<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Av. Ali Kaan Kılıçoğlu, Milli Nizam sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.millinizam.com/author/yazar_ali_kaan_kilicoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.millinizam.com/author/yazar_ali_kaan_kilicoglu/</link>
	<description>Adil Bir Dünya</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Apr 2026 11:04:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Sessiz çığlık:  ‘Gençlerimiz’</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/sessiz-ciglik-genclerimiz/42785/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/sessiz-ciglik-genclerimiz/42785/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 11:04:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=42785</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan acı olaylar neticesinde millet olarak asıl üzerinde durmamız gereken meselenin ne ekonomi ne siyaset ne de başka bir husus olduğu, asıl meselenin gençlerimiz olduğunun farkına varmamız gerektiğini inşaallah anlamışızdır. Yaşanan olaylar bize diyor ki; mefkuresiz,davasız,maneviyatsız,ülküsüz yetişen nesillerin bulunduğu toplumlar dünya zenginliğine sahip dahi olsalar yok olmaya mahkumdur.Mekke’yi fetheden ordunun başında bulunan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/sessiz-ciglik-genclerimiz/42785/">Sessiz çığlık:  ‘Gençlerimiz’</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan acı olaylar neticesinde millet olarak asıl üzerinde durmamız gereken meselenin ne ekonomi ne siyaset ne de başka bir husus olduğu, asıl meselenin gençlerimiz olduğunun farkına varmamız gerektiğini inşaallah anlamışızdır.</p>
<p>Yaşanan olaylar bize diyor ki; mefkuresiz,davasız,maneviyatsız,ülküsüz yetişen nesillerin bulunduğu toplumlar dünya zenginliğine sahip dahi olsalar yok olmaya mahkumdur.Mekke’yi fetheden ordunun başında bulunan Peygamber Efendimiz’in(s.a.v), yavrusunu emziren köpeği rahatsız etmemek için ordunun yönünü değiştirmesine vesile olan mefkuresini anlayan bir milletin evlatları, aynı sırada okuduğu,ilim tahsil ettiği arkadaşlarını sebepsiz yere katledecek noktaya geldiyse eğer bu mesele artık herkesin meselesi demektir.’Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ kelamından yola çıkarak ilimden önce irfanın öğretildiği kadim anadolu geleneğinden uzaklaştığımız günden itibaren ne biz kaldık ne de bize benzeyen şeyler. Arif Nihat ASYA’nın ‘Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu, Ne olduysa hep bize azar azar oldu’ sözlerinin tecellesini bugün maalesef yaşamaktayız.Üniversite sayılarını arttırarak gençlerin okumasının önü açıldı fakat gençlerimizin ahlak ve maneviyattan uzaklaşması engellenemedi daha doğrusu gençlerimize ahlak ve maneviyat öncelikli bir eğitim metodu getirilemedi.Yeni müfredatlar yapıldı, bakanlar değişti, eğitim yılları yeniden ele alındı fakat işin künhüne varılmadı. ‘Hayatta iki şeyin millisini sevmedim’ derdi rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, bizde bu söze üçüncüyü ekleyerek milli eğitim deme cüretkarlığını gösterirdik dost meclislerinde, ne kadar haklı bir cüretkarlık olduğunu içi boşalan,maneviyatsız,maddenin tahakkümü altında nesil yetiştiren sistem bize göstermiş oldu.</p>
<p>Okullarda okuma yazma eğitimden ziyade ilk olarak aileye,arkadaş çevresine, muallimlerine,komşularına,toplumda karşılaşacakları kişilere karşı davranış usulleri öğretilmeli akabinde yaratılmış olan her ne varsa insan-varlık ilişkisi ekseninde eşya bilgisi talim edilmeli bu hususun ardından eşref-i mahlukat olan insanın yaradılış gayesi anlatılmalıdır. Osmanlı’da bugün ki Milli Eğitim Bakanlığının ismi Maarif Nezaretiydi.Marifet sözcüğünün çoğulu olan maarif, zamanla eğitim sistemi ve tahsil ile kazanılan irfanı ifade etmek için kullanılmaktaydı.Marifet bir çok anlama gelmekle birlikte birşeyi derinlenmesine bilmek,tanımak ve kavramak manasına gelmektedir.Bu bilgiye sahip olana da ‘arif’ denir. İşte ecdadımız bu ariflerin yetiştiği mekteplerin bakanlığına maarif nezareti diyerek olayın ehemmiyetini bize göstermiştir.Günümüz şartlarında ele alınması gereken birçok mesele vardır fakat en önemlisi eğitim ve gençlerimizin yetişme meselesidir.Devlet,hükümet,millet ekseninde bu hale bir çare bulunmazsa eğer Üstad Kadir Mısıroğlu’nun ‘Mefkuresiz milletler atıl kalarak dağılıp mahvolmaya mahkumdurlar’  veciz sözüyle karşı karşıya kalacağımız çok açıktır. Yüce Allah ecdadımızın hatırına asli hüviyetimize irca eylesin.Bu rücunun gerçekleşme yolunda bizlere gayret ve tevfik nasip etsin.