<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmail Karakaş, Milli Nizam sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.millinizam.com/author/ismail_karakas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.millinizam.com/author/ismail_karakas/</link>
	<description>Adil Bir Dünya</description>
	<lastBuildDate>Sat, 13 Jun 2026 11:48:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Vicdanın, adaletin ve insanlığın manifestosu</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=43613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ben, insanın gerçek değerinin sahip olduğu servetle, makamla, güçle veya unvanla değil; vicdanıyla, adalet duygusuyla, ahlakıyla ve insanlığa bıraktığı izlerle ölçüldüğüne inanırım. Hayatı yalnızca kendi penceresinden görenlerden olmadım. Çünkü biliyorum ki dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan acı, insanlığın ortak vicdanında açılmış bir yaradır. Bir çocuğun gözyaşı da, bir annenin umudu da, bir emekçinin alın teri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/">Vicdanın, adaletin ve insanlığın manifestosu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben, insanın gerçek değerinin sahip olduğu servetle, makamla, güçle veya unvanla değil; vicdanıyla, adalet duygusuyla, ahlakıyla ve insanlığa bıraktığı izlerle ölçüldüğüne inanırım.</p>
<p>Hayatı yalnızca kendi penceresinden görenlerden olmadım. Çünkü biliyorum ki dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan acı, insanlığın ortak vicdanında açılmış bir yaradır.</p>
<p>Bir çocuğun gözyaşı da, bir annenin umudu da, bir emekçinin alın teri de, bir mazlumun adalet arayışı da hepimizin ortak meselesidir.</p>
<p>Benim inancım; sınırların, kimliklerin ve farklılıkların ötesinde, insanı merkeze alan bir yaşam anlayışıdır.</p>
<p>İnsan olmak; saygıyı, özgürlüğü, adaleti ve onurlu yaşamayı hak etmek için yeterlidir.</p>
<p>Bu nedenle insan haklarını bir ayrıcalık değil, doğuştan gelen ve hiçbir güç tarafından gasp edilemeyecek kutsal bir hak olarak görürüm.</p>
<p>İnsanların düşüncelerinden, inançlarından, kökenlerinden veya yaşam tercihlerinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir dünya, insanlığın ulaşması gereken en temel hedeftir.</p>
<p>Ben, adaletin yalnızca mahkemelerde dağıtılan bir hüküm değil; hayatın her alanına nüfuz eden bir vicdan meselesi olduğuna inanırım.</p>
<p>Bir ülkede hukuk güçlüleri koruyor, zayıfları görmezden geliyorsa; zenginlik büyürken yoksulluk derinleşiyorsa; fırsatlar belli çevrelerin elinde toplanıyor, milyonlar umutlarını kaybediyorsa orada gerçek anlamda adaletten söz edilemez.</p>
<p>Adalet, herkes için eşit işlediğinde anlam kazanır.</p>
<p>Ben, emeğin en kutsal değerlerden biri olduğuna inanırım.</p>
<p>Alın teriyle çalışan, üreten ve ülkesine katkı sağlayan her insan emeğinin karşılığını almalıdır.</p>
<p>Hiçbir insan çalıştığı halde yoksul kalmamalı, hiçbir genç geleceğinden umudunu kesmemeli, hiçbir çocuk imkânsızlıklar nedeniyle hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır.</p>
<p>Çünkü emeğin değersizleştiği yerde yalnızca ekonomi değil, insanlık da yara alır.</p>
<p>Ben, paylaşmanın insanlığın en büyük erdemlerinden biri olduğuna inanırım.<br />
Bir tarafta ihtiyaç fazlası israf edilirken diğer tarafta insanlar temel ihtiyaçlarına ulaşamıyorsa, bu yalnızca ekonomik değil ahlaki bir sorundur.</p>
<p>Adil paylaşım; yalnızca kaynakların bölüşülmesi değil, fırsatların, umutların ve gelecek hayallerinin de eşit şekilde dağıtılmasıdır.</p>
<p>Çünkü gerçek refah, yalnızca birkaç kişinin zenginleşmesi değil; toplumun tamamının insanca yaşayabilmesidir.</p>
<p>Ben, insanların birbirine benzediği için değil, farklılıklarına rağmen birbirine saygı duyabildiği için güçlü olduğuna inanırım.</p>
<p>Dilimiz, dinimiz, kültürümüz, düşüncemiz ve yaşam tarzımız farklı olabilir; ancak insanlığımız ortaktır. Farklılıkları çatışma sebebi yapanlar toplumları böler; farklılıkları zenginlik olarak görenler ise medeniyet inşa eder.</p>
<p>Benim yolum; ayrıştırmanın değil birleştirmenin yoludur.</p>
<p>Ben, başarının yalnızca kişisel kazanımlarla ölçülmesine karşıyım.<br />
Benim için gerçek başarı; yükselirken başkalarını da yükseltebilmek, kazanırken paylaşabilmek, güçlü olurken adaletten ayrılmamaktır.</p>
<p>İnsanların hayatına dokunabilmek, umut olabilmek, kapılar açabilmek ve kalıcı değerler bırakabilmek her türlü maddi kazançtan daha kıymetlidir.</p>
<p>Çünkü insanı ölümsüz kılan serveti değil, ardında bıraktığı iyiliklerdir.</p>
<p>Ben, haksızlık karşısında susmayı hiçbir zaman erdem olarak görmedim.<br />
Sessizlik bazen tarafsızlık değil, haksızlığın görünmez destekçisi olabilir.</p>
<p>Bu nedenle vicdanın sesi olmaya, doğruları söylemeye ve hakkın yanında durmaya çalışırım.</p>
<p>Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; cesaret gösteren insanların vicdanlarında da yaşar.</p>
<p>Ben, güçlü devletlerin ve güçlü toplumların temelinde yalnızca ekonomik kalkınmanın değil; eğitimin, bilimin, kültürün, sanatın, ahlakın ve sosyal adaletin bulunduğuna inanırım.</p>
<p>Bir toplumun gerçek zenginliği; bankalarındaki para değil, yetiştirdiği insan kalitesidir.</p>
<p>Çocuklarına umut verebilen, gençlerine fırsat sunabilen, yaşlılarına sahip çıkan, kadınlarını güçlendiren ve dezavantajlı bireylerini koruyabilen toplumlar geleceğin sahibi olacaktır.</p>
<p>Ben, dünyanın yalnızca bize ait olmadığını biliyorum.</p>
<p>Doğa, gelecek nesillerin bize emanet ettiği bir mirastır.</p>
<p>Toprağı, suyu, havayı ve yaşamı korumak; sadece çevreci bir yaklaşım değil, insanlığa karşı ahlaki bir sorumluluktur.</p>
<p>Hayatım boyunca sevginin nefretten, vicdanın çıkarcılıktan, adaletin güçten, kardeşliğin ayrımcılıktan daha üstün olduğuna inandım.</p>
<p>İnsanların birbirine güven duyduğu, hukukun herkese eşit uygulandığı, emeğin değer gördüğü, fırsatların adil paylaşıldığı ve insan onurunun her şeyin üzerinde tutulduğu bir dünya için yaşamayı ve mücadele etmeyi en büyük sorumluluğum kabul ediyorum.</p>
<p>Benim İnancım Şudur:<br />
İnsanlık, hiçbir ideolojiden daha büyüktür.</p>
<p>Vicdan, hiçbir çıkarın önüne geçemeyeceği en yüce değerdir.</p>
<p>Adalet, güçlülerin lütfu değil herkesin hakkıdır.</p>
<p>Emeğin karşılığı verilmeden refah, hakkaniyet olmadan kalkınma, insan hakları olmadan medeniyet kurulamaz.</p>
<p>Ve ben;<br />
