzel bir röpartaj oldu. Emeğinize sağlık.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/">içimde bir Fadıl Aydın büyüttüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/manset/icimde-bir-fadil-aydin-buyuttum/36271/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökhan Akar: Sanatçının işi sadece şarkı yapmak değil, toplumun yarasına dokunmaktır!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 07:33:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Akar]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Akar Röportajı]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şarkılarında sadece melodiyi değil; yaşanmışlıkları, acıları, sevinçleri ve insan olmanın yükünü taşıyan Gökhan Akar, müziği bir anlatım aracı olmanın ötesinde bir vicdan dili olarak görüyor. Popüler olanın peşinden koşmak yerine, kendi yolunu çizerek üretmeyi tercih eden Akar; sanata, hayata, topluma ve insana dair düşüncelerini tüm açıklığı ve içtenliğiyle gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı. Müzik yolculuğundan kırılma [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/">Gökhan Akar: Sanatçının işi sadece şarkı yapmak değil, toplumun yarasına dokunmaktır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şarkılarında sadece melodiyi değil; yaşanmışlıkları, acıları, sevinçleri ve insan olmanın yükünü taşıyan Gökhan Akar, müziği bir anlatım aracı olmanın ötesinde bir vicdan dili olarak görüyor. Popüler olanın peşinden koşmak yerine, kendi yolunu çizerek üretmeyi tercih eden Akar; sanata, hayata, topluma ve insana dair düşüncelerini tüm açıklığı ve içtenliğiyle gazeteci Abdussamed Tosun’a anlattı. Müzik yolculuğundan kırılma anlarına, toplumsal sorumluluktan iyileştirici gücüne kadar birçok başlıkta samimi bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik yolculuğunuzda kendinizi bir sanatçıdan çok bir “anlatıcı” gibi mi görüyorsunuz? Sizce her şarkı, aslında bir felsefi sorgulamanın ürünü olabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Okan Bayülgen’in TV programına konuk olduğumda “Felsefe” şarkısıyla ilgili Okan Bey, “Adam gerçekten felsefik bir şey yazmış” demişti. Ben şarkılarımı sadece ritmik bir dizayn ya da bir melodi içerisinde eğlendiren, melodiyle uyumlu kelimelerle yazmıyorum. Bunu matematiğe uydururken, aynı zamanda bir hikâyesi ve felsefik bir anlatımı olan şarkılar yazıyorum. Aşkı dahi her zaman böyle anlattım.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şarkılarınızda yaşadığınız coğrafya, toplumun acıları ve sevinçleri önemli bir yer tutuyor. Sizce bir sanatçı, yaşadığı toplumun tanığı mı olmalı, yoksa onun ötesine geçip evrensel bir dile mi yönelmeli?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Bence sanatçı, yaşadığı coğrafyanın dili ve anlatıcısı; o acıların ve sevinçlerin önemli bir temsilcisi olmalı. Yaşadığı toplumun acılarını, sevinçlerini ve duygularını şarkılarında anlatırken, aynı zamanda o toplumu evrensel medeniyet seviyesine sürüklemeli ve yukarıya taşımalı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde müzik hızla ticarileşti ve şarkılar çoğu zaman sadece tüketime yönelik üretiliyor. Sizce bu durum, sanatın özünü nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Türkiye’de üretilen müzik şu an, yapımcıların da katkısıyla sanattan uzak; tamamen ticari, günlük tüketilen ve topluma bir şey katmayan, hatta götüren bir duruma evrildi. Bunun için yapımcının, şarkıcının, söz yazarının ve bestecinin yaşadığı topluma dair bir derdinin olması gerekir. Eğer amaç sadece para kazanmaksa, zaten içinde yaşadığımız durum normal.</p>
<p>Günümüzde dijital sistemin ve lobilerin buna çanak tutmasıyla; müzik aleti dahi çalmamış, ellerini ovuşturan sektör ve yapımcıların katkısıyla Türkiye’de müzik, tamamen ruhu olmayan bir gürültüye dönüştürüldü. Bu durum gençliği, insanları ve ruhu doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde müzikte “trend” olmak çok konuşuluyor. Sizce sanatçı trendleri takip etmeli mi, yoksa kendi yolunu mu çizmeli?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Neyin trend olduğundan ziyade, toplumun neye ihtiyacı olduğu ve müzikte ya da toplumda neyin eksik olduğu bence daha önemli. Trend olan şeyi yapmak, toplumu ve müziği aynılaşmaya götürüyor. Türkiye’de yapımcılar bunu hep yapar. Bir müzik tarzı meşhur olduğunda, bütün yapımcılar ve şarkıcılar o tarz projelere yöneliyor ve bu, sonu olmayan bir kısırlaşmaya dönüşüyor.</p>
<p>Oysa olmayanı yapmak, hem sizi diğerlerinden ayırır hem de toplumdaki bir boşluğu doldurur ya da bir eksikliği giderir. Genelde sanat anlayışı olmayan ve sadece çok izlenmek, çok para kazanmak fikriyle hareket eden kişilerin yolu trend takibidir. Elbette sound ve modern düzenlemeler anlamında gelişmeleri takip etmek çok yerinde; ancak bir tarzı ya da müziği birebir takip etmek doğru değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35912 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim… Gökhan Akar kimdir? Nasıl bir ailede büyüdü? Bize biraz Gökhan Akar’ı anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Gökhan Akar, müziğin bizzat yaşandığı bir ailede büyüdü. Genellikle müzik aleti çalınan, söylenen ve eğlenmeyi seven bir aileydi. Babasının bir orkestrası vardı ve onun için ilk basamak burası oldu. Bu basamağı iyi değerlendirdi ve hızlıca üst katlara tırmandı.</p>
<p>Altı yaşında babasının orkestrasında piyano çalarak başlayan yolculuk; sonrasında şarkı söyleyerek, ilkokul yıllarında çocukça yazılan şarkılar ve bestelerle devam etti ve konservatuvarla taçlandı. Birçok müzisyen, müzikten para kazanmaya başladığı anda eğitimini yarım bırakıp piyasaya yönelirken; o, konservatuvarı ve eğitimini bırakmadı. Aksine, master bitirdikten sonra albümünü yayımladı.</p>
<p>Hem alaylı hem master yapmış bir sanatçı olmasına rağmen değerlerinden asla vazgeçmeyen; milletine ve öz kültürüne bağlı, Türkçe pop alanında modern soundları kullanarak duygusunu ve ruhunu kaybetmeden içi dolu müzik yapan, önüne çıkan engellere karşı ciddi mücadeleler veren ve kalbini güzel tutmaya gayret eden bir sanatçı.</p>
<p>Ve sadece bir sanatçı değil.. Aynı zamanda bir iyilik elçisi. Çocuklar için yardım faaliyetleri düzenleyen, deprem bölgesinde aylarca çocuklar için çadırda kalabilen yufka yürekli bir insan. Bence sanatçının işi sadece müzik yapmak değildir. Toplumun verdiği değere karşılık, sanatçı toplumun önünde giden, yol gösteren ve toplumun yaralarına dokunabilen kişi olmalıdır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk çıkış şarkınız “Felsefe” sizin için ne ifade ediyor? Hâlâ bir yol haritası gibi mi, yoksa sadece bir başlangıç noktası mı?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Felsefe, benim için paletimdeki renklerden sadece bir tanesiydi ve aslında yalnızca bir başlangıçtı; belki de ilk fırça darbesiydi. O şarkıyla söylemek istediğim şey, “ben buyum” demekten çok, “ben böyle düşünüyorum” demekti. Her şarkıyı bir renk, her sözü bir fırça darbesi gibi görüyorum.</p>
<p>Bir ressam nasıl ki tek bir darbeyle tabloyu tamamlamıyorsa, ben de tek bir şarkıyla kendimi anlatmış saymam. Resmin tamamı çok daha sonraları ortaya çıkacak. Şu an hâlâ o resmin başındayız; keşif aşamasındayız. Felsefe, yolun kendisi değil ama o yola çıkma cesaretini temsil ediyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eski şarkılar hâlâ yeni nesiller tarafından sevilerek dinleniyor. Sizce neden bazı şarkılar zamanın ötesine geçebilirken, bazıları birkaç haftada kayboluyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Aslında bunun cevabını önceki sorularda da dolaylı olarak vermiş oldum. Günümüzde birçok iş, çok izlenme ve trend olma kaygısıyla, tamamen para kazanma odaklı yapılıyor. Bu tür işler maalesef fast food gibi: Hızlı tüketiliyor, doyuruyor gibi görünüyor ama hafızada kalmıyor.</p>
<p>Buna karşılık, ruhu ve melodik duygusu çok daha güçlü olan eski şarkılar özellikle Türkçe popta 80’ler ve 90’lar hâlâ dinleniyor, hatta yeniden trend oluyor. Bunun temel sebebi, o dönem üretilen işlerin samimi, özgün ve kopya olmaması. Günümüzde birçok şarkı kopyala yapıştır mantığıyla üretiliyor ve bu da onları kısa ömürlü kılıyor.</p>
<p>Eğer sürekli trendi takip ederseniz, ister istemez benzer işler yaparsınız. Ancak olmayan bir rengi sektöre sokarsanız, ruhunuzu ve duygunuzu işin içine katarsanız, o zaman kalıcı olma ihtimali olan şarkılar üretirsiniz. Müziğin eski ya da yeni nesli olmaz; duygusu olan, samimi olan ve güzel olan her şey her yaştan insana dokunur. Bu benim için çok net bir gerçek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Türkiye’de pop müzik sahnesinde yer almak, aynı zamanda kalıplarla mücadele etmeyi de gerektiriyor. Sizce sanatçı kendi yolunu mu çizmeli, yoksa dinleyicinin beklentilerini mi dikkate almalı?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Ben “pop müzik” diyerek müziğin ayrılmasına çok sıcak bakmıyorum. Müzik müziktir; tarzlar sadece anlatım biçimidir. Hangi türde olursa olsun, sanatçı kendini sürekli yenilemeli ve kalıplarla mücadele etmelidir. Özellikle teknik anlamda ve modern sound konusunda çağın gerisinde kalmamak çok önemli.</p>
<p>Dinleyiciler genellikle sizin renginizi sevdiklerinde, o renkte işler beklerler. Bu çok doğal. Ancak siz farklı yaptığınız işleri de dinleyiciye sevdirmeyi başarabilirseniz, işte o zaman toplumdaki yeriniz sağlamlaşır. O noktada sadece takip edilen değil, aynı zamanda yolu açan ve taklit edilen biri hâline gelirsiniz. Bence sanatçı, dinleyicinin beklentilerini tamamen yok saymadan ama kendi yolundan da vazgeçmeden ilerlemeli. Denge tam olarak burada başlıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35913 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kariyeriniz boyunca şarkılarınızla farklı duygulara tercüman oldunuz. Sizce sanatçı, en çok kendi yaralarını mı iyileştirir, yoksa başkalarının yarasına mı merhem olur?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> İnsanların yaraları ve yaralanma biçimleri çoğu zaman birbirine çok benzer. Sanatçı, şarkılarındaki duyguyu ve ruhu çoğunlukla kendi yaralarından, yaşanmışlıklarından ve kırılmalarından alır. Sevmemiş, üzülmemiş, yaralanmamış, âşık olmamış bir söz yazarının yazdıkları dinleyiciye geçmez; çünkü samimiyet eksiktir.</p>
<p>Elbette sanatçı zaman zaman başkalarının hikâyelerini de anlatabilir. Ancak o hikâyeyi gerçekten hissettirebilmesi için, kendi iç dünyasında onunla bir bağ kurması gerekir. Sanatçının sesi, melodileri ve sözleri aslında yaşanmışlıkların izlerini taşır. Sanat biraz da yaraları iyileştirme meselesidir. İnsan anlattıkça, paylaştıkça iyileşir. Gerçek sanatçı yalnızca kendini değil, toplumu da iyileştirebilen kişidir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital çağ, müziği ulaşılabilir kıldı ama aynı zamanda çabuk tüketilen bir ürüne dönüştürdü. Sizce müzik, sanat olmaktan çıkıp tüketime mi hizmet ediyor artık?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Dijital çağ, toplumların hayatında çok büyük bir kolaylık ve aynı zamanda çok büyük bir devrim yarattı. Ancak burada asıl mesele, bu gücün kimin elinde olduğu ve ne amaçla kullanıldığıdır.</p>
<p>Dijital müzik platformları bugün dünya genelinde tek merkezden yönetilen algoritmalarla çalışıyor. Eğer bu algoritmalar tamamen kapitalist bir bakış açısıyla yönetilir ve yalnızca tüketimi artırmak için kullanılırsa, bu durum toplumları ve kültürleri manipüle etmeye başlar. Bu da müzikteki kültürel çeşitliliğin ve sanatsal zenginliğin yavaş yavaş yok olması anlamına gelir.</p>
<p>Ben dijital dünyanın iyi niyetli yönetilmediğini düşünüyorum. Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri de bu. Müzik hâlâ sanat olabilir; ama bunun için dijital sistemlerin sanatçıyı değil, sadece rakamları merkeze almaktan vazgeçmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bugüne kadar yayınladığınız şarkılar arasında sizin için gerçek bir dönüm noktası olan hangisi oldu? Neden?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Aslında yayınladığım her proje, her şarkı hayatımda ayrı bir dönüm noktası oldu. Çünkü her biri beni hem müzikal hem de kişisel anlamda başka bir yere taşıdı. Ancak bunların arasında en çok hit olan, en geniş kitlelere ulaşan ve tüm radyolarda yoğun şekilde çalınan bir şarkı olarak “Aşktan Ötesi” özel bir yerde duruyor.</p>
<p>Bugün geriye dönüp bakıldığında, “hangisi senin için dönüm noktasıydı?” diye sorulsa, insanların aklına ilk olarak bu şarkının gelmesi de bunu doğruluyor. O şarkı, hem dinleyiciyle kurduğum bağı güçlendirdi hem de benim müzik yolculuğumda daha görünür bir eşik oldu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Lafügüzaf” şarkınızda depremzede çocukları klibinize dahil ettiniz. Sizce sanat, toplumsal belleği canlı tutmanın en etkili yollarından biri olabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Kesinlikle öyle. Sanat, özellikle de müzik, toplumsal belleği canlı tutmak ve toplumsal şuuru ayakta tutmak için en güçlü araçlardan biridir. Bazen tek bir şarkı, koca bir toplumu harekete geçirebilir, insanlara unutmamaları gereken bir gerçeği yeniden hatırlatabilir. Çocuklar benim için her zaman kırmızı çizgi olmuştur. Deprem bölgesindeki çocuklar için daha fazla ne yapabilirim diye düşünürken, onları klibin bir parçası haline getirme fikri doğdu. Onlara hayatları boyunca unutamayacakları bir anı bırakmak, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak bizi gerçekten çok mutlu etti. Bu, sadece bir klip değil; bir vicdan ve hafıza çağrısıydı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35909 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-005.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İzmir depreminin ardından yazdığınız “İzmir” şarkısında olduğu gibi, yaşanan büyük acıları şarkıya dönüştürmek sizde nasıl bir duygusal süreç yaratıyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> İzmir depreminden sonra İzmir’de kurulan çadır kentte vakit geçirmek, benim deprem trajedisiyle ilk gerçek yüzleşmem oldu. O sürecin ardından Elif ve Ayda bebekleri anlattığım “İzmir” şarkısı ortaya çıktı. Ancak asıl derin trajedi ve benim için gerçek anlamda bir olgunlaşma süreci, 6 Şubat depreminden sonra Hatay’da geçirdiğim sekiz ayda yaşandı.</p>
<p>Benim için şarkı yazmak başlı başına duygusal bir süreç yaratmıyor; tam tersine, şarkılar zaten yaşadığım ve yüzleştiğim duygusal sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Sokaklarda duyduklarım, gördüklerim, paylaştığım acılar, hissettiklerim… Tüm bunlar, Hatay’da yazdığım “Sessiz Çığlık” şarkısının kelimelerine dönüştü. Yani şarkılar, yaşadıklarımın bir özeti gibi.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce bir şarkıyı “eser” yapan şey nedir? Sadece popülerliği mi, yoksa insan ruhuna işleyip yıllar sonra bile aynı duyguyu uyandırması mı?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Bir şeyin popüler olması, onu asla tek başına bir eser yapmaz. Bir şarkıyı eser yapan asıl unsur, insanların ruhunda ne bıraktığıdır. Hayatlarına ne kattığı, onlarda hangi duyguyu uyandırdığı ve toplumun kültürel hafızasında nasıl bir iz bıraktığı çok daha önemlidir. Gerçekten eser niteliği taşıyan şarkılar, yıllar geçse bile unutulmaz. Çünkü o şarkılar, belli bir dönemin duygusunu, acısını ya da umudunu içinde taşır ve toplumun hafızasında kalıcı bir yer edinir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital platformlar sayesinde müzik daha erişilebilir ama aynı zamanda çabuk tüketilen bir hale geldi. Sizce bu değişim sanatçının üretim biçimini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Dijital platformlar müziğe erişim açısından büyük bir kolaylık sağladı; ancak bununla birlikte basit ve hızlı tüketilebilen şarkıların sayısını da ciddi şekilde artırdı. Yine de iyi şarkılar, bu hızla tüketilen düzenin içinde kaybolmaz.</p>
<p>Platformlar aslında sadece birer araçtır. Plaktan kasete, kasetten CD’ye, CD’den dijitale uzanan süreçte müzik taşıyıcıları değişti ama müziğin özü değişmedi. Ancak günümüzdeki dijital platformlar, tüm müzikleri aynı havuzda toplaması ve dinleyiciye algoritmalar üzerinden yönlendirme yapması nedeniyle sektörde doğal dengeyi bozdu.</p>
<p>Bu durum, ciddi bir adaletsizliğe ve dayatma politikasına dönüştü. İyi sanatçıları değil, daha basit ve hızlı tüketilen şarkıları öne çıkaran bir sistem oluştu. Sonuç olarak çoğunluk bu düzene uyum sağlamak zorunda kaldı, nitelikli işler geri planda kaldı ve iyi şarkılar üreten sanatçıların görünürlüğü ciddi şekilde azaldı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: 6 Şubat depreminden sonra gönüllü olarak uzun bir süre Hatay’da kaldınız. O süreç sizin sanat anlayışınızı nasıl değiştirdi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> 6 Şubat depreminden sonra deprem bölgesine giderken kafamda tek bir öncelik vardı: İnsanlara gerçekten dokunabilmek. Yaralarına bir nebze olsun merhem olmak, acılarını paylaşmak, orada yalnız olmadıklarını hissettirebilmek.. Sonrasında ise bütün bu yaşananların bana, ruhuma ve sanatıma ne katacağıydı. Çünkü Sezen Aksu’nun da çok doğru söylediği gibi, acı insanı büyütüyor. Acıdan geçmeyen şarkıların, söylenen sözlerin biraz eksik kaldığına inanıyorum. Hatay’da yaşadığım o süreç sadece müziğimi değil, bütün benliğimi ve ruhumu dönüştürdü, olgunlaştırdı. Sanırım bundan sonra yazacağım şarkılar daha dolu, daha gerçek, daha derin ve hayatın tam içinden olacak. Artık notaların arasında yaşanmışlık, sözlerin içinde gerçek hikâyeler olacak.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Çocuklarla yaptığınız etkinlikler, müziğin bir “iyileştirici güç” olduğunu bir kez daha gösterdi. Sizce sanat, yaraları sarabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> “Müzik ruhun gıdasıdır” sözü boşuna söylenmiş bir söz değil. Ben bugüne kadar ruhu bu kadar besleyen, bu kadar iyileştiren, motive eden ve insanı ayakta tutan başka bir güç görmedim. Sanat, özellikle de müzik, toplum için çok kıymetli ve vazgeçilmez bir yerde duruyor. İyileştiren, derinleştiren ve insanı dönüştüren bir etkisi var. Ama burada sanatçının niyeti de çok önemli. Eğer sanatçı bunu para ya da şöhret için yapıyorsa, ortaya çıkan işler ruhu beslemekten çok zarar verebiliyor. O zaman sanat iyileştiren değil, yaralayan bir şeye dönüşebiliyor. Sanatın gerçekten şifa olabilmesi için samimiyetle, insan için yapılması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35910 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Gokhan-Akar-Roportaji-004.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Geriye dönüp baktığınızda müzik kariyerinizde sizi en çok dönüştüren kırılma anı hangisiydi?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Hayatımdaki en büyük dönüşümü konservatuvar yıllarında yaşadım. Orası benim için sadece bir eğitim süreci değil, aynı zamanda kendimi tanıdığım, müziğe bakışımın şekillendiği bir dönemdi. Sonrasında ise yazdığım şarkıların gerçekten değişmeye başladığı, daha doğru, daha sağlam ve daha bilinçli yazdığımı hissettiğim bir süreç başladı. Bu da müzik sektörüyle, stüdyolarla ve aranjörlerle tanıştığım döneme denk geliyor. O ortamlar bana hem teknik hem de bakış açısı olarak çok şey kattı ve beni bugünkü müzikal çizgime taşıdı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, bugüne kadar yaptığınız şarkılar, yaşadığınız deneyimler ve toplumsal sorumluluklarınız ışığında, Gökhan Akar’ın müzik yolculuğunda geride bırakmak istediği en kalıcı iz nedir?</strong></p>