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/sessiz-ciglik-genclerimiz/42785/">Sessiz çığlık:  ‘Gençlerimiz’</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/sessiz-ciglik-genclerimiz/42785/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BA’DE HARAB-ÜL İRAN</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/bade-harab-ul-iran/41855/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/bade-harab-ul-iran/41855/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 07:02:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=41855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ba’de Harab-ül Basra ; (yaygın galat kullanımı ile Badel harab ül Basra) &#8220;İş işten geçtikten sonra&#8230;” anlamına gelen deyimdir. Arapça&#8217;dan tam tercümesi &#8220;Basra harap olduktan sonra..&#8221; dır. Asıl olan yok olduktan sonra kalanlar neye yarar anlamında kullanılan deyimin ilk kez Moğolların Basra&#8217;yı yakıp yıktıktan sonra kendisine akıl danışması üzerine bir alim tarafından söylendiği rivayet edilmektedir. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bade-harab-ul-iran/41855/">BA’DE HARAB-ÜL İRAN</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ba’de Harab-ül Basra ; (yaygın galat kullanımı ile Badel harab ül Basra) &#8220;İş işten geçtikten sonra&#8230;” anlamına gelen deyimdir. Arapça&#8217;dan tam tercümesi &#8220;Basra harap olduktan sonra..&#8221; dır. Asıl olan yok olduktan sonra kalanlar neye yarar anlamında kullanılan deyimin ilk kez Moğolların Basra&#8217;yı yakıp yıktıktan sonra kendisine akıl danışması üzerine bir alim tarafından söylendiği rivayet edilmektedir.</p>
<p>Yazımızın başlığından da anlaşılacağı üzere iş işten geçtikten Müslüman İran’ın, Siyonist İsrail ve tasmasını tuttuğu ABD uşağı tarafından yerle bir edildikten sonra birşeyler yapmanın faydasız olacağı çok açıktır.Trump’ın seçilmesi akabinde ‘Bidon gitti Trampet geldi’ başlığıyla yazdığımız yazıda gavurdan bize dost olmayacağını belirtmiştik. Trump’ın şehir eşkiyası olduğunu bilmenin yanında meselenin İran olmadığını asıl meselenin Türkiye olduğunun farkına varılması, gerekli önlemlerin alınması gerektiğini defalarca dile getirdik.ABD ve İsrail, İran’a saldırdığı ilk günden itibaren aradaki mezhep farkı dolayısıyla ülkemizde bazı hocaların,siyasetçilerin her iki taraf içinde yaşananların bizler adına faydalı olduğunu beyan ettiklerini gördük.Bu tarih bilmemenin getirdiği söylemlerden başka birşey değildir.Moğol İstilasına uğrayan Alem-i İslam ittihad etmiş olsaydı ne Basra yanardı ne camilerimize atlarla girilir ne de ilim yuvalarımız olan kütüphanelerimiz yakılırdı.Tarih ilmi geçmişten ders almanın gerekliliğini bize anlatıyorken, geçmişten ders almayarak sadece hamaset dolu söylemlerle insanları ayrıştırmak hainlik değilse bile gafletten uzak değildir.</p>
<p>Rahmetli Prof.Dr.Erbakan Hoca siyonizm belası hakkında gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini, meselenin Suriye, İran olmadığını asıl meselenin Türkiye olduğunu dile getireli yıllar oldu.Rahmetlinin sözünün ne kadar değerli olduğunu bugün ki yaşananlardan anlıyoruz. Rahmetlinin D-8 için girdiği mücadele neticesinde satılmış medya kendisine İrancı yaftası vurmaya çalışsa da aslında kendisinin ümmetçi olduğunu anlamayanlar bugün tam manasıyla anlamış oldu.D-8’den tam manasıyla faydalanabilinseydi akabinde D-60 kurulup, İslam Birliği tesis edilseydi bugün Ne Trump ne de tasmasını tutan siyonist İsrail böyle bir saldırı gerçekleştiremezdi.Gelelim İran meselesine,İran meselesi ucu açık bir meseledir.Mezhep farklılığı, İran’ın tarih boyunca İslam alemine verdiği zarar bugün için bir kenara koyulmalı ve ‘Ya valiyete külli mazlum’(tüm mazlumların sığınağı) olan Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi olan devletimiz eşkiyalar karşısında İran’ın yanında olmalıdır.Geçtiğimiz günlerde şehadetinin sene-i devriyesine tevafuk ettiğimiz rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun Refah partisi ile ters düştüğü bir konu ile alakalı kendisine sual sorulduğunda’ biz amcaoğlumuzu döveriz ama kimseye dövdürmeyiz’ diyerek aslında aynı davaya başkoymuş insanların farklı düşünebileceği noktalar olabileceğini fakat bunların tefrikaya sebep olmaması gerektiğini bizlere anlatmaktadır.