Tarih uygar olma değil, insan olma eksikliğini yazacak!

Yayınlama: 10.04.2026
A+
A-

Hani Anadolu’da bir tabir vardır ya tok, açın halinden anlamaz ama dünya artık öyle bir hale geldi ki, tok olan sadece anlamamakla kalmıyor, açlığı ve sefaleti de görmezden geliyor. Bir yanda sofralar taşıyor, öbür yanda bir lokma ekmeğe, temiz suya hasret çocuklar var. Biz zeytini dalından koparınca şükrederiz, eve gelen misafirle ekmeği bölüşünce bereket artar deriz ama koca dünya paylaşmayı unutmuş gibi. Batılı devletlerin Afrika ile kurduğu ilişki hiçbir zaman yardım ya da kalkınma üzerine olmadı. Bu ilişki başından beri sömürü, tahakküm ve kontrol üzerine kuruldu. Afrika, yüzyıllar boyunca yalnızca yeraltı zenginlikleriyle değil insan emeğiyle, alın teriyle ve canıyla Batı’nın refahını finanse etti.

Bugün Afrika’nın yoksulluğu, geri kalmışlığı ya da istikrarsızlığı konuşulurken, bu tablonun arkasındaki tarih bilinçli olarak görmezden geliniyor. Oysa Afrika fakir değildir, bilinçli olarak fakirleştirilmiştir. Batı kendini uygar, Afrika gibi ülkeleri de ilkel ilan etti. Bu ilan, yapılan her zulmü meşrulaştıran bir kılıf işlevi gördü. Yani demem o ki batı dediğimiz memleketler hiçbir zaman gerçekten modern ve medeni olmadı. Yeraltı zenginlikleri alındı, topraklar paylaşıldı, geriye açlık, iç savaş ve bağımlılık bırakıldı. Sonra da bu tabloyu geri kalmışlık diye dünyaya pazarladılar.

19.yüzyılın sonunda Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’yu şahsi mülkü olarak ilan etmesi, bu zihniyetin en çıplak örneklerinden biridir. Kauçuk üretimi için milyonlarca insan köle gibi çalıştırıldı. Günlük kotayı dolduramayanların elleri kesildi, aileleri rehin alındı, köyler yakıldı. Resmi kayıtlara göre yaklaşık on milyon insan hayatını kaybetti. Bu bir iç savaş değil, bir kıtlık değil; organize bir vahşetti.

Fransa’nın Afrika’daki varlığı da benzer bir karanlıkla doludur. Cezayir’de 132 yıl süren sömürge yönetimi, yalnızca toprağı değil, bir halkın kimliğini hedef aldı. Dil yasaklandı, kültür bastırıldı, direnenler toplu infazlarla susturuldu. 1954 ve 1962 yılları arasındaki bağımsızlık mücadelesinde milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Bugün Fransa, geçmişle yüzleşmek yerine Afrika ülkelerini CFA Frangı sistemiyle ekonomik olarak kendine bağlı tutmaya devam ediyor. Sömürge valileri gitmiş olabilir, ama sömürge düzeni hala ayakta.

İngiltere, imparatorluk döneminde Afrika’yı masa başında cetvelle böldü. Etnik yapılar, tarihsel bağlar, toplumsal dengeler hiç dikkate alınmadı. Kenya’daki Mau Mau isyanında binlerce insan toplama kamplarında işkence gördü. Açlık, zorla çalıştırma ve baskı, medeniyet götürme söylemiyle gizlendi. Bugün Afrika’daki birçok iç savaşın ve etnik çatışmanın temelinde, İngilizlerin çizdiği yapay sınırlar yatıyor.

İtalya ise Libya’da ve Etiyopya’da faşist Mussolini döneminde toplama kampları kurdu. Binlerce insan açlığa, hastalığa ve zorla yerinden edilmeye mahkûm edildi. Etiyopya’da kimyasal silah kullanıldı. Batı’nın uygar olarak tanımladığı devletler, Afrika’da insanlık tarihinin en ağır suçlarından bazılarını işledi. Bugün bu tarih konuşulmuyor. Çünkü geçmiş hatırlanırsa, bugünkü düzen sorgulanır. Bunun yerine insanlığı düşünüyoruz başlığıyla yeni projeler servis ediliyor.

Resmi verilere göre dünya üzerinde her 10 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor. Şimdi burada sorulması gereken soru, dünya üzerinde bu kadar açlık ve temel gıda erişimine bile ulaşmak zor iken hangi uzaydan, hangi iklim krizinden yada hangi küresel pandemiden bahsediyorsun demezler mi? Sözde insanlığı düşünüyoruz başlığı ile yapılan icraatlardan “güneşi karartma, inekleri yok etme, beyne çip yerleştirme, yapay et yada yapay anne sütü vs. bu şekilde uzayıp gidiyor. Peki bunlardan hangisi insanların yararına oturup bir sorgulamak lazım. Sen bu projelere milyar dolarlar harcayaksın ama Afrika’nın her hangi bir ülkesindeki yada Yemendeki çocuğun açlıktan ölmesine mani olamayacaksın, ama insanlık yararına diyeceksin, peki hangi insanlığın yararına?

Marsta su arayabiliyorsun ama Afrikaya su götüremiyorsun ne büyük bir tezatlık değil mi? Afrika kıtasını sömürge haline getirenler ve o insanları bu tür bir yaşama mahkum edenler medeni denilen batı insanı. Küreselciler insanlığa faydalı olmak için değil Kendi tasarladıkları ve ismine yeni dünya düzeni adını verdikleri sistemi hayata geçirmek için mücadele ediyorlar ve başarana kadar da durmayacaklar. Bu sistemde insan, değerli olduğu için değil yönetilebilir olduğu sürece önemlidir. Açlık ise bir sorun değil, baskı aracıdır. Yoksulluk bir talihsizlik değil, bir kontrol mekanizmasıdır. Ama şunu hiç bir zaman unutmamak lazım ki tarih uygar olma değil, insan olma eksikliğini yazacak.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.