<p><strong>Gökhan Akar:</strong> Müzik yolculuğumda örnek aldığım Neşet Ertaş, Barış Manço, Kayahan gibi büyük isimlere baktığımda, arkalarında bıraktıkları izleri çok net görüyorum. Toplumsal meselelere yaklaşımları, aşka ve dostluğa bakışları, şarkılarının insanlarda nasıl karşılık bulduğu hâlâ konuşuluyor. Ben de müziğimle böyle izler bırakabilmeyi isterim.</p>
<p>Mutlu olduğum bir işi yapıyorum. Sahnedeyken müzikseverlerle bütünleşmeyi, yazmayı, söylemeyi, duygularımı ve aşkı müzikle anlatmayı gerçekten seviyorum. Bu işi milyonların gözü önünde yaparken, önce insan olabilmeyi; ardından sanatçı kimliğimle topluma, özellikle gençlere yol gösterebilmeyi çok önemsiyorum. Yaşadığım bu güzel milletin değerlerine sahip çıkmak, onları yaşatmak ve buna katkı sunmak istiyorum. Zaman zaman yaralanan, üzülen toplumun yaralarına dokunabilmek, anlatırken iyileştirebilmek ve günün sonunda insana, insanlığa güzel bir miras bırakabilmek.. Ve geriye dönüp bakıldığında hoş bir seda ile, güzel anılarla anılabilmek, benim için asıl olan budur.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/">Gökhan Akar: Sanatçının işi sadece şarkı yapmak değil, toplumun yarasına dokunmaktır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/gokhan-akar-sanatcinin-isi-sadece-sarki-yapmak-degil-toplumun-yarasina-dokunmaktir/35908/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyor!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 10:36:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ali çiğdem]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitimci ve yazar Ali Çiğdem, yıllardır hem kalemiyle hem de öğrencileriyle kurduğu bağ üzerinden edebiyat dünyasında iz bırakmaya devam eden bir isim. Polisiye, gerilim ve fantastik türlerde eserler veren Çiğdem, aynı zamanda gençlere kitap sevgisini aşılamayı kendine misyon edinmiş bir eğitimci. Onunla yazarlık serüveninin başlangıcını, ilham kaynaklarını, Türkiye’de edebiyatın gidişatını ve geleceğe dair hayallerini konuştuk. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/">Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimci ve yazar Ali Çiğdem, yıllardır hem kalemiyle hem de öğrencileriyle kurduğu bağ üzerinden edebiyat dünyasında iz bırakmaya devam eden bir isim. Polisiye, gerilim ve fantastik türlerde eserler veren Çiğdem, aynı zamanda gençlere kitap sevgisini aşılamayı kendine misyon edinmiş bir eğitimci. Onunla yazarlık serüveninin başlangıcını, ilham kaynaklarını, Türkiye’de edebiyatın gidişatını ve geleceğe dair hayallerini konuştuk.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi kaleme iten ilk kıvılcım neydi?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Yazar olma ya da yazar olmaya çalışma fikri lise yıllarımda hasıl oldu. Edebiyat dersinde yüzlerce yıl önce yaşamış yazarlardan ve şairlerden, onların eserlerinden hala söz edilir olması, fikirlerinin ve tarihe bıraktıkları izlerin dillerde ve zihinlerde zikrediliyor olması beni derinden etkiledi doğrusu. Bu hayatta faniliğin pençesinden kurtulma ihtimali olmayan insanların belki de arkalarında bıraktıkları kalıcı eserlerle bu faniliğin surlarında bir gedik açabileceğini gördüm. Yazar olma yoluna adım atmama vesile olan en güçlü sebep buydu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk yazdığınız metni hatırlıyor musunuz? Ne hissettiniz onu bitirdiğinizde?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> İlk metinlerim ilkokul yıllarıma kadar gider, o dönemde resim yeteneğimin de iyi olmasıyla resimlerle ve kısa metinlerle kurgulanmış birkaç komik hikaye karaladım. Arkadaşlarım tarafından çok beğenilmiş birlikte çok eğlenmiştik okurken. Daha sonra lise yıllarımda ilk öykümü yazdım. Sınıfta okutmuştu edebiyat öğretmenimiz ve sınıfça kahkahalara boğulmuştuk. Öğretmenim yazma yeteneğimin olduğunu söyleyince bu konuda biraz daha cesaretlenmiştim. ilk amatör roman denememi 2006 yılında el yazmasıyla bir ajandaya yazmıştım.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarken kendinize belirlediğiniz bir rutin veya ritüel var mı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Aslında yazma sürecimde çok katı rutinlere bağlı biri olduğumu söyleyemem. Gece ve karanlık benim için vazgeçilmez bir atmosfer yaratıyor. Özellikle gerilim türünde çalışırken, gecenin sessizliği ve karanlığın verdiği gizem yaratıcılığımı daha da besliyor; kelimeler sanki daha kolay akıyor. Bununla birlikte, her gün aynı saatte masa başına oturup üretmeye çalışmak pek benim yapabileceğim bir şey değil. Bazen ilhamın peşinden günlerce aralıksız yazıyorum, uykuyu bile unutabiliyorum. Ama bazı dönemler oluyor ki, aylarca bir satır dahi yazamadığım zamanlar yaşanıyor. Bu nedenle, yazarlık benim için daha çok ilhamın yön verdiği, duygularla ilerleyen bir yolculuk diyebilirim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazılarınızda sıkça işlediğiniz temalar neler? Neden özellikle bu konular?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Konular sürekli değişebilir ancak yazdığım bütün eserlerde alt metin olarak “iyi ile kötünün mücadelesi” benim için olmazsa olmazdır. Eser kaleme almak, buna zaman ve emek ayırmak çok değerli şeylerdir ancak bu değeri taçlandıracak olan şey insanların zihinlerine, yüreklerine ve hayallerine ufuk açıcı bir pencere açmaktır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlhamınızı nereden alırsınız? Günlük yaşam mı, geçmiş deneyimler mi, hayal gücü mü?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> İlham kaynağımı tek bir yere bağlamak zor. Aslında günlük yaşamın içinden aldığım küçük ayrıntılar, geçmişte yaşadığım deneyimler, karşılaştığım insanlar ve elbette hayal gücümün beni götürdüğü bambaşka dünyalar… Hepsi kalemimi besleyen unsurlar. Fakat şunu da naçizane belirtmek isterim ki bir yazarın kalıcılığını ve etkisini belirleyen iki temel nokta vardır: güçlü bir anlatım kabiliyeti ve sınırsız bir hayal gücü. Bu iki unsur bir araya geldiğinde, tıpkı Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nde olduğu gibi, okurun zihninde yer eden ve yıllar sonra bile konuşulmaya devam eden büyük eserler doğar. Ben de yazarken bu dengeyi kurmaya gayret ediyorum; hem hayatın gerçeklerinden kopmadan hem de hayalin uçsuz bucaksız alanlarını keşfederek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35337 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_18_20251201_125944_0001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Etkilendiğiniz veya yolunuzu açan yazarlar kimlerdir?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Polisiye türünde özellikle Jean-Christophe Grangé, benim için çok önemli bir isim. Özellikle Siyah Kan eseri, bu alanda çıtanın ne kadar yükseğe taşınabileceğini gösteren bir başyapıt niteliğinde. Onun sürükleyici dili ve karanlık atmosferi, polisiye yazımına olan bakış açımı ciddi anlamda etkiledi.</p>
<p>Korku ve gerilim türünde ise Stephen King‘i ayrı bir yere koymak gerekir. Yalnızca muazzam üretkenliğiyle değil, aynı zamanda insan psikolojisi ve korkularının derinliklerine inen anlatım gücüyle bu türü dünya çapında sevdiren ve kabul ettiren isim olduğunu düşünüyorum. Onun eserleri, bu alanda yazmak isteyen herkes için bir rehber niteliğinde.</p>
<p>Fantastik edebiyat denildiğinde ise J.R.R. Tolkien‘i zikretmemek mümkün değil. Orta Dünya’yı yaratırken ortaya koyduğu evren, karakterler, diller ve mitoloji, sadece fantastik türe gönül verenlerin değil, tüm okuyucuların hayal gücünü genişleten bir miras bıraktı. Bu türe ilgi duyan herkesin onu bir üstat olarak gördüğüne inanıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: ilk kitabınız yayımlandığında aldığınız geri dönüşler nasıldı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> İlk kitaplar zorluklar kadar güzellikleri de barındırır ve bir yazar için en ama en güzel şey okuyucularından güzel, taltif edici dönüşler almasıdır. Bilhassa lise çağındaki gençlerin “hocam kitabınız sayesinde okumanın ne kadar güzel bir şey olduğunu keşfettik bana kitap okumayı sevdirdiniz.” şeklinde dönüşler yapması beni mutlu etmenin ötesinde duygulandırmıştı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Okuyucularınızla nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Sosyal medyayı bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Sosyal medya, içinde bulunmaktan her ne kadar pek de mutlu olmasam da iletişim çağında bir yazar için zaruret haline gelmiş durumda. Okuyucularınız yeni çalışmalarınız hakkında ve sizin neler yaptığınıza dair meraklarını gidermeleri veya sizinle irtibatta olmaları için önemli.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eleştirilerle nasıl başa çıkıyorsunuz? Size yön veren bir eleştiri oldu mu hiç?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Dünyanın en başarılı yazarı da olsanız birileri sizi yine de eleştirecektir zira eleştiri bu işin tabiatında var. Şahsen okuyucularımın yapıcı ve iyi niyetli eleştirileri benim için övgülerden daha değerlidir zira bir yazarı geliştirecek olan övgülerden ziyade yapıcı ve iyi niyetli eleştirilere kulak vermektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüz edebiyatının Türkiye’deki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Ülkemizde maalesef bilhassa genç edebiyatı pek de iyi olmayan bir yöne doğru gidiyor. Tamamen ticari gayeler doğrultusunda vitrinleri istila eden wattpad denen roman türleri resmen edebiyatımızın ve dilimizin altını oyuyor. Şimdi kalkıp da insanlara şunu yazmayın bunu yazmayın diyecek noktada değiliz ancak sorun şurada bu eserlerde şiddetin, tacizin, akran zorbalığı, suç unsurlarının normalleştirilmesi ve bu eserlerin kahır ekseriyetle ergenlik çağındaki gençler tarafından okunması hatta bu kitapların ortaokul çağındaki çocuklara kadar ulaştığını görüyoruz. Bu tür ile ilgili bir diğer sakıncalı durum ise eserlerin hem içeriklerinin hem de kullanılan dilin fazlasıyla bayağı olması bu da edebiyatta adeta bir bayağılaşma akımı başlatmış bir durumda. Oysa edebiyat dili, fikir dünyasını, düşünceyi ve hayal dünyasını zenginleştirmeli ona derinlik ve nitelik kazandırmalıdır. Bu eserlerde alt metin sorunu da var, örneğin şiddeti ve vahşeti birçok ünlü yazarda veya benim yetişkinlere yönelik korku kitaplarımda da bulabilirsiniz ancak bu durumları alt metinde “kötü” veya “şeytani” olarak karşı tarafa yansıtıyoruz yani burada bir normalleştirme yok. Son dönemde gençler arasında artan akran zorbalığı salgının etkenlerinden biri de wattpad kültürüdür.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce edebiyat bir toplumun aynası mı, yoksa onun hayal ettiği bir gelecek mi?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Edebiyat, aslında bir toplumun hem bugünkü gerçekliğinin aynası hem de yarınlarına dair kurduğu hayallerin bir yansımasıdır. Bir milletin geçmişten getirdiği kültürel mirası, değerleri, acıları ve sevinçleri edebiyatın damarlarında yaşar; bu yönüyle köklerimizden beslenir. Aynı zamanda kaleme alınan her eser, geleceğe gönderilmiş bir mesaj gibidir. Bugün okunan, tartışılan ve toplumun ruhunu şekillendiren edebi eserler, insanların düşünce dünyasını etkileyerek yarının toplumsal karakterini inşa eder. Bu nedenle edebiyat, bir toplumun hem kim olduğunun hem de kim olmak istediğinin en güçlü ifadesidir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarların toplumsal sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Herkesin toplumsal sorumluluğu vardır ancak yazarların, öğretmenlerin, aydınların sorumluluğu çok daha fazladır zira sizin yazdıkalrınız artık sadece sizin düşünce dünyanıza ait değildir onlar artık başkalarının zihinlerinde filizlenmiş, dal budak salmaya başlamış, kök salmakta olan fikir tohumlarıdır. Bu da yazara daha fazla sorumluluk yükler. Bir yazar her şeyden önce yazma cesareti göstermiş ve yaratılışından gelen bir yetenekle ödüllendirilmiştir bu da ona sorumluluk noktasında daha çok iş yükü getirmektedir. Tabi bu her şeyden önce yazarın konuya bakış açısıyla da ilgili</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizi en çok etkileyen kitap hangisiydi? Neden?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Kutsal kitapları bu soruya dahil etmezsek ve yalnızca kurgusal edebi eserler açısından değerlendirecek olursak; benim için en özel eserlerin başında J.R.R. Tolkien’in yarattığı evren geliyor. Özellikle Yüzüklerin Efendisi üçlemesi ile Orta Dünya’yı anlatan Silmarillion ve Númenor’un Düşüşü gibi kitaplar, yalnızca fantastik kurgu olmalarının ötesinde, insanlık tarihine dair karanlıkta kalmış sırları ve mitolojik kökleri taşıyan metinler gibi geliyor bana. Bu eserlerdeki karakterlerin, uygarlıkların ve destansı olayların aslında bizlere ışık tutan, insan doğasına dair evrensel mesajlar barındırdığına inanıyorum. İşte bu nedenle bu kitapların bende yeri çok ayrı; hem hayal gücümü besliyor hem de tarihin gölgede kalmış yönlerine dair düşünmeye sevk ediyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kaleminizin şekillenmesinde özel bir şehir, dönem ya da kişi etkili oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Doğup büyüdüğüm şehir olan Diyarbekir, Peygamberlerin ve sahabelerin şehri olduğundan teolojik ve metafizik söylentiler, efsaneler, hikayeler ve mitler bakımından oldukça zengin. Yine on bin yıla varan zengin bir tarihe sahip olması, hem Mezopotamya hem Anadolu ve hem de Ortadoğu coğrafasına yakınlığı hasebiyle zengin bir kültürel hafızaya sahip üstelik bu şehrin bir dönem edebiyat ve kültür başkenti olma noktasında İstanbul’la bir mukayese yarışına girmiş olması da ayrı bir birikimi getiriyor. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde en çok şair ve yazar İstanbul ve Diyarbekir’den çıkmıştır. Şu an Diyarbekir’de yazmaya ve edebiyata gönül vermiş kıymetli dostlarla İnsan Okur dergisi etrafında bir araya gelişimizin gayelerinden biri de bu kadim şehri naçizane tekrar edebiyat, kelam ve fikir meclislerinin olduğu günlerini bir nebze de olsa geri getirmektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarlık dışında sizi besleyen sanat dalları neler?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Sinema, benim için son derece önemli bir sanat dalı. Hem anlatı kurma becerimi geliştirmede hem de hayal gücümü beslemede sık sık başvurduğum bir kaynak olarak hayatımda özel bir yere sahip. Bir film izlerken yalnızca bir hikâyeyi takip etmiyorum; aynı zamanda karakter çözümlemeleri, dramatik yapı, sahne kurgusu ve görüntü yönetimi gibi unsurları da dikkatle inceliyorum. Bu da yazılarımda daha güçlü ve derinlikli bir anlatım oluşturmamı sağlıyor. Sinemanın sunduğu farklı bakış açıları, beni sürekli olarak düşünmeye sevk ediyor ve eserlerimin arka planını zenginleştiriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35338 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/12/Ali-cigdem-roportaji_19_20251201_125945_0002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şu an üzerinde çalıştığınız bir proje ya da yeni bir kitap var mı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Evet, şu sıralar oldukça yoğun bir çalışma döneminin içindeyim. Hem farklı yaş gruplarına hem de farklı ilgi alanlarına hitap edecek projeler hazırlıyoruz. Yakın zamanda okurla buluşmasını planladığımız üç ayrı çocuk kitabı var. Bu eserlerde özellikle çocukların hayal dünyalarını genişletmeyi, aynı zamanda onlara eğlenceli ve öğretici bir okuma deneyimi sunmayı hedefliyorum. Bunlara ek olarak üzerinde titizlikle çalıştığımız iki polisiye kitap projemiz daha bulunuyor. Polisiye türünde, okuru merak duygusuyla sürekli diri tutan bir kurgu ortaya koymaya gayret ediyorum. Bu eserler tamamlandığında, hem çocuklar hem de yetişkinler için farklı dünyalar açacağına inanıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazarlık dışında yapmak istediğiniz, ertelediğiniz bir hayaliniz var mı?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Aslında edebiyatın yanı sıra uzun zamandır içimde büyüttüğüm başka bir tutku daha var: sinema. Dünya sinema tarihinde gerçekten kıymetli bir yer edinebilecek, iz bırakan filmlere imza atan bir senarist olmayı her zaman hayal etmişimdir. Hatta bunun da ötesinde, bir gün Selahaddin Eyyubi’nin mücadelesini, Kudüs davasına yürekten inanmış bir müminin bakış açısıyla beyaz perdeye taşıyan bir yönetmen olarak karşınıza çıkmayı çok isterim. Çünkü onun hayatında, adaletin ve inancın nasıl büyük bir güce dönüşebileceğini anlatan muazzam bir hikâye yatıyor. Bu hikâyeyi doğru bir dille, hakkını vererek ve geniş kitlelere ilham verecek şekilde aktarmak benim için sadece bir hayal değil; aynı zamanda içimde taşıdığım büyük bir sorumluluk duygusudur.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazmak sizin için bir ihtiyaç mı, bir ifade biçimi mi, yoksa bir terapi mi?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Aslında bu soruya net bir ayrım yaparak cevap vermek zor. Çünkü yazmak benim için bütün bu saydıklarınızın bir birleşimi. Kendimi ifade etmek, iç dünyamı somutlaştırmak, zihnimdeki yoğunluğu azaltmak ve ruhumu rahatlatmak için kaleme sarılıyorum. Kimi zaman bir kelime, bir cümle tüm duygu yükümü hafifletiyor. Bu nedenle yazmak hem bir ihtiyaç hem güçlü bir ifade biçimi hem de bana iyi gelen bir terapi niteliği taşıyor diyebilirim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Ali Çiğdem” ismi sizce edebiyat tarihine nasıl bir iz bırakacak?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Edebiyatın gerçek sahibi okurlardır ve bir yazarın yolculuğunu şekillendiren de yine onların gönlünde bıraktığı izdir. Benim çalışmalarımın edebiyat tarihinde nasıl bir yer bulacağını zaman gösterecek. Bu sorunun cevabını okurlarıma bırakıyorum. Ben sadece içtenlikle üretmeye, her eserimde kendimi daha da geliştirmeye devam edeceğim; gerisini ise eserlerimin yolculuğuna ve okurlarımın değerlendirmesine emanet ediyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, genç yazarlara ve yazmaya yeni başlayanlara ne tavsiye edersiniz?</strong></p>
<p><strong>Ali Çiğdem:</strong> Her şeyden önce, okumaktan hiç vazgeçmesinler. Çünkü okudukça kelimelerin gücünü, anlatımın inceliklerini ve yazının büyüsünü daha iyi kavrıyor insan. Bir diğer önemli nokta ise yazma arzusunu diri tutmak. Bazen ilham gelmez, bazen yazılanlar beğenilmez; fakat önemli olan o masanın başına her defasında yeniden oturabilmek. Azimle, merakla ve inançla yola devam ettiklerinde kendi seslerini mutlaka bulacaklardır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/">Eğitimci Yazar Ali Çiğdem: Popüler edebiyat ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/egitimci-yazar-ali-cigdem-populer-edebiyat-ahlaki-yozlasmayi-normallestiriyor/35335/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlyas Hıdır: Hakikat ışığının taşıyıcısı olsun istedik. Dergi, asimilasyonun dehlizlerine gizlenmiş kanıtlara ışık tutuyor!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/ilyas-hidir-hakikat-isiginin-tasiyicisi-olsun-istedik-dergi-asimilasyonun-dehlizlerine-gizlenmis-kanitlara-isik-tutuyor/35076/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/ilyas-hidir-hakikat-isiginin-tasiyicisi-olsun-istedik-dergi-asimilasyonun-dehlizlerine-gizlenmis-kanitlara-isik-tutuyor/35076/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 07:15:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[ilyas hıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Porte sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Porte Sanat Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanat, insana insanı anlatma biçimidir” derler. Peki, bugün insanı unutturan çağda sanatı nasıl hatırlamalı? Manipülasyonun, hızın ve dijitalleşmenin kuşattığı bir dünyada, hakikatin ve estetiğin izini süren Porte Sanat dergisi tam da bu soruya cevap arıyor. Gazeteci Abdussamed Tosun’un bu haftaki konuğu, dijital çağın hızına karşı sanatın ve düşüncenin direnişini sayfalara taşıyan bir isim Porte Sanat [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/ilyas-hidir-hakikat-isiginin-tasiyicisi-olsun-istedik-dergi-asimilasyonun-dehlizlerine-gizlenmis-kanitlara-isik-tutuyor/35076/">İlyas Hıdır: Hakikat ışığının taşıyıcısı olsun istedik. Dergi, asimilasyonun dehlizlerine gizlenmiş kanıtlara ışık tutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, insana insanı anlatma biçimidir” derler. Peki, bugün insanı unutturan çağda sanatı nasıl hatırlamalı? Manipülasyonun, hızın ve dijitalleşmenin kuşattığı bir dünyada, hakikatin ve estetiğin izini süren Porte Sanat dergisi tam da bu soruya cevap arıyor.</p>
<p>Gazeteci Abdussamed Tosun’un bu haftaki konuğu, dijital çağın hızına karşı sanatın ve düşüncenin direnişini sayfalara taşıyan bir isim Porte Sanat dergisinin kurucusu İlyas Hıdır. Geleneksel medyanın unutulan dilini, matbaa kokusunu ve sabırla üretilen sanatın hikâyesini konuştuk.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Sanat, insana insanı anlatma biçimidir” derler. Türkiye’nin bugünkü toplumsal ruh halini düşünürsek, Porte’nin sayfaları bize nasıl bir ‘insan’ı anlatıyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Porte Sanat dergisi olarak manipülatif gündemlerin kurbanı olmayı değil, kendi gündemimizi oluşturmayı seçtik. Okuyucularımıza gerçeklerden ve sanattan bahsediyoruz; gerçeğin ve sanatın diliyle sesleniyoruz. Bizim anlattığımız insan, beraber oturup çay içebileceğimiz, gerçeklerden bahsedeceğimiz, gerçekleri duyunca heyecanlanan, sanatı seven ve destekleyen, hayata pozitif ve umutla bakan bir insan.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Porte Sanat’ın sayfalarında sadece sanat değil, bir yaşam felsefesi de var gibi. Bu dergi, sizce sadece sanatı mı anlatıyor, yoksa “insanın var olma biçimini” de mi sorguluyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Evet, Porte Sanat’ı okudukça sanatın ötesinde bir katmanla karşılaşacaksınız. Sanatı, insanın var olduğu evreleri sorgulamada bir araç olarak da görüyoruz. Hatta bu sorgulamayı bir yaşam felsefesine dönüştürerek, oluşan aklın toplumun tüm katmanlarına yayılmasını istiyoruz. Sanat sadece resim, heykel veya müzik değildir; toplumsal karakterin, hafızanın ve bireysel özgürlüklerin nasıl şekillendiğinin bir yansımasıdır. Okuyucularımızın günlük alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmeye cesaretlerinin olup olmadığını sorgulatmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital içeriklerin saniyeler içinde tüketildiği bir dönemde, bir dergiyi sayfa sayfa okumak sabır gerektiriyor. Sizce Porte okuruna bu sabrı, bu yavaşlığı nasıl öğretiyor? Ya da belki de unuttuğumuz bir ritmi mi hatırlatıyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> 90’lı yıllar dergiciliğin zirve yaptığı bir dönemdi. Dergilerle etkileşim, insanı geliştiren ve mutlu eden bir deneyimdi. 90’ların sonunda internetin devreye girmesiyle birlikte, hızlı bir gelişim yaşandı ve dijital bir medya düzlemi oluştu. İnsanların dergilerle iletişimi azaldı; ancak biz o günleri unutmadık. İnsanın yeniden dergicilikle tanışması gerektiğini düşündük. Evet, insanlar okuma anlamında biraz daha zorlanıyorlar ama yeni bir dergiyle buluşmanın keyfini kesinlikle unutmadıklarını görüyoruz. Aldığımız geri dönüşler muhteşem. Okuyucularımıza “acele etme, sakin ol, oku ve düşün” diyoruz. Dijitalizmin ruhsuz ve soğuk evreninden, sayfaları çevirdikçe içinizi ısıtan melodilerin ruhunuzda yankılandığı samimi bir evrene ışınlanıyorsunuz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35079 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/18_20251114_100218_000892-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/18_20251114_100218_000892-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/18_20251114_100218_000892-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/18_20251114_100218_000892-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/18_20251114_100218_000892-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/18_20251114_100218_000892.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim: “Porte Sanat” nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Sizi bu dergiyi çıkarmaya iten şey bir eksiklik duygusu muydu, yoksa var olanın fazlalığından bunalan bir zihnin sadeleşme arayışı mıydı?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Bir önceki sorunuza cevaben söylediğim gibi, dijitalizmin soğuk ve ruhsuz evreni insanlığı o kadar fazla kuşatmış durumda ki, sadeleşme ve fazlalıklardan arınma arzusu doğdu. Hafızamızda kayıtlı dergilerin keyfine yeniden dönme ihtiyacı oluştu. Geçmişte basit bir tekillikle başlayan “yalan tarih kültürü”, teknolojinin sunduğu imkânlarla insanın hayatını her alanda etkiler hâle geldi. Böylece hakikat eksikliğini iliklerimize kadar hissetmeye başladık. Ve Porte Sanat, hakikat ışığının taşıyıcısı olsun istedik. Girdiği her zihni aydınlatsın, sızdığı her kalbe şifa olsun. Durmuş akıllara yakıt olsun ve yeniden hareketlendirsin. Aslında bu niyetimiz, insanları düşünmekten çok kendi onurlu ve şerefli bir yaşama olan ihtiyacımız sebebiyledir. Dergiyi bu yüzden projelendirdik. Allah’ın verdiği özü, ruhsuz bir dünyada kaybedip başarısız bir şekilde ölmektense, “hakikatin savunucusu olun, sabredin” emrini yerine getirmek ana motivasyon kaynağımızdı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk sayının matbaadan çıkış anını hatırlıyor musunuz? O an ne hissettiniz?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Oldukça heyecanlı ve mutlu bir andı. Çünkü ana motivasyon kaynağımız olan niyetimiz artık eylem aşamasındaydı. Sözle savunduğumuz ilkelerin eyleme dönüşmesinin güveni, önce kendimize sonra insanlara karşı bir manifestoydu. Sosyal medya insanı konuşan ama yapamayan bir hiçliğe indirgeyebiliyor. Buna karşı çıkmak, sözümüzü edimle ve eylemle taçlandırmak yapılması gerekendi. Gerekeni yaptığımız için mutluyduk.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Her şeyin dijitalleştiği, kitap kokusunun bile PDF’e dönüştüğü bir çağda, siz neden kâğıda dokunmayı, matbaa sesini ve mürekkep kokusunu seçtiniz?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Bu, herkesin üzerine düşünmesi gereken çok değerli bir soru. Her şey dijitalleşti diye insanlar “özlerinin” de dijitalleşeceğini sanmış olabilirler. Ancak insan ruhu analog bir donanım gibi düşünülmeli. Tabii ki dijital iletişimin etkin olduğu yerler var ve gerektiği yerde kullanılmalı. Ancak kâğıdın ve mürekkep kokusunun yeri ayrıdır. Ruhsal yazılımın sahip olduğu muhteşem renklerin, dijital soğukluğun gri dünyasında kaybolmaması için bir denge şart.</p>
<p>Dijital veriler bir tuşla silinebilir, ama bir dergi zaman içinde yaşar ve sonraki nesilleri de aydınlatır. Kapağı kapattığınızda gelen huzur, bir ekranın asla veremeyeceği bir ağırlık taşır. Dokunmak, insanı derin bir şekilde bağlı, güvende ve canlı hissettirir. Kaygı, yalnızlık ve depresyonu azaltır. Dokunmak ruhun elidir diyebiliriz. Dijitalin sahte hislerini değil, ruhumuzu besleyen gerçek hisleri harekete geçirmeyi tercih ettik. Ama dijital iletişim de artık hayatın önemli bir boyutu. Her şeyin dijitalleşmesine karşıyız ancak teknolojiyi insana hizmet ettiği ölçüde kullanıyoruz. Dijitalleşmeyi ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir; fakat onu sınırlamak, insanın bu dönemdeki ana amaçlarından biri olmalı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir dergi hazırlamak aynı zamanda bir sabır işi. Bu süreç size ne öğretti?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Sabırlı, esnek, nazik olmayı ve zaman yönetimini iyi yapmayı öğretti. Konuların belirlenmesi, yazarlara ulaşılması ve dönüş beklemek bir sabır süreci. Tasarım aşamasında, çok iyi zannedilen bir fikir maliyet planlamasına uymayabilir. Bu gibi plan dışı gelişmelerde esnek davranmak, projenin yoluna devam etmesini sağlar. Dergi çıkarmak bir ekip işidir. Her birimin “mükemmel” dediği bir şey, diğer birim için zahmete dönüşebilir. Bu takım işleyişini nazikçe ve sabırla yönetmeniz gerekir. Sürecin en önemli öğretisi ise zaman yönetimidir. Doğru zaman yönetimi sizi gereksiz stresten, ekip içi huzursuzluklardan ve baskı aşamasındaki aksaklıklardan korur.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir derginin sayfalarında sadece yazı değil, bir dönemin ruhu da saklanır. Sizce Porte Sanat, bugünün Türkiye’sine nasıl bir ayna tutuyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Tutmaya çalıştığımız ayna, “hakikat aynası”dır. Yalan bilgiyle işgal edilmiş insanlığın yönünü yeniden gerçeğe döndürmeye çalışan bir ayna. Bir toplum her zaman topla tüfekle ele geçirilmez; asıl kalıcı işgal kültür ve sanatla olur. İşgalin efendileri, köleleştirdikleri toplumları kendilerine benzeterek ellerinde tutar. Bu, bir asimilasyondur. Biz Porte Sanat olarak, bu asimilasyonun dehlizlerine gizlenmiş kanıtlara ışık tutuyoruz. Yalan tarih anlatısının ardındaki gerçeği arıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35077 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/16_20251114_100217_000400-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/16_20251114_100217_000400-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/16_20251114_100217_000400-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/16_20251114_100217_000400-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/16_20251114_100217_000400-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/16_20251114_100217_000400.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir derginin sayfalarında sadece yazılar değil, bir dönemin ruhu da saklanır. Sizce Porte Sanat, bugünün Türkiye’sine nasıl bir ayna tutuyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Tutmaya çalıştığımız ayna “hakikat aynası”dır. Yalan bilgi ile ilmek ilmek işlenerek ele geçirilip işgal edilmiş insanlığın yönünü yeniden gerçeğe dönmesini sağlayacak ayna. Hep klasik olarak söylenir ya,  bir toplum her zaman topla tüfekle ele geçirilmez, asıl kalıcı işgal kültür ve sanatla olur. Bu söz çok doğru bir tespittir. İşgalin efendileri köleleştirdikleri toplumları, ellerinde tutabilmelerinin tek yolu halkı kendilerine benzetmeleri ile mümkündür. Bu benzeme süreci gerçekte bir asimilasyondur. Asimilasyon kısaca nedir. Bir halkın kendi kültürel değerlerinden uzaklaşıp egemen gücün davranışlarını benimsemesi ve özümsemesidir. 1909 yılında İstanbul İtalya öncülüğünde Makedon İmro terör örgütü öne konularak işgal edilmiştir. İlerleyen süreç Osmanlı halkının Sevr gibi bir anlaşmayla paramparça edilmesiyle bambaşka bir evreye ulaşır. Yazar Burak Turna’nın çalışmalarından anladığımız tablo çok daha korkunç bir yalanı ortaya koymuştur. Sevr ihanet Lozan zafer diyerek yapılan sihir bozulmuş Sevr ve Lozan’ın aynı anlaşmalar olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yeni bilgi bizim sandığımız yakın tarihsel bilgimizi, havaya uçurdu. Her şeyi yeniden sorgulamalıydık. Bilimi, akademiyi, ekonomiyi, kültürü, sanatı. Günümüz Türkiye’sinden geriye doğru baktığımızda, ortaya çıkan bu resetleyici yeni bilginin zamanın dehlizlerinde gizlenmiş ve kanıtlarıyla keşfedilmeyi beklediğini görürsünüz. Biz porte sanat olarak uğradığımız bu asimilasyonun dehlizlere gizlenmiş kanıtlarına ışık tutmaya çalıyoruz.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Basılı bir dergi, zamanın akışına karşı duran bir şeydir. Sizce Porte, Türkiye’nin hızla değişen kültür ortamında “kalıcılık” adına nasıl bir anlam taşıyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Hakikatin nuru bir bütündür ve parçalanamaz. Bizim tuttuğumuz ayna hakikatin ışığını yansıttığı için bütünsel olarak geçmişi , günümüzü ve geleceği aydınlatıyor. Haliyle bu ışık ile zamanın hangi evresinde olmak isterseniz orada size rehberlik edecektir. Kalıcılıkta tam da burada kendiliğinden gerçekleşiyor zaten. Hakikatin bir parçası olduğunuzda zamanın herhangi bir yerinde kaybolamazsınız. Hakikat hakka aittir ve daima yaşar. Değişimin oluşturduğu kaosa karşı sakiniz. Kaos oluşması kurgunun tamamen yalan üzerine bina ediliyor olmasından kaynaklı. Bu yüzden halkımıza diyoruz ki; size sunulan yalanın içinde boğulmayı değişim zannedeceğinize, aklın rehberliğinde insan olmayı hatırlayalım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35078 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/17_20251114_100218_000801-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/17_20251114_100218_000801-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/17_20251114_100218_000801-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/17_20251114_100218_000801-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/17_20251114_100218_000801-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/11/17_20251114_100218_000801.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanat ve düşünce üretimi çoğu zaman destek görmez ama tarihte en kalıcı olanlar da hep bu zorluklardan doğar. Sizce Porte Sanat’ın hikayesi de böyle bir “direnişten” mi besleniyor?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Evet. Yeni bir kültür ve sanat dergisi olarak, Türkiye’de bağımsız yayıncılığın zorlu ikliminde doğduk. Enflasyon ve ana akım medya hegemonyasına rağmen, Lozan gibi tabu konuları sorgulayan, Helenizm gibi derin tarih dosyaları açan bir dergiyiz. Hakikatin karşısında direnen her zaman yenilir. Yalan tarihsel söylemlere sakince ve keyifle ışık tutuyor, onları ifşa ediyoruz. Yalanın gerçek karşısındaki zayıflığını izlemek çok eğlenceli. Herkesi bu zevki yaşamaya davet ediyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir dergi çıkarmak aynı zamanda bir hafıza oluşturmak demektir. Sizce Porte Sanat, geleceğin araştırmacıları için nasıl bir belge bırakacak?</strong></p>
<p><strong>İlyas Hıdır:</strong> Porte Sanat, geleceğin araştırmacılarına eğer gerçekler yine bastırılmışsa bile gerçeğe ulaşabilecekleri pek çok belge ve ipucu bırakacak. Ayrıca yalanın ortaya çıkarılma tekniklerinin pratiğini de onlara aktarmış olacağız. Sanatın ve kültürün, hegemonik güçler tarafından nasıl yok edici bir silah olarak kullanıldığını, aynı zamanda yalanın gerçek karşısında ne kadar zayıf olduğunu göstereceğiz. Söz ile eylemin ilişkisi ortadan kalktığında, nasıl cehennem gibi zamanlar yaşandığını göstermek istiyoruz. Umulur ki okurlar düşünür ve aklederler.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/ilyas-hidir-hakikat-isiginin-tasiyicisi-olsun-istedik-dergi-asimilasyonun-dehlizlerine-gizlenmis-kanitlara-isik-tutuyor/35076/">İlyas Hıdır: Hakikat ışığının taşıyıcısı olsun istedik. Dergi, asimilasyonun dehlizlerine gizlenmiş kanıtlara ışık tutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/ilyas-hidir-hakikat-isiginin-tasiyicisi-olsun-istedik-dergi-asimilasyonun-dehlizlerine-gizlenmis-kanitlara-isik-tutuyor/35076/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neslihan: Müziğimin insanlara iyileştirme, dayanışma ve umut verme aracı olmasını istiyorum!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/neslihan-muzigimin-insanlara-iyilestirme-dayanisma-ve-umut-verme-araci-olmasini-istiyorum/34869/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/neslihan-muzigimin-insanlara-iyilestirme-dayanisma-ve-umut-verme-araci-olmasini-istiyorum/34869/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 12:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[hiç sevmedim]]></category>
		<category><![CDATA[neslihan]]></category>
		<category><![CDATA[neslihan aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk pop müziğinin güçlü sesi Neslihan ile müzikte samimiyetin, duygunun ve kalıcılığın anlamını konuştuk. “Hiç Sevmedim” gibi milyonlara ulaşan şarkılarının ardındaki hikâyeleri, müziğin geleceğini ve sanatın insan ruhuna etkisini içtenlikle anlattı. Abdussamed Tosun: “Hiç Sevmedim” gibi bir şarkının ardında mutlaka derin bir hikâye vardır. Siz önce kendinize, sonra dinleyicilerinize bu hikâyeyi nasıl aktardınız? Şarkılarınızda yaşanmışlıkları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/neslihan-muzigimin-insanlara-iyilestirme-dayanisma-ve-umut-verme-araci-olmasini-istiyorum/34869/">Neslihan: Müziğimin insanlara iyileştirme, dayanışma ve umut verme aracı olmasını istiyorum!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk pop müziğinin güçlü sesi Neslihan ile müzikte samimiyetin, duygunun ve kalıcılığın anlamını konuştuk. “Hiç Sevmedim” gibi milyonlara ulaşan şarkılarının ardındaki hikâyeleri, müziğin geleceğini ve sanatın insan ruhuna etkisini içtenlikle anlattı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Hiç Sevmedim” gibi bir şarkının ardında mutlaka derin bir hikâye vardır. Siz önce kendinize, sonra dinleyicilerinize bu hikâyeyi nasıl aktardınız? Şarkılarınızda yaşanmışlıkları dinleyiciye dokunur kılmak sizin için ne kadar önemli?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Evet, bu şarkının çok büyük bir hikâyesi var. Hatta bunu YouTube kanalımda ‘Hiç Sevmedim’in hikâyesi’ diye özel olarak anlattım. Aslında şarkı, abla dediğim bir büyüğümün yaşadığı büyük bir kara sevdaya dayanıyor. Kavuşamadıkları bir hikâyeydi ve ben buna tanıklık ettim. Bu derin yaşanmışlık beni o kadar etkiledi ki, sonunda şarkıya dönüştü.</p>
<p>Aslında benim için müzikte en önemli şey, şarkının bir hikâyesinin olması. Çünkü hissetmeden yazılmış, yaşanmışlığı olmayan bir şarkı dinleyiciye geçmiyor. Bugüne kadar yazdığım şarkıların dinleyicide etki bırakmasının en büyük sebebi de bu bence; hepsi bir yaşanmışlığın, bir hissin ürünü.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Aşk ve acı çoğu zaman iç içe geçiyor. Siz bu iki duygunun sınırını nasıl tanımlıyorsunuz? Bir şarkıyı yazarken bu iki duygunun rehberliği size nasıl bir yön çiziyor?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Bundan birkaç sene önce belki aşk ve acıyı birbirine daha çok bağlı görüyordum. Ama artık şunu fark ettim: aşkın acı getirmesi aslında tamamen çocukluktan taşıdığımız kodlarla ilgili. Çünkü etrafımda aşkı mutlulukla yaşayan insanlar da var, aşkı sürekli acıyla yaşayanlar da. Bu tamamen bilinçaltımızda aşkı nasıl tanımladığımızla alakalı.</p>
<p>Ben de bu farkındalıkla yeni şarkılarımda aşkı sadece acıyla değil, farklı duygularla bütünleştirmeye dikkat ediyorum. Yani artık aşkı tek boyutlu değil, çok daha zengin bir duygular bütünü olarak yazmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bugün müzik piyasasında şarkılar çoğu zaman bir formüle göre üretiliyor, birkaç ayda tüketilip unutuluyor. Sizce günümüzde müzik sektörü artık sadece ticari kaygılarla mı dönüyor, yoksa hâlâ duygunun, emeğin ve sanatın ön planda olduğu bir alan var mı?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Evet, bugün müzik piyasasında çoğu şey ticari kaygılarla üretiliyor. Ama aslında bu biraz da müzik piyasasının içinde olup olmamakla ilgili. Bence şu an milyonlarca insan ticari kaygı taşımadan çok değerli müzikler üretiyor ama onları topluma sunacak imkânları ya da istekleri olmadığı için o eserler kendi içinde kalıyor.</p>
<p>Medyayı ve sektörü kullanan sanatçılar doğal olarak belli kaygılarla hareket ediyorlar ama hâlâ bu kaygılardan uzak üretim yapan ünlü isimler de var. Ben de kendi adıma şarkılarımın kısa sürede milyonlara ulaşmasından çok, klasikleşmesini önemsiyorum. Kalıcı bir eser yaratmak hemen bir günde değil, zaman içinde anlam kazanıyor. Bunu kendi şarkılarımda da görüyorum; bir yıl içinde yavaş yavaş dinleyiciye ulaşıyor, büyüyor. Benim için önemli olan da tam olarak bu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34870 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-003-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-003-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-003-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-003-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-003-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-003.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eskiden şarkılar bir dönemi, bir aşkı, bir toplumsal hafızayı yansıtırdı. Şimdi birçok eleştirmen, şarkıların yaşanmışlık taşımadığını söylüyor. Sizce gerçekten müzik ruhunu kaybediyor mu, yoksa hâlâ hikâyelerle varlığını sürdürüyor mu?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Bence hikâyesi olan şarkılar artık çok daha az olacak ama bir o kadar da kıymetlenecek. Yapay zekânın yaptığı şarkılar bugün belki çok öne çıkmıyor ama gelecekte daha da revaçta olacak. Milyonlarca kişi dinleyecek belki, ama bunları kalıcı ya da gerçek anlamda iyi şarkılar olarak görmeyeceğiz. Kullan-at tarzında, bir aylık ömrü olan şarkılar üretilmeye başlanacak. Çünkü insanlar farkında; o şarkılar bir robot tarafından yazıldı, bir insanın yaşadığı duygulardan doğmadı. İşte bu yüzden insan eliyle yazılmış, hikâyesi olan şarkılar azalsa da çok daha değerli hâle gelecek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk albümünüzde ney, bağlama, kanun gibi geleneksel enstrümanları pop müzikle harmanladınız. Bu sizin için bir tür “modern halk ozanlığı” mıydı? Gelenekle moderni bir araya getirme fikrinizin ardında nasıl bir felsefe vardı?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> İlk albümümde geleneksel enstrümanları pop müzikle harmanlama fikri, o dönem birlikte çalıştığım aranjörümün vizyonuyla da çok bağlantılıydı. Atilla Dündar gerçekten çok zeki bir insandı ve 80’leri, 90’ları çok iyi bilen biriydi. O dönem ben daha gençtim, onun yönlendirmeleri bana yol gösterdi. Yaptığı aranjelerden çok etkileniyordum ve beni de çok iyi tanımıştı. Müziğimle karakterimi birleştirmemde büyük katkısı oldu. Bu vesileyle onu rahmetle anmak isterim; kendisi iki sene önce vefat etti.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir röportajınızda “İnsanlığın yardımına müziğimle koşmak” gibi bir idealden bahsetmiştiniz. Bu hedef sizin için pratikte nasıl şekilleniyor? Müziğinizi sadece eğlence için değil, bir tür iyileştirme ve dayanışma aracı olarak mı görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Benim için her insanın yeteneği aslında bir köprü. Bu köprü ya sadece hızlı tüketim ve eğlenceye hizmet eder ya da insanlığa fayda sağlayacak, iz bırakacak bir şeye dönüşür. Ben her zaman ikinci yolu seçmeye çalıştım. Çünkü herkesin bir yeteneği var, ama onu nasıl kullandığınız çok önemli. Şarkı sözleriniz, yaptığınız müzik, hatta bu işe hangi niyetle başladığınız bile işin ruhunu belirliyor. Ben müziği her zaman hayırlı bir yönde kullanmayı niyet ettim; müziğimin insanlara iyileştirme, dayanışma ve umut verme aracı olmasını istedim. Umarım yolun sonuna kadar da bu çizgide devam edebilirim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: 2000’lerde internet sayesinde tanınan bir sanatçı olarak, o dönemin müzik dünyasıyla bugünü kıyasladığınızda neler hissediyorsunuz? Dijital çağda herkesin şarkıcı olabildiği bir dönemde, gerçek sanatçı ile geçici şöhret arasındaki fark sizce nedir?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Birçok insana göre bugünün dijital çağı dezavantaj gibi görünebilir ama bence gerçek icracılar, söz yazarları ve üreticiler için aslında büyük bir avantaj. Çünkü artık sahte ile gerçeğin farkı çok daha net ortaya çıkıyor. Evet, bugün yapay zekâ bile müzik üretiyor ama gerçek bir sanatçının dokunuşu, hissiyatı bambaşka. İşte bu noktada istikrar, tutku ve bir derdinizin olması çok önemli. Çünkü insanlara geçen şey tam olarak bunlar; duygunuz, samimiyetiniz ve niyetiniz. O yüzden her şey zorlaşmış gibi görünse de, aslında bu dönemi avantaja çevirmek tamamen sanatçının elinde.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Klibinizde gösterişten uzak, daha sade bir dil tercih ediyorsunuz. Bu, müziğe duyduğunuz saygının ve şarkıların hikâyesine olan sadakatin bir yansıması mı? Sizce görsellik mi müziği beslemeli, yoksa müzik mi görselliği?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Bence müzik ve görsellik birbirini desteklemeli. Ama bu her zaman büyük bütçeler gerektirmiyor. Bazı şarkılar için en etkili klipler aslında en basit olanlar olabiliyor. Benim şarkılarımda da genelde bu sadelik öne çıktı; kliplerim şarkıyı gölgelemek yerine daha çok öne çıkardı. Aslında bu biraz da beni anlatıyor çünkü ben de geri planda olmayı seven biriyim. O dönem böyle gelişti. Bugün ise farklı düşünüyorum; artık yapay zekâ sayesinde çok yaratıcı hikâyeleri kliplere dönüştürmek mümkün. Ben de bazı şarkılarımda aklımdaki hikâyeleri AI ile görselleştirmeyi planlıyorum. Ama geçmişte beni öne çıkaran şey, kliplerimdeki sadelik ve samimiyetti.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Geçmişte şarkılar bir dönemin hafızasına işlenirdi; 70’ler, 80’ler, 90’lar hep şarkılarla hatırlanır. Sizce bugünün şarkıları gelecekte bir dönemi temsil edebilecek mi, yoksa hızlı tüketim çağında kalıcılık ihtimali giderek azalıyor mu?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Bence 2020’li yılların müzikleri ileride ‘AI dönemi’ olarak anılabilir. Çünkü yapay zekâ çok hızlı ilerliyor ve artık her türlü müziği üretebiliyor. Tamamen yeni bir tarz doğar mı, onu kestirmek zor. Yeni bir stilin oluşması aslında üretimle, derdi olan insanlarla, o dönemin ruhunu yansıtan dokularla ilgilidir. Ama bugün baktığımızda insanlar eskisi kadar üretmiyor, ideolojiler ya da derin meseleler de eskisi gibi yok. Her şeyin asimile olduğu bir dönemden geçiyoruz. O yüzden 2020 sonrası bana belirsiz bir dönem gibi geliyor. Belki yapay zekâ ile beraber müzik robotlaşacak, belki de bambaşka bir dönüşüm yaşanacak. Ben de merakla bekliyorum açıkçası.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34872 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bugüne kadar yazdığınız parçalar içinde sahnede söylerken sizi hâlâ en çok etkileyen, gözlerinizi dolduran şarkınız hangisi? O an, seyirciyle aranızda nasıl bir bağ kuruluyor?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> İlk albümümde beni en çok etkileyen şarkım ‘Yalnızlık’tı. Son albümümde ise en çok ‘Vazgeçmem’ diyebilirim. Ama aslında bu biraz da konserin gidişatına, seyirciye ve o dönemde benim ruh halime bağlı oluyor. Çok mutlu ve coşkulu bir dönemden geçiyorsam sahnede enerjisi yüksek şarkılar beni daha çok etkiliyor. Ama bir ayrılık acısı ya da gurbet duygusu içindeysem, ruh halime en yakın şarkıları boğazım düğümlenerek okuyorum. Bazen seyirci çok duygulu oluyor, o zaman hangi şarkıyı söylesem çok başka bir bağ kuruluyor. Bazen de benim içsel dünyam şarkının önüne geçiyor. Yani aslında sahnede gözlerimi dolduran şarkı, o anki ruhumla en çok örtüşen şarkı oluyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir dönem neredeyse her yerde sizin şarkılarınız çalıyordu, adınız geniş kitlelere ulaştı. O dönemde şöhretle birlikte yaşadığınız en unutulmaz an neydi? Şöhret sizi dönüştürdü mü, yoksa siz mi şöhreti dönüştürmeyi başardınız?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> O dönemi çok iyi hatırlıyorum; sokaklarda, caddelerde, arabalarda şarkılarımı duyuyordum. Şöhret beni dönüştürdü mü diye sorarsanız, beni yakından tanıyan herkes hep aynı kaldığımı söylerdi. Açıkçası ben de öyle düşünüyorum. Fakat firmaların benden beklediği bazı şeyler vardı; çizgime uymayan yönlendirmelerdi bunlar. Ben de rest çekmiştim. Belki o dönem o çizgiden gitseydim çok daha büyük popülerlik yakalayabilirdim ama bu benim yolum değildi. Asıl büyük dönüşümü bana yaşatan şey şöhret değil, Amerika süreci oldu. Gurbet, hayatıma bambaşka bir gözle bakmamı sağladı. Şöhretin beni değiştirdiğini söyleyemem ama hayatın kendisi, özellikle gurbet, beni çok dönüştürdü.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Birçok sanatçı, kalabalıklar arasında bile derin bir yalnızlık hissettiğini söyler. Siz bu yalnızlığı hiç yaşadınız mı? Eğer yaşadıysanız, müzik sizin için bir kaçış mı oldu, yoksa tam tersine sizi daha da derinlere mi çekti?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Ben aslında kalabalıklar içindeki yalnızlığı hayatımın her döneminde yaşadım. Kalabalık arkadaş çevrelerim, dostluklarım, gruplarım oldu ama hep bir köşeye çekilme ihtiyacım vardı. Belki de üretici bir ruh taşıdığım için, sanatçı olduğum için bu böyle. Çünkü bir şeyleri ortaya çıkarma isteği insanı biraz yalnızlığa itiyor. Ruhunuzda metafizik bir gerilim oluşuyor. Dolayısıyla müzik benim için kalabalıktan kaçış değil, bilinçli olarak kendimi yalnızlığa çekme ihtiyacıydı. Çünkü üretmek için o alanı yaratmanız gerekiyor. Aslında bu, şarkı yazan, kitap yazan, şiir yazan herkesin yaşadığı bir ihtiyaç. Kalabalıklar içinde bile kendinizi biraz garip, tuhaf, yalnız hissetmeniz bundan kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: 2000’lerin başında Türkçe pop başka bir ruha sahipti; bugünse çok farklı bir yerde. Sizce sizin müziğinizin o dönemde bu kadar sevilmesinin sebebi neydi? Bugünün gençleri aynı duyguyu hissedebiliyor mu?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Kral TV’de yayınlanan şarkılarımı hatırlıyorum; bir anda gitarı elinde, çok duygu yüklü bir aşk şarkısı söyleyen bir kız çıkıyordu ekrana. Klibin sadeliği, şarkının içtenliği ve arkasındaki hikâye o dönem beni farklı kılıyordu. Zaten o yıllarda Grup 84, İrem’in ‘Hayalet Sevgilim’i, Yüksek Sadakat’in şarkıları, ‘Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer’ gibi birçok örnek vardı. Hepsinin bir ruhu, bir döneme dair samimiyeti vardı. Emre Aydın mesela, aynı dönem çıkmıştık; albümü harikaydı. İşte o yıllarda müzikte çok güçlü bir duygu vardı. Bana göre 2000’lerden sonra bu ruh yavaş yavaş bozulmaya başladı. Günümüzde hâlâ iyi şarkılar çıkıyor ama çok nadir. O yüzden bugünün gençlerinin, dinleyici olarak o dönem kadar şanslı olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son yıllarda müzik listelerinde genellikle “trend” odaklı şarkılar öne çıkıyor. Sizce gerçek sanatçıların, kalıcı eserlerin ön plana çıkabilmesi için ne yapılmalı? Müziğin geleceğini kurtaracak olan şey sizce teknoloji mi, yoksa duygunun kendisi mi?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Bence yapılması gereken şey, akıllıca davranıp hem teknolojiyi hem de duyguyu bir araya getirmek. Çünkü ikisini birlikte kullanmak artık kaçınılmaz. Ama asıl en önemli şey istikrar. Bugün YouTube kanalınızı veya Instagram sayfanızı düzenli bir şekilde beslemeniz gerekiyor. Gerçek üreticilerin dezavantajı, genelde sadece iyi müzik yapmaya odaklandıkları için bu kısmı ihmal etmeleri. Ben de bunu biraz geç fark ettim ve artık düzenli paylaşım yapmaya çalışıyorum. Günümüzde tüketici mantığıyla üretenler, hızlı tükense bile sürekli yeni şey paylaştıkları için öne çıkabiliyorlar. Bu yüzden gerçek müzik yapanların da istikrarlı olması şart. Eğer kaliteli işler üretiyor ve bunu düzenli şekilde paylaşıyorsanız, zaman içinde eserleriniz klasikleşiyor ve kimse elinize su dökemiyor. Olay aslında bundan ibaret.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yıllar geçti, birçok şey değişti ama siz hâlâ sahnedesiniz, şarkı söylüyorsunuz. Peki sizi hâlâ motive eden, sahneye her çıktığınızda size aynı heyecanı veren o duygu nedir?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Aslında ben de bazen şaşırıyorum. İlk albümüm 2006’da çıktı ve şimdi 2026’ya girmek üzereyiz; yani 20 yıldır durmadan müzikle uğraşıyorum. Belki her hafta düzenli olarak bir şey paylaşmadım ama müzikteki ısrarım ve istikrarım ortada. Pes etmedim, yoluma hep devam ettim ve bunun bir gün meyvesini toplayacağıma inanıyorum. Bu tamamen içten gelen bir şey; çünkü müziksiz bir hayatı hayal bile edemiyorum. Her şey değişti, yıllar geçti, ben bile değiştim ama hâlâ önümde çok güzel yıllar olduğunu, daha büyük başarıların beni beklediğini hissediyorum. Çok sabrettim, hep ürettim. Son nefesime kadar da müzikle iç içe olmayı diliyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik toplumun aynasıdır derler. Sizce bugün Türkiye’de üretilen müzikler toplumun ruhunu, duygularını ve yaşam biçimini nasıl yansıtıyor?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Evet, ben de müziğin toplumun aynası olduğuna inanıyorum ve bugün üretilen şarkılar bunu çok net yansıtıyor. Şarkı sözlerinin değerlerden uzak oluşu, hızlı tüketici bir dinleyici kitlesi ve aynı hızla üretim yapan sanatçılar aslında toplumsal gerçeğin bir göstergesi. Dinlediğimiz şarkılar bilinçaltımızı ve kaderimizi etkiliyor. Bu nedenle söz yazarlarının büyük bir sorumluluğu var. Ancak günümüzde çoğu kişi bu sorumluluktan uzak; ne kabul görüyorsa onu yapmaya çalışıyor. Değerlerden kopmuş, küfürlü ya da ahlaksızlığa kayan şarkılar popüler olduğu için daha da yayılıyor ve özellikle gençleri dezavantajlı bir konuma getiriyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce sanat gerçekten insanları değiştirme gücüne sahip mi? Bir şarkı, bir melodi, bir söz insanların hayatını, düşüncesini ya da duygularını değiştirebilir mi?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Kesinlikle sahip. Sanatçılar bence yeryüzünün mirasçılarıdır; yazdıkları şarkılarla kalıcı bir miras bırakırlar. Bugün Sezen Aksu bunun en güçlü örneklerinden biri. Neşet Ertaş, Kazancı Bedih, Barış Manço… Hepsi bir nesli şarkılarıyla büyüttü, hafızalara işledi. Bu eserler bir bilinç, bir hafıza ve kalıcı bir etki bırakıyor. Müzik gerçekten sihirli bir güce sahip; insanların hayatını, duygularını ve düşüncelerini değiştirebilir. Sonuçta bir şarkı bazen bir nesli, bazen de bir insanın kaderini şekillendirecek kadar güçlü olabilir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bazı şarkılar var ki yıllar geçmesine rağmen hâlâ dinleniyor, hatta genç kuşaklar bile söylüyor. Sizce bir şarkıyı “zamansız” yapan, yıllara meydan okuyan şey nedir? Söz mü, melodi mi, yoksa o şarkıya yüklenen duygu mu?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Evet, bazı şarkılar gerçekten bugüne kadar gelmiş durumda ve aslında onlar zaten ‘ben buradayım’ diyorlar. Dinlediğiniz anda farklarını hemen anlıyorsunuz; söz, melodi, duygu hepsi bir arada. Ama bence asıl belirleyici olan, o şarkının arkasında gerçek bir hikâyenin olması. Çünkü bir şarkıyı dinlerken sadece melodiyi değil, o hikâyeyi de hissediyorsunuz. Sonra şarkıyı yazan kişi hikâyesini anlattığında diyorsunuz ki: “Demek ki bu yüzden bu kadar etkiliymiş.” Aynı bir film gibi… Gerçek hikâyeler üzerine çekilen filmler ya da diziler nasıl daha derin etki bırakıyorsa, insandan çıkan bir hikâye de insana dokunuyor. Bence bugüne kadar ulaşan, zamansız olan şarkılar da bu yüzden kalıcı; çünkü arkasında gerçek bir duygu ve hikâye var.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34871 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/10/Neslihan-roportaji-002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Siz kendi şarkılarınızı hazırlarken, bir sanatçı olarak daha çok dönemin trendlerini mi takip ediyorsunuz, yoksa modası hiç geçmeyecek kalıcı eserler bırakmaya mı odaklanıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Açıkçası ben trendleri tamamen görmezden gelmiyorum. Eğer bana uyuyorsa, beğendiğim trendleri kendi müziğimle birleştirmeye çalışıyorum. Mesela son yıllarda trap müzik dikkatimi çekti; şarkıyı doğal yollarla yazıyorsunuz ama ona bir trap versiyon eklediğinizde dinleyiciye çok daha hızlı geçiyor. Çünkü hem kulağa tanıdık geliyor hem de trend olduğu için daha kolay benimseniyor. Ama bununla birlikte altta mutlaka kaliteli söz, güçlü bir melodi ve bir hikâye olması şart. Benim için asıl önemli olan da bu. Trendler işin bir boyutu, ama asıl mesele sizin ne niyetle yola çıktığınız, şarkıyı neden yazdığınız. Eğer sadece güncel kaygılarla, hızlı tüketim için yazıyorsanız bir süre sonra unutulur. Ama değerleri, derdi olan, kalıcı bir şarkıyı trend öğelerle harmanladığınızda hiçbir şey kaybetmezsiniz, aksine kazandırırsınız.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde çoğu sanatçı hit şarkı yapma kaygısıyla hareket ediyor. Sizce bir sanatçı için “hit olmak” mı daha önemli, yoksa kendi ruhunu, hikâyesini ve duygularını şarkıya katabilmek mi? Siz bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Aslında “hit şarkı” çok göreceli bir kavram. Dinleyiciye göre değişiyor. Benim yazarken “bu hit olur” dediğim bir şarkı, bir başkası için öyle olmayabiliyor. Tamamen kime hitap ettiğinizle alakalı. Benim önceliğim, duyguların ve değerlerin öne çıktığı, hemen milyonlara ulaşma kaygısı taşımayan ama zamanla klasikleşecek şarkılar yapmak. Bunu da görüyorum; şarkılarım ilk anda yüz binlerce dinlenmiyor belki ama yıllar geçtikçe kalıcı bir şekilde büyüyor. Günümüzde bir şarkı bir ayda yirmi milyon dinleniyor ama sonra orada kalıyor. Oysa Ahmet Kaya’nın, Barış Manço’nun ya da benim şarkılarımın yıllar geçse de izlenmeleri, dinlenmeleri artmaya devam ediyor. İşte bu bence klasikleşmek demek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eski şarkılara baktığımızda sözlerin çok daha derin, melodilerin daha duygusal olduğunu görüyoruz. Bugünün şarkılarında ise daha çok eğlence ve ritim ön plana çıkıyor. Siz bir sanatçı olarak, eski şarkılarla bugünkü şarkılar arasında duygusal yoğunluk ve anlam açısından nasıl bir fark görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Eski şarkılar aslında tamamen toplumun ekonomik durumunu, değerlerini, ahlak anlayışını ve yaşam koşullarını yansıtıyordu. Az önce söylediğimiz gibi müzik toplumun aynasıdır; o dönem de öyleydi. Bu yüzden şarkılar daha derin, daha içten ve yaşam kokan eserlerdi. Günümüzde ise her şey hızlı tüketime odaklı. Toplumun geldiği nokta, ahlaki değerler, neyin değerli sayıldığı ya da sayılmadığı tamamen değişti. Bunun sonucu olarak da sözler ve melodiler daha az anlamlı, daha çabuk tükenen şarkılar ortaya çıkıyor. Bence bu farkı herkes görüyor; sadece ben değil, toplumun kendisi de bunun farkında.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik endüstrisinin geçmişle bugünü arasında bir kıyaslama yaptığınızda, sizce o dönemlerde sanat mı daha ön plandaydı, yoksa bugünkü gibi ticari kaygılar mı daha ağır basıyordu?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan: </strong>Eskiden açık ara farkla sanat daha ön plandaydı. Amaç iyi şarkılar yapmak, kalıcı eserler bırakmaktı. Çünkü toplumun ekonomik durumu da çok daha iyiydi. Bugün ise tablo farklı; fakirle zengin arasındaki uçurumun büyüdüğü, orta kesimin yok olduğu, yaşam kaygısının çok arttığı bir dönemdeyiz. Gençler geleceğe dair ciddi kaygılar taşıyor. Böyle bir ortamda doğal olarak müzik de tamamen ticari kaygılarla üretilmeye başlandı. Artık şarkıların çoğu ticari bir ürün gibi ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijitalleşmenin müziğe getirdiği kolaylıklar olduğu kadar, hızlı tüketim ve şarkıların çabuk unutulması gibi olumsuz tarafları da var. Siz, bir sanatçı olarak bu yeni dönemi daha çok bir fırsat olarak mı görüyorsunuz, yoksa gerçek müziğin ruhunu zedeleyen bir süreç olarak mı değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Bence bu dönem tamamen krizi fırsata çevirecek bir dönem. Çünkü artık herkesin elinde aranje yapabilecek imkânlar var. Bu da demek oluyor ki iyi şarkı yazabilen, gerçekten üretebilen sanatçılar kazanacak. Dijitalleşme herkese bir fırsat sunuyor ama bu fırsatı doğru değerlendirmek, kalıcı üretim yapmak önemli. Dolayısıyla bu süreçte gerçek üreticiler öne çıkacak.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eskiden sanatçılar yıllarca hafızalarda kalan, nesilden nesile aktarılan eserler üretmeye odaklanırdı. Bugün ise “trend” kavramı ön planda; bir şarkı birkaç hafta konuşulup sonra unutulabiliyor. Sizce bu, müziğin kalıcılığını ve değerini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Evet, bu durum müziğin kalıcılığını ve değerini azaltıyor ama aynı zamanda gerçek üreticileri daha da öne çıkarıyor. Ben kendi müziğim adına bunu bir avantaj olarak görüyorum çünkü hızlı tüketilmek gibi bir derdim hiç olmadı. Benim amacım klasikleşmek, miras bırakmak. Kimisi için trend olup hızlıca tüketilmek, para kazanmak yeterli olabilir. Ama benim gibi, para kaygısından çok kalıcı eser bırakmayı, torunlarına kadar uzanacak bir miras sunmayı düşünenler için bu dönem aslında büyük bir fırsat. Her şey sanatçının niyetine göre değişiyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Siz kendi şarkılarınızı hazırlarken, daha çok dönemin trendlerine mi bakıyorsunuz yoksa kalıcı olabilecek eserler mi üretmeye çalışıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Neslihan Aslan:</strong> Ben şarkılarımı hazırlarken önceliğim her zaman kalıcı eserler üretmek. Trendler gelip geçici olabilir ama benim amacım, yıllar sonra bile dinlendiğinde değerini koruyan şarkılar bırakmak. O yüzden yönüm hep kalıcılıktan yana.</p>
<p>Benim asıl bırakmak istediğim iz, insanların kalbine dokunan eserler. Onları yumuşatan, ümit veren, düşündüren, belli değerleri hatırlatan, zaman zaman sorgulatan bir köprü olmak istiyorum. Şarkılarım bir ilaç gibi olsun; rafta her zaman ihtiyaç duyduğunuzda uzanıp alacağınız önemli bir ilaç gibi… Ya da bir kitaplıktaki, defalarca okumanız gereken, hatırlamanız gereken bir kitap gibi. İnsanlara güç, ümit ve anlam katan, hayat yolculuklarında onlara eşlik eden şarkılar bırakabilmek benim en büyük arzum.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/neslihan-muzigimin-insanlara-iyilestirme-dayanisma-ve-umut-verme-araci-olmasini-istiyorum/34869/">Neslihan: Müziğimin insanlara iyileştirme, dayanışma ve umut verme aracı olmasını istiyorum!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/neslihan-muzigimin-insanlara-iyilestirme-dayanisma-ve-umut-verme-araci-olmasini-istiyorum/34869/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şarkıcı Murat Yürük: Ben şarkılarımı rakamlara bakmadan, kalpten yazan biriyim!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/sarkici-murat-yuruk-ben-sarkilarimi-rakamlara-bakmadan-kalpten-yazan-biriyim/34503/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/sarkici-murat-yuruk-ben-sarkilarimi-rakamlara-bakmadan-kalpten-yazan-biriyim/34503/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 09:30:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[murat yürük]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Zaafımsın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hem acil servisin yoğun temposunda hekimlik yapan hem de kalbinden gelen şarkılarla dinleyicilere dokunan bir isim, Murat Yürük. Sanat ile bilimi, duygularla disiplini bir arada yaşayan Yürük, müzik yolculuğunu, doktorluk mesleğiyle dengesini ve hayatına yön veren değerleri anlattı. Biz de kendisiyle hekimlik ve müzisyenliğin kesiştiği noktaları, müzik sektöründeki değişimi ve gelecek planlarını konuştuk. Abdussamed Tosun: [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/sarkici-murat-yuruk-ben-sarkilarimi-rakamlara-bakmadan-kalpten-yazan-biriyim/34503/">Şarkıcı Murat Yürük: Ben şarkılarımı rakamlara bakmadan, kalpten yazan biriyim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hem acil servisin yoğun temposunda hekimlik yapan hem de kalbinden gelen şarkılarla dinleyicilere dokunan bir isim, Murat Yürük. Sanat ile bilimi, duygularla disiplini bir arada yaşayan Yürük, müzik yolculuğunu, doktorluk mesleğiyle dengesini ve hayatına yön veren değerleri anlattı. Biz de kendisiyle hekimlik ve müzisyenliğin kesiştiği noktaları, müzik sektöründeki değişimi ve gelecek planlarını konuştuk.</strong></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Tıp gibi yoğun, disiplin ve fedakârlık gerektiren bir meslek ile müzik gibi duyguların ön planda olduğu bir alanı aynı hayatın içinde taşıyorsunuz. Bu iki kimliğinizi (hekimlik ve müzisyenlik) nasıl bir dengede yürütüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Aktif hekimlik hayatıma 2017 yılında başladığımdan beri müzikle arama ister istemez bir mesafe girdi. Acil tıp, müzikten tamamen farklı duygular içeriyor; sürekli karar vermek, hatasız olmak ve hızlı hareket etmek gerekiyor. Bu yüzden uzun bir süre sahnelerden uzak kaldım. Ancak geçtiğimiz yıl yeniden müzik üretimine döndüm ve şarkılarımı paylaşmaya başladım. İki işi aynı anda tam anlamıyla yürütmek hâlâ zor. Keşke bunu yapabilseydim diyebilirim. Acilin sert, yoğun temposundan çıkarak müziğin yumuşacık ve rahatlatıcı dünyasına geçmek ise gerçekten çok güzel bir duygu. Müzik, içimde biriken stresi ve enerjiyi atmamı sağlıyor. İki alan birbirinin tezatı olsa da ben onları ayrı ayrı yaşamaya çalışıyorum ve adeta günümü ikiye bölerek her biri için farklı bir zaman yaratıyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk şarkınızı yayınladığınız anı hatırlıyor musunuz? O gün hayatınızda neler değişti?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Elbette hatırlıyorum. İlk şarkımı 2012 baharında yayınladım ve o an benim için çok özel bir dönüm noktasıydı. İçimde yıllarca biriktirdiğim duyguların ve melodilerin artık sadece bana ait olmaktan çıkıp dünyayla buluştuğunu görmek tarifsiz bir mutluluktu. Üstelik çıkış şarkım “Akrep Burcuyum” gibi dikkat çeken ve kulağa ilginç gelen bir parça olmuştu, bu da deneyimi daha eğlenceli kıldı. O dönem sahneye yeni çıkıyordum; sahneden ziyade dijital bir mecradan insanlara ulaşmak tuhaf ama bir o kadar da güzeldi. İnsanların şarkıyı beğendiğini ve sahiplenmesini görmek bana büyük bir cesaret verdi. Bu süreçte fark ettim ki, kenarda zaten yüz kadar şarkım birikmişti ve artık onları paylaşmanın vakti gelmişti. “Akrep Burcuyum” bana özgüven kazandırdı ve müzik yolculuğumun önünü açtı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34507 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2025949940928_12125554328_000449491-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2025949940928_12125554328_000449491-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2025949940928_12125554328_000449491-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2025949940928_12125554328_000449491-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2025949940928_12125554328_000449491-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2025949940928_12125554328_000449491.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müziğinizde temel olarak hangi duyguyu aktarmayı amaçlıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Ben genellikle aşk temalı şarkılar yazıyorum, ancak zamanla fark ettim ki aşk şarkıları aslında çok daha farklı duyguları da içeriyor. Sözlerimde aşkın yanı sıra umut, hüzün, pişmanlık, kabullenme ve mücadele gibi temaları işliyorum. Dinleyicilerin benim şarkılarımı dinlediğinde hayatlarının bir dönemini ve yaşadıkları duyguları hatırlamalarını isterim. Belki burnuna bir koku gelir, belki gözünün önünde bir an canlanır. Önemli olan, dinleyicinin şarkılarla bağ kurabilmesi ve o duyguyu hissetmesi. İnsanların benden hatırlayacağı en güzel sözlerden biri de şu: “Özlüyor oldum artık yaşayıp bıktıklarımı.”</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Zaafımsın, Bize Bir Şey Olmaz, Kıyamet, Eski Sevgili, Aklım Sende” gibi parçalar bir dönemin ruhuna damga vurdu. Sizce bir şarkının milyonlara ulaşmasının sırrı nedir?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Bence bir şarkının milyonlara ulaşmasının en önemli unsuru samimiyettir. İnsanlar, şarkıda ve kliplerde o duyguyu hissettiğinde parçayla bağ kuruyor. Melodiler de önemli bir rol oynuyor, ama sözlerin ve hikâyenin doğal ve içten olması çok daha etkili. O dönemlerde sahneler ve klipler öğrencilik hayatının doğal hikâyeleriyle birleşti, bu da dinleyicilerin şarkılara sahip çıkmasını sağladı. Şu anda aynı formülü uygulasak bile o dönemin kolektif duygusunu yakalayamayız çünkü günümüzde her şey daha yüzeysel ve hızlı tüketilen bir hale geldi.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Geçmişte romantik aşk şarkıları müziğin en güçlü damarını oluştururken, bugün daha çok hızlı tüketilen, beat odaklı ve anlık hazlar veren parçalar öne çıkıyor. Sizce bu dönüşüm sadece müzik piyasasının doğal evrimi mi, yoksa toplumun ruh halindeki bir değişimin yansıması mı?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Eskiden aşka ulaşmak ve duyguları ifade etmek günümüzde olduğu kadar kolay değildi. İnsanlara ulaşmak daha uzun bir süreç gerektiriyordu ve bu yüzden sevgi, özlem ve aşk gibi duygular insan ruhunda daha fazla yer ediyordu. Günümüzde ise sosyal medya, dijital platformlar ve kısa videolar sayesinde herkes anında bir şeye erişebiliyor. Bu nedenle insanlar artık hiçbir melodiye ya da görsele uzun süre odaklanmıyor. Her şey hızlı tüketiliyor ve anlık hazlar ön planda. TikTok, reels ve shorts gibi platformlar, müzikle birlikte bu deneyimi rakamsal başarıyla ölçüyor. Bu durum sadece yerel bir durum değil, global bir dönüşüm. İnsanların ve toplumların ruh hali değiştikçe müzik de bu dönüşümü yansıtıyor; ama zamanla tekrar değişebileceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce tıp ve müzik arasında görünmez bir ortaklık var mı?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Tıbbın bana verdiği en büyük mutluluk, özellikle yaşlı insanlara yardımcı olduğumda onların minnet dolu bakışları ve dualarıyla geri dönmesidir. Dünyada başka hiçbir işte böylesi saf ve yoğun bir memnuniyet duygusu yoktur. Müzikte bu duyguları doğrudan aktarmak daha zor, fakat doktorlukta edindiğim huzur ve tatmin bana şarkı yazarken ilham verebiliyor. İki alanın birleştiği nokta, insanların hayatına dokunabilmek: mesleğimde bedenlerine, müzikte ruhlarına. İki şekilde de bir yaşam sürdürebilmek inanılmaz bir his; anlatılması güç bir mutluluk kaynağı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Türkiye’de sanatçı olmak hiç kolay değil. En çok hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük: </strong>Şu dönemde en büyük zorluklarım PR ve reklam alanında. Dijital platformların algoritmaları, benim son bıraktığım yerden çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Bu engelleri aşmak için özel bir stratejim yok; daha çok klipsiz şarkılarla organik olarak dinleyiciye ulaşmaya çalışıyorum. Sektörün dayattığı kurallar bazen yorucu olabilir ama benim önceliğim içtenlik ve kaliteli üretim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şarkılarınızın dinleyiciyle buluşma sürecinde sizin için en kritik aşama hangisi?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> En kritik aşama, insanların şarkıya bir kez şans vermesi. Açıp dinlediklerinde genellikle geri dönüşler olumlu oluyor. Eskiden söz yazmak çok daha rahat ve üretkendi, artık bu süreç biraz zorlaştı. Çok kez aynı konuları işlediğim için yeni sözler bulmak bazen güç olabiliyor. Kalbimi en çok sözlere koyuyorum; eğer sözler iyi olursa, melodiler neredeyse kendiliğinden geliyor. Stüdyo süreci artık daha rahat; klipler ise eskiden en eğlenceli kısmımdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34508 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_2025084884928_1212274484_00054330-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_2025084884928_1212274484_00054330-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_2025084884928_1212274484_00054330-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_2025084884928_1212274484_00054330-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_2025084884928_1212274484_00054330-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_2025084884928_1212274484_00054330.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Müzik ticareti” ile “müzik sanatı” arasında bir ayrım var. Siz kendi yolunuzu bu iki kavramın neresinde görüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Ben kendimi müzik sanatı tarafında görüyorum. Artık buradan ciddi gelir elde etmiyorum; önceliğim sevdiğim şarkıları paylaşmak ve dinleyicilerle buluşturmak. Hangi şarkımı daha çok seviyorsam, onu çıkararak kendime bir tür pozitif ayrımcılık yapıyorum. Sektörün kuralları, sektörün sorunu. Ben ise içimden geleni yapıyorum; kalpten gelen müzik üretmek her zaman öncelikli.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik bir ifade biçimi mi, yoksa daha derin bir varoluş arayışı mı?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Bu soruyu çok düşünüyorum. Benim için müzik, çocukluğumdan beri içimden gelen ve yapmaya “zorunlu” hissettiğim bir yoldu. Bazen müziği ben mi buldum, yoksa müzik mi beni buldu bilmiyorum. Yaklaşık 500 şarkı yazdım ve bu süreç hayatımın en büyük gerçeği ve güzelliği oldu. Hayatın neresinde olursanız olun, kendinizi bulduğunuz bir yer vardır; benim o yerim müzik. Bu, sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda içsel bir varoluş yolculuğu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanatın en temel işlevi sizce nedir?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Benim yaptığım iş sanat mı emin değilim ama benim için sanatın amacı, insanların hayatlarından kesitler sunabilmek. Bir şarkı, bir kitap veya bir film, yaşamdan bir parça aktarabilir. Sözler ve melodiler güzelse, insanlar düşünebilir, sorgulayabilir ve hatta duygularını iyileştirebilir. Benim için en değerli tarafı, insanlara dokunabilmesi ve hayatlarında iz bırakabilmesi.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Hayatın hızlı temposunda insanın tutunabileceği en sağlam şey nedir?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Bence insan önce kendine tutunmalı. Kendi iç dengesi ve gücü olmadan, aile, aşk, meslek ya da sanat gibi değerler tam anlamıyla destek olamaz. Benim için en büyük dayanak ailem. Mesleğim gereği sürekli güçlü kalmak ve mücadele etmek zorundayım; ailem bu süreçte bana en büyük desteği sağlıyor. Aşk ve inanç benim hayatımda uzun zamandır ön planda değil, sanat ise her zaman önemli bir yere sahip.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik endüstrisi markalar ve sosyal medya ile iç içe. Bu durum sanatçıyı sanatından uzaklaştırıyor mu?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Günümüz dünyasında bu durumlar bana adeta bir duvar gibi düşüyor. Müzisyen olmayan müzisyenler, anlamsız reklam projeleri ve zekasından şüphe ettiğim fenomenler… Bunların hiçbirini sevemem veya saygı duyamam. Doktorluk bana hayatın gerçeklerini görme fırsatı sunduğu için, başkalarının popülerlik ve para amaçlı yaptığı şeylere hayatımda yer vermiyorum. Ama kabul ediyorum ki, insanlara ulaşmak ve görünür olmak bu sistemin kurallarıyla bağlantılı; buna göre hareket etmek kaçınılmaz olabiliyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Pop müzikte bir şarkının ömrü kısaldı. Bunun sebebi piyasa dinamikleri mi, yoksa dinleyici alışkanlıkları mı?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> İnsanların kulakları artık çok fazla uyarana maruz kalıyor. Dinleyici alışkanlıkları değişti ama piyasa da bu alışkanlıkları yönlendiriyor. Sosyal medya ve dijital platformlar, insanların neyi seveceğini belirleyen güçlü bir mekanizma. Yine de iyi işler, uzun vadede dinleyicinin hafızasında kalabiliyor; rakamlar tek belirleyici değil.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-34506 size-large alignleft" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/18_202509994928_1212564328_74840002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/18_202509994928_1212564328_74840002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/18_202509994928_1212564328_74840002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/18_202509994928_1212564328_74840002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/18_202509994928_1212564328_74840002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/18_202509994928_1212564328_74840002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik artık hem “dinlenen” hem de “tüketilen” bir ürün. Bu ticari baskılardan kendinizi nasıl koruyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> İçtenlikle söyleyeyim, bunun için özel bir çaba harcamıyorum. Şarkılarımı insanlar severse mutlu olurum, sevmezlerse de kızmam. Ticari baskılara göre davranmak benim için çekici değil. Önemli olan, kendi içimden geleni üretmek ve samimi kalabilmek. Rakamlara takılmıyorum; doğru kitleyle buluştuğunda şarkının değeri zaten ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital platformlar sayesinde şarkılar bir gecede milyonlara ulaşabiliyor. Bu hız, müziğin ruhunu zedeliyor mu?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Bence bu hızlı tüketim, şarkının ruhunu ve sözlerinin anlamını çoğu zaman gölgede bırakıyor. Milyonlara ulaşmak önemli ama benim için kalıcı olmak daha değerli. Bir şarkının anlamı ve mesajı insanların ruhunda iz bırakmalı, sadece rakamlarla değil.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son şarkınız “Canını Yerim” çok samimi. Arkasındaki duygu nedir?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Ben İç Anadolu doğumluyum ve 17 yaşına kadar oralarda yaşadım. “Canını Yerim” tabirini çocuklukta sık duyardım; samimi ve içten bir sevgi ifadesidir. Şarkıda bir erkeğin, sevdiği kadına diğer insanların sözlerini ve tepkilerini umursamadan duygularını ifade etmesini anlatıyorum. Şarkının adı bana da sürpriz oldu ama bu ifade samimiyeti çok güzel yansıtıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eskiden başarı kaset ve CD ile ölçülürdü, şimdi streaming sayıları ön planda. Bu rakamlar sanatın değerini yansıtıyor mu?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Kesinlikle hayır. Gerçek başarı, insanların hayatlarında ve hikayelerinde iz bırakabilmektir. Son aylarda en çok beğendiğim şarkılar, Youtube’da 200 bin civarında dinlenen parçalar oldu. Bu, rakamların gerçek değeri yansıtmadığını gösteriyor ve iyi müzik üretmeye devam eden herkese teşekkürlerimi iletmek istiyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital çağda şarkılar sadece ses değil, klip ve algoritmalarla da var oluyor. Sanat bu çok katmanlı yapıda kayboluyor mu?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Gerçek sanat, böyle kriterlere ihtiyaç duymaz. Dijital çağda eşit fırsatların olması çok değerli; artık herkesin şansı var. Eskiden prodüktörlerin elinde olan güç, artık dijitalde daha demokratik bir şekilde dağıldı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik topluma yön veren bir güç müdür, yoksa toplumun bir aynası mı?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Müzik hem yön verebilir, hem motive edebilir, hem de toplumun ruhunu yansıtabilir. 2000’lerin başındaki pop şarkıları, dönemin duygularını samimi bir şekilde yansıtıyordu; bugün ise dijital çağ şarkıları, cinsellik, suç ve uyuşturucu gibi temaları da işliyor. Gelecekte 2020’ler şarkıları, geçmişin ruhunu anlatan birer dönem hatırası olacak.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Beşiktaş sizin için sadece bir futbol kulübü değil, aynı zamanda bir aidiyet ve kimlik meselesi gibi görünüyor. Beşiktaş’ın sizde uyandırdığı duyguları nasıl tarif edersiniz?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Beşiktaş benim çocukluk aşkım diyebilirim. Futbol, hayatımda her zaman çok önemliydi ve Beşiktaş da o dönemde hayatımın bir parçası oldu. Beşiktaş bana halkı, samimiyeti ve ortalamayı hatırlatıyor; herkesin başına her şeyin gelebileceğini hatırlatıyor. Liverpool’a farklı kaybedip Chelsea ve Barcelona’yı yenebilen bir takım… Bu bana mütevazılık ve büyük konuşmamanın önemini gösteriyor. Toplumsal olaylarda taraftar grubunun reflekslerini sevmeyen yoktur; bence herkesin içinde biraz Beşiktaşlı ruhu vardır. Ancak belirtmem gerekiyor ki ben sadece takım tutuyorum, fanatik değilim; bu nedenle kimsenin kalbini kırmış olmam mümkün değil.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34505 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/19_202509666428_1212556628_0007848453-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/19_202509666428_1212556628_0007848453-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/19_202509666428_1212556628_0007848453-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/19_202509666428_1212556628_0007848453-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/19_202509666428_1212556628_0007848453-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/19_202509666428_1212556628_0007848453.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yoğun iş temposu ve müzik üretimi arasında nefes aldığınız anları nasıl yaratıyorsunuz? Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen şey nedir?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Ben 5 yıl kadar Rize’de çalıştım, şu anda ise İzmir Tepecik EAH gibi zor bir yerdeyim. Doktorluk, eve de taşınan bir meslek; bu nedenle zamanımı çok iyi planlamak zorundayım. Boş zamanlarımda spor yapmaya ve mesleki gelişim için okumaya çalışıyorum. Ayrıca dizi, film ve kitaplarla da kendime zaman ayırıyorum. Günlük hayatımda beni en çok besleyen ve motive eden şeyler şarkı yazmak ve spor yapmak. Bu iki aktivite, yoğun tempoda nefes almamı ve enerjimi dengede tutmamı sağlıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Hekimlik, sanatçılık ve Beşiktaşlılık gibi güçlü kimlikleriniz var. Bunların hepsi ruhunuzun farklı parçaları gibi. Sizce hayatınızda en baskın olan kimlik hangisi?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Hekimlik mesaisi o kadar yoğun ki, istemesem de en baskın kimliğim bu oldu. Günde işe gidip, işten geliyorum; okuyor, araştırıyor ve sürekli öğreniyorum. Bu yoğun tempo, mesleğimi hayatımın merkezine koymama neden oluyor. Sanat ve Beşiktaş sevgisi hayatımda önemli yer tutsa da, günlük rutin ve sorumluluklar bakımından hekimlik ön planda.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kariyer yolculuğunuza baktığınızda, size en çok ilham veren ve hayatınızın dönüm noktası dediğiniz an nedir?</strong></p>
<p><strong>Murat Yürük:</strong> Bana en çok ilham veren şey, mesaj atan insanlar oldu diyebilirim. Yayınlanmış sadece 4-5 parçam varken, dinleyicilerden gelen geri bildirimler inanılmaz mutluluk veriyordu. İnsanların gece yarısı yazdığı mesajlarda, özlemi, hüznü ve aşkı benim sözlerimle yaşadıklarını görmek beni çok etkiledi. Bu deneyim, şarkılarıma daha çok emek vermemi sağladı ve benim müzikteki dönüm noktam oldu. Hekimlikte ise dönüm noktam, pratisyenlik dönemimde bilgi eksikliğimin insanlara fayda sağlamayacağını fark etmemdi. Bu nedenle uzmanlığımı almak ve daha doğru bir şekilde ihtiyacı olanlara yardım edebilmek için İzmir’de 18 ay daha çalışacağım.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/sarkici-murat-yuruk-ben-sarkilarimi-rakamlara-bakmadan-kalpten-yazan-biriyim/34503/">Şarkıcı Murat Yürük: Ben şarkılarımı rakamlara bakmadan, kalpten yazan biriyim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/sarkici-murat-yuruk-ben-sarkilarimi-rakamlara-bakmadan-kalpten-yazan-biriyim/34503/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mito karakteri hayatımın dönüm noktasıydı” Usta oyuncu Tayfun Sav, Kurtlar Vadisi yıllarını anlattı!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/mito-karakteri-hayatimin-donum-noktasiydi-usta-oyuncu-tayfun-sav-kurtlar-vadisi-yillarini-anlatti/34468/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/mito-karakteri-hayatimin-donum-noktasiydi-usta-oyuncu-tayfun-sav-kurtlar-vadisi-yillarini-anlatti/34468/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Sep 2025 10:16:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[kavak yelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[mito]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[tayfun sav]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk televizyonunun unutulmaz yüzlerinden, karakterleriyle hafızalara kazınan usta oyuncu Tayfun Sav ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hem sanat yolculuğunu, hem rol aldığı yapımların perde arkasını hem de sektörün bugün geldiği noktayı kendisinden dinledik ve uzun uzun konuştuk. Abdussamed Tosun: Oyunculuk kariyeriniz boyunca canlandırdığınız karakterlerde kendi hayatınızdan izler bulduğunuz oldu mu? Sizce sanatçı rolün içine ne [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/mito-karakteri-hayatimin-donum-noktasiydi-usta-oyuncu-tayfun-sav-kurtlar-vadisi-yillarini-anlatti/34468/">&#8220;Mito karakteri hayatımın dönüm noktasıydı” Usta oyuncu Tayfun Sav, Kurtlar Vadisi yıllarını anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk televizyonunun unutulmaz yüzlerinden, karakterleriyle hafızalara kazınan usta oyuncu Tayfun Sav ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hem sanat yolculuğunu, hem rol aldığı yapımların perde arkasını hem de sektörün bugün geldiği noktayı kendisinden dinledik ve uzun uzun konuştuk.</strong></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Oyunculuk kariyeriniz boyunca canlandırdığınız karakterlerde kendi hayatınızdan izler bulduğunuz oldu mu? Sizce sanatçı rolün içine ne kadar kendini katmalıdır?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Elbette oldu. Çünkü bir oyuncu sadece senaryoyu ezberleyip sahneye çıkmaz; karakterin içine kendi ruhunu, birikimini, yaşanmışlıklarını katmalıdır. Ben de yıllardır canlandırdığım rollerin içine hayatımdan, gözlemlerimden, toplumda gördüklerimden mutlaka parçalar ekledim. Aksi takdirde oynanan şey sadece kuru bir metin olur. Bir karakterin halkın hafızasında yer etmesi için oyuncunun ona gerçek bir nefes vermesi gerekir. Sanatın özü de budur: Rol ile hayat arasındaki bağı kurabilmek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüz dizi ve sinema dünyasında hızlı tüketim çağındayız. Sizce sanatın kalıcı olabilmesi için ne gerekiyor?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Sanat, toplumun değerleriyle beslenir. Yeşilçam döneminde biz insana dair hikâyeleri, sevgiyi, fedakârlığı, ahlâkı anlatırdık. Bugün ise sektör daha çok ticari kaygılarla yürüyor. Diziler milyonlar kazanıyor ama set emekçileri aylarca maaş bekliyor. Düşünün; dizilerde başroller milyonlar kazanırken, benim gibi 47 yılını sanata vermiş aktörlere ve set emekçilerine haftalık 30-40 bin gibi komik ücretlerle adeta kölelik yaptırılıyor. Başrollerin aldığı ücret tabii ki bizi ilgilendirmez, ancak aradaki uçurumu sizlerin takdirine bırakıyorum. Biz oyuncular makul bir ücret alsak, set emekçileri de insanca bir ücret alır. Bir buçuk saatlik diziyi on günde, gece gündüz demeden çalışan insanlara yazık değil mi? Biz rolümüzü oynayıp evimize gidiyoruz, onlar ise sabahlara kadar çalışmaya devam ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34472 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/14_20250920_231137_00102836300-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/14_20250920_231137_00102836300-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/14_20250920_231137_00102836300-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/14_20250920_231137_00102836300-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/14_20250920_231137_00102836300-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/14_20250920_231137_00102836300.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Tiyatro, sanatın anasıdır; öğretici ve kök vericidir. Sinema babadır; kalıcıdır, iz bırakır. Diziler ise günübirlik işlerdir. Eğer kalıcı olmak istiyorsak emeğe, ahlâka ve milletin ortak değerlerine sahip çıkan eserler üretmek zorundayız. Aksi halde sanat, sadece tüketilen bir sektör olarak kalır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim, Tayfun Sav kimdir? Nasıl bir ailede büyüdü, bize biraz Tayfun Sav’ı anlatır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Ben Çerkez kökenli bir ailenin çocuğuyum. Anne babam kültürlü ve sanatla iç içe bir aileye mensuptu; babam dört fakülte bitirmiş, annem ise fakülte mezunu ve iki dil bilen, toplamda sekiz dil bilen bir insandı. Ben bu köklü, kültürel birikime sahip ailenin tek çocuğuyum.</p>
<p>Sanat yolculuğum Ankara yıllarında konservatuvar eğitimiyle başladı. Daha sonra devlet tiyatrolarında hem sanatçı hem yönetici olarak çalıştım, koreografiler yaptım ve sanatın farklı alanlarında deneyim kazandım. 1982’de sinema ile tanıştım; rahmetli Melih Kibar’la sanat danışmanlığı yaptım, Mehmet Teoman ve Yasemin Yalçın gibi isimlerle projelerde yer aldım. 1991’de tiyatroların koreografisini üstlendim. Kısacası sanatla iç içe, adeta bir sanat “ahtapotu” gibi geniş ve zengin bir deneyime sahip oldum.</p>
<p>Yaşamım boyunca hem devlet balesinde hem de özel sektörde enerjimi, vatanım ve bayrağım için, gelecek nesiller adına üretime harcadım. Ancak son dönemde zayıfladığım için sektör tarafından pek aranılmadım; ya da bazı yapımcılar bizim gibi tecrübeli oyuncuların yanında oynamak istemiyor olabilir. Bugün bu yaşta kaç kişi kaldı, bunu sizin takdirinize bırakıyorum. Ama şunu net olarak söyleyebilirim: Biz var olduğumuz sürece sanatımızla ahlâkı, kültürü, sevgiyi ve saygıyı insanlara sunmaya devam ediyoruz. Belki de bu yüzden hâlâ bazıları bizi tercih etmiyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kurtlar Vadisi’nde “Mito” karakteriyle geniş kitlelere ulaştınız. O dönemin etkisini sahne arkasında nasıl yaşadınız?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Mito benim için bir dönüm noktasıydı. Sadece bir karakter değildi; devletin derin dengelerini, istihbarat ilişkilerini, vatan sevgisini ve güç çatışmalarını yansıtan çok katmanlı bir roldü. 22 yıl geçse de sokakta insanlar hâlâ repliklerimi hatırlatıyor ve karakteri konuşuyor. Bu bir oyuncu için en büyük ödüldür. Çünkü bir karakteri halkın kalbine işlediğinizde, zaman ne kadar geçerse geçsin, unutulmaz olur. Sanatçının kalıcılığı işte bu şekilde ölçülür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34470 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_202509788820_2311939337_0002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_202509788820_2311939337_0002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_202509788820_2311939337_0002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_202509788820_2311939337_0002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_202509788820_2311939337_0002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_202509788820_2311939337_0002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital platformların çoğalmasıyla oyunculuk sizce nasıl bir yöne evriliyor?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Dijital platformlar Türk sinemasına kalite getirdi. Daha cesur senaryolar, daha titiz prodüksiyonlar görüyoruz. Bu da hem oyuncuya hem yönetmene alan açıyor. Ben de dijitalde çalıştım ve çok keyif aldım. Ancak bir endişem var: Sanat, sadece dijitale sıkışmamalı. Çünkü bu ülkenin milyonlarca insanı hâlâ televizyon izliyor. Eğer sanat halka ulaşmayacaksa, sadece belli bir kesimin keyif aldığı bir alan olursa, misyonunu kaybeder. Bizim görevimiz sanatı geniş kitlelere ulaştırmak, bu toprakların sesini ve hikâyesini her kesime taşımaktır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk kez kamera karşısına geçtiğiniz “Elveda Dostum” filminde neler hissetmiştiniz?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> İlk deneyimim unutulmazdır. Kadir İnanır, Zeki Alasya, Ahu Tuğba gibi ustalarla aynı projede yer almak büyük bir şanstı. Onlar bize sadece oyunculuğu değil, sanatın adabını, saygısını öğrettiler. O yıllarda ustalar çırağa kol kanat gererdi. Bugün ise sektör hızın ve paranın esiri olmuş durumda. Bu çok acı. Oysa sanat sabırla yoğrulur, emekle büyür. Eğer biz bu ruhu kaybedersek, geriye sadece ticari işler kalır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizi en çok zorlayan ama aynı zamanda dönüştüren rol hangisiydi?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Kesinlikle Kurtlar Vadisi’ndeki Mito. Çok yönlü, derin bir karakterdi. Onu oynarken hem psikolojik hem de dramatik açıdan büyük bir sınav verdim. O rol, beni oyuncu olarak olgunlaştırdı, insan olarak da derinleştirdi. Bugün tekrar canlandırsam, belki çok daha farklı bir yorum katardım. Ama işte bu, sanatın güzelliği: Her yaş, her dönem size yeni bir bakış açısı kazandırıyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanat yaşamınızda “iyi ki yapmışım” dediğiniz ve “keşke” dediğiniz işler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> “İyi ki” dediğim çok iş var, çünkü her rol bana bir şey kattı. “Keşke” dediğim olmadı, çünkü o günün şartlarında elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Ama keşkem var dersem, bu sektörün topluma daha faydalı, daha değerli işler üretmemiş olmasıdır. Keşke sanatımızı emeğe, insana ve vatanın değerlerine daha çok yaslasaydık. O zaman bugün çok daha güçlü bir kültürel miras bırakırdık.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce bir oyuncunun en büyük başarısı ödüller midir, yoksa seyircinin kalbinde yer edinmek mi?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Seyircinin kalbinde yer edinmek her zaman önceliklidir. Ödüller gelip geçer, raflarda tozlanabilir; ama halkın sevgisi ömür boyu sürer. Ancak verilen her ödül, bir oyuncu için aynı zamanda motivasyon kaynağıdır. Bu, daha iyisini yapmak için bir teşvik ve sanat yolculuğunda bir rehberdir. Önemli olan, ödülün peşinden koşarken özünü kaybetmemek ve halkın gönlünde kalıcı eserler bırakabilmektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34471 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2980250920_23331138_00023-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2980250920_23331138_00023-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2980250920_23331138_00023-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2980250920_23331138_00023-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2980250920_23331138_00023-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/17_2980250920_23331138_00023.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son dönemde genç oyunculardan kimleri beğeniyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Çağatay Ulusoy’un disiplinini ve çalışkanlığını çok beğeniyorum. Serenay Sarıkaya farklı bir enerjisiyle dikkat çekiyor. Birce Akalay ise hem tiyatro kökeninden gelen sağlam bir oyunculuk disiplinine sahip hem de ekrana çok doğal bir şekilde yansıyor. Onun sahici tavrı, rol yapmadan duyguyu aktarabilmesi çok kıymetli. Benim için en önemlisi doğallıktır. Kamera karşısında hayatı olduğu gibi yansıtabilmek, izleyiciye rol değil gerçek bir hayat kesiti izlettirebilmektir. Gençlerde bunu görmek umut verici, çünkü gelecekte Türk sineması ve televizyonu onların emeğiyle yükselecek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Eski diziler ve filmler daha uzun soluklu olurdu. Bugünse hızlı üretim var. Sizce bu kaliteyi etkiliyor mu?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> Evet, etkiliyor. Çünkü hız, sanatta kaliteyi düşürür. Reyting için yapılan işler çabuk tüketiliyor. Ama sahici olan, kalıcı olur. Eski Yeşilçam filmleri hâlâ izleniyorsa, sebebi doğallığıdır. Bugün insanlar özlemle o samimiyeti arıyor. Sanat, insanın ruhuna dokunmalı. Yoksa sadece bir ürün olmaktan öteye gidemez.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, yıllarını sanata adamış bir usta olarak gençlere ve izleyicilere bırakmak istediğiniz mesaj nedir?</strong></p>
<p><strong>Tayfun Sav:</strong> 47 yıllık sanat hayatım boyunca öğrendiğim en önemli şeylerden biride insan olmayı başarmanın ve değerlerine sahip çıkmanın her şeyden önce geldiğidir. Yaradan’dan ötürü her canlıya saygı duymak, bayrağımıza ve ülkemize sahip çıkmak, bu toprakların değerlerini korumak hepimizin görevidir. Para elbette gereklidir ama asıl değer, geride bırakacağımız izlerdir. Sanat yoluyla gelecek nesillere eserler bırakabilmek, bu dünyadan göçerken arkamızda kalıcı ve anlamlı bir miras bırakabilmek çok kıymetlidir. Hepimizin sonunda varacağı yer bir avuç topraktır; önemli olan, bu topraklarda bıraktığımız eser ve izlerdir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/mito-karakteri-hayatimin-donum-noktasiydi-usta-oyuncu-tayfun-sav-kurtlar-vadisi-yillarini-anlatti/34468/">&#8220;Mito karakteri hayatımın dönüm noktasıydı” Usta oyuncu Tayfun Sav, Kurtlar Vadisi yıllarını anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/mito-karakteri-hayatimin-donum-noktasiydi-usta-oyuncu-tayfun-sav-kurtlar-vadisi-yillarini-anlatti/34468/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahmet Serhat Arvas: Modern kölelikten dijital köleliğe geçiş tasarlanıyor!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/ahmet-serhat-arvas-modern-kolelikten-dijital-kolelige-gecis-tasarlaniyor/34414/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/ahmet-serhat-arvas-modern-kolelikten-dijital-kolelige-gecis-tasarlaniyor/34414/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 07:46:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Serhat Arvas]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih, yalnızca geçmişi anlamak için değil bugünü ve yarını şekillendirmek için de en güçlü araçlardan biridir. Bu bilinçle çalışmalarını sürdüren tarihçi, yazar Ahmet Serhat Arvas, hem eserleri hem de fikirleriyle dikkat çeken bir isim. Biz de kendisiyle tarihe olan yolculuğunu, eğitime bakışını, dijitalleşme üzerine görüşlerini ve yeni kitabını konuştuk. Abdussamed Tosun: Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/ahmet-serhat-arvas-modern-kolelikten-dijital-kolelige-gecis-tasarlaniyor/34414/">Ahmet Serhat Arvas: Modern kölelikten dijital köleliğe geçiş tasarlanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, yalnızca geçmişi anlamak için değil bugünü ve yarını şekillendirmek için de en güçlü araçlardan biridir. Bu bilinçle çalışmalarını sürdüren tarihçi, yazar Ahmet Serhat Arvas, hem eserleri hem de fikirleriyle dikkat çeken bir isim. Biz de kendisiyle tarihe olan yolculuğunu, eğitime bakışını, dijitalleşme üzerine görüşlerini ve yeni kitabını konuştuk.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Tarihe ve eğitime olan ilginiz nasıl başladı? Özellikle bu alanlara yönelmenize neden olan bir olay, kişi ya da dönüm noktası var mıydı?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> Ben doğma büyüme İstanbulluyum, Fatihliyim. Çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yerler, sur içi İstanbul’dur. Binlerce esere ev sahipliği yapan bir Osmanlı başkentinde büyümek insanı ister istemez bir donanımla yetiştiriyor. Çocukken İstanbul’u çok dolaştım; caddelerini, sokaklarını, camilerini, müzelerini, hisarlarını adım adım öğrendim. Hatta arkadaşlarımla yeraltı geçitlerine bile girdiğimiz olurdu.</p>
<p>2008 yılında maddi sıkıntılar nedeniyle doğduğum şehirden ayrılmak zorunda kaldım. Ancak İstanbul özlemi, Marmara’ya ve şehrin siluetine duyduğum hasret içimde bir şeyleri harekete geçirdi. O dönemde okumaya başladım ve çoğunlukla tarih kitapları ilgimi çekti. Okuduklarımı paylaşmaya çalışıyor, fakat insanların hakikatleri duymak istemediklerini görüyordum. Bu süreç beni Tarih bölümünü okumaya yöneltti. Üniversiteyi bitirdim, öğretmenlik yaptım, kitaplar yazdım. Ne var ki, bugün Ordinaryüs Profesör bile olsanız, bazı insanların gerçeği duymak istememesi üzücü bir durum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34417 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_20250889990913_223614_0002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_20250889990913_223614_0002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_20250889990913_223614_0002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_20250889990913_223614_0002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_20250889990913_223614_0002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/16_20250889990913_223614_0002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: &#8220;Tarihçi-yazar-eğitmen&#8221; kimliğiniz arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> İnsanın önce bir amacı olmalı. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışmalar bir anlam kazanır. Amaçsız bir eğitmen, davasız bir yazar ya da sadece para için tarih anlatan bir akademisyen insanlara ne katabilir? Bu üç kimlik aslında ayrı değil; bir davayı anlatmak için kullandığım üç farklı araç.</p>
<p>Davamız, hak-bâtıl mücadelesinde bâtılın karşısında dimdik durabilmektir. Yoksa on bin kitap okuyup toprağa girdiğimizde bunların bize faydası olmaz. Önemli olan, bildiklerimizi insanlara aktararak kazanımlar bırakmaktır. Tarih anlatmak sorumluluk gerektirir; yanlış bilgi vermek büyük bir vebaldir. Yazar kalemini doğru kullanmalı, bir eğitmen öğrencisine örnek olmalıdır. Mesele kimlik taşımak değil; bu kimliklerle doğru işler yapmak ve insan kazanabilmektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Dijital İşgal ve Transhümanizm” kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Bu kitabı yazmaya sizi iten şey neydi?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> Kitabım dijitalleşmenin karanlık yönlerine dikkat çekiyor. Planlı ve sistematik ilerleyen bu süreç, insanların huzurundan, sağlığından ve nesillerinden çok şey götürüyor. Pandemi döneminde bir yandan sosyal medyadan insanları uyarmaya çalışırken, diğer yandan bu ihtiyaca binaen kitabı yazmaya karar verdim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce dijitalleşme insanlığın doğal evrim süreci mi yoksa bir tehdit mi?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> İnsanlara tercih hakkı bırakılmıyor. Bu nedenle doğal bir evrim süreci diyemeyiz. Çünkü dijital teknolojilerin patronları var. Ellerinde tuttukları imkânları paylaşmıyorlar; sadece insanların kullanması ve tüketmesi için sunuyorlar. İşlerine gelmediğinde sansür uygulayabiliyor ya da teknolojiyi saf dışı bırakabiliyorlar. Yani süreç doğal değil, kontrollü işliyor.</p>
<p>Asıl tehdit, hayatımızdaki her şeyi dijitale taşımamız. Para, tapu, kimlik gibi unsurlar tamamen dijitalleştiğinde elektriğe ve sisteme bağımlı hale geleceğiz. Bu da “dünyayı sıfırlayacağız” diyenlerin en çok arzu ettiği dönüşümün ta kendisi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34416 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/15_20250913_2239906614_0001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/15_20250913_2239906614_0001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/15_20250913_2239906614_0001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/15_20250913_2239906614_0001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/15_20250913_2239906614_0001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/15_20250913_2239906614_0001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital kölelik sistemi nedir? Bunu nasıl başarabilirler?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> İlkel kölelikten modern köleliğe, şimdi de modern kölelikten dijital köleliğe geçiş tasarlanıyor. En büyük risk, kolaylık algısı ile insanların kandırılmasıdır. Örneğin deri altı çipler… Bugün yüzbinlerce insan bileğinin altında çip taşıyor. “Kimlik, kredi kartı, anahtar derdine son!” sloganıyla pazarlanan bu sistem, ilerleyen yıllarda güncellemeler ve yeni çiplerle daha da ileri gidecek. Belki beyne takılacak.</p>
<p>Bunlar komplo teorisi değil, bugün haberlerde reklamı yapılan şeyler. Telefonla kıyaslanamaz; çünkü telefonu kapatabilir, satabilir ya da kullanmamayı seçebilirsiniz. Ancak bileğinizin altındaki çip sizin kontrolünüzde olmayacak. İşte asıl fark bu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Transhümanizm konusundaki en büyük endişeleriniz nelerdir? Bu ideolojinin insanlık için taşıdığı risk nedir?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> Transhümanizm iki yoldan ilerliyor: Biri ölümsüzlüğe ulaşmak, hastalıkları önlemek ve yaşlılığı engellemek. Diğeri ise nüfus azaltmak, insanları robotlaştırmak, çiplerle kontrol etmek ve yeni dünya düzenine uyumlu askerler yetiştirmek.</p>
<p>En büyük risk, genetik bilimini kullanmaları. Doğal gıdalara ulaşımın engellenmesi gibi, insan genetiğiyle oynamak da büyük tehlike taşıyor. Mülkiyet, cinsiyet gibi kavramları ortadan kaldırma çabaları da bunun parçası. Yaratılışa müdahale ederek insanı fıtratından koparmaya çalışıyorlar. Bu, aslında Yaradan’a savaş açmak anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yeni kitabınız “İlim, Fikir ve Aksiyon” hayırlı olsun. Bize biraz bu çalışmanızdan bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Ahmet Serhat Arvas:</strong> Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir çalışmayı kitap haline getirmek beni çok sevindirdi. Dersler, atölyeler, konferanslar derken birçok gençle tanıştım. Ancak okulun dışında kendini geliştiren genç sayısı çok az. İlmin değerini, fikrin önemini ve aksiyonun gerekliliğini kavrayamıyorlar.</p>
<p>Ben de kolları sıvamanın vakti geldiğini düşündüm. Bu kısa dünya hayatında belki tek bir kişiye dokunuruz da hayra vesile oluruz. Kitapta kavramların üzerinde değil, toplumsal problemler üzerinden durmaya çalıştım. Ayrıca sinema, sanat ve tarih alanlarında farklı tespitler yaptım, Batıcılık görüşüne eleştiriler getirdim. Faydalı bir çalışma olduğuna inanıyorum. Çok teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim. Tüm takipçilerinize hürmet ve muhabbetlerimle..</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/ahmet-serhat-arvas-modern-kolelikten-dijital-kolelige-gecis-tasarlaniyor/34414/">Ahmet Serhat Arvas: Modern kölelikten dijital köleliğe geçiş tasarlanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/ahmet-serhat-arvas-modern-kolelikten-dijital-kolelige-gecis-tasarlaniyor/34414/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Albatros: Rap’i sahici kılan, yaşanmışlıkları içten anlatabilmektir!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/albatros-rapi-sahici-kilan-yasanmisliklari-icten-anlatabilmektir/34361/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/albatros-rapi-sahici-kilan-yasanmisliklari-icten-anlatabilmektir/34361/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2025 07:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Albatros]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk rap sahnesinde kendine özgü tarzıyla dikkat çeken Albatros, sahne adından müziğine, hayata bakışından geleceğe dair planlarına kadar hem denizden hem de hayatın zorluklarından beslenen bir sanatçı. Onunla rap’in Türkiye’deki serüvenini, kişisel yolculuğunu ve müziğin ruhunu konuştuk. Abdussamed Tosun: “Albatros” sahne ismini seçmenizin ardında nasıl bir hikâye var? Bu isim sadece bir müzikal kimlik mi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/albatros-rapi-sahici-kilan-yasanmisliklari-icten-anlatabilmektir/34361/">Albatros: Rap’i sahici kılan, yaşanmışlıkları içten anlatabilmektir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk rap sahnesinde kendine özgü tarzıyla dikkat çeken Albatros, sahne adından müziğine, hayata bakışından geleceğe dair planlarına kadar hem denizden hem de hayatın zorluklarından beslenen bir sanatçı. Onunla rap’in Türkiye’deki serüvenini, kişisel yolculuğunu ve müziğin ruhunu konuştuk.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Albatros” sahne ismini seçmenizin ardında nasıl bir hikâye var? Bu isim sadece bir müzikal kimlik mi yoksa aynı zamanda sizin hayat felsefenizi ve yolculuğunuzu yansıtan bir sembol mü?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Bu ismi seçerken uzun uzun düşünmedim aslında, sanki o beni buldu. Ben, babadan kalma bir mesleği sürdüren, anne karnından beri denizlerde olan ve ekmeğini denizden kazanan biriyim. Mahlas ararken aklımda hep denizle ilgili bir şeyler vardı, bir balık ismi bile düşündüm. Bir gün bir ansiklopedi karıştırırken “Albatros” sayfası, sanki “Ben buradayım, ben senin hayatınım” dercesine karşıma çıktı. O an, sahne ismimin “MC Albatros” olduğuna karar verdim. Çünkü albatros kuşu, tıpkı benim gibi balıkla beslenip ailesini denizden doyuran, sadece sahilde ve denizde uçan, denizden asla ayrılmayan bir canlı. Ben 42 yaşındayım ve ömrümün denizlerde son bulmasını umuyorum. Kendimi, albatros kuşunun insan vücuduyla bütünleşmiş hali olarak görüyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Rap’e ilk adım attığınız yıllarda sizi sahneye, kaleme ya da mikrofona çeken şey neydi? O dönem hayatınızda rap’i bir çıkış yolu, bir sığınak ya da bir isyan biçimi olarak mı gördünüz?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Kendi teknemizde 13 yaşında disiplinli bir şekilde çalışmaya başladığımda, yaşadığımız tatil beldesine Almanya’dan gelen Türklerle tanışırdım. Onlarla iyi arkadaş olduk ve bana kasetler göndermeye başladılar. Türkiye’de rap müziğin henüz bilinmediği zamanlarda ben, Almanya’daki yer altında doldurulan rap kasetlerini dinliyordum. İlgim böyle başladı. Zamanla hip-hop kültürüne tamamen adapte oldum; hip-hop dansı ve grafitiye merak sardım. İyi bir grafiti çizeri ve iyi bir hip-hop dansçısıydım; İstanbul ve Kuşadası’nda birçok kez sahne aldım. Sonrasında Ceza’nın “Anahtar” albümü ve öncesindeki “Yer6 Operasyonu” derken, içimdeki ses “Bu işi yapmalıyım” dedi. Zaten ilkokulda Ege Bölgesi’nde müzik yarışmalarında derecelerim vardı. Sadece tarzımı bu yöne kaydırarak nağmeli, arabesk rap yapmaya başladım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34362 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/000333250906_190445_0000-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/000333250906_190445_0000-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/000333250906_190445_0000-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/000333250906_190445_0000-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/000333250906_190445_0000-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/000333250906_190445_0000.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Çocukluğunuzdan veya gençliğinizden, “ben rap yapacağım” dediğiniz unutulmaz bir anınız var mı? Bu kararınızı şekillendiren kırılma noktaları oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Arkadaşlarımızla arabada Ceza’nın albümünü dinler, ezberler ve hep bir ağızdan eşlik ederdik. Bir gün, beatbox yapan bir arkadaşımla freestyle yapmaya başladık. O an, o kelimelerin içimden döküldüğü an, “Tamam, bu iş benim işim” dedim. O an, benim için bir kırılma noktasıydı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Müzik dışında size ilham veren, ruhunuzu besleyen alanlar neler? Doğa, edebiyat, resim, felsefe ya da başka sanat dalları hayatınızda nasıl bir yer tutuyor?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Ben aynı zamanda kendime göre iyi bir ressamım, herhangi bir eğitim almadan doğaçlama kara kalem çizimlerim vardır. Deniz zaten benim her şeyim, varlığımın tamamı. Orman ve doğa her zaman ilham kaynağım olmuştur ama en büyük pay denize aittir. Aktif, enerjik ve mücadeleci bir yapım var. Hayatımda birçok şeyi deneyimledim ve her deneyimden ruhumu besledim. İlham bana her an gelebilir, çünkü etrafıma bakmayı ve görmeyi bilirim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: O zaman en başa dönelim, Albatros kimdir? Nasıl bir aile ve nasıl bir evde büyüdü? Bize biraz Albatros&#8217;u anlatır mısın?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Albatros, 27 Şubat 1983’te Trabzon’da doğmuş, balık burcu, romantik ve duygusal bir şairdir. Kendimi bildim bileli şiir yazarım. Kırılgan bir yapım var ve sayısız aşkın acısıyla yoğrulmuş bir ruha sahibim. Bir evlilik yaptım, iki çocuk babasıyım ama arkamda eski bir eş bıraktım. İçimde hep mutlu bir aile özlemi oldu ama büyüdüğüm ailede birçok drama şahit oldum. Ailemin ve benim bu noktaya gelişimiz elbette çok zorlu ve meşakkatli oldu. Çok zor ve dram yüklü duygularla yeşerdik.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizi hayatta en çok etkileyen kişi, olay ya da kitap nedir? Bugünkü Albatros’u var eden temel ilham kaynağınız kim/ney oldu?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Bu sorunun net bir cevabı yok. Hayatımda hiç kitap okumadım. Başka bir insanın yazdığı bir kitabın bana ilham verdiğini söyleyemem. Elbette kitap okumayı tavsiye ederim ama bu matematik bende işlemiyor. Benim ilhamım tamamen içsel bir duygu. Bunu “nereden” ya da “nasıl” diye tanımlayamıyorum ama o duygu sadece geliyor ve beni ben yapıyor. Sanırım en büyük ilham kaynağım, çok yükseklerde gezinen hayal gücüm.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Türkiye’de rap müzik uzun bir yolculuktan geçti. İlk dönemlerde yaşadığınız zorlukları düşündüğünüzde, sizce en büyük engel neydi? Anlaşılmamak mı, destek bulamamak mı, yoksa piyasadaki önyargılar mı?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> İlk dönemlerde yargılandığım gibi, bugün de yargılanıyorum. Fakat ben sevdiğim, bana ait olan, içimden gelen müzikle yola devam ediyorum ve hiç yılmadım. En büyük engel tabii ki maddi zorluklar ve yeni bir müzik tarzını bizim kültürümüze kabul ettirmenin güçlüğüydü. Bu yolculuk elbette kolay olmayacaktı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34364 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/848840250906_190446_0002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/848840250906_190446_0002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/848840250906_190446_0002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/848840250906_190446_0002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/848840250906_190446_0002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/848840250906_190446_0002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Rap müziğin 90’lar ve 2000’lerdeki hali ile bugünkü popüler hali arasında nasıl bir fark görüyorsunuz? Sizce eski rap daha ruhani ve sokaktan mı besleniyordu, yoksa bugün daha geniş kitlelere ulaştığı için mi değerli?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Müzik, her dilde, her kulakta ve her devirde farklılık gösterir. Şimdiki zaman bunu seviyor ve böyle icra ediyor. Bizden öncekiler başka, bizler başka dinledik. Müziğin tek bir kalıbı yoktur ve olamaz. Ruh halleri, psikoloji ve daha birçok etken bu değişimi ve farklılığı yaratır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Günümüzde rap müzik sizce daha çok bir sanat mı yoksa bir ticaret mi haline geldi? Rap’i sahici kılan şey sizce hâlâ sokaktan, gerçek hayattan beslenmesi mi, yoksa artık endüstrinin bir parçası olması mı?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Günümüzde rap, ticaretten ziyade zirvedeki medyanın ve farklı mafyavari savaşların yön verdiği bir alana dönüştü. Her gencin buna imrenip, delinin kuyuya taş atması misali bu işe atlamaya çalışması da cabası. Rap’i sahici kılan tek şey, içten gelen yaşanmışlıkları anlatmak ve bunu karşı tarafa geçirebilmektir. Bunu yapabilenler zaten gerçek rap’i yapıyor olacaktır. Mesela benim dinlenilmeye ihtiyacım yok; ben kendi yazdığım ve söylediğimle dertleşerek mutlu oluyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şarkılarınızda işlediğiniz temaları belirlerken hangi kriterlere göre hareket ediyorsunuz? Bir şarkının ortaya çıkış sürecinde önce duygu mu gelir, beat mi, yoksa yaşadığınız bir olay mı sizi harekete geçirir?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Süreç genelde aynı işler. Önce beati açarım, standart bir beklentim olmaz. Eğer o ritim ilk 10 saniyede beni hayal kurmaya iter ve kelimelerin kafamda dönmesine izin verirse, hemen üzerine yazmaya başlarım. Bugüne dek yazdığım 200 eserin bir tanesini bile müzik duymadan yazmadım. Bu yüzden farklı ruhların altyapılarını dinlerim ve o ritimler beni nereye sürüklerse onu yazarım.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Kendi müzikal çizginizi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir “tarz” peşinde misiniz, yoksa kendinizi sürekli dönüştürmeyi mi tercih ediyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Ne olup nereye geleceğimi kesin olarak bilmiyorum. Müzikal yolculuğum, 24 yıl önce yazdığım ve okuduğum yerden devam ediyor. Bu süreçte kendimi çok değiştireceğimi düşünmüyorum, fakat yaşla birlikte olgunlaştığımın farkındayım. Müziğimde ve sözlerimde kendim olmaya devam ediyorum; hislerim ve deneyimlerim doğrultusunda yazmaya ve üretmeye devam edeceğim. Ben buyum ve bu şekilde kendimi ifade etmeye devam edeceğim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Size ilham veren, müziğe bakışınızı değiştiren rapçiler, şairler veya sanatçılar kimlerdir? Yerli ya da yabancı, sizin için unutulmaz etkiler bırakan isimler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Benim müzikal temelimi asıl oluşturan isimler, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Cem Karaca, Barış Manço ve Zeki Müren gibi büyük ustalardır. Rap müziğimin alt yapısında hissettiğiniz ruh ve melodiler, aslında bu büyük sanatçıların eserlerinden beslenir. Onların sözleri, duyguları ve melodik dokunuşları, benim müziğime yön verir ve müzik yapış şeklimde kalıcı bir etki bırakır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sözlerinizde hem derin bir isyan, hem de umut var. Sizce rap müzik daha çok bir “isyanın sesi” mi, yoksa bir “umudun tercümanı” mı?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Bu tamamen dinleyen kişinin bakış açısına bağlıdır. Benim için rap, sadece bir müzik türü değil; içimdeki duyguları dışa vurduğum, beni rahatlatan, dinleyen ve anlayan bir ruh ortağıdır. Dinleyici, kendine göre isyanı ya da umudu bu sözlerde bulabilir; çünkü rap, hem dertleşmenin hem de umut taşımanın bir yoludur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34365 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/65565320250906_190446_0003-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/65565320250906_190446_0003-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/65565320250906_190446_0003-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/65565320250906_190446_0003-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/65565320250906_190446_0003-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/09/65565320250906_190446_0003.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sanatın dünyayı değiştirme gücüne inanıyor musunuz? Bir rap şarkısı, bir dize ya da bir sahne performansı gerçekten toplumsal dönüşüm başlatabilir mi?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Evet, buna kesinlikle inanıyorum. Günümüzde bazı müziklerin toplumu nasıl olumsuz etkilediğini ve dejenere ettiğini gördüğümüzde, sanatın tam tersini yapma gücünün de olduğuna inanmak gerekiyor. Doğru sözler, doğru mesaj ve doğru duygularla bir şarkı, bir dize ya da bir performans, toplumsal bilinçte küçük ya da büyük değişimler yaratabilir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Toplumda yaşanan adaletsizlikler, haksızlıklar ve çelişkiler karşısında siz müziğinizi bir çığlık olarak mı görüyorsunuz? Yoksa bu daha çok bir terapi, bir kendini ifade biçimi mi?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Benim için müzik öncelikle bir terapidir. Aynı zamanda kendimi ifade etmenin en doğal ve güçlü biçimidir. Adaletsizlikler ve haksızlıklar karşısında öfkem ve duygularım sözlerime yansır, ama bunları bir çığlık olarak değil, içimdeki duyguları anlamlandırma ve kendimi dengeleme biçimi olarak görürüm.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce bir sanatçı, özellikle de bir rap sanatçısı, toplumun vicdanı olmak zorunda mıdır? Yoksa sanatçı sadece kendi hissettiklerini, kendi hayatını mı anlatmalıdır?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Bu tamamen kişinin kendi bakış açısına bağlıdır. Sanatta bir mecburiyet yoktur. Ruh ne isterse onu yapar; bugün duygusalsam, yarın öfkeli ya da asi bir ruh hâline gelebilirim. Sanatçının önceliği kendini ifade etmektir, toplumun vicdanı olmak bir seçenek olabilir ama zorunluluk değildir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Şarkılarınızda sıkça geçen “hayat mücadelesi” kavramını nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin için bu mücadele kişisel bir yolculuk mu, yoksa toplumsal bir direniş mi?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Benim için hayat mücadelesi, öncelikle kendi kişisel yolculuğumdur. Hayatın getirdiği zorluklar, yaşadığım deneyimler ve karşılaştığım engeller, müziğimde ve sözlerimde kendini gösterir. Bu mücadele, hem kişisel bir hesaplaşma hem de kendini tanıma sürecidir; toplumsal bir direniş olarak da algılanabilir, ama özünde bu benim kendi içsel yolculuğumun bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bugün gençlerin büyük kısmı rap ile kendi kimliklerini bulmaya çalışıyor. Sizce rap müzik gençler için hâlâ bir özgürleşme aracı mı, yoksa sistemin içine çekilen bir popüler kültür parçası mı oldu?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Tamamıyla sistemin bir getirisi haline geldi. Aslında gençlerin dinlediği şeylerin çoğu rap değil, toplumu dejenere edip kültürü yok etmeye yönelik ürünler. Bu durum ortadayken, evet, rap sistemin bir getirisi ve içi boşaltılarak yozlaştırılacak bir popülerlik aracı oldu.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bundan sonra hayata geçirmek istediğiniz en büyük müzikal proje nedir? Henüz hayata geçiremediğiniz, içinizde büyüttüğünüz bir hayaliniz var mı?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> En büyük hayalim, hayatımın hikayesini anlatan, denizle ve mücadeleyle yoğrulmuş ruhumu tamamen yansıtan bir konsept albüm yapmak. İçinde hem çocukluğumdan bugüne yaşadığım dramların, hem de denizin bana fısıldadığı şiirlerin olduğu, belki de senfonik ögelerle zenginleştirilmiş bir proje. Bugüne kadar biriktirdiğim 200’den fazla eserin ruhunu taşıyan, zamana meydan okuyacak bir eser bırakmak istiyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Sizce Türkiye’de rap müziğin geleceği nereye doğru gidiyor? Daha çok ticari bir sektör mü olacak, yoksa kendi köklerine, yani sokağa ve hakikate mi dönecek?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Rap müzik şu an bir yol ayrımında. Bir yanda tamamen endüstriyel, ruhsuz ve popüler kültüre hizmet eden bir yapı var. Diğer yanda ise hala hikayesini anlatan, samimi ve sokaktan beslenen bir damar bulunuyor. Gelecekte ticari tarafın daha da büyüyeceği aşikâr ama ben hakikatin her zaman bir yol bulup yüzeye çıkacağına inanıyorum. Köklerine sadık kalan sanatçılar var oldukça, rap müziğin ruhu ölmeyecektir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Genç rapçilere, özellikle yeni başlayanlara hangi tavsiyeleri verirsiniz? Onlara “asla yapmayın” dediğiniz bir hata ya da “mutlaka yapın” dediğiniz bir şey var mı?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> “Asla yapmayın” diyeceğim tek şey, başkası olmaya çalışmayın. Popüler olanı taklit ederek bir yere varamazsınız, sadece kaybolursunuz. “Mutlaka yapın” diyeceğim şey ise kendi hikayenizi bulun. Acılarınız, sevinçleriniz, mücadeleniz… Sizi siz yapan ne varsa, onu anlatın. Samimiyet, en güçlü mikrofondur. Bir de sadece rap dinlemeyin; ruhunuzu beslemek için her türden müziğe, özellikle bu toprakların seslerine kulak verin.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Dijital çağda müzik artık saniyeler içinde tüketiliyor. Sizce bu hızlı tüketim kültürü rap müziğin ruhuna zarar veriyor mu? Yoksa dijitalleşme aynı zamanda bir özgürlük mü sağlıyor?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Bu, iki ucu keskin bir bıçak. Hızlı tüketim, şarkıların ruhunu, ardındaki hikayeyi ve emeği öldürüyor. Her şeyin saniyeler içinde unutulması sanata zarar veriyor. Ancak diğer yandan dijitalleşme, kimseye bağlı kalmadan müziğini milyonlara ulaştırma özgürlüğü de sağlıyor. Önemli olan, bu özgürlüğü ruhunu satmadan, sanatından ödün vermeden kullanabilmek.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Albatros ismi müzikten sonra nasıl bir anlam taşımalı? Siz müzik dünyasından ayrıldığınızda nasıl hatırlanmak istersiniz? “İsyancı bir rapçi” olarak mı, “felsefi sözleriyle iz bırakan bir sanatçı” olarak mı, yoksa bambaşka bir şey olarak mı?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Ben, “denizden aldığı ilhamı ve acılarını notalara döken şair ruhlu bir balıkçı” olarak hatırlanmak isterim. Felsefi sözleriyle iz bırakan bir sanatçı tanımı ruhuma daha yakın. İsyanım da, sevincim de, felsefem de hep samimiydi. İnsanların yıllar sonra bir Albatros şarkısı dinlediğinde, denizin ve hayatın tüm gerçekliğiyle yüzleşmiş bir adamın sesini duymalarını isterim.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, hayatın size öğrettiği en büyük ders nedir? Dinleyicileriniz, sizi yıllar sonra hatırladığında onlara bırakmak istediğiniz tek bir cümle, tek bir öğüt olsaydı bu ne olurdu?</strong></p>
<p><strong>Albatros:</strong> Hayatın bana öğrettiği en büyük ders şu oldu: Dalgalar ne kadar sert vurursa vursun, fırtına ne kadar büyük olursa olsun, kendi rotandan asla şaşma. Onlara bırakacağım tek öğüt de bu olurdu: “Kalbinizin pusulasını takip edin, o sizi her zaman doğru limana ulaştırır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/albatros-rapi-sahici-kilan-yasanmisliklari-icten-anlatabilmektir/34361/">Albatros: Rap’i sahici kılan, yaşanmışlıkları içten anlatabilmektir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/albatros-rapi-sahici-kilan-yasanmisliklari-icten-anlatabilmektir/34361/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhur Çiğci: Geçmişten bugüne müzik, duyguların dili oldu!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/cumhur-cigci-gecmisten-bugune-muzik-duygularin-dili-oldu/34305/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/cumhur-cigci-gecmisten-bugune-muzik-duygularin-dili-oldu/34305/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdussamed Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Aug 2025 11:28:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[berkay şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur çiğci]]></category>
		<category><![CDATA[haktan]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Tilbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanat, bazen bir şarkının melodisinde, bazen bir şiirin satırında, bazen de derin bir sohbetin arasında kendini gösterir. Cumhur Çiğci de tam böyle bir sanatçı. Hem şair, hem yazar, hem de besteci. Onu dinlerken ya da okurken aslında bir dostun içten cümleleriyle karşılaşıyorsunuz. Hayatından süzülen duyguları, aşkı, kırgınlıkları ve umutları satırlara ve notalara döküyor. Çiğci, bize [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/cumhur-cigci-gecmisten-bugune-muzik-duygularin-dili-oldu/34305/">Cumhur Çiğci: Geçmişten bugüne müzik, duyguların dili oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanat, bazen bir şarkının melodisinde, bazen bir şiirin satırında, bazen de derin bir sohbetin arasında kendini gösterir. Cumhur Çiğci de tam böyle bir sanatçı. Hem şair, hem yazar, hem de besteci. Onu dinlerken ya da okurken aslında bir dostun içten cümleleriyle karşılaşıyorsunuz. Hayatından süzülen duyguları, aşkı, kırgınlıkları ve umutları satırlara ve notalara döküyor.</p>
<p>Çiğci, bize hem sanat yolculuğunu hem de hayatın içinden samimi anılarını anlattı. İlk bestelerinden yeni projelerine, ilham aldığı isimlerden en özel hislerine kadar keyifli ve içten bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: İlk bestelediğiniz şarkıyı hatırlıyor musunuz? Nasıl bir hikâyesi vardı?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Sözlerini derin duygularla yazdığım “İhtilal” şarkım.. İlk göz ağrım olan şarkım “İhtilal”. Şarkının müziği Bahtiyar Özdemir&#8217;e ait. Sözlerini derin duygularla kaleme aldım. Aslında gençlik yıllarımın isyanını, içimdeki çığlığı yansıtan bir eserdi. Hayata, aşka ve insana dair birçok sorgulamamın notalara dönmüş hâli diyebilirim. Benim için sadece bir şarkı değil, aynı zamanda bir dönüm noktasıydı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yakın zamanda dinleyicilerle buluşturmayı planladığınız yeni eserler var mı?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Evet, var. Sözleri bana, müziği ise değerli dostum İsmet Taşçeşme’ye ait birçok şarkımız hazır. Bu eserlerimiz farklı sanatçılar tarafından ilgi görüyor ve bu da bizi sürekli üretmeye teşvik ediyor. Daha önce Türkiye’nin güçlü seslerinden Haktan’a üç şarkı vermiştik. Şimdi ise “Vazgeç Gönül” isimli yeni şarkımız nasip oldu, sonbaharda müzikseverlerle buluşacak. Ayrıca yeni çıkacak sanatçı dostlarımızın ilk single çalışmalarında da imzamız olacak. Yani önümüzdeki süreçte dinleyiciler bolca Cumhur Çiğci eserleriyle karşılaşacak.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34306 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/19_20250817_134745_0003-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/19_20250817_134745_0003-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/19_20250817_134745_0003-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/19_20250817_134745_0003-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/19_20250817_134745_0003-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/19_20250817_134745_0003.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><em><strong>Geçmişten bugüne müzik, duyguların dili oldu</strong></em></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bir şarkının “tamam” olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Ben şarkı yazmak için oturup “hadi bir şarkı yazayım” diyen bir insan değilim. İlham ansızın gelir; bazen kulağıma fısıldar, “hazır mısın?” der. O an bir köşeye çekilip içimde biriktirdiklerimi kâğıda dökerim. Yazdığım sözleri okuduğumda “bundan adam olur” diyorsam işin ilk kısmı tamamlanır. Ardından sözü, ruhunu çok iyi tanıdığım İsmet Taşçeşme’ye emanet ederim. Onun melodisiyle birleştiğinde içime “tamamdır” duygusu oturur. İşte o zaman eser doğmuş olur.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: En çok hangi duygular sizi şarkı yazmaya itiyor?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Aslında tamamen hayatın içindeki ruh hâlime bağlı. Bazen duygusal, bazen aşk dolu, bazen agresif, bazen eğlenceli, bazen de dingin bir Cumhur olabiliyorum. İlham hangi ruh hâlime denk gelirse o gün o şiir ya da şarkı ortaya çıkıyor. Yani eserlerim ruhumun günlüğü gibi.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bugüne kadar yazdığınız eserler arasında sizi en çok etkileyen hangisi oldu?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Tüm şarkılarım benim için birer çocuk gibi. Ama gözlerim dolarak yazdığım iki eser var: Haktan Canevine verdiğim “Dön Gel” ve Nigar Yıldırım’ın seslendirdiği “Çok Ararsın”. Her ikisi de kalbimde derin izler bıraktı. Dinlediğimde hâlâ içim titriyor.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Aşk, eserlerinize nasıl yansıyor?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Aşk olmadan şiir de olmaz, şarkı da. Aşkın her hâlini seviyorum. Bazen bir şiirde ayrılığı yaşıyorsun, bazen bir şarkıda kavuşmayı. Aşk, sanatın en saf ilhamı.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yazmak mı, susmak mı sizi daha çok anlatır? Peki hiç yazıp yabancılaştığınız bir şarkınız oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci: </strong>Çoğu zaman yazmak beni daha iyi anlatıyor. İçimdeki her şeyi beyaz kâğıtla paylaşmak bana iyi geliyor. Çok sevdiğim yazar Cezmi Ersöz’ün dediği gibi: “Kendi kendine konuşmaktır aşk.”</p>
<p>Ama evet, şarkıya yabancılaşma meselesini çok yaşadım. Mutluyken “ya bir gün ayrılırsak” diye yazdığım şarkılar oldu. Gün geldi, gerçekten ayrıldım ve o şarkı birebir benim hikâyeme dönüştü. Şarkı kaldı, sevgili gitti. En çok da şarkıyı yazdığım kişinin, yeni sevgilisine o şarkıyı armağan etme ihtimali beni ürkütüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34308 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/17_20250817_134745_0001-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/17_20250817_134745_0001-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/17_20250817_134745_0001-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/17_20250817_134745_0001-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/17_20250817_134745_0001-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/17_20250817_134745_0001.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Hayatınızda sizi en çok etkileyen olay ve kırılma anı neydi?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Annemin kaybı… O acıyla birlikte özlemi, çaresizliği derinden hissettim. Ondan sonra hayata daha duygusal bakmaya başladım. Paranın, malın, mülkün aslında hiçbir önemi olmadığını; asıl değerin sağlık, aile ve dostluk olduğunu anladım. Annemin bana ettiği duaların kabul oluşunu hissettiğim anlar kırılma noktam oldu. Ona bir şarkı yazmak istiyorum ama her defasında gözyaşlarım kâğıda dökülüyor. Günün birinde hem anneme hem de tüm annelere armağan edeceğim bir şarkı yazmayı diliyorum.</p>
<p><em><strong>İlhamım bazen bir söz, bazen bir bakış</strong></em></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Size ilham veren sanatçılar ve şairler kimler?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Çocukluğumdan bu yana Sezen Aksu ve Yıldız Tilbe’nin şarkılarıyla büyüdüm. Onların şarkıları duygularımıza tercüman oldu. Şairlerden ise Cezmi Ersöz çok özel bir yere sahip. Ayrıca Nazım Hikmet ve Özdemir Asaf da beni derinden etkileyen isimlerdir.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: “Bu benim hikâyem” dedirten bir eseriniz oldu mu?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Şarkılarımın tamamı gerçek hikâyelerden doğduğu için aslında hepsi benim hikâyem. Ama günümüzde aşkların çok hızlı tüketilmesi, ilişkilerin ticari bir hâl alması beni üzüyor. Bu yüzden ben daha çok kendi dünyamı yazıyorum. Eski saf, temiz aşkları özlüyorum.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Geçmişinizden tekrar yaşamak istediğiniz bir an var mı?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Evet.. Annemle karşılıklı çay içmeyi çok özlüyorum. O basit görünen ama en değerli anlardan biriydi.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Bursa sizin için nasıl bir şehir? İlham kaynağı mı, yoksa sadece bir yaşam alanı mı?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Bursa doğduğum, büyüdüğüm ve yaşlılığımı da geçirmek istediğim şehir. Elbette çok seviyorum ama Bursa, şairlerine ve sanatçılarına gerektiği kadar sahip çıkmıyor. Biz aldığımız ödüllerle, eserlerimizle bu şehri temsil ediyoruz ama yeterince değer gördüğümüzü söyleyemem. Yine de Bursa benim için çok kıymetli; içinde anılarım, şarkılarım ve sevdiklerim var.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Her insanın kalbinde bir “sızı köşesi” vardır. Sizin yazılarınız ve şarkılarınız o köşeyi iyileştiriyor mu, yoksa büyütüyor mu?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Keşkeler bitmez. “Keşke bitmeseydi, keşke olsaydı, keşke affetseydim…” İnsan hep en zayıf noktasından sınanıyor. Benim de çok keşkem var. Ama önemli olan, keşkelerle yaşarken kimsenin kalbini kırmamak. Çünkü ilahi adalet mutlaka tecelli ediyor. Ben de kalbimle sınandım ama inanıyorum ki hayatıma giren herkes beni güzel keşkelerle hatırlayacak. İyi insan olmak, insanın en değerli süsü.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-34307 size-large" src="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/18_20250817_134745_0002-1024x576.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/18_20250817_134745_0002-1024x576.png 1024w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/18_20250817_134745_0002-300x169.png 300w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/18_20250817_134745_0002-768x432.png 768w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/18_20250817_134745_0002-1536x864.png 1536w, https://www.millinizam.com/wp-content/uploads/2025/08/18_20250817_134745_0002.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Yeni çıkacak kitabınızdan biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> İlk şiir kitabım Kimsesiz Kimseye Sevdalı Kimse ve ardından yayımlanan Vişne Çürüğü romanım oldukça ilgi gördü. Bu da yeni kitabım için beklentiyi yükseltti. Okuyucularımı bu defa derin ve marjinal bir aşk hikâyesi bekliyor. Egoistlik gibi algılanmasın ama inanıyorum ki bu kitap film olacak nitelikte. İsmini şimdilik sır olarak saklıyorum. Kış ya da baharda raflarda olacak.</p>
<p><strong>Abdussamed Tosun: Son olarak, bugüne kadar kimsenin size sormadığı ama sizin hep cevaplamayı beklediğiniz bir soru var mıydı?</strong></p>
<p><strong>Cumhur Çiğci:</strong> Çok röportaj yaptım, birçok programa katıldım. Ama bu röportaj farklıydı. Yıllardır kenarda kalmış soruları bana sordunuz. Bu da sizin gazetecilik kalitenizi gösteriyor. Daha yüz yüze gelmeden hayatımı bu kadar iyi anlamanız beni çok etkiledi. Milli Nizam ekibine teşekkür ediyorum.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/cumhur-cigci-gecmisten-bugune-muzik-duygularin-dili-oldu/34305/">Cumhur Çiğci: Geçmişten bugüne müzik, duyguların dili oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/cumhur-cigci-gecmisten-bugune-muzik-duygularin-dili-oldu/34305/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