İran Müslümanlarının yanında olmamız, döveceksek bizim dövmemiz, kimseye dövdürmememiz gerektiğini inşaallah İran yandıktan sonra anlamayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vesselam, Veddua, Vel-Muhabbet.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bade-harab-ul-iran/41855/">BA’DE HARAB-ÜL İRAN</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/bade-harab-ul-iran/41855/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NEREDEN NEREYE!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/nereden-nereye/39060/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/nereden-nereye/39060/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 11:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=39060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadim devlet geleneğiyle 16 devleti yıkılmış, 17 devlet kurmuş bir milletin töresinde yer almayan usullerin bugün uygulandığını görmek nereden nereye geldiğimizin açık göstergesidir. Tarihini bilmeyen ve şuurunu taşımayan milletler hafıza ve idraklerini kaybetmiş şaşkın kimselere benzer. Böyle bir durumda milletlerin yükselmeleri veya millet vasfını muhafaza etmeleri ve hatta dağılmamaları zordur. Tarih kültürü ve şuuru cemiyetlerin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/nereden-nereye/39060/">NEREDEN NEREYE!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim devlet geleneğiyle 16 devleti yıkılmış, 17 devlet kurmuş bir milletin töresinde yer almayan usullerin bugün uygulandığını görmek nereden nereye geldiğimizin açık göstergesidir. Tarihini bilmeyen ve şuurunu taşımayan milletler hafıza ve idraklerini kaybetmiş şaşkın kimselere benzer. Böyle bir durumda milletlerin yükselmeleri veya millet vasfını muhafaza etmeleri ve hatta dağılmamaları zordur.</p>
<p>Tarih kültürü ve şuuru cemiyetlerin idareci ve seçkinleri için rehberlik vazifesi görür. Nitekim Ortaçağ İslam dünyasında tarih hükümdarlara ve yüksek tabakaya mahsus ve imtiyazlı bir ilim sayılmıştır.2500 yıllık tarihleri boyunca azametli devirler yaratmış bir millet namına yürütüldüğü iddia edilen bugün bu azametten uzak ‘Terörsüz Türkiye Süreci’ adı altında yürütülen sürecin, tarih bilmez idarecilerin eliyle gerçekleştiği çok açıktır. Patras vakası ve Patrik Gregoruis’un idamı tarihçiler tarafından bilinen bir vaka olmakla birlikte zannediyorum bugün ki idarecilerimiz tarafından bilinmemektedir. Bugün kinlerini devam ettirip patriğin asıldığı kapıyı kin kapısı olarak adlandıran milletlerin olduğunu bilmemek hainlik değilse bile gafilliktir.Patriği asan Osmanlı İmparatorluğu devletine hainlik yapanın cezasının idam olması gerektiğini dile getirmiş bu devletin Osman Bey tarafından kurulduğu bilinmekle beraber aslında Medine-i Tahire’de Resulullah(s.a.v) tarafından kurulan İslam devletinin devamı olduğunu beyan etmiştir.Türk milletinin İslamla şereflenmeden önce de devletine karşı ihanet sürecine girenlere ne şekilde davrandığını Bilge Kağan’ın Başlıya baş eğdirdik, dizliye diz çöktürdük! sözünden anlamalıyız. Yakın tarihimize bakıldığında idarecilerde ki gafilliğin bize neye mal olduğunu anlamak için 93 harbi,Balkan Savaşları ve 1.Dünya savaşında yaşananları okuyup, öğrenmenin faydalı olacağı kanaatindeyim.Özellikle günümüz idarecilerine 93 harbini anlatan Mehmet Arif Bey’in Başımıza Gelenler adlı eserini okumalarını tavsiye ediyorum. Bu bir kitap tavsiyesinden ziyade bir şuurlanma tavsiyesidir.</p>