İnsanların korkmadan yaşayabildiği, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, emeğin değer gördüğü, zenginliğin adil paylaşıldığı, insan haklarının korunduğu, sevginin ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir dünya için yaşamayı, üretmeyi ve mücadele etmeyi hayatımın en büyük sorumluluğu olarak görüyorum.</p>
<p>Çünkü benim hayat felsefem şudur:<br />
&#8220;Kendim için başarı, ailem için huzur, ülkem için kalkınma; insanlık için ise adalet, özgürlük ve kardeşlik istiyorum. Çünkü insanın gerçek mirası, sahip oldukları değil; insanlığa kazandırdıklarıdır.&#8221;</p>
<p>Benim Temel İlkelerim</p>
<p>İnsan onuru her şeyin üzerindedir.<br />
İnsan hakları evrenseldir ve pazarlık konusu yapılamaz.<br />
Adalet güçlüden değil, haktan yana olmalıdır.<br />
Emeğin karşılığı eksiksiz verilmelidir.<br />
Adil paylaşım toplumsal huzurun temelidir.<br />
Eğitim ve fırsat eşitliği herkes için erişilebilir olmalıdır.<br />
Kadın, çocuk, yaşlı ve dezavantajlı bireylerin hakları korunmalıdır.<br />
Farklılıklar ayrılık değil zenginliktir.<br />
Bilim, akıl ve vicdan birlikte yol göstermelidir.<br />
Haksızlık karşısında susmamak insanlık görevidir.<br />
Sevgi, saygı ve kardeşlik barışın temelidir.<br />
Doğayı korumak gelecek nesillere karşı sorumluluktur.<br />
Gerçek başarı, insanlığa fayda sağlayabilmektir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/">Vicdanın, adaletin ve insanlığın manifestosu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlık Neden katliamlara Hep Geç Kalıyor?</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 08:02:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=43290</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 1974 yılında Marina Abramović tarafından gerçekleştirilen “Rhythm 0” performansı, aslında insan doğasının karanlık tarafına tutulmuş ürpertici bir aynaydı. Altı saat boyunca hareketsiz duran sanatçı, insanların önüne bir masa dolusu nesne bıraktı: gül de vardı, jilet de… Sevgi göstermek için kullanılacak araçlar da vardı, ölüm getirecek olanlar da… Ve insanlara şu cümleyi söyledi: “Ben bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/">İnsanlık Neden katliamlara Hep Geç Kalıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>1974 yılında Marina Abramović tarafından gerçekleştirilen “Rhythm 0” performansı, aslında insan doğasının karanlık tarafına tutulmuş ürpertici bir aynaydı.</p>
<p>Altı saat boyunca hareketsiz duran sanatçı, insanların önüne bir masa dolusu nesne bıraktı: gül de vardı, jilet de…</p>
<p>Sevgi göstermek için kullanılacak araçlar da vardı, ölüm getirecek olanlar da…</p>
<p>Ve insanlara şu cümleyi söyledi: “Ben bir nesneyim.<br />
Sorumluluk bana değil, size ait.”<br />
Başlangıçta insanlar çekingen davrandı.<br />
Bir çiçek uzatan oldu, yanağını okşayan oldu.</p>
<p>Fakat zaman ilerledikçe kalabalığın içindeki karanlık büyümeye başladı.</p>
<p>Önce küçük incitmeler geldi, sonra aşağılamalar…</p>
<p>Ardından şiddet.</p>
<p>İnsanlar sanatçının bedenini kesmeye, canını yakmaya, hatta başına silah dayamaya kadar ilerledi.</p>
<p>Çünkü kötülük, sessizlikten cesaret alır.</p>
<p>Tepki görmeyen zulüm, kendisini haklı sanmaya başlar.</p>
<p>İnsanlık tarihi de bunun örnekleriyle doludur.</p>
<p>1974’te Kıbrıs’ta Rum çetelerinin Kıbrıs Türklerine yönelik katliamlarında da dünya uzun süre sessiz kaldı.</p>
<p>Köyler yakıldı, masum siviller öldürüldü, çocukların çığlıkları uluslararası diplomasi masalarının soğuk cümleleri arasında kayboldu.</p>
<p>Sessizlik, zalimin eline verilmiş görünmez bir silahtı.</p>
<p>Hocalı katliamına sessiz kalanlar asıl katillerdi!<br />
1992’de Hocalı’da insanlar yalnızca öldürülmedi; insanlığın vicdanı da parçalandı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…</p>
<p>Karla kaplı yolların üzerine bırakılmış cansız bedenler, dünyanın suskunluğunu haykırıyordu.</p>
<p>Fakat yine aynı şey oldu: İnsanlık, ekran başında birkaç dakika üzüldü ve sonra hayatına devam etti.</p>
<p>1993’te Bosnian Genocide sırasında Bosna’da yaşananlar ise Avrupa’nın ortasında insanlığın nasıl körleşebileceğini gösterdi.</p>
<p>Srebrenica yalnızca bir katliam değildi; dünyanın suskunluğunun mezar taşına dönüşmesiydi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in gölgesinde insanlar öldürüldü.</p>
<p>Bir leşmiş milletler sustu insanlar sustu!<br />
Çünkü zalimler, çoğu zaman silahtan önce sessizliği kullanır.</p>
<p>Haksızlık, ilk doğduğu anda küçüktür.</p>
<p>Bir tokat kadar küçük… Bir hakaret kadar sıradan…</p>
<p>Bir ayrımcılık cümlesi kadar önemsiz görünür.</p>
<p>Ama karşısında vicdanlı bir ses yükselmezse büyür.</p>
<p>Önce normalleşir, sonra sistemleşir, en sonunda ise katliama dönüşür.</p>
<p>İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri de budur: İnsanlar kötülüğe bir anda dönüşmez.</p>
<p>Kötülüğe alışırlar.<br />
Bugün geçmişteki katliamları konuşurken çoğu failin kendisini savunmak için türlü bahanelere sığındığını görüyoruz. “Emir aldım” diyenler, “şartlar öyleydi” diye konuşanlar, “biz de mağdurduk” diyerek suçunu perdelemeye çalışanlar…</p>
<p>Çünkü insan, işlediği suçun ağırlığıyla yaşamamak için önce vicdanını susturur.</p>
<p>Ardından gerçeği eğip bükmeye başlar.</p>
<p>Suçluluk psikolojisi, çoğu zaman en yüksek sesle bağıran savunmaları üretir.</p>
<p>Oysa tarih şunu defalarca kanıtladı: Sessizlik tarafsızlık değildir.</p>
<p>Sessizlik, çoğu zaman zalimin yanında durmaktır.</p>
<p>Bir toplum, haksızlığa yalnızca kendisine dokunduğunda tepki veriyorsa, aslında kendi gelecekteki acısına zemin hazırlıyordur.</p>
<p>Çünkü ateş, uzağımızdaki bir evde yanarken alkışlayanlar, rüzgâr değiştiğinde kendi çatılarının da tutuşacağını unutur.</p>
<p>Rhythm 0 deneyinin en korkutucu tarafı, insanların içindeki kötülüğü göstermesi değildi.</p>
<p>En korkutucu tarafı, kötülüğün insanların gözleri önünde yavaş yavaş sıradanlaşmasıydı.</p>
<p>Ve insanlık hâlâ aynı sınavın içinde duruyor.</p>
<p>Bugün Gazze’de insanlar ölürken dünya yine sessizlik ve huzur içinde uyuyor.</p>
<p>Amerika İran’da 160 masum çocuğu bir okulda katlederken dünya sessizce izledi Gazze’de 75 binden fazla insan katledildi.</p>
<p>Dünya yine sessiz.<br />
Dünyanın sonunu bu sessizlik getirecek.</p>
<p>Sessizliğin Beslediği Katliamlar.<br />
Kötülük Sessizlikten Güç Alır.<br />
Bir İnsan Sustukça Zulüm Büyür.<br />
Sessiz Kalanların Çağı<br />
Vicdan Sustukça Kan Konuşur.<br />
Tepkisizliğin Katlettiği İnsanlık.<br />
Önce Sessizlik Öldürür.<br />
Rhythm 0’dan Bosna’ya: İnsanlığın Karanlık Yüzü<br />
Katliamlar Bir Günde Başlamaz<br />
Normalleşen Kötülüğün Anatomisi<br />
Bir Çiçekten Bir Silaha: İnsanlığın Çöküşü<br />
Zulmün En Büyük Ortağı Sessizliktir.<br />
İnsanlık Neden Hep Geç Kalıyor?<br />
Sessizlik: Tarihin En Kanlı Suç Ortaklığı<br />
Kötülüğün Sıradanlaştığı An.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/">İnsanlık Neden katliamlara Hep Geç Kalıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Drina’nın Sessiz Tanıklığı: 3 Bin Gül, 3 Bin Hayat</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih bazen susar… Ama bazı nehirler konuşur. &#160; Drina Nehri işte onlardan biridir. Bosna Hersek’in doğusunda yer alan Vişegrad, sadece coğrafi bir nokta değil; hafızanın, acının ve insanlık sınavının en ağır yaşandığı yerlerden biri. 1992–1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında burada yaklaşık 3 bin insan katledildi. Ve o insanların çoğu, son yolculuklarına Drina’nın soğuk [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/">Drina’nın Sessiz Tanıklığı: 3 Bin Gül, 3 Bin Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bazen susar… Ama bazı nehirler konuşur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Drina Nehri işte onlardan biridir.</p>
<p>Bosna Hersek’in doğusunda yer alan Vişegrad, sadece coğrafi bir nokta değil; hafızanın, acının ve insanlık sınavının en ağır yaşandığı yerlerden biri. 1992–1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında burada yaklaşık 3 bin insan katledildi. Ve o insanların çoğu, son yolculuklarına Drina’nın soğuk sularında uğurlandı.<br />
Her yıl olduğu gibi, katliamın yıl dönümünde bir araya gelen aileler ve vicdan sahibi insanlar, tarihi Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü üzerinden nehre güller bırakıyor.<br />
“3 bin hayat için 3 bin gül”…<br />
Bu sadece bir anma değil; bu, unutmaya karşı verilen sessiz bir direniş.<br />
Bu köprü, yalnızca bir mimari eser değildir. Bosna Hersek’in Vişegrad kentinde yer alan ve tüm ihtişamıyla ayakta duran “Drina Köprüsü”, 1571–1577 yılları arasında Mimar Sinan tarafından, Sokullu Mehmed Paşa adına inşa edilmiştir. Yüzyıllar boyunca nice medeniyete, geçişe ve hatıraya tanıklık eden bu köprü; bugün artık sadece tarih değil, aynı zamanda büyük bir acının sembolüdür.<br />
Güller suya düşerken, aslında bir milletin hafızası yeniden canlanıyor. Her bir gül, bir isim… Her bir dalga, yarım kalmış bir hayatın hikâyesi.</p>
<p>Bosna Savaşı sırasında Vişegrad’da, Drina Nehri üzerinde yaşanan bir başka olay, savaşın en sarsıcı insan hikâyelerinden biri olarak anlatılır.<br />
Hasena Kasapović, Sırp milisler tarafından köprüde yakalanır ve boğazı kesilerek nehre atılır.<br />
Ancak aldığı yara ölümcül değildir ve nehrin sığ bir noktasında hayatta kalmayı başarır. Büyük bir çabayla kıyıya ulaşmaya çalışırken fark edilir.<br />
Ne yazık ki ikinci kez yakalanır; tekrar boğazı kesilir ve yeniden Drina Nehri’ne atılır.<br />
Bu olay, savaş sırasında sivillere yönelik vahşetin ve insanlık dışı uygulamaların simgelerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.<br />
Bu hikâye, Bosna Savaşı’nda yaşanan trajedilerin ve bireysel acıların ne kadar derin ve sarsıcı olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.</p>
<p>Bu sadece bir cinayet değil; bu, insanlığın hafızasına kazınmış karanlık bir döngüdür.</p>
<p>Drina Nehri, belki de dünyanın en ağır yükünü taşıyor:<br />
Sessiz çığlıkları…<br />
Bugün hâlâ kayıp olan yüzlerce insan var. Toprağa verilemeyen bedenler, kapanmayan yaralar, dinmeyen gözyaşları… Ama buna rağmen adalet arayışı sürüyor. Çünkü unutmak, ikinci bir ölüm demektir.<br />
Bu yüzden Vişegrad’da atılan her gül, aslında bir söz veriyor:<br />
“Sizi unutmayacağız.”<br />
Ve belki de en çok bu yüzden, Drina hâlâ akıyor…</p>
<p>Ama hiçbir zaman eskisi gibi değil.</p>
<p>Drina’nın Sesi<br />
Drina Konuşmaz!<br />
Drina susmaz!<br />
Sadece insanlar duymamayı seçer bazen.<br />
Drinadan kuşlar su içmez!<br />
Drina Nehri ağır ağır akar,<br />
ama su değil taşıdığı;<br />
isimlerdir…<br />
yarım kalmış dualardır…<br />
ve bir daha söylenemeyen son sözlerdir.<br />
Vişegrad’da akşam erken iner,<br />
çünkü güneş bile utanır bazı hatıralardan.<br />
Köprünün taşları konuşur geceleri,<br />
ama duyan yoktur…<br />
çünkü bazı gerçekler, kalbe ağır gelir&#8230;<br />
Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü yüzyıllar boyu insanları birbirine bağladı, ama bir gün…<br />
insanı insandan koparan bir uçuruma dönüştü.<br />
Bir gül düşer suya…<br />
sonra bir tane daha…<br />
ve sonra binlerce…<br />
Her biri bir hayat,<br />
her biri bir “anne”…<br />
bir “baba”…<br />
bir “çocuk” diye yankılanır dalgalarda.<br />
“Unutmayın bizi…” der gibi, ama sesleri suyun altında boğulur.<br />
Ve bir kadın…<br />
iki kez ölümü tadan bir can…<br />
Hasena Kasapović<br />
boğazında yarım kalan bir hayatla<br />
akıntıya bırakılır.<br />
Su onu alır,<br />
ama kader geri verir bir anlığına…<br />
Sonra insan,<br />
bir kez daha yenilir kendine.<br />
Ve Drina…<br />
o gün biraz daha ağır akar.<br />
Ey zaman…<br />
sen gerçekten geçiyor musun?<br />
Yoksa sadece acıyı derinlere mi gömüyorsun?<br />
Bugün hâlâ bazı mezarlar eksik, başlar kesik!<br />
bazı anneler hâlâ bekliyor kapıda,<br />
bazı isimler sadece bir gülden ibaret.<br />
Ama bil ki Drina,<br />
unutmaz hiçbirini…<br />
Her damlasında bir hatıra saklar,<br />
her kıvrımında bir çığlık taşır.<br />
Ölüsünü mezara bırakır!<br />
Ve biz…<br />
her gül attığımızda suya<br />
aslında söz veririz:<br />
“Sizi unutursak,<br />
biz de insan değiliz.”<br />
Drina akıyor…<br />
ama artık su değil bu<br />
bu, hatıradır.<br />
bu, vicdandır.<br />
bu, insanlığın sınavıdır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/">Drina’nın Sessiz Tanıklığı: 3 Bin Gül, 3 Bin Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Köprü, Tek Hafıza: Taşın Üzerine Yazılan Acı ve Direniş</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:36:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42417</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Tarih bazen kitaplarda değil, taşın suskunluğunda saklıdır. Bazen bir köprü, sadece iki yakayı değil; geçmiş ile bugünü, acı ile umudu, yıkım ile dirilişi birbirine bağlar. Bosna Hersek’in kalbinde yükselen iki kadim eser; Mostar Köprüsü ve Konjic Köprüsü, işte tam da böyle iki sessiz tanıktır. Biri Neretva Nehri’nin üzerinde zarif bir hilal gibi yükselen Mostar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/">İki Köprü, Tek Hafıza: Taşın Üzerine Yazılan Acı ve Direniş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Tarih bazen kitaplarda değil, taşın suskunluğunda saklıdır.</p>
<p>Bazen bir köprü, sadece iki yakayı değil; geçmiş ile bugünü, acı ile umudu, yıkım ile dirilişi birbirine bağlar.<br />
Bosna Hersek’in kalbinde yükselen iki kadim eser; Mostar Köprüsü ve Konjic Köprüsü, işte tam da böyle iki sessiz tanıktır.<br />
Biri Neretva Nehri’nin üzerinde zarif bir hilal gibi yükselen Mostar Köprüsü…<br />
Diğeri aynı nehrin zümrüt sularında, Konjic şehrinde vakur bir şekilde duran Konjic Köprüsü…<br />
İkisi de Osmanlı’nın estetik anlayışını, medeniyet köprüsü olma iddiasını taşır.<br />
Ve ne acıdır ki, ikisi de farklı zamanlarda ama aynı kaderi yaşamıştır: yıkım.<br />
Mostar Köprüsü, Bosna Savaşı sırasında gözler önünde yıkıldı.<br />
Sadece taşlar değil, bir halkın hafızası, birlikte yaşama kültürü de hedef alındı.<br />
O yıllarda Saraybosna Kuşatması devam ederken, Bosna’nın dört bir yanında acı hüküm sürüyordu.<br />
Sırplar Saraybosna’da Hırvatlar Mostar çevresinde yıkımlar ve katliamlar yapıyordu.</p>
<p>Ahmiçi Köyü’nde yaşanan katliam, insanlığın utanç sayfalarına kazınırken; Mostar ve çevresinde de yıkım ve gözyaşı eksik olmuyordu.</p>
<p>Ancak Mostar Köprüsü’nün yaşadığı kader, aslında yıllar önce Konjic’te bir başka köprüye uğramıştı.</p>
<p>Konjic Köprüsü, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, 3 Mart 1945’te geri çekilen Alman birliklerinin bombardımanıyla ağır hasar aldı.</p>
<p>Bir medeniyetin zarafeti, savaşın acımasızlığı karşısında bir kez daha yıkılmıştı.<br />
Yerine yapılan geçici ve ruhsuz yapılar, o köprünün tarihini ve estetiğini uzun yıllar gölgeledi.</p>
<p>Ama tarih sadece yıkımlardan ibaret değildir.<br />
Aynı zamanda yeniden ayağa kalkışların da hikâyesidir.</p>
<p>Her iki köprü de, yıllar sonra Türkiye’nin öncülüğünde yeniden hayat buldu.<br />
Mostar Köprüsü, aslına uygun şekilde yeniden inşa edilerek dünya mirası olarak ayağa kaldırıldı.<br />
Konjic Köprüsü ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (Tika) öncülüğünde, 2005’te başlayan çalışmalarla 2009 yılında yeniden inşa edilerek Bosna halkına armağan edildi.<br />
Konjic Köprüsü’nün hikâyesi ayrıca Osmanlı’nın izlerini de taşır.<br />
1682 yılında, IV. Mehmet döneminde inşa edilen bu köprü, sadece bir ulaşım yolu değil; Bosna ile Hersek’i birbirine bağlayan bir medeniyet damarıydı.<br />
Yıkıldı, değiştirildi, unutulmaya yüz tuttu… ama yeniden doğdu.<br />
Bugün bu iki köprüye baktığınızda sadece taş görmezsiniz.<br />
Mostar’da suya yansıyan kemer, size sabrı ve direnişi anlatır. Konjic’te yükselen taşlar ise hatırlamanın ne kadar önemli olduğunu fısıldar.<br />
İki köprü…<br />
İki ayrı zaman…<br />
Ama tek bir hakikat:<br />
Yıkmak kolaydır, yaşatmak ise irade ister.<br />
Ve Bosna’da köprüler hâlâ ayakta…<br />
Sadece iki yakayı değil, geçmiş ile geleceği de birbirine bağlamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/">İki Köprü, Tek Hafıza: Taşın Üzerine Yazılan Acı ve Direniş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bosna-Hersek Notlarım: Unutursak, Tekrar Eder!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 06:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42367</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç&#8217;in hafızalara kazınan bir sözü vardır: “Unutulan katliamlar tekrarlanır.” Ve yine der ki: “Bize yapılanları ve bize yapılanlar karşısında sessiz kalanları unutmayacağız. Ama intikam ateşiyle de hareket etmeyeceğiz. Biz, düşmanın bize davrandığı gibi davranmayacağız. Çünkü düşmana benzediğinizde, savaşı kaybetmişsiniz demektir.” Bu sözler, Bosna-Hersek topraklarında gezip gördüklerimin, dinlediğim acı hikâyelerin adeta özeti [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/">Bosna-Hersek Notlarım: Unutursak, Tekrar Eder!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç&#8217;in hafızalara kazınan bir sözü vardır: “Unutulan katliamlar tekrarlanır.”</p>
<p>Ve yine der ki:<br />
“Bize yapılanları ve bize yapılanlar karşısında sessiz kalanları unutmayacağız. Ama intikam ateşiyle de hareket etmeyeceğiz. Biz, düşmanın bize davrandığı gibi davranmayacağız. Çünkü düşmana benzediğinizde, savaşı kaybetmişsiniz demektir.”</p>
<p>Bu sözler, Bosna-Hersek topraklarında gezip gördüklerimin, dinlediğim acı hikâyelerin adeta özeti gibiydi. İnanın, anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor…</p>
<p>Saraybosna: 1425 Günlük Direniş<br />
Modern tarihin en uzun başkent kuşatması olan Saraybosna Kuşatması, 5 Nisan 1992 – 29 Şubat 1996 tarihleri arasında tam 1425 gün sürdü.<br />
Bu süre boyunca şehir, Sırp birlikleri tarafından abluka altına alındı.</p>
<p>11.500’den fazla sivil hayatını kaybetti.<br />
Günlük ortalama 329 havan topu şehre düştü.<br />
Keskin nişancılar sivilleri hedef aldı.<br />
Bu sadece bir savaş değil, insanlığın gözleri önünde yaşanan büyük bir dramdı.</p>
<p>Soğuk Savaş sonrası dağılan Yugoslavya’nın ardından Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Ancak bu karar, kanlı bir sürecin başlangıcı oldu. Saraybosna kuşatıldı ve 3 buçuk yıl süren savaş başladı.</p>
<p>Srebrenitsa: Avrupa’nın En Büyük Utancı<br />
Temmuz 1995’te, Srebrenitsa Soykırımı gerçekleşti.<br />
Sadece 5 gün içinde 8372 Boşnak katledildi.<br />
Kadınlara ve çocuklara yönelik insanlık dışı suçlar işlendi.</p>
<p>20.000’den fazla insan zorla yerinden edildi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da, Hollandalı askerlerin gözü önünde insanlar teslim edildi.</p>
<p>Ratko Mladiç yönetimindeki birlikler:<br />
Erkekleri ayırdı, kadınlara tecavüz edildi.<br />
Binlerce insanı sistematik şekilde öldürüldü.<br />
Yapılan soykırımı gizlemek adına katlettikleri insanları belirli yerlerde kaldıkları toplu mezarlara gömdüler.</p>
<p>Tuzla’ya kaçmaya çalışan 12.000 kişiden sadece yaklaşık 3.000’i hayatta kalabildi.</p>
<p>Dağ yolları adeta bir ölüm koridoruna dönüştü.</p>
<p>Bu katliam, Avrupa’da 2. Dünya Savaşı sonrası hukuken tanınan ilk soykırım olarak tarihe geçti.</p>
<p>Umut Tüneli: Hayatın Yer Altındaki Yolu<br />
Saraybosna nefessiz kaldığında, umut yerin altından geldi.<br />
800 metrelik “Umut Tüneli”, havaalanının altından kazıldı.<br />
Bu tünel sayesinde gıda,ilaç, yaralı insanlar ve insanî yardım şehre ulaştırıldı.</p>
<p>Bu tünel, sadece bir geçiş noktası değil; bir halkın hayatta kalma iradesinin sembolüydü.</p>
<p>Ahmići: Kül ve Duman<br />
Size Ahmići Katliamı’nı nasıl anlatayım…<br />
Savunmasız bir köy…<br />
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…<br />
“48 saatte kül ve duman” emriyle saldırıya uğrayan bir yerleşim…</p>
<p>Hırvat Ustaşa Terörist güçleri tarafından gerçekleştirilen bu katliamda: 100’den fazla sivil öldürüldü bilinen sayı 116 kayıplar var.<br />
Evler yakıldı<br />
Camiler yıkıldı<br />
Köyde bugün hâlâ acı konuşuyor.</p>
<p>Ahmici Köyü İmamı Mahir Husic ile yaptığımız görüşmede en sarsıcı cümle şuydu:“Katiller aramızda dolaşıyor…”</p>
<p>Her yıl 16 Nisan’da yapılan anmalar, acıyı diri tutuyor.<br />
Ama adaletin eksikliği, yarayı kapatmıyor.</p>
<p>Markale: Pazarda Ölüm<br />
Markale Katliamları, Saraybosna’nın kalbinde yaşandı.<br />
5 Şubat 1994: 68 ölü, 144 yaralı<br />
28 Ağustos 1995: 37 ölü, 90 yaralı<br />
Sivillerin bulunduğu bir pazar yeri hedef alındı.<br />
Bu saldırılardan sorumlu komutan Stanislav Galic, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Geç Gelen Müdahale<br />
NATO’nun müdahalesi ancak katliamlar zirveye ulaştıktan sonra geldi.<br />
NATO, Srebrenitsa ve Markale sonrası harekete geçti.<br />
Ancak gerçek şu ki:<br />
Boşnaklar katledilirken dünya büyük ölçüde sessizdi.<br />
Dengeler değişmeye başlayınca Müslüman Boşnaklar Sırplar karşısında üstünlük sağlamaya başlayınca NATO tarafından müdahale geldi.</p>
<p>Savaşın Bilançosu<br />
Bosna Savaşı boyunca:<br />
312.000 insan hayatını kaybetti<br />
2 milyon insan evini terk etti<br />
27.734 kişi kayboldu</p>
<p>Bugün:<br />
500’den fazla toplu mezar<br />
5000’in üzerinde bireysel mezar<br />
tespit edildi.</p>
<p>Her yıl 11 Temmuz’da Srebrenitsa’da kimliği belirlenen kurbanlar toprağa veriliyor.</p>
<p>Son Söz<br />
Bosna’da gördüklerim bana bir şeyi çok net öğretti:<br />
Unutmak, ihanettir.<br />
Ama kinle yaşamak da çözüm değildir.<br />
Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi:<br />
“Düşmana benzediğinizde savaşı kaybetmişsiniz demektir.”<br />
Biz unutmayacağız…<br />
Ama insanlığımızı da kaybetmeyeceğiz.<br />
Unutmadık, unutturmayacağız.v</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/">Bosna-Hersek Notlarım: Unutursak, Tekrar Eder!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaletin Terazisi ve Masumiyetin Ağırlığı</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 07:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adalet… Sadece mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değil; toplumun vicdanında tartılan en hassas değerdir. Ve bu terazinin en önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz masumiyet karinesidir. Bugünlerde yaşanan bir olay, bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yıllarını eğitime adamış, sayısız öğrenci yetiştirmiş bir öğretmenin; henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/">Adaletin Terazisi ve Masumiyetin Ağırlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adalet…</p>
<p>Sadece mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değil; toplumun vicdanında tartılan en hassas değerdir.<br />
Ve bu terazinin en önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz masumiyet karinesidir.<br />
Bugünlerde yaşanan bir olay, bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.<br />
Yıllarını eğitime adamış, sayısız öğrenci yetiştirmiş bir öğretmenin; henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm yokken, ağır bir suçlu muamelesi görerek kelepçelenmesi, kamu vicdanında derin bir yara açmıştır.<br />
Oysa hukuk devletinin en temel ilkesi şudur:<br />
Bir kişi, suçu mahkeme kararıyla sabit olana kadar masumdur.<br />
Peki bu ilke nerede kaldı?<br />
Bir öğretmen, sessizce ifadeye çağrılıp, tutuksuz yargılanamaz mıydı?<br />
Topluma örnek olması gereken bir meslek mensubunun, itibarını zedeleyecek şekilde teşhir edilmesi hangi hukuk anlayışıyla açıklanabilir?<br />
Daha da düşündürücü olan ise şu:<br />
Eğer bugün serbest bırakılmışsa, baştan uygulanan bu ağır muamelenin izahı nedir?<br />
Telafisi mümkün olmayan itibar kaybının sorumluluğu kime aittir?<br />
İftiranın, yönlendirilmiş beyanların ve kişisel hesapların adalet mekanizmasını etkilemesine izin verilirse; zarar gören sadece bir kişi değil, toplumun tamamı olur. Çünkü güven duygusu bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek yıllar alır.<br />
Unutulmamalıdır ki;<br />
hukuk, intikam aracı değil; hakkaniyetin teminatıdır.<br />
Öğretmenler ise bir toplumun vicdanını, aklını ve geleceğini inşa eden en kıymetli değerlerdir. Onlara yöneltilen her haksız itham, aslında geleceğe atılmış bir gölgedir.<br />
Elbette iddialar araştırılmalı, varsa suç ortaya çıkarılmalıdır. Ancak bu süreç; kişilik haklarını, onuru ve masumiyet karinesini yok sayarak yürütülemez.<br />
Bazı iftiracı öğretmenlerin öğrencileri kullanarak dilekçe verdirererek iftiraya alet ettikleri konuşuluyor.<br />
Hatta sadece öğrencileri kullanmakla kalmayıp Türk Polisini, Savcıyı ve Tutuklama kararı veren hakimi de iftiralarına inandırmak üzere bu kararın çıkmasını sağladılar.<br />
Ancak yapılan vahim hatalı karardan dönüldü.<br />
Bugün gelinen noktada, sadece bir kişinin serbest kalması yetmez.<br />
Aynı zamanda şu soruların da cevabı verilmelidir:<br />
Bu süreçte yapılan hataların hesabı sorulacak mı?<br />
İftiranın ve yönlendirilmiş beyanların karşılığı olacak mı?<br />
Hukuk, kendi içindeki yanlışları düzeltebilecek mi?<br />
Çünkü adalet, sadece suçluyu cezalandırmakla değil;<br />
masumu korumakla da anlam kazanır.</p>
<p>Ve unutulmamalıdır:</p>
<p>Adalet bir gün herkese lazım olur.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/">Adaletin Terazisi ve Masumiyetin Ağırlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın Ortak Düşmanı ve Kaosun Mimarı: Siyonist Rejim</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:05:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41594</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın ortak düşmanı olan siyonist rejim, bugün kendi sonunu hazırlayan bir sürecin içine girmiştir. Uzun yıllardır sürdürdüğü sistematik şiddet politikaları ve gerçekleştirdiği katliamlar, bu yapıyı yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel ölçekte nefretin odağı hâline getirmiştir. İsrail siyonist rejimi, tarihsel kin ve ideolojik motivasyonlarla Orta Doğu coğrafyasını istikrarsızlaştırmış, savaş, işgal ve yıkımı süreklileştirmiştir. Tarih [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/">İnsanlığın Ortak Düşmanı ve Kaosun Mimarı: Siyonist Rejim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın ortak düşmanı olan siyonist rejim, bugün kendi sonunu hazırlayan bir sürecin içine girmiştir.</p>
<p>Uzun yıllardır sürdürdüğü sistematik şiddet politikaları ve gerçekleştirdiği katliamlar, bu yapıyı yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel ölçekte nefretin odağı hâline getirmiştir.</p>
<p>İsrail siyonist rejimi, tarihsel kin ve ideolojik motivasyonlarla Orta Doğu coğrafyasını istikrarsızlaştırmış, savaş, işgal ve yıkımı süreklileştirmiştir.<br />
Tarih boyunca farklı coğrafyalardan sürgün edilen Yahudilerin son yerleşim alanı olan Filistin’de kurulan bu yapı; kargaşa, kaos ve işgali kurumsallaştırmış, yerel halk üzerinde sistematik baskı ve şiddet politikaları uygulamıştır.<br />
Bu süreç yalnızca bölgesel bir kriz değil, aynı zamanda küresel barışa yönelik doğrudan bir tehdit hâline gelmiştir.<br />
Siyonist ideoloji, tarihsel süreçte büyük çatışmaların arka planında yer alan finansal ve siyasal etkileriyle öne çıkmış; bugün ise daha geniş çaplı bir küresel savaşın zeminini hazırlayan bir aktör konumuna ulaşmıştır.<br />
İran’a yönelik saldırılar, bu stratejinin yeni ve tehlikeli bir aşamasını temsil etmektedir.<br />
Savaşın bölgesel sınırları aşarak genişlemesi ve çok sayıda devleti içine çekmesi, kontrollü bir kriz değil, bilinçli şekilde derinleştirilen bir kaos stratejisidir.<br />
İsrail siyonist rejimi, işgal ettiği toprakları genişletmek ve bu işgali kalıcı hâle getirmek amacıyla çatışmayı tırmandırmakta; bu doğrultuda ekonomik dengeleri, toplumsal yapıları ve demografik unsurları hedef alan bir politika izlemektedir.<br />
Yaklaşık 80 yıldır süregelen bu politikalar; yalnızca belirli bir coğrafyada değil, küresel ölçekte bir istikrarsızlık üretmiş, dünya halklarının ortak vicdanında derin bir karşılık bulmuştur. Bugün gelinen noktada, siyonist rejim kendi uygulamalarıyla uluslararası sistemde yalnızlaşmakta ve kendi sonunu hazırlayan dinamikleri bizzat üretmektedir.<br />
İnsanlık, hangi dine, millete ya da coğrafyaya mensup olursa olsun; sistematik şiddeti, işgali ve katliamı meşrulaştıran her yapıya karşı ortak bir duruş sergilemek zorundadır.<br />
Tarihsel Arka Plan: Yahudilerin Sürgünleri (Kronolojik Çerçeve)<br />
MÖ 722 – Asur İmparatorluğu, İsrail Krallığı’nı yıkarak nüfusun önemli bir bölümünü sürgün etti.<br />
MÖ 586 – Babil İmparatorluğu Kudüs’ü işgal etti, Birinci Tapınak yıkıldı ve Yahudiler Babil’e sürgün edildi.<br />
MS 70 – Roma İmparatorluğu Kudüs’ü yıktı, İkinci Tapınak ortadan kaldırıldı ve geniş çaplı diaspora başladı.<br />
MS 135 – Bar Kohba İsyanı sonrasında Roma yönetimi Yahudilerin Kudüs’e girişini yasakladı.<br />
1290 – İngiltere Krallığı Yahudileri ülkeden sürdü.<br />
1306 ve 1394 – Fransa Krallığı Yahudileri sürgün etti.<br />
1492 – İspanya’da Elhamra Fermanı ile Yahudiler sürgün edildi.<br />
1497 – Portekiz’de zorunlu din değiştirme veya sürgün uygulandı.<br />
19.–20. yüzyıllar – Doğu Avrupa ve Rusya’da pogromlar ve zorunlu göçler yaşandı.<br />
1933–1945 – Nazi Almanyası döneminde Yahudiler sistematik soykırıma uğradığı iddia ediliyor.</p>
<p>Tarihteki Yahudilerin uğradığı sürgünlerin kök nedenleri yine bulundukları yerlerde çıkardıkları kaos ve kargaşa olduğu açık.<br />
Buna rağmen her zaman sürgünde olsa yaşama hakları olan Yahudi milleti geldikleri topraklarda geçmişten kalan kin ve düşmanlığı da beraberinde yaşadığı topraklara masum insanlara taşımıştır.<br />
Geldikler yerlerdeki insanlara yaşama hakkı tanımamışlar.<br />
Daha da acımasız ve ileriye giderek sistemli olarak katliamlar ve soykırımlar gerçekleştirmek üzere ortadoğuyu kan gölüne çevirmiştir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/">İnsanlığın Ortak Düşmanı ve Kaosun Mimarı: Siyonist Rejim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Bayramlar İslam Dünyası! Kutsal Ayda Kutsala Saldırı</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/iyi-bayramlar-islam-dunyasi-kutsal-ayda-kutsala-saldiri/41428/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/iyi-bayramlar-islam-dunyasi-kutsal-ayda-kutsala-saldiri/41428/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 08:38:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayına denk getirilen saldırılar, yalnızca askeri bir operasyon değil; bilinçli bir psikolojik yıkım stratejisidir. Müslümanların en kutsal zaman diliminde başlatılan bu saldırılar, inançla, sabırla ve maneviyatla ayakta duran bir toplumu hedef almaktadır. Kutsalın koruyuculuğuna sığınan masumların üzerine bomba yağdırmak, savaşın değil, insanlığın en karanlık yüzüdür. Okulların Hedef Alınması: Geleceğe Saldırı ABD-İsrail saldırısında İran’ın Hürmüzgan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iyi-bayramlar-islam-dunyasi-kutsal-ayda-kutsala-saldiri/41428/">İyi Bayramlar İslam Dünyası! Kutsal Ayda Kutsala Saldırı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayına denk getirilen saldırılar, yalnızca askeri bir operasyon değil; bilinçli bir psikolojik yıkım stratejisidir. Müslümanların en kutsal zaman diliminde başlatılan bu saldırılar, inançla, sabırla ve maneviyatla ayakta duran bir toplumu hedef almaktadır. Kutsalın koruyuculuğuna sığınan masumların üzerine bomba yağdırmak, savaşın değil, insanlığın en karanlık yüzüdür.</p>
<p>Okulların Hedef Alınması: Geleceğe Saldırı<br />
ABD-İsrail saldırısında İran’ın Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bir kız ilkokulunun hedef alınması, savaşın sınırlarını aşan bir vahşeti gözler önüne sermektedir. Uydu görüntülerinin de ortaya koyduğu gibi okulun defalarca vurulmuş olması, bunun bir “hata” değil, bilinçli bir tercih olduğunu göstermektedir.<br />
Çocukların, öğretmenlerin ve savunmasız sivillerin bulunduğu bir eğitim yuvasına yönelik bu saldırı, yalnızca bugünü değil, yarını da hedef almaktadır. Çünkü okul demek gelecek demektir. Bu yüzden vurulan sadece bir bina değil; bir milletin umudu, hafızası ve yarınlarıdır.<br />
Sistematik Bir Politika: Filistin’den Lübnan’a<br />
Bu saldırı ne ilktir ne de bağımsız bir olaydır. Gazze’de, işgal altındaki Filistin topraklarında ve Lübnan’da yıllardır benzer tablolar yaşanmaktadır. Okulların, sivillerin sığındığı alanların ve çocukların bulunduğu yapıların hedef alınması artık bir “istisna” değil, süreklilik arz eden bir yöntem haline gelmiştir.<br />
2014’te Gazze’de sivillerin sığındığı bir okulun vurulmasıyla başlayan süreç, 2023 ve 2024 yıllarında çok daha ağır bilanço ile devam etmiş; onlarca, yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği saldırılar uluslararası kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmiştir. Ancak tüm bu olaylara rağmen somut bir yaptırımın uygulanmaması, bu saldırıları cesaretlendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur.<br />
Uluslararası Hukukun Sessizliği<br />
Eğitim kurumlarının korunması uluslararası hukukun en açık hükümlerinden biridir. Buna rağmen okulların hedef alınması, yalnızca bir savaş suçu değil; aynı zamanda insanlığın ortak değerlerine karşı işlenmiş ağır bir ihlaldir.<br />
Bugün Minab’da yükselen çığlıklar, aslında yıllardır duyulmayan çığlıkların devamıdır. Uluslararası sistemin sessizliği ise bu acıları büyüten, derinleştiren ve normalleştiren bir zemin oluşturmaktadır.<br />
Mescid-i Aksa ve Kutsala Yönelik Kuşatma<br />
Haçlı zihniyeti ile siyonizmin ortak noktası, kutsalı hedef alma konusundaki ısrarıdır. Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya girişlerin kısıtlanması, ibadetlerin engellenmesi ve baskıların artırılması, yalnızca bir güvenlik politikası değil; doğrudan inanca yönelik bir müdahaledir.<br />
Kutsal mekânların kuşatma altına alındığı, ibadet özgürlüğünün engellendiği bir ortamda “barış” söylemleri yalnızca birer retorikten ibaret kalmaktadır.<br />
İyi Bayramlar…<br />
Tüm bu yaşananların gölgesinde, İslam dünyasına “iyi bayramlar” dilemek, aslında derin bir ironiyi de beraberinde getiriyor. Çünkü bir yanda bayramın sevinci, diğer yanda masumların acısı var.<br />
Bugün bayram, yalnızca bir kutlama değil; aynı zamanda bir vicdan muhasebesidir. Sessiz kalanların, görmezden gelenlerin ve unutanların aynaya bakma günüdür.<br />
İyi bayramlar İslam dünyası… Acının, zulmün ve adaletsizliğin gölgesinde bir bayram daha…</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iyi-bayramlar-islam-dunyasi-kutsal-ayda-kutsala-saldiri/41428/">İyi Bayramlar İslam Dünyası! Kutsal Ayda Kutsala Saldırı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/iyi-bayramlar-islam-dunyasi-kutsal-ayda-kutsala-saldiri/41428/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran Kültürü ve Kadim Devlet Aklı Üzerine</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/iran-kulturu-ve-kadim-devlet-akli-uzerine/41319/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/iran-kulturu-ve-kadim-devlet-akli-uzerine/41319/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 19:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zafere gidenlerin en büyük hilesi, gerçek gücünü gizleyebilmesidir. Tarih boyunca birçok mücadelede görüldüğü gibi, zayıf görünen taraf çoğu zaman sabırla bekleyerek gücünü saklamış ve doğru zamanda ortaya koymuştur. Güçlü tarafın en büyük hatası ise çoğu zaman rakibini küçümsemek, onu ciddiye almamak ve tedbiri elden bırakmaktır. Oysa akıl ve strateji, sadece güçlü olmakla değil; karşısındakini doğru [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iran-kulturu-ve-kadim-devlet-akli-uzerine/41319/">İran Kültürü ve Kadim Devlet Aklı Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zafere gidenlerin en büyük hilesi, gerçek gücünü gizleyebilmesidir.</p>
<p>Tarih boyunca birçok mücadelede görüldüğü gibi, zayıf görünen taraf çoğu zaman sabırla bekleyerek gücünü saklamış ve doğru zamanda ortaya koymuştur. Güçlü tarafın en büyük hatası ise çoğu zaman rakibini küçümsemek, onu ciddiye almamak ve tedbiri elden bırakmaktır. Oysa akıl ve strateji, sadece güçlü olmakla değil; karşısındakini doğru okuyabilmekle kazanılır. Bu yüzden gerçek bilgelik, ne kendi gücüne fazla güvenmek ne de düşmanını hafife almaktır.<br />
İran İslam Cumhuriyeti’nin uzun yıllardır izlediği politikalar, yüzeyden bakıldığında çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Baskı, ambargo ve tehditlere rağmen sergilediği sabırlı ve temkinli yaklaşım, özellikle Batı dünyasında zayıflık olarak algılanmıştır. Oysa bu durum, çoğu zaman bilinçli bir stratejinin parçasıdır.<br />
Bir mücadeleye girmeden önce, karşındaki gücü ve onun beslendiği medeniyet birikimini anlamak gerekir. Tanımadığın bir yapıyla mücadele etmek, öngörülemez sonuçları da beraberinde getirir.<br />
Kavgada karşındakini yeterince tanımazsan herşeyi göze alman gerekir.<br />
Savaşı başlatmak kolaydır; ancak bitirmek ve sonuçlarını yönetmek çok daha zordur.<br />
Amerikan devlet aklı, birkaç yüzyıllık bir tarihsel tecrübeye dayanırken; İran, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan kadim bir devlet geleneğinin temsilcisidir. Bu tarihsel derinlik, İran’ın siyasi reflekslerine, kriz yönetimine ve sabır stratejisine doğrudan yansımaktadır. Bu nedenle İran’ı sadece güncel politikalar üzerinden okumak, büyük bir eksikliktir.<br />
İsrail’in bölgedeki varlığı ise yaklaşık bir asırlık işgal ve yıkıma dayalı bir tarihsel sürece dayanmakta ve büyük ölçüde çatışmalar, güvenlik politikaları ve bölgesel dengeler üzerinden şekillenmektedir.<br />
Satın alınan sözde Müslüman ülkelerin yöneticileri ile işbirliği yapsada bölgesindeki ülkelerin halklarının nefretini çeken İsraile karşı büyük bir öfke var.<br />
Bu durum, bölgedeki her gelişmenin katliamların toplumsal hafızalarda olumsuz derin izler bırakmasına neden olmaktadır.<br />
Kadim milletlerin kadim aklı vardır.<br />
Türk milletinin binlerce yıllık devlet geleneği ve savaş tecrübesi olduğu gibi, İran da tarih boyunca geliştirdiği derin bir stratejik akla sahiptir.<br />
Bu akıl, gerektiğinde sabırla geri çekilmeyi, gerektiğinde ise sert ve kararlı adımlar atmayı bilir.<br />
İran’ın bugün izlediği politikalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.</p>
<p>Özellikle misilleme süreçlerinde savaşta olsa bile sivil kayıplara karşı gösterilen görece hassasiyet, bu devlet aklının kontrollü ve hesaplı hareket etme anlayışının bir parçası olarak yorumlanabilir.<br />
İsrail ve ABD ise sivilleri gözetmeden hareket etmesi savaşın uluslararası kurallarına dikkat etmemesi bile onların dünya kamuoyunun gözünde savaşı kaybettiklerini gösteriyor.<br />
Türkçede kullanılan “Acem aklı” deyimi, çoğu zaman karmaşık, ince hesaplara dayanan stratejik yaklaşımları ifade eder. İran’ın tarih boyunca geliştirdiği diplomasi dili ve siyasal refleksleri de bu bağlamda değerlendirilmiştir.<br />
Sonuç olarak; bir milleti anlamak için sadece onun askeri veya siyasi gücüne bakmak yeterli değildir. O milletin tarihini, kültürünü, düşünme biçimini ve kriz anlarında verdiği tepkileri doğru analiz etmek gerekir.<br />
Bugün karşı karşıya olunan tabloya bakıldığında, bir yanda binlerce yıllık devlet geleneğine sahip kadim bir akıl; diğer yanda daha kısa vadeli stratejilerle hareket eden bir yaklaşım bulunmaktadır. Tarih ise çoğu zaman sabreden, derin düşünen ve doğru zamanı bekleyen tarafın lehine işlemektedir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iran-kulturu-ve-kadim-devlet-akli-uzerine/41319/">İran Kültürü ve Kadim Devlet Aklı Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/iran-kulturu-ve-kadim-devlet-akli-uzerine/41319/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diplomasi, Meşru Müdafaa ve Küresel Çifte Standart!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/diplomasi-mesru-mudafaa-ve-kuresel-cifte-standart/40886/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/diplomasi-mesru-mudafaa-ve-kuresel-cifte-standart/40886/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:20:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=40886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında uluslararası hukuk ve diplomasi, tarihinin belki de en tartışmalı dönemlerinden birini yaşıyor. Diplomasinin dokunulmazlık ilkesinin sorgulandığı, devlet başkanlarının uluslararası arenada tutuklanabildiği ve savaş hukukunun sık sık hiçe sayıldığı bir ortamdayız. Böyle bir durumda yapılan her diplomatik açıklama yalnızca bir görüş beyanı değil; aynı zamanda güçlü bir siyasi mesaj anlamı taşır. İran’ın Londra Büyükelçisi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/diplomasi-mesru-mudafaa-ve-kuresel-cifte-standart/40886/">Diplomasi, Meşru Müdafaa ve Küresel Çifte Standart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında uluslararası hukuk ve diplomasi, tarihinin belki de en tartışmalı dönemlerinden birini yaşıyor.</p>
<p>Diplomasinin dokunulmazlık ilkesinin sorgulandığı, devlet başkanlarının uluslararası arenada tutuklanabildiği ve savaş hukukunun sık sık hiçe sayıldığı bir ortamdayız. Böyle bir durumda yapılan her diplomatik açıklama yalnızca bir görüş beyanı değil; aynı zamanda güçlü bir siyasi mesaj anlamı taşır.</p>
<p>İran’ın Londra Büyükelçisi Seyed Ali Mousavi’nin İngiltere’ye yönelik son açıklaması da bu bağlamda dikkat çekici bir uyarı niteliğindedir. Mousavi, İngiltere’nin İran’a yönelik saldırılara doğrudan katılması halinde İran’ın “self-defence(meşru müdafaa) hakkını kullanacağını” ifade etmiş ve İngiltere’nin bu konuda “çok dikkatli olması gerektiğini” söylemiştir.</p>
<p>Bugün uluslararası ilişkilerde asıl tartışılması gereken mesele, devletlerin meşru müdafaa hakkının nasıl ve kim tarafından tanımlandığıdır.<br />
Eğer İran’ın meşru müdafaa hakkı yok sayılırsa, bu yalnızca bir ülkenin değil; yarın başka devletlerin de aynı hakkının yok sayılmasının önünü açar.<br />
Uluslararası hukukta bir ilke bir ülke için geçerli değilse, zamanla hiç kimse için geçerli olmaz.</p>
<p>Öte yandan dünya son 80 yılda özellikle Orta Doğu’da sayısız hak ihlallerine sahne oldu. Filistin topraklarında yaşanan işgaller, katliamlar ve soykırım yapan İsrail uluslararası kamuoyunda yıllardır tartışılıyor.<br />
Ancak bu ağır hak ihlallerinin hesabı henüz tam anlamıyla sorulmuş değilken, İran gibi uzun yıllardır ambargolar altında yaşayan, dış dünyayla büyük ölçüde tecrit edilmiş bir ülkenin küresel bir tehdit olarak gösterilmesi de ayrı bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Binlerce kilometre uzaklıktaki bir ülke olan Amerika Birleşik Devletleri için İran’ın nasıl bir doğrudan tehdit oluşturduğu sorusu da uluslararası kamuoyunda sık sık dile getiriliyor. İran’ın politikalarının daha çok bölgesel dengeler ve özellikle İsrail ile yaşanan gerilim üzerinden değerlendirildiği görülüyor.<br />
Bu noktada Orta Doğu’daki dengeleri belirleyecek olanların da en başta bölge ülkeleri ve İran’a komşu devletler olması gerektiği görüşü öne çıkıyor.</p>
<p>Bir ülkenin tehdit algısı, çoğu zaman coğrafi yakınlık ve bölgesel ilişkilerle şekillenir. Karasal sınırları veya deniz yetki alanları binlerce kilometre uzaklıkta olan devletlerin, bölgesel tehdit tanımlarını tek başına belirlemesi uluslararası hukuk açısından da tartışmalı bir durumdur. Tarihte bunun benzer örnekleri de yaşandı.<br />
Irak’a yönelik müdahale sürecinde ortaya atılan “kitle imha silahları” yalanları daha sonra gerçeği yansıtmadığı anlaşılmış ve bu durum uluslararası sistemde ciddi bir güven krizine yol açmıştı.<br />
Abd ve koalisyon ülkelerinin yalanı nedeniyle milyonlarca insan hayatını kaybetti.</p>
<p>Dolayısıyla bugün yaşanan gelişmelere bakarken yalnızca güncel siyasi gerilimlere değil, geçmişteki tecrübelerin bıraktığı derslere de bakmak gerekir.<br />
Bir ülkenin egemenliği yalnızca kendi sınırlarını korumasıyla değil, aynı zamanda komşularının egemenlik haklarına gösterdiği saygıyla da ölçülür.<br />
Komşu Ülker kendi topraklarında başka ülkelerin askeri güçlerine izin vererek bir komşu ülkenin saldırıya uğramasına göz yummamalı.<br />
Sınır komşu ülkeleri hava sahasını ve kara topraklarında yabancı güçlerin askerlerinin operasyon yapmalarına izin vermediği takdirde bu savaş ve yıkımlar kısmen önlenmiş olur.<br />
Aynı şekilde küresel güçlerin de başka ülkelerin egemenlik alanlarına müdahale ederken uluslararası hukukun sınırlarını gözetmesi gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak, dünyada kalıcı barışın yolu tehdit dilinden değil; hukuk, diplomasi ve karşılıklı egemenlik haklarına saygıdan geçer.<br />
Aksi halde uluslararası sistemde güven ve hukuk zeminini kaybetmiş bir dünya düzeni, yalnızca yeni krizlerin ve çatışmaların kapısını aralayacaktır.<br />
Hukuk herkes için işletilmelidir.<br />
Uluslararası arenada güçlü ülkelere farklı güçsüz ülkelere farklı hukuki uygulama yapılmamalıdır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/diplomasi-mesru-mudafaa-ve-kuresel-cifte-standart/40886/">Diplomasi, Meşru Müdafaa ve Küresel Çifte Standart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/diplomasi-mesru-mudafaa-ve-kuresel-cifte-standart/40886/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
