<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmail Karakaş, Milli Nizam sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.millinizam.com/author/ismail_karakas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.millinizam.com/author/ismail_karakas/</link>
	<description>Adil Bir Dünya</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Sep 2026 11:32:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>
	<item>
		<title>İslam Birliği Bir Hayal Olmaktan Çıkmalı</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-birligi-bir-hayal-olmaktan-cikmali/46191/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-birligi-bir-hayal-olmaktan-cikmali/46191/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 11:32:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=46191</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Tarihî Hafızadan Yeni Bir Dünyaya: D-8’lerle Yeniden Başlamak Geçmişi unutmayacağız; fakat geleceği geçmişin savaşları üzerine kurmayacağız. Tarih, milletlerin hafızasıdır. Geçmişte yaşanan acıları unutmak, yalnızca tarihe değil, o acıları yaşayan insanlara karşı da büyük bir haksızlık olur. Ancak tarihî hafızayı yaşatmak ile geçmişin çatışmalarını geleceğe taşımak aynı şey değildir. Asıl mesele, geçmişten ders çıkararak yeni [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-birligi-bir-hayal-olmaktan-cikmali/46191/">İslam Birliği Bir Hayal Olmaktan Çıkmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Tarihî Hafızadan Yeni Bir Dünyaya: D-8’lerle Yeniden Başlamak</p>
<p>Geçmişi unutmayacağız; fakat geleceği geçmişin savaşları üzerine kurmayacağız.</p>
<p>Tarih, milletlerin hafızasıdır.</p>
<p>Geçmişte yaşanan acıları unutmak, yalnızca tarihe değil, o acıları yaşayan insanlara karşı da büyük bir haksızlık olur.</p>
<p>Ancak tarihî hafızayı yaşatmak ile geçmişin çatışmalarını geleceğe taşımak aynı şey değildir.</p>
<p>Asıl mesele, geçmişten ders çıkararak yeni savaşların önüne geçebilecek yeni bir dünya anlayışı kurabilmektir.</p>
<p>Kıbrıs’tan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Karabağ’a, Doğu Türkistan’dan Filistin’e kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan acılar, insanlığın ortak hafızasının parçalarıdır.</p>
<p>Türklerin, Müslümanların ve farklı toplulukların yaşadığı acılar unutulmamalı; tarihî gerçekler araştırılmalı, belgelenmeli ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.</p>
<p>Fakat çocuklarımıza bırakacağımız miras yeni düşmanlıklar değil, adalet, huzur, refah ve barış içerisinde yaşayan bir dünya olmalıdır.</p>
<p>Yeni Bir Başlangıç Mümkün</p>
<p>Bugün dünyanın önemli bir bölümü savaşların, işgallerin, ekonomik krizlerin, göçlerin ve insani trajedilerin gölgesinde yaşıyor.</p>
<p>Gazze’de yaşanan insani dram, Ukrayna savaşı, Afrika’daki çatışmalar, Myanmar’dan Doğu Türkistan’a kadar farklı coğrafyalarda yaşanan sorunlar, mevcut küresel düzenin insanlığın bütün ihtiyaçlarına cevap veremediğini gösteriyor.</p>
<p>Böyle bir dönemde İslam dünyasının önünde tarihi bir sorumluluk bulunuyor.</p>
<p>Bu sorumluluk yeni bir çatışma alanı oluşturmak değil; adalet, ekonomik kalkınma, bilim, teknoloji, diplomasi ve insani dayanışma temelinde yeni bir iş birliği modeli ortaya koymaktır.</p>
<p>İşte burada D-8 ülkeleri önemli bir potansiyele sahiptir.</p>
<p>Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Mısır, Endonezya, Malezya ve Nijerya&#8217;nın oluşturduğu D-8; nüfusu, coğrafi konumu, ekonomik kapasitesi, genç nüfusu ve doğal kaynakları bakımından dünya siyasetinde daha etkin bir iş birliği alanı oluşturabilecek bir yapıya sahiptir.</p>
<p>D-8 yalnızca ekonomik bir platform olarak görülmemelidir.</p>
<p>D-8, yeni bir medeniyet ve iş birliği vizyonunun başlangıç noktalarından biri olabilir.</p>
<p>İslam Dünyası Kendi Gücünü Birleştirmeli</p>
<p>İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri, sahip olduğu insan kaynağı, doğal zenginlikler, coğrafi avantajlar ve ekonomik potansiyelin ortak bir stratejik vizyona yeterince dönüştürülememesidir.</p>
<p>Oysa bugün yeni dünyanın en önemli gücü yalnızca askerî kapasite değildir.</p>
<p>Enerji önemlidir.</p>
<p>Gıda güvenliği önemlidir.</p>
<p>Teknoloji önemlidir.</p>
<p>Yapay zekâ önemlidir.</p>
<p>Eğitim, sağlık, savunma sanayii, ulaştırma, finans ve ticaret ağları önemlidir.</p>
<p>Bunların tamamında ortak projeler geliştiren ülkeler, yalnızca ekonomik olarak değil, diplomatik olarak da daha güçlü bir konuma ulaşabilir.</p>
<p>Bu nedenle D-8 ülkeleri arasında ortak yatırım fonları oluşturulması, ticaretin kolaylaştırılması, yerel para birimleriyle ticaret imkânlarının artırılması, üniversiteler ve araştırma merkezleri arasında ortak projeler geliştirilmesi, genç girişimcilerin desteklenmesi ve teknoloji alanında ortak üretim modellerinin kurulması yeni bir dönemin kapısını açabilir.</p>
<p>D-8&#8217;in gerçek gücü, ülkelerin birbirlerine ne kadar benzediğinde değil; farklılıklarına rağmen ortak çıkarlar etrafında ne kadar güçlü bir iş birliği kurabildiğinde ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Tarihî Hafıza, Hukuk ve Adalet</p>
<p>Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kıbrıs’ta ve farklı coğrafyalarda yaşanan acılar unutulmamalıdır.</p>
<p>Mora’da 1821 döneminde Müslüman ve Türk nüfusa yönelik katliamlar, Balkanlar’daki savaşlar ve zorunlu göçler, Kıbrıs Türklerinin yaşadığı acılar, Hocalı’da Azerbaycanlı sivillerin öldürülmesi ve Filistin’de yaşanan insani dram, farklı dönemlere ve farklı siyasi şartlara ait olaylar olsa da insanlığın hafızasında yerini korumaktadır.</p>
<p>Bu olayların tamamı tarih biliminin, arşivlerin ve uluslararası hukukun konusu olmalıdır.</p>
<p>Fakat tarihî adalet arayışı, yeni nesiller arasında düşmanlık üretmek için kullanılmamalıdır.</p>
<p>Yunanistan, Ermenistan, Sırbistan, İsrail veya başka herhangi bir ülkedeki halkları, yöneticilerinin politikalarından ayrı değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Çünkü halklar arasında düşmanlık kalıcı değildir.</p>
<p>İnsanların ortak arzusu çoğu zaman aynıdır:</p>
<p>Güvenli bir hayat.</p>
<p>Çocuklarının geleceği.</p>
<p>Ekonomik refah.</p>
<p>Özgürlük.</p>
<p>Adalet.</p>
<p>Barış.</p>
<p>Bu nedenle mücadelemiz halklara karşı değil; haksızlığa, ayrımcılığa, işgale, insan hakları ihlallerine ve sivillerin hedef alınmasına karşı olmalıdır.</p>
<p>Doğu Türkistan’dan Gazze’ye: Mazlumların Sesi</p>
<p>Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan insanların kültürel hakları, güvenliği ve özgürlükleri de uluslararası hukukun ve insan haklarının evrensel ilkeleri çerçevesinde ele alınmalıdır.</p>
<p>Doğu Türkistan meselesi de bu çerçevede uluslararası toplumun dikkatle takip etmesi gereken konulardan biridir.</p>
<p>Aynı şekilde Gazze’de yaşanan sivil kayıplar ve insani kriz karşısında da dünyanın sessiz kalmaması gerekir.</p>
<p>Çocukların, kadınların ve sivillerin savaşların bedelini ödemediği bir dünya artık insanlığın ortak hedefi olmalıdır.</p>
<p>İslam dünyası bu meselelerde yalnızca tepki gösteren değil; diplomasi üreten, çözüm öneren, insani yardım ulaştıran ve uluslararası hukuk mekanizmalarını etkin biçimde kullanan bir aktör hâline gelmelidir.</p>
<p>Yeni Dünya, Yeni Ekonomik Düzen</p>
<p>Dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde ekonomik bağımsızlık ile siyasi bağımsızlık arasındaki bağ daha da güçleniyor.</p>
<p>Bu nedenle D-8 ülkeleri arasında güçlü bir ekonomik ortaklık yalnızca ticaret hacmini artırmak anlamına gelmez.</p>
<p>Ortak üretim demektir.</p>
<p>Ortak teknoloji demektir.</p>
<p>Ortak enerji politikaları demektir.</p>
<p>Gıda güvenliği demektir.</p>
<p>Gençlere istihdam demektir.</p>
<p>Üniversiteler arasında bilgi paylaşımı demektir.</p>
<p>Bir ülkenin ürettiğini diğerinin tükettiği basit bir ticaret modeli yerine, birlikte üreten ve birlikte büyüyen bir ekonomik sistem kurulmalıdır.</p>
<p>D-8 ülkeleri arasında ortak teknoloji merkezleri, yapay zekâ araştırma programları, savunma ve sivil teknoloji projeleri, ortak üniversite ağları, genç girişimci fonları ve ortak lojistik koridorları oluşturulabilir.</p>
<p>Böyle bir yapı, yalnızca D-8 ülkelerinin ekonomilerine değil, geniş İslam dünyasının geleceğine de katkı sağlayabilir.</p>
<p>İslam Birliği Bir Hayal Olmaktan Çıkmalı</p>
<p>İslam dünyasının geleceği yalnızca siyasi söylemlerle şekillenemez.</p>
<p>Kalıcı birlik; ortak projeler, ortak kurumlar ve ortak ekonomik çıkarlarla inşa edilir.</p>
<p>Bugün Avrupa&#8217;nın farklı ülkeleri arasında ekonomik ve siyasi iş birliğini mümkün kılan kurumlar nasıl oluşturulduysa, İslam dünyası da kendi şartlarına uygun bir iş birliği modeli geliştirebilir.</p>
<p>Bu birlik tek tip bir siyasi yapı anlamına gelmek zorunda değildir.</p>
<p>Tam tersine farklı devletlerin bağımsızlığını ve egemenliğini koruduğu; fakat ekonomi, bilim, eğitim, teknoloji, kültür, insani yardım ve diplomasi alanlarında ortak hareket ettiği bir yapı kurulabilir.</p>
<p>Birlik, aynı düşünmek değil; farklılıklarımızla birlikte hareket edebilmektir.</p>
<p>D-8 bu anlayışın güçlü başlangıç noktalarından biri olabilir.</p>
<p>2030’a Doğru Yeni Bir Vizyon</p>
<p>Önümüzdeki yıllar, yalnızca geçmişte çözülemeyen sorunların konuşulduğu bir dönem olmamalıdır.</p>
<p>2030&#8217;a doğru yeni bir sayfa açılabilir.</p>
<p>Tarihî anlaşmazlıkların bir bölümü diplomasiyle çözülebilir.</p>
<p>Sınır sorunları uluslararası hukukla ele alınabilir.</p>
<p>Ekonomik anlaşmazlıklar müzakereyle giderilebilir.</p>
<p>İnsani krizler ortak yardım mekanizmalarıyla hafifletilebilir.</p>
<p>Siyasi sorunlarda doğrudan çatışma yerine arabuluculuk mekanizmaları güçlendirilebilir.</p>
<p>Askerî seçeneklerin gündeme geldiği durumlarda bile nihai hedef savaşın kendisi değil, sürdürülebilir ve adil bir barış olmalıdır.</p>
<p>Çünkü savaş kazanmak, her zaman barış kazanmak anlamına gelmez.</p>
<p>Asıl başarı, çocukların savaş görmediği bir gelecek kurabilmektir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin Tarihî Sorumluluğu</p>
<p>Türkiye, bulunduğu coğrafya, tarihî birikimi, ekonomik kapasitesi ve farklı dünyalar arasında kurabildiği ilişkiler nedeniyle bu yeni iş birliği anlayışında önemli bir rol üstlenebilir.</p>
<p>Ancak Türkiye&#8217;nin gücü yalnızca askerî kapasitesinden değil; diplomasi, hukuk, ekonomi, kültür ve insan kaynağından da gelmektedir.</p>
<p>Bu nedenle Türkiye&#8217;nin önceliği, sorunların çözümünde mümkün olan her aşamada diplomasi ve müzakere kanallarını açık tutmak olmalıdır.</p>
<p>Güçlü devlet olmak, yalnızca gerektiğinde güç kullanabilmek değildir.</p>
<p>Asıl güç, güce ihtiyaç bırakmayacak diplomatik çözümler üretebilmektir.</p>
<p>Geçmişi Unutmayacağız, Geleceği İnşa Edeceğiz</p>
<p>Kıbrıs’tan Balkanlar’a, Karabağ’dan Doğu Türkistan’a, Gazze’den dünyanın farklı bölgelerine kadar yaşanan acılar tarihî hafızamızın parçalarıdır.</p>
<p>Bunları unutmamak görevimizdir.</p>
<p>Ancak çocuklarımıza yalnızca acılarımızı anlatmak yeterli değildir.</p>
<p>Onlara çözüm üretmeyi de öğretmeliyiz.</p>
<p>Geçmişin yaralarını hatırlarken geleceğin savaşlarını önlemek zorundayız.</p>
<p>Tarihî hakikatleri korurken halklar arasında düşmanlık üretmemeliyiz.</p>
<p>Adalet ararken intikam duygusuna teslim olmamalıyız.</p>
<p>Gücümüzü gösterirken barış kapılarını kapatmamalıyız.</p>
<p>Çünkü yeni dünyanın ihtiyacı daha fazla savaş değil; daha fazla adalet, daha fazla iş birliği ve daha fazla insanlıktır.</p>
<p>D-8 ülkeleri bu yeni başlangıcın ekonomik ve stratejik zemini olabilir.</p>
<p>İslam dünyası ise ortak akıl, ortak irade ve ortak projelerle kendi geleceğini yeniden inşa edebilir.</p>
<p>Belki de artık yeni bir soruyu sormanın zamanıdır:</p>
<p>Geçmişte kaybettiklerimizi nasıl geri alırız?</p>
<p>değil,</p>
<p>Gelecekte insanlığın kaybetmemesi gerekenleri nasıl koruruz?</p>
<p>Cevap; savaşta değil, akılda.</p>
<p>İntikamda değil, adalette.</p>
<p>Düşmanlıkta değil, insanlıkta.</p>
<p>Ve yalnızca tek tek ülkelerin gücünde değil, birlikte hareket edebilme iradesindedir.</p>
<p>Tarih unutulmayacak.</p>
<p>Acılar hafızalardan silinmeyecek.</p>
<p>Fakat gelecek, geçmişin acılarını tekrar etmek zorunda değil.</p>
<p>Şimdi yeni bir dünya için yeniden başlama zamanıdır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-birligi-bir-hayal-olmaktan-cikmali/46191/">İslam Birliği Bir Hayal Olmaktan Çıkmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-birligi-bir-hayal-olmaktan-cikmali/46191/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde NATO’yu da, Trump’ı da İstemiyoruz! Demek Yasak mı?</title>
		<link>https://www.millinizam.com/gundem/ulkemizde-natoyu-da-trumpi-da-istemiyoruz-demek-yasakmi/43860/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/gundem/ulkemizde-natoyu-da-trumpi-da-istemiyoruz-demek-yasakmi/43860/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 21:01:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[ÜSTMANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=43860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih bazen tekerrür etmez; sadece aktörler değişir, sahne aynı kalır. 1946 yılında Amerikan Missouri zırhlısı, &#8220;Welcome&#8221; mahyalarıyla karşılandı. Aradan on yıllar geçti; bugün ise Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ABD bayrağının renkleriyle aydınlatılıyor. Değişen yalnızca zaman… Tartışma ise hâlâ aynı. 1946&#8217;daki karşılamalar da, 1969&#8217;daki 6. Filo protestoları da bu topraklarda derin izler bıraktı. ABD&#8217;nin 6. Filosu, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/ulkemizde-natoyu-da-trumpi-da-istemiyoruz-demek-yasakmi/43860/">Ülkemizde NATO’yu da, Trump’ı da İstemiyoruz! Demek Yasak mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bazen tekerrür etmez; sadece aktörler değişir, sahne aynı kalır.</p>
<p>1946 yılında Amerikan Missouri zırhlısı, &#8220;Welcome&#8221; mahyalarıyla karşılandı.<br />
Aradan on yıllar geçti; bugün ise Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ABD bayrağının renkleriyle aydınlatılıyor.<br />
Değişen yalnızca zaman…<br />
Tartışma ise hâlâ aynı.</p>
<p>1946&#8217;daki karşılamalar da, 1969&#8217;daki 6. Filo protestoları da bu topraklarda derin izler bıraktı.</p>
<p>ABD&#8217;nin 6. Filosu, Soğuk Savaş döneminde Türkiye&#8217;yi Sovyetler Birliği&#8217;ne karşı korumak, bölgedeki Amerikan çıkarlarını güvence altına almak ve NATO müttefiklerine güç gösterisinde bulunmak amacıyla Türkiye&#8217;ye geldi.<br />
Resmî ziyaret görüntüsü altında limanlara demirleyen bu savaş gemileri, dönemin devrimci gençleri tarafından anti-emperyalist gösterilerle protesto edildi.</p>
<p>1960&#8217;lı yılların sonunda ilginç bir tablo ortaya çıktı.<br />
Türkiye&#8217;ye gelen ABD 6. Filosu&#8217;nu protesto eden sol görüşlü gençlerin karşısına, dönemin Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Komünizmle Mücadele Derneği gibi muhafazakâr ve İslamcı çevrelerden gruplar çıktı.</p>
<p>16 Şubat 1969&#8217;da Dolmabahçe Meydanı&#8217;nda toplanan kalabalık, limandaki Amerikan savaş gemilerini adeta kıble edinircesine protestocuların karşısında namaz kıldı.</p>
<p>O gün muhafazakâr çevrelerin bir bölümü, Sovyet tehdidine karşı ABD&#8217;nin yanında saf tuttu.</p>
<p>Elbette muhafazakâr kesimin tamamını aynı kefeye koymak doğru olmaz.</p>
<p>O dönemde ABD emperyalizmine karşı çıkan muhafazakâr isimler de vardı; tıpkı sol gruplar gibi bağımsızlıkçı bir duruş sergileyenler de bulunuyordu.</p>
<p>Bugüne geldiğimizde ise farklı bir manzara ile karşı karşıyayız.</p>
<p>Ankara&#8217;da düzenlenen NATO toplantıları sırasında ABD Başkanı Donald Trump&#8217;a yönelik en küçük bir eleştiriyi dahi dile getiremeyen bir muhafazakâr anlayış dikkat çekiyor.</p>
<p>Oysa Trump, İsrail&#8217;e verdiği güçlü destek, Irak, Afganistan ve İran&#8217;a yönelik askerî politikaları nedeniyle dünya kamuoyunda yoğun biçimde eleştirilen bir isimdir.</p>
<p>Bu savaşlarda hayatını kaybeden masum sivillerin acısı hâlâ hafızalardadır.</p>
<p>Böyle bir isme yönelik toplumsal tepkilerin ortaya çıkması son derece doğaldır.</p>
<p>Asıl düşündürücü olan ise, ABD bayrağının İstanbul&#8217;un simge yapılarından Fatih Sultan Mehmet Köprüsü&#8217;ne yansıtılması ve Trump&#8217;a adeta kahraman muamelesi yapılmasıdır.</p>
<p>Bugün bölgemizde yaşanan kan, gözyaşı ve yıkımın sorumluluğu yalnızca tek tek devletlere yüklenemez.</p>
<p>NATO başta olmak üzere uluslararası ittifakların ve büyük güçlerin izlediği politikalar da bu acı tablonun oluşmasında sıkça tartışılmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, bu politikalara tepki gösteren vatandaşların sesine kulak vermek gerekir.</p>
<p>Çünkü bu millet, tarih boyunca mazlumun yanında durmayı şeref bilmiş; zalime karşı söz söylemeyi vicdanının gereği saymıştır.</p>
<p>Zalime &#8220;zalim&#8221; demek suç değildir.</p>
<p>Mazluma sahip çıkmanın yolu, zalimin yanında saf tutmaktan değil; haksızlığın karşısında dimdik durmaktan geçer.</p>
<p>Batı ile ilişkiler elbette devletler arasında diplomasi çerçevesinde yürütülür.</p>
<p>Ancak tarih boyunca yaşanan acılar ve yaşatılan hayal kırıklıkları da hafızalardaki yerini korumaktadır.</p>
<p>Bu yüzden halk arasında sıkça söylenen şu söz, hâlâ kulaklarda yankılanmaktadır:</p>
<p>&#8220;Ayıdan post, Batı&#8217;dan dost olmaz.&#8221;</p>
<p>Bugün soru şudur:</p>
<p>Ülkemizde NATO&#8217;yu da istemediğimizi, Trump&#8217;ın politikalarını da eleştirdiğimizi söylemek neden rahatsızlık uyandırıyor?</p>
<p>Farklı düşünmek, farklı ses çıkarmak, demokratik bir toplumun en doğal hakkı değil midir?</p>
<p>Tarih, gücün yanında duranları değil; hakikatin yanında dimdik duranları hatırlar.</p>
<p>Tarih doğru tarafta duranları da unutmaz</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/gundem/ulkemizde-natoyu-da-trumpi-da-istemiyoruz-demek-yasakmi/43860/">Ülkemizde NATO’yu da, Trump’ı da İstemiyoruz! Demek Yasak mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/gundem/ulkemizde-natoyu-da-trumpi-da-istemiyoruz-demek-yasakmi/43860/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Unutmadık, Unutmayacağız</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/unutmadik-unutmayacagiz/43749/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/unutmadik-unutmayacagiz/43749/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 07:58:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=43749</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Rahat olun; ne yuttuk ne de unuttuk&#8230; Kırk gün gezersin kırda, bir gün rastlarsın kurda.&#8221; İnsan çok garip bir varlıktır. En büyük özelliği belki de unutkan olmasıdır. Dünyaya geliş amacını unutur, tarihini unutur, yaşananları unutur. Ders alması gereken hataları unutur; sonra da aynı hataları tekrar ederek farklı sonuçlar bekler. Kalabalıkların içinde namuslu ve dürüst görünür; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/unutmadik-unutmayacagiz/43749/">Unutmadık, Unutmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Rahat olun; ne yuttuk ne de unuttuk&#8230;</p>
<p>Kırk gün gezersin kırda, bir gün rastlarsın kurda.&#8221;</p>
<p>İnsan çok garip bir varlıktır.</p>
<p>En büyük özelliği belki de unutkan olmasıdır.</p>
<p>Dünyaya geliş amacını unutur, tarihini unutur, yaşananları unutur.</p>
<p>Ders alması gereken hataları unutur; sonra da aynı hataları tekrar ederek farklı sonuçlar bekler.</p>
<p>Kalabalıkların içinde namuslu ve dürüst görünür; tenhada ise şaşar.</p>
<p>Aynı yanlışları tekrar tekrar yaşarken, yaptıklarını zamanla unutur. &#8220;Nasıl olsa bir şey olmuyor.&#8221; der.</p>
<p>Oysa tarih her şeyi kaydeder.</p>
<p>Gün gelir, yapılanların hesabını insanın önüne koyar.</p>
<p>İşte o zaman da yine unutmaya çalışır.</p>
<p>Belki de insanoğlunun en büyük kolaycılığı unutmaktır.</p>
<p>Osmanlı döneminin önemli isimlerinden Muallim Naci&#8217;nin sıkça kullandığı bir söz vardır:<br />
&#8220;Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.&#8221;<br />
Yani; &#8220;İnsan hafızasının en büyük kusuru unutkanlığıdır.&#8221; Kısacası insan unutmaya mahkûmdur.</p>
<p>Ancak insanlar ikiye ayrılır: İyi insanlar ve kötü insanlar.</p>
<p>İyi insan iyilik yapar, sonra unutur.</p>
<p>Bunda bir sakınca yoktur.</p>
<p>İyiliğe dokunanlar da zamanla unutabilir.</p>
<p>Ama kötü insan kötülüğünü yapar, kenara çekilir ve sanır ki herkes unutacaktır.</p>
<p>Oysa tarih unutmaz. Vicdan unutmaz.</p>
<p>Hakikat unutmaz.</p>
<p>Bazı şeyleri unutmamak gerekir.</p>
<p>İnsanlık tarihinin acı hikâyelerini unutmamak gerekir.</p>
<p>Katliamları, soykırımları, zulümleri unutmamak gerekir ki bir daha tekrarlanmasın.</p>
<p>1992 yılında Azerbaycan&#8217;ın Hocalı&#8217;da Ermeni güçleri tarafından katledilen masum evlatlarını unutmadık.</p>
<p>Karabağ&#8217;ın özgürlüğüne kavuşmasını, Şuşa&#8217;nın kurtuluşunu ve 10 Kasım 2020&#8217;de<br />
Azerbaycan&#8217;ın tarihi zaferini kazanmasını unutmadık.</p>
<p>1974 Kıbrıs Barış Harekâtı&#8217;nın kahraman şehitlerini Gazilerini unutmadık.</p>
<p>1963 Kanlı Noel&#8217;de sistematik şekilde katledilen masum sivilleri unutmadık.</p>
<p>1992&#8217;de Bosna-Hersek&#8217;te katledilen masumları unutmadık.</p>
<p>Ve Filistin&#8230;</p>
<p>Yaklaşık seksen yıldır zulme uğrayan Filistin halkını da unutmadık.</p>
<p>Gazze&#8217;de yaşananlar, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak kaydedilecektir.</p>
<p>Dünyanın en yalnız bırakılan, en fazla haksızlığa uğrayan halklarından biri Filistin halkıdır.</p>
<p>Önce kendi yakın coğrafyasında yalnız bırakıldı, ardından milyarlarca Müslümanın gözleri önünde acıları çoğu zaman sessizlikle karşılandı.</p>
<p>Her gün toprağından, evladından ve geleceğinden bir parça koparılan bu mazlum Filistinli halkı nasıl unutabiliriz?</p>
<p>Uzak tarihin de yakın tarihin de hesabı bir gün mutlaka sorulacaktır.</p>
<p>Hak gelecek, batıl zail olacaktır.<br />
Adalet er ya da geç mutlaka tecelli edecektir.<br />
Bu yüzden tarihin doğru tarafında durmak ve yaşananları unutmamak gerekir.<br />
Şahsımıza yapılan kötülüğü affedebiliriz.<br />
Ancak milletimize, dinimize, soydaşımıza ve dindaşımıza yapılan zulmü affetmeyiz.</p>
<p>Bireysel hayatta hoşgörülü olmak, affedici davranmak, nefsi terbiye etmek ve kin tutmamak elbette büyük bir erdemdir.</p>
<p>Ancak konu milletin bekası, adaletin tesisi ve dünya halklarının ortak hakları olduğunda kişisel tavizler verilemez.</p>
<p>Milletin hukukunu korumak, insan haklarını savunmak ve mazlumun yanında durmak tavizsiz bir duruş gerektirir.</p>
<p>Çünkü unutulan acılar tekrar yaşanır.</p>
<p>Biz ise rahat olun diyoruz:</p>
<p>Ne yuttuk&#8230; Ne de unuttuk.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/unutmadik-unutmayacagiz/43749/">Unutmadık, Unutmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/unutmadik-unutmayacagiz/43749/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vicdanın, adaletin ve insanlığın manifestosu</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=43613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ben, insanın gerçek değerinin sahip olduğu servetle, makamla, güçle veya unvanla değil; vicdanıyla, adalet duygusuyla, ahlakıyla ve insanlığa bıraktığı izlerle ölçüldüğüne inanırım. Hayatı yalnızca kendi penceresinden görenlerden olmadım. Çünkü biliyorum ki dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan acı, insanlığın ortak vicdanında açılmış bir yaradır. Bir çocuğun gözyaşı da, bir annenin umudu da, bir emekçinin alın teri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/">Vicdanın, adaletin ve insanlığın manifestosu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben, insanın gerçek değerinin sahip olduğu servetle, makamla, güçle veya unvanla değil; vicdanıyla, adalet duygusuyla, ahlakıyla ve insanlığa bıraktığı izlerle ölçüldüğüne inanırım.</p>
<p>Hayatı yalnızca kendi penceresinden görenlerden olmadım. Çünkü biliyorum ki dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan acı, insanlığın ortak vicdanında açılmış bir yaradır.</p>
<p>Bir çocuğun gözyaşı da, bir annenin umudu da, bir emekçinin alın teri de, bir mazlumun adalet arayışı da hepimizin ortak meselesidir.</p>
<p>Benim inancım; sınırların, kimliklerin ve farklılıkların ötesinde, insanı merkeze alan bir yaşam anlayışıdır.</p>
<p>İnsan olmak; saygıyı, özgürlüğü, adaleti ve onurlu yaşamayı hak etmek için yeterlidir.</p>
<p>Bu nedenle insan haklarını bir ayrıcalık değil, doğuştan gelen ve hiçbir güç tarafından gasp edilemeyecek kutsal bir hak olarak görürüm.</p>
<p>İnsanların düşüncelerinden, inançlarından, kökenlerinden veya yaşam tercihlerinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir dünya, insanlığın ulaşması gereken en temel hedeftir.</p>
<p>Ben, adaletin yalnızca mahkemelerde dağıtılan bir hüküm değil; hayatın her alanına nüfuz eden bir vicdan meselesi olduğuna inanırım.</p>
<p>Bir ülkede hukuk güçlüleri koruyor, zayıfları görmezden geliyorsa; zenginlik büyürken yoksulluk derinleşiyorsa; fırsatlar belli çevrelerin elinde toplanıyor, milyonlar umutlarını kaybediyorsa orada gerçek anlamda adaletten söz edilemez.</p>
<p>Adalet, herkes için eşit işlediğinde anlam kazanır.</p>
<p>Ben, emeğin en kutsal değerlerden biri olduğuna inanırım.</p>
<p>Alın teriyle çalışan, üreten ve ülkesine katkı sağlayan her insan emeğinin karşılığını almalıdır.</p>
<p>Hiçbir insan çalıştığı halde yoksul kalmamalı, hiçbir genç geleceğinden umudunu kesmemeli, hiçbir çocuk imkânsızlıklar nedeniyle hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır.</p>
<p>Çünkü emeğin değersizleştiği yerde yalnızca ekonomi değil, insanlık da yara alır.</p>
<p>Ben, paylaşmanın insanlığın en büyük erdemlerinden biri olduğuna inanırım.<br />
Bir tarafta ihtiyaç fazlası israf edilirken diğer tarafta insanlar temel ihtiyaçlarına ulaşamıyorsa, bu yalnızca ekonomik değil ahlaki bir sorundur.</p>
<p>Adil paylaşım; yalnızca kaynakların bölüşülmesi değil, fırsatların, umutların ve gelecek hayallerinin de eşit şekilde dağıtılmasıdır.</p>
<p>Çünkü gerçek refah, yalnızca birkaç kişinin zenginleşmesi değil; toplumun tamamının insanca yaşayabilmesidir.</p>
<p>Ben, insanların birbirine benzediği için değil, farklılıklarına rağmen birbirine saygı duyabildiği için güçlü olduğuna inanırım.</p>
<p>Dilimiz, dinimiz, kültürümüz, düşüncemiz ve yaşam tarzımız farklı olabilir; ancak insanlığımız ortaktır. Farklılıkları çatışma sebebi yapanlar toplumları böler; farklılıkları zenginlik olarak görenler ise medeniyet inşa eder.</p>
<p>Benim yolum; ayrıştırmanın değil birleştirmenin yoludur.</p>
<p>Ben, başarının yalnızca kişisel kazanımlarla ölçülmesine karşıyım.<br />
Benim için gerçek başarı; yükselirken başkalarını da yükseltebilmek, kazanırken paylaşabilmek, güçlü olurken adaletten ayrılmamaktır.</p>
<p>İnsanların hayatına dokunabilmek, umut olabilmek, kapılar açabilmek ve kalıcı değerler bırakabilmek her türlü maddi kazançtan daha kıymetlidir.</p>
<p>Çünkü insanı ölümsüz kılan serveti değil, ardında bıraktığı iyiliklerdir.</p>
<p>Ben, haksızlık karşısında susmayı hiçbir zaman erdem olarak görmedim.<br />
Sessizlik bazen tarafsızlık değil, haksızlığın görünmez destekçisi olabilir.</p>
<p>Bu nedenle vicdanın sesi olmaya, doğruları söylemeye ve hakkın yanında durmaya çalışırım.</p>
<p>Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; cesaret gösteren insanların vicdanlarında da yaşar.</p>
<p>Ben, güçlü devletlerin ve güçlü toplumların temelinde yalnızca ekonomik kalkınmanın değil; eğitimin, bilimin, kültürün, sanatın, ahlakın ve sosyal adaletin bulunduğuna inanırım.</p>
<p>Bir toplumun gerçek zenginliği; bankalarındaki para değil, yetiştirdiği insan kalitesidir.</p>
<p>Çocuklarına umut verebilen, gençlerine fırsat sunabilen, yaşlılarına sahip çıkan, kadınlarını güçlendiren ve dezavantajlı bireylerini koruyabilen toplumlar geleceğin sahibi olacaktır.</p>
<p>Ben, dünyanın yalnızca bize ait olmadığını biliyorum.</p>
<p>Doğa, gelecek nesillerin bize emanet ettiği bir mirastır.</p>
<p>Toprağı, suyu, havayı ve yaşamı korumak; sadece çevreci bir yaklaşım değil, insanlığa karşı ahlaki bir sorumluluktur.</p>
<p>Hayatım boyunca sevginin nefretten, vicdanın çıkarcılıktan, adaletin güçten, kardeşliğin ayrımcılıktan daha üstün olduğuna inandım.</p>
<p>İnsanların birbirine güven duyduğu, hukukun herkese eşit uygulandığı, emeğin değer gördüğü, fırsatların adil paylaşıldığı ve insan onurunun her şeyin üzerinde tutulduğu bir dünya için yaşamayı ve mücadele etmeyi en büyük sorumluluğum kabul ediyorum.</p>
<p>Benim İnancım Şudur:<br />
İnsanlık, hiçbir ideolojiden daha büyüktür.</p>
<p>Vicdan, hiçbir çıkarın önüne geçemeyeceği en yüce değerdir.</p>
<p>Adalet, güçlülerin lütfu değil herkesin hakkıdır.</p>
<p>Emeğin karşılığı verilmeden refah, hakkaniyet olmadan kalkınma, insan hakları olmadan medeniyet kurulamaz.</p>
<p>Ve ben;<br />
İnsanların korkmadan yaşayabildiği, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, emeğin değer gördüğü, zenginliğin adil paylaşıldığı, insan haklarının korunduğu, sevginin ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir dünya için yaşamayı, üretmeyi ve mücadele etmeyi hayatımın en büyük sorumluluğu olarak görüyorum.</p>
<p>Çünkü benim hayat felsefem şudur:<br />
&#8220;Kendim için başarı, ailem için huzur, ülkem için kalkınma; insanlık için ise adalet, özgürlük ve kardeşlik istiyorum. Çünkü insanın gerçek mirası, sahip oldukları değil; insanlığa kazandırdıklarıdır.&#8221;</p>
<p>Benim Temel İlkelerim</p>
<p>İnsan onuru her şeyin üzerindedir.<br />
İnsan hakları evrenseldir ve pazarlık konusu yapılamaz.<br />
Adalet güçlüden değil, haktan yana olmalıdır.<br />
Emeğin karşılığı eksiksiz verilmelidir.<br />
Adil paylaşım toplumsal huzurun temelidir.<br />
Eğitim ve fırsat eşitliği herkes için erişilebilir olmalıdır.<br />
Kadın, çocuk, yaşlı ve dezavantajlı bireylerin hakları korunmalıdır.<br />
Farklılıklar ayrılık değil zenginliktir.<br />
Bilim, akıl ve vicdan birlikte yol göstermelidir.<br />
Haksızlık karşısında susmamak insanlık görevidir.<br />
Sevgi, saygı ve kardeşlik barışın temelidir.<br />
Doğayı korumak gelecek nesillere karşı sorumluluktur.<br />
Gerçek başarı, insanlığa fayda sağlayabilmektir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/">Vicdanın, adaletin ve insanlığın manifestosu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/vicdanin-adaletin-ve-insanligin-manifestosu/43613/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlık Neden katliamlara Hep Geç Kalıyor?</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 08:02:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=43290</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 1974 yılında Marina Abramović tarafından gerçekleştirilen “Rhythm 0” performansı, aslında insan doğasının karanlık tarafına tutulmuş ürpertici bir aynaydı. Altı saat boyunca hareketsiz duran sanatçı, insanların önüne bir masa dolusu nesne bıraktı: gül de vardı, jilet de… Sevgi göstermek için kullanılacak araçlar da vardı, ölüm getirecek olanlar da… Ve insanlara şu cümleyi söyledi: “Ben bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/">İnsanlık Neden katliamlara Hep Geç Kalıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>1974 yılında Marina Abramović tarafından gerçekleştirilen “Rhythm 0” performansı, aslında insan doğasının karanlık tarafına tutulmuş ürpertici bir aynaydı.</p>
<p>Altı saat boyunca hareketsiz duran sanatçı, insanların önüne bir masa dolusu nesne bıraktı: gül de vardı, jilet de…</p>
<p>Sevgi göstermek için kullanılacak araçlar da vardı, ölüm getirecek olanlar da…</p>
<p>Ve insanlara şu cümleyi söyledi: “Ben bir nesneyim.<br />
Sorumluluk bana değil, size ait.”<br />
Başlangıçta insanlar çekingen davrandı.<br />
Bir çiçek uzatan oldu, yanağını okşayan oldu.</p>
<p>Fakat zaman ilerledikçe kalabalığın içindeki karanlık büyümeye başladı.</p>
<p>Önce küçük incitmeler geldi, sonra aşağılamalar…</p>
<p>Ardından şiddet.</p>
<p>İnsanlar sanatçının bedenini kesmeye, canını yakmaya, hatta başına silah dayamaya kadar ilerledi.</p>
<p>Çünkü kötülük, sessizlikten cesaret alır.</p>
<p>Tepki görmeyen zulüm, kendisini haklı sanmaya başlar.</p>
<p>İnsanlık tarihi de bunun örnekleriyle doludur.</p>
<p>1974’te Kıbrıs’ta Rum çetelerinin Kıbrıs Türklerine yönelik katliamlarında da dünya uzun süre sessiz kaldı.</p>
<p>Köyler yakıldı, masum siviller öldürüldü, çocukların çığlıkları uluslararası diplomasi masalarının soğuk cümleleri arasında kayboldu.</p>
<p>Sessizlik, zalimin eline verilmiş görünmez bir silahtı.</p>
<p>Hocalı katliamına sessiz kalanlar asıl katillerdi!<br />
1992’de Hocalı’da insanlar yalnızca öldürülmedi; insanlığın vicdanı da parçalandı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…</p>
<p>Karla kaplı yolların üzerine bırakılmış cansız bedenler, dünyanın suskunluğunu haykırıyordu.</p>
<p>Fakat yine aynı şey oldu: İnsanlık, ekran başında birkaç dakika üzüldü ve sonra hayatına devam etti.</p>
<p>1993’te Bosnian Genocide sırasında Bosna’da yaşananlar ise Avrupa’nın ortasında insanlığın nasıl körleşebileceğini gösterdi.</p>
<p>Srebrenica yalnızca bir katliam değildi; dünyanın suskunluğunun mezar taşına dönüşmesiydi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler’in gölgesinde insanlar öldürüldü.</p>
<p>Bir leşmiş milletler sustu insanlar sustu!<br />
Çünkü zalimler, çoğu zaman silahtan önce sessizliği kullanır.</p>
<p>Haksızlık, ilk doğduğu anda küçüktür.</p>
<p>Bir tokat kadar küçük… Bir hakaret kadar sıradan…</p>
<p>Bir ayrımcılık cümlesi kadar önemsiz görünür.</p>
<p>Ama karşısında vicdanlı bir ses yükselmezse büyür.</p>
<p>Önce normalleşir, sonra sistemleşir, en sonunda ise katliama dönüşür.</p>
<p>İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri de budur: İnsanlar kötülüğe bir anda dönüşmez.</p>
<p>Kötülüğe alışırlar.<br />
Bugün geçmişteki katliamları konuşurken çoğu failin kendisini savunmak için türlü bahanelere sığındığını görüyoruz. “Emir aldım” diyenler, “şartlar öyleydi” diye konuşanlar, “biz de mağdurduk” diyerek suçunu perdelemeye çalışanlar…</p>
<p>Çünkü insan, işlediği suçun ağırlığıyla yaşamamak için önce vicdanını susturur.</p>
<p>Ardından gerçeği eğip bükmeye başlar.</p>
<p>Suçluluk psikolojisi, çoğu zaman en yüksek sesle bağıran savunmaları üretir.</p>
<p>Oysa tarih şunu defalarca kanıtladı: Sessizlik tarafsızlık değildir.</p>
<p>Sessizlik, çoğu zaman zalimin yanında durmaktır.</p>
<p>Bir toplum, haksızlığa yalnızca kendisine dokunduğunda tepki veriyorsa, aslında kendi gelecekteki acısına zemin hazırlıyordur.</p>
<p>Çünkü ateş, uzağımızdaki bir evde yanarken alkışlayanlar, rüzgâr değiştiğinde kendi çatılarının da tutuşacağını unutur.</p>
<p>Rhythm 0 deneyinin en korkutucu tarafı, insanların içindeki kötülüğü göstermesi değildi.</p>
<p>En korkutucu tarafı, kötülüğün insanların gözleri önünde yavaş yavaş sıradanlaşmasıydı.</p>
<p>Ve insanlık hâlâ aynı sınavın içinde duruyor.</p>
<p>Bugün Gazze’de insanlar ölürken dünya yine sessizlik ve huzur içinde uyuyor.</p>
<p>Amerika İran’da 160 masum çocuğu bir okulda katlederken dünya sessizce izledi Gazze’de 75 binden fazla insan katledildi.</p>
<p>Dünya yine sessiz.<br />
Dünyanın sonunu bu sessizlik getirecek.</p>
<p>Sessizliğin Beslediği Katliamlar.<br />
Kötülük Sessizlikten Güç Alır.<br />
Bir İnsan Sustukça Zulüm Büyür.<br />
Sessiz Kalanların Çağı<br />
Vicdan Sustukça Kan Konuşur.<br />
Tepkisizliğin Katlettiği İnsanlık.<br />
Önce Sessizlik Öldürür.<br />
Rhythm 0’dan Bosna’ya: İnsanlığın Karanlık Yüzü<br />
Katliamlar Bir Günde Başlamaz<br />
Normalleşen Kötülüğün Anatomisi<br />
Bir Çiçekten Bir Silaha: İnsanlığın Çöküşü<br />
Zulmün En Büyük Ortağı Sessizliktir.<br />
İnsanlık Neden Hep Geç Kalıyor?<br />
Sessizlik: Tarihin En Kanlı Suç Ortaklığı<br />
Kötülüğün Sıradanlaştığı An.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/">İnsanlık Neden katliamlara Hep Geç Kalıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanlik-neden-katliamlara-hep-gec-kaliyor/43290/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Drina’nın Sessiz Tanıklığı: 3 Bin Gül, 3 Bin Hayat</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih bazen susar… Ama bazı nehirler konuşur. &#160; Drina Nehri işte onlardan biridir. Bosna Hersek’in doğusunda yer alan Vişegrad, sadece coğrafi bir nokta değil; hafızanın, acının ve insanlık sınavının en ağır yaşandığı yerlerden biri. 1992–1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında burada yaklaşık 3 bin insan katledildi. Ve o insanların çoğu, son yolculuklarına Drina’nın soğuk [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/">Drina’nın Sessiz Tanıklığı: 3 Bin Gül, 3 Bin Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bazen susar… Ama bazı nehirler konuşur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Drina Nehri işte onlardan biridir.</p>
<p>Bosna Hersek’in doğusunda yer alan Vişegrad, sadece coğrafi bir nokta değil; hafızanın, acının ve insanlık sınavının en ağır yaşandığı yerlerden biri. 1992–1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında burada yaklaşık 3 bin insan katledildi. Ve o insanların çoğu, son yolculuklarına Drina’nın soğuk sularında uğurlandı.<br />
Her yıl olduğu gibi, katliamın yıl dönümünde bir araya gelen aileler ve vicdan sahibi insanlar, tarihi Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü üzerinden nehre güller bırakıyor.<br />
“3 bin hayat için 3 bin gül”…<br />
Bu sadece bir anma değil; bu, unutmaya karşı verilen sessiz bir direniş.<br />
Bu köprü, yalnızca bir mimari eser değildir. Bosna Hersek’in Vişegrad kentinde yer alan ve tüm ihtişamıyla ayakta duran “Drina Köprüsü”, 1571–1577 yılları arasında Mimar Sinan tarafından, Sokullu Mehmed Paşa adına inşa edilmiştir. Yüzyıllar boyunca nice medeniyete, geçişe ve hatıraya tanıklık eden bu köprü; bugün artık sadece tarih değil, aynı zamanda büyük bir acının sembolüdür.<br />
Güller suya düşerken, aslında bir milletin hafızası yeniden canlanıyor. Her bir gül, bir isim… Her bir dalga, yarım kalmış bir hayatın hikâyesi.</p>
<p>Bosna Savaşı sırasında Vişegrad’da, Drina Nehri üzerinde yaşanan bir başka olay, savaşın en sarsıcı insan hikâyelerinden biri olarak anlatılır.<br />
Hasena Kasapović, Sırp milisler tarafından köprüde yakalanır ve boğazı kesilerek nehre atılır.<br />
Ancak aldığı yara ölümcül değildir ve nehrin sığ bir noktasında hayatta kalmayı başarır. Büyük bir çabayla kıyıya ulaşmaya çalışırken fark edilir.<br />
Ne yazık ki ikinci kez yakalanır; tekrar boğazı kesilir ve yeniden Drina Nehri’ne atılır.<br />
Bu olay, savaş sırasında sivillere yönelik vahşetin ve insanlık dışı uygulamaların simgelerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.<br />
Bu hikâye, Bosna Savaşı’nda yaşanan trajedilerin ve bireysel acıların ne kadar derin ve sarsıcı olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.</p>
<p>Bu sadece bir cinayet değil; bu, insanlığın hafızasına kazınmış karanlık bir döngüdür.</p>
<p>Drina Nehri, belki de dünyanın en ağır yükünü taşıyor:<br />
Sessiz çığlıkları…<br />
Bugün hâlâ kayıp olan yüzlerce insan var. Toprağa verilemeyen bedenler, kapanmayan yaralar, dinmeyen gözyaşları… Ama buna rağmen adalet arayışı sürüyor. Çünkü unutmak, ikinci bir ölüm demektir.<br />
Bu yüzden Vişegrad’da atılan her gül, aslında bir söz veriyor:<br />
“Sizi unutmayacağız.”<br />
Ve belki de en çok bu yüzden, Drina hâlâ akıyor…</p>
<p>Ama hiçbir zaman eskisi gibi değil.</p>
<p>Drina’nın Sesi<br />
Drina Konuşmaz!<br />
Drina susmaz!<br />
Sadece insanlar duymamayı seçer bazen.<br />
Drinadan kuşlar su içmez!<br />
Drina Nehri ağır ağır akar,<br />
ama su değil taşıdığı;<br />
isimlerdir…<br />
yarım kalmış dualardır…<br />
ve bir daha söylenemeyen son sözlerdir.<br />
Vişegrad’da akşam erken iner,<br />
çünkü güneş bile utanır bazı hatıralardan.<br />
Köprünün taşları konuşur geceleri,<br />
ama duyan yoktur…<br />
çünkü bazı gerçekler, kalbe ağır gelir&#8230;<br />
Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü yüzyıllar boyu insanları birbirine bağladı, ama bir gün…<br />
insanı insandan koparan bir uçuruma dönüştü.<br />
Bir gül düşer suya…<br />
sonra bir tane daha…<br />
ve sonra binlerce…<br />
Her biri bir hayat,<br />
her biri bir “anne”…<br />
bir “baba”…<br />
bir “çocuk” diye yankılanır dalgalarda.<br />
“Unutmayın bizi…” der gibi, ama sesleri suyun altında boğulur.<br />
Ve bir kadın…<br />
iki kez ölümü tadan bir can…<br />
Hasena Kasapović<br />
boğazında yarım kalan bir hayatla<br />
akıntıya bırakılır.<br />
Su onu alır,<br />
ama kader geri verir bir anlığına…<br />
Sonra insan,<br />
bir kez daha yenilir kendine.<br />
Ve Drina…<br />
o gün biraz daha ağır akar.<br />
Ey zaman…<br />
sen gerçekten geçiyor musun?<br />
Yoksa sadece acıyı derinlere mi gömüyorsun?<br />
Bugün hâlâ bazı mezarlar eksik, başlar kesik!<br />
bazı anneler hâlâ bekliyor kapıda,<br />
bazı isimler sadece bir gülden ibaret.<br />
Ama bil ki Drina,<br />
unutmaz hiçbirini…<br />
Her damlasında bir hatıra saklar,<br />
her kıvrımında bir çığlık taşır.<br />
Ölüsünü mezara bırakır!<br />
Ve biz…<br />
her gül attığımızda suya<br />
aslında söz veririz:<br />
“Sizi unutursak,<br />
biz de insan değiliz.”<br />
Drina akıyor…<br />
ama artık su değil bu<br />
bu, hatıradır.<br />
bu, vicdandır.<br />
bu, insanlığın sınavıdır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/">Drina’nın Sessiz Tanıklığı: 3 Bin Gül, 3 Bin Hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/drinanin-sessiz-tanikligi-3-bin-gul-3-bin-hayat/42526/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Köprü, Tek Hafıza: Taşın Üzerine Yazılan Acı ve Direniş</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 13:36:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42417</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Tarih bazen kitaplarda değil, taşın suskunluğunda saklıdır. Bazen bir köprü, sadece iki yakayı değil; geçmiş ile bugünü, acı ile umudu, yıkım ile dirilişi birbirine bağlar. Bosna Hersek’in kalbinde yükselen iki kadim eser; Mostar Köprüsü ve Konjic Köprüsü, işte tam da böyle iki sessiz tanıktır. Biri Neretva Nehri’nin üzerinde zarif bir hilal gibi yükselen Mostar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/">İki Köprü, Tek Hafıza: Taşın Üzerine Yazılan Acı ve Direniş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Tarih bazen kitaplarda değil, taşın suskunluğunda saklıdır.</p>
<p>Bazen bir köprü, sadece iki yakayı değil; geçmiş ile bugünü, acı ile umudu, yıkım ile dirilişi birbirine bağlar.<br />
Bosna Hersek’in kalbinde yükselen iki kadim eser; Mostar Köprüsü ve Konjic Köprüsü, işte tam da böyle iki sessiz tanıktır.<br />
Biri Neretva Nehri’nin üzerinde zarif bir hilal gibi yükselen Mostar Köprüsü…<br />
Diğeri aynı nehrin zümrüt sularında, Konjic şehrinde vakur bir şekilde duran Konjic Köprüsü…<br />
İkisi de Osmanlı’nın estetik anlayışını, medeniyet köprüsü olma iddiasını taşır.<br />
Ve ne acıdır ki, ikisi de farklı zamanlarda ama aynı kaderi yaşamıştır: yıkım.<br />
Mostar Köprüsü, Bosna Savaşı sırasında gözler önünde yıkıldı.<br />
Sadece taşlar değil, bir halkın hafızası, birlikte yaşama kültürü de hedef alındı.<br />
O yıllarda Saraybosna Kuşatması devam ederken, Bosna’nın dört bir yanında acı hüküm sürüyordu.<br />
Sırplar Saraybosna’da Hırvatlar Mostar çevresinde yıkımlar ve katliamlar yapıyordu.</p>
<p>Ahmiçi Köyü’nde yaşanan katliam, insanlığın utanç sayfalarına kazınırken; Mostar ve çevresinde de yıkım ve gözyaşı eksik olmuyordu.</p>
<p>Ancak Mostar Köprüsü’nün yaşadığı kader, aslında yıllar önce Konjic’te bir başka köprüye uğramıştı.</p>
<p>Konjic Köprüsü, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, 3 Mart 1945’te geri çekilen Alman birliklerinin bombardımanıyla ağır hasar aldı.</p>
<p>Bir medeniyetin zarafeti, savaşın acımasızlığı karşısında bir kez daha yıkılmıştı.<br />
Yerine yapılan geçici ve ruhsuz yapılar, o köprünün tarihini ve estetiğini uzun yıllar gölgeledi.</p>
<p>Ama tarih sadece yıkımlardan ibaret değildir.<br />
Aynı zamanda yeniden ayağa kalkışların da hikâyesidir.</p>
<p>Her iki köprü de, yıllar sonra Türkiye’nin öncülüğünde yeniden hayat buldu.<br />
Mostar Köprüsü, aslına uygun şekilde yeniden inşa edilerek dünya mirası olarak ayağa kaldırıldı.<br />
Konjic Köprüsü ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (Tika) öncülüğünde, 2005’te başlayan çalışmalarla 2009 yılında yeniden inşa edilerek Bosna halkına armağan edildi.<br />
Konjic Köprüsü’nün hikâyesi ayrıca Osmanlı’nın izlerini de taşır.<br />
1682 yılında, IV. Mehmet döneminde inşa edilen bu köprü, sadece bir ulaşım yolu değil; Bosna ile Hersek’i birbirine bağlayan bir medeniyet damarıydı.<br />
Yıkıldı, değiştirildi, unutulmaya yüz tuttu… ama yeniden doğdu.<br />
Bugün bu iki köprüye baktığınızda sadece taş görmezsiniz.<br />
Mostar’da suya yansıyan kemer, size sabrı ve direnişi anlatır. Konjic’te yükselen taşlar ise hatırlamanın ne kadar önemli olduğunu fısıldar.<br />
İki köprü…<br />
İki ayrı zaman…<br />
Ama tek bir hakikat:<br />
Yıkmak kolaydır, yaşatmak ise irade ister.<br />
Ve Bosna’da köprüler hâlâ ayakta…<br />
Sadece iki yakayı değil, geçmiş ile geleceği de birbirine bağlamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/">İki Köprü, Tek Hafıza: Taşın Üzerine Yazılan Acı ve Direniş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/iki-kopru-tek-hafiza-tasin-uzerine-yazilan-aci-ve-direnis/42417/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bosna-Hersek Notlarım: Unutursak, Tekrar Eder!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 06:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42367</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç&#8217;in hafızalara kazınan bir sözü vardır: “Unutulan katliamlar tekrarlanır.” Ve yine der ki: “Bize yapılanları ve bize yapılanlar karşısında sessiz kalanları unutmayacağız. Ama intikam ateşiyle de hareket etmeyeceğiz. Biz, düşmanın bize davrandığı gibi davranmayacağız. Çünkü düşmana benzediğinizde, savaşı kaybetmişsiniz demektir.” Bu sözler, Bosna-Hersek topraklarında gezip gördüklerimin, dinlediğim acı hikâyelerin adeta özeti [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/">Bosna-Hersek Notlarım: Unutursak, Tekrar Eder!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç&#8217;in hafızalara kazınan bir sözü vardır: “Unutulan katliamlar tekrarlanır.”</p>
<p>Ve yine der ki:<br />
“Bize yapılanları ve bize yapılanlar karşısında sessiz kalanları unutmayacağız. Ama intikam ateşiyle de hareket etmeyeceğiz. Biz, düşmanın bize davrandığı gibi davranmayacağız. Çünkü düşmana benzediğinizde, savaşı kaybetmişsiniz demektir.”</p>
<p>Bu sözler, Bosna-Hersek topraklarında gezip gördüklerimin, dinlediğim acı hikâyelerin adeta özeti gibiydi. İnanın, anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor…</p>
<p>Saraybosna: 1425 Günlük Direniş<br />
Modern tarihin en uzun başkent kuşatması olan Saraybosna Kuşatması, 5 Nisan 1992 – 29 Şubat 1996 tarihleri arasında tam 1425 gün sürdü.<br />
Bu süre boyunca şehir, Sırp birlikleri tarafından abluka altına alındı.</p>
<p>11.500’den fazla sivil hayatını kaybetti.<br />
Günlük ortalama 329 havan topu şehre düştü.<br />
Keskin nişancılar sivilleri hedef aldı.<br />
Bu sadece bir savaş değil, insanlığın gözleri önünde yaşanan büyük bir dramdı.</p>
<p>Soğuk Savaş sonrası dağılan Yugoslavya’nın ardından Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Ancak bu karar, kanlı bir sürecin başlangıcı oldu. Saraybosna kuşatıldı ve 3 buçuk yıl süren savaş başladı.</p>
<p>Srebrenitsa: Avrupa’nın En Büyük Utancı<br />
Temmuz 1995’te, Srebrenitsa Soykırımı gerçekleşti.<br />
Sadece 5 gün içinde 8372 Boşnak katledildi.<br />
Kadınlara ve çocuklara yönelik insanlık dışı suçlar işlendi.</p>
<p>20.000’den fazla insan zorla yerinden edildi.</p>
<p>Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da, Hollandalı askerlerin gözü önünde insanlar teslim edildi.</p>
<p>Ratko Mladiç yönetimindeki birlikler:<br />
Erkekleri ayırdı, kadınlara tecavüz edildi.<br />
Binlerce insanı sistematik şekilde öldürüldü.<br />
Yapılan soykırımı gizlemek adına katlettikleri insanları belirli yerlerde kaldıkları toplu mezarlara gömdüler.</p>
<p>Tuzla’ya kaçmaya çalışan 12.000 kişiden sadece yaklaşık 3.000’i hayatta kalabildi.</p>
<p>Dağ yolları adeta bir ölüm koridoruna dönüştü.</p>
<p>Bu katliam, Avrupa’da 2. Dünya Savaşı sonrası hukuken tanınan ilk soykırım olarak tarihe geçti.</p>
<p>Umut Tüneli: Hayatın Yer Altındaki Yolu<br />
Saraybosna nefessiz kaldığında, umut yerin altından geldi.<br />
800 metrelik “Umut Tüneli”, havaalanının altından kazıldı.<br />
Bu tünel sayesinde gıda,ilaç, yaralı insanlar ve insanî yardım şehre ulaştırıldı.</p>
<p>Bu tünel, sadece bir geçiş noktası değil; bir halkın hayatta kalma iradesinin sembolüydü.</p>
<p>Ahmići: Kül ve Duman<br />
Size Ahmići Katliamı’nı nasıl anlatayım…<br />
Savunmasız bir köy…<br />
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…<br />
“48 saatte kül ve duman” emriyle saldırıya uğrayan bir yerleşim…</p>
<p>Hırvat Ustaşa Terörist güçleri tarafından gerçekleştirilen bu katliamda: 100’den fazla sivil öldürüldü bilinen sayı 116 kayıplar var.<br />
Evler yakıldı<br />
Camiler yıkıldı<br />
Köyde bugün hâlâ acı konuşuyor.</p>
<p>Ahmici Köyü İmamı Mahir Husic ile yaptığımız görüşmede en sarsıcı cümle şuydu:“Katiller aramızda dolaşıyor…”</p>
<p>Her yıl 16 Nisan’da yapılan anmalar, acıyı diri tutuyor.<br />
Ama adaletin eksikliği, yarayı kapatmıyor.</p>
<p>Markale: Pazarda Ölüm<br />
Markale Katliamları, Saraybosna’nın kalbinde yaşandı.<br />
5 Şubat 1994: 68 ölü, 144 yaralı<br />
28 Ağustos 1995: 37 ölü, 90 yaralı<br />
Sivillerin bulunduğu bir pazar yeri hedef alındı.<br />
Bu saldırılardan sorumlu komutan Stanislav Galic, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>Geç Gelen Müdahale<br />
NATO’nun müdahalesi ancak katliamlar zirveye ulaştıktan sonra geldi.<br />
NATO, Srebrenitsa ve Markale sonrası harekete geçti.<br />
Ancak gerçek şu ki:<br />
Boşnaklar katledilirken dünya büyük ölçüde sessizdi.<br />
Dengeler değişmeye başlayınca Müslüman Boşnaklar Sırplar karşısında üstünlük sağlamaya başlayınca NATO tarafından müdahale geldi.</p>
<p>Savaşın Bilançosu<br />
Bosna Savaşı boyunca:<br />
312.000 insan hayatını kaybetti<br />
2 milyon insan evini terk etti<br />
27.734 kişi kayboldu</p>
<p>Bugün:<br />
500’den fazla toplu mezar<br />
5000’in üzerinde bireysel mezar<br />
tespit edildi.</p>
<p>Her yıl 11 Temmuz’da Srebrenitsa’da kimliği belirlenen kurbanlar toprağa veriliyor.</p>
<p>Son Söz<br />
Bosna’da gördüklerim bana bir şeyi çok net öğretti:<br />
Unutmak, ihanettir.<br />
Ama kinle yaşamak da çözüm değildir.<br />
Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi:<br />
“Düşmana benzediğinizde savaşı kaybetmişsiniz demektir.”<br />
Biz unutmayacağız…<br />
Ama insanlığımızı da kaybetmeyeceğiz.<br />
Unutmadık, unutturmayacağız.v</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/">Bosna-Hersek Notlarım: Unutursak, Tekrar Eder!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/bosna-hersek-notlarim-unutursak-tekrar-eder/42367/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaletin Terazisi ve Masumiyetin Ağırlığı</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 07:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adalet… Sadece mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değil; toplumun vicdanında tartılan en hassas değerdir. Ve bu terazinin en önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz masumiyet karinesidir. Bugünlerde yaşanan bir olay, bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yıllarını eğitime adamış, sayısız öğrenci yetiştirmiş bir öğretmenin; henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/">Adaletin Terazisi ve Masumiyetin Ağırlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adalet…</p>
<p>Sadece mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değil; toplumun vicdanında tartılan en hassas değerdir.<br />
Ve bu terazinin en önemli unsurlarından biri de hiç şüphesiz masumiyet karinesidir.<br />
Bugünlerde yaşanan bir olay, bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.<br />
Yıllarını eğitime adamış, sayısız öğrenci yetiştirmiş bir öğretmenin; henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm yokken, ağır bir suçlu muamelesi görerek kelepçelenmesi, kamu vicdanında derin bir yara açmıştır.<br />
Oysa hukuk devletinin en temel ilkesi şudur:<br />
Bir kişi, suçu mahkeme kararıyla sabit olana kadar masumdur.<br />
Peki bu ilke nerede kaldı?<br />
Bir öğretmen, sessizce ifadeye çağrılıp, tutuksuz yargılanamaz mıydı?<br />
Topluma örnek olması gereken bir meslek mensubunun, itibarını zedeleyecek şekilde teşhir edilmesi hangi hukuk anlayışıyla açıklanabilir?<br />
Daha da düşündürücü olan ise şu:<br />
Eğer bugün serbest bırakılmışsa, baştan uygulanan bu ağır muamelenin izahı nedir?<br />
Telafisi mümkün olmayan itibar kaybının sorumluluğu kime aittir?<br />
İftiranın, yönlendirilmiş beyanların ve kişisel hesapların adalet mekanizmasını etkilemesine izin verilirse; zarar gören sadece bir kişi değil, toplumun tamamı olur. Çünkü güven duygusu bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek yıllar alır.<br />
Unutulmamalıdır ki;<br />
hukuk, intikam aracı değil; hakkaniyetin teminatıdır.<br />
Öğretmenler ise bir toplumun vicdanını, aklını ve geleceğini inşa eden en kıymetli değerlerdir. Onlara yöneltilen her haksız itham, aslında geleceğe atılmış bir gölgedir.<br />
Elbette iddialar araştırılmalı, varsa suç ortaya çıkarılmalıdır. Ancak bu süreç; kişilik haklarını, onuru ve masumiyet karinesini yok sayarak yürütülemez.<br />
Bazı iftiracı öğretmenlerin öğrencileri kullanarak dilekçe verdirererek iftiraya alet ettikleri konuşuluyor.<br />
Hatta sadece öğrencileri kullanmakla kalmayıp Türk Polisini, Savcıyı ve Tutuklama kararı veren hakimi de iftiralarına inandırmak üzere bu kararın çıkmasını sağladılar.<br />
Ancak yapılan vahim hatalı karardan dönüldü.<br />
Bugün gelinen noktada, sadece bir kişinin serbest kalması yetmez.<br />
Aynı zamanda şu soruların da cevabı verilmelidir:<br />
Bu süreçte yapılan hataların hesabı sorulacak mı?<br />
İftiranın ve yönlendirilmiş beyanların karşılığı olacak mı?<br />
Hukuk, kendi içindeki yanlışları düzeltebilecek mi?<br />
Çünkü adalet, sadece suçluyu cezalandırmakla değil;<br />
masumu korumakla da anlam kazanır.</p>
<p>Ve unutulmamalıdır:</p>
<p>Adalet bir gün herkese lazım olur.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/">Adaletin Terazisi ve Masumiyetin Ağırlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/adaletin-terazisi-ve-masumiyetin-agirligi/41673/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın Ortak Düşmanı ve Kaosun Mimarı: Siyonist Rejim</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Karakaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 07:05:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41594</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın ortak düşmanı olan siyonist rejim, bugün kendi sonunu hazırlayan bir sürecin içine girmiştir. Uzun yıllardır sürdürdüğü sistematik şiddet politikaları ve gerçekleştirdiği katliamlar, bu yapıyı yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel ölçekte nefretin odağı hâline getirmiştir. İsrail siyonist rejimi, tarihsel kin ve ideolojik motivasyonlarla Orta Doğu coğrafyasını istikrarsızlaştırmış, savaş, işgal ve yıkımı süreklileştirmiştir. Tarih [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/">İnsanlığın Ortak Düşmanı ve Kaosun Mimarı: Siyonist Rejim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın ortak düşmanı olan siyonist rejim, bugün kendi sonunu hazırlayan bir sürecin içine girmiştir.</p>
<p>Uzun yıllardır sürdürdüğü sistematik şiddet politikaları ve gerçekleştirdiği katliamlar, bu yapıyı yalnızca bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel ölçekte nefretin odağı hâline getirmiştir.</p>
<p>İsrail siyonist rejimi, tarihsel kin ve ideolojik motivasyonlarla Orta Doğu coğrafyasını istikrarsızlaştırmış, savaş, işgal ve yıkımı süreklileştirmiştir.<br />
Tarih boyunca farklı coğrafyalardan sürgün edilen Yahudilerin son yerleşim alanı olan Filistin’de kurulan bu yapı; kargaşa, kaos ve işgali kurumsallaştırmış, yerel halk üzerinde sistematik baskı ve şiddet politikaları uygulamıştır.<br />
Bu süreç yalnızca bölgesel bir kriz değil, aynı zamanda küresel barışa yönelik doğrudan bir tehdit hâline gelmiştir.<br />
Siyonist ideoloji, tarihsel süreçte büyük çatışmaların arka planında yer alan finansal ve siyasal etkileriyle öne çıkmış; bugün ise daha geniş çaplı bir küresel savaşın zeminini hazırlayan bir aktör konumuna ulaşmıştır.<br />
İran’a yönelik saldırılar, bu stratejinin yeni ve tehlikeli bir aşamasını temsil etmektedir.<br />
Savaşın bölgesel sınırları aşarak genişlemesi ve çok sayıda devleti içine çekmesi, kontrollü bir kriz değil, bilinçli şekilde derinleştirilen bir kaos stratejisidir.<br />
İsrail siyonist rejimi, işgal ettiği toprakları genişletmek ve bu işgali kalıcı hâle getirmek amacıyla çatışmayı tırmandırmakta; bu doğrultuda ekonomik dengeleri, toplumsal yapıları ve demografik unsurları hedef alan bir politika izlemektedir.<br />
Yaklaşık 80 yıldır süregelen bu politikalar; yalnızca belirli bir coğrafyada değil, küresel ölçekte bir istikrarsızlık üretmiş, dünya halklarının ortak vicdanında derin bir karşılık bulmuştur. Bugün gelinen noktada, siyonist rejim kendi uygulamalarıyla uluslararası sistemde yalnızlaşmakta ve kendi sonunu hazırlayan dinamikleri bizzat üretmektedir.<br />
İnsanlık, hangi dine, millete ya da coğrafyaya mensup olursa olsun; sistematik şiddeti, işgali ve katliamı meşrulaştıran her yapıya karşı ortak bir duruş sergilemek zorundadır.<br />
Tarihsel Arka Plan: Yahudilerin Sürgünleri (Kronolojik Çerçeve)<br />
MÖ 722 – Asur İmparatorluğu, İsrail Krallığı’nı yıkarak nüfusun önemli bir bölümünü sürgün etti.<br />
MÖ 586 – Babil İmparatorluğu Kudüs’ü işgal etti, Birinci Tapınak yıkıldı ve Yahudiler Babil’e sürgün edildi.<br />
MS 70 – Roma İmparatorluğu Kudüs’ü yıktı, İkinci Tapınak ortadan kaldırıldı ve geniş çaplı diaspora başladı.<br />
MS 135 – Bar Kohba İsyanı sonrasında Roma yönetimi Yahudilerin Kudüs’e girişini yasakladı.<br />
1290 – İngiltere Krallığı Yahudileri ülkeden sürdü.<br />
1306 ve 1394 – Fransa Krallığı Yahudileri sürgün etti.<br />
1492 – İspanya’da Elhamra Fermanı ile Yahudiler sürgün edildi.<br />
1497 – Portekiz’de zorunlu din değiştirme veya sürgün uygulandı.<br />
19.–20. yüzyıllar – Doğu Avrupa ve Rusya’da pogromlar ve zorunlu göçler yaşandı.<br />
1933–1945 – Nazi Almanyası döneminde Yahudiler sistematik soykırıma uğradığı iddia ediliyor.</p>
<p>Tarihteki Yahudilerin uğradığı sürgünlerin kök nedenleri yine bulundukları yerlerde çıkardıkları kaos ve kargaşa olduğu açık.<br />
Buna rağmen her zaman sürgünde olsa yaşama hakları olan Yahudi milleti geldikleri topraklarda geçmişten kalan kin ve düşmanlığı da beraberinde yaşadığı topraklara masum insanlara taşımıştır.<br />
Geldikler yerlerdeki insanlara yaşama hakkı tanımamışlar.<br />
Daha da acımasız ve ileriye giderek sistemli olarak katliamlar ve soykırımlar gerçekleştirmek üzere ortadoğuyu kan gölüne çevirmiştir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/">İnsanlığın Ortak Düşmanı ve Kaosun Mimarı: Siyonist Rejim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/insanligin-ortak-dusmani-ve-kaosun-mimari-siyonist-rejim/41594/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