<p>Bugün gelinen noktada umut hakkı söylemiyle tarihi inkar eden bir tavır sergileyen idareciler, süreci ne Türk tarihine ne de İslam tarihine yakışır şekilde idare edemediklerini ayan beyan göstermişlerdir. Abdullah Öcalan ismiyle anılan 30.000 şehidimizin katili için umut hakkı konusunda söz sahibi bu millet, şehit aileleri ve gazilerimizdir. İdareciler bu konu hakkında karar verecek yetkide olsa da kudrette değildir. Binaenaleyh referanduma gidilmelidir. Tarihini bilen, nereden geldiğini unutmayan bu aziz millet referandumla umut hakkı peşinde koşan idarecilere gereken cevabı verecektir.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/nereden-nereye/39060/">NEREDEN NEREYE!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/nereden-nereye/39060/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam ve terör asla yan yana gelemez!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-ve-teror-asla-yan-yana-gelemez/36672/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-ve-teror-asla-yan-yana-gelemez/36672/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 07:23:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=36672</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış ve selamet anlamına gelen İslam dinini şiddet ve terörle bir araya getirmek ancak bilmemekten veya art niyetten kaynaklanabilir. Çünkü İslam dininin ana hedefi dünya ve ahirette mutluluklarını sağlamaktır. İslam insan hayatına büyük bir değer vermiştir. Bir kişiyi haksız yere öldürmeyi bütün insanlığı öldürmek, bir cana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat vermek kadar değerli saymış, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-ve-teror-asla-yan-yana-gelemez/36672/">İslam ve terör asla yan yana gelemez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barış ve selamet anlamına gelen İslam dinini şiddet ve terörle bir araya getirmek ancak bilmemekten veya art niyetten kaynaklanabilir.</p>
<p>Çünkü İslam dininin ana hedefi dünya ve ahirette mutluluklarını sağlamaktır. İslam insan hayatına büyük bir değer vermiştir. Bir kişiyi haksız yere öldürmeyi bütün insanlığı öldürmek, bir cana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat vermek kadar değerli saymış, adam öldürmeyi büyük günahlardan kabul etmiştir. Hz. Peygamber kan dökmeyi, kan davası gütmeyi yasaklamış, dinde zorlama ve baskının olmadığını ilan etmiş, insanlara inanç ve düşünce özgürlüğü tanımıştır. İnancın özgür bir iradeyle gerçekleşmesi gereken bir değer olduğu bildirilmiştir.</p>
<p>İslam dini insanlar arasındaki bireysel ve sosyal ilişkilerin sevgi, merhamet, adalet, liyakat ve ehliyet ilkelerine bina edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Yine toplumun kendi içerisinde ve diğer toplumlarla ilişkilerinde barış ve sulhun esas alınması gerektiğini öğütlemiştir. Kur’an-ı Kerim insanları dine davet etmenin yöntemini hikmet, güzel öğüt ve güzel mücadele olarak belirlemiştir. O halde dine davetin esası akıl ve gönülleri ikna etmeye dayalı bir yöntemdir.</p>
<p>İslam’da canın, neslin, malın, aklın, dinin korunması olarak özetlenen kalıcı ve hedef değerleri daima korunması gereken asıl değerlerdir. Bu değerleri korumak için başvurulmak zorunda kalınan savaş ve müeyyideler ise geçici ve arizi değerlerdir. İslam’ın şiddet ve terörle ilişkilendirilmesine sebep olan bazı aşırı dini gurupların referans aldığı kâfirlerle savaşmaya ve onları öldürmeye yönelik ayetler, savaş ortamında nazil olan ve belli şartlara bağlanan hükümler içermektedir. O halde İslam’ı temsil eden asıl değerler temel insan hakları, adalet, özgürlük, sevgi, merhamet ve barış gibi değerlerdir. Elbette bu değerlere saldırıldığında canını, malını, ülkesini, mukaddes bellediği değerleri savunmak için mücadele etmek ve gerektiğinde ise savaşmak meşrudur ve gereklidir. Dünyanın bütün milletleri de aynı bu durumda savaşmayı yadsımaz. Öyle ise, İslam’ın cihat veya savaşla ilgili hükümlerinden yola çıkarak onu şiddet ve terörle ilişkilendirmek asıl olanı ve bütünü görmeden verilen taraflı bir yargıdır.</p>
<p>Hz. Muhammed’in aslında siyasi amaçlar için çalıştığı ve bir kılıç peygamberi olduğuna yönelik oryantalist bakış açısı, günümüz Batı dünyasında İslam’ın korkulması gereken bir din olarak gösterilmesine kadar vardırılmıştır. İslamafobi olarak adlandırılan bu olgu, her ne kadar kökenleri çok önceye uzansa da 11 Eylül 2001 sonrası gerek Amerika Birleşik Devletleri ve gerekse Kıta Avrupası’nda büyük bir yaygınlık kazanmıştır. İslam&#8217;a ve İslam&#8217;ın kutsal değerlerine karşı saldırılar başlamıştır. Hz. Muhammed hakkında uygunsuz karikatürler yayınlayan dergiler, cami ve minarelere yapılan saldırılar, Kur’an’ın yakılması ve nihayet Müslüman birey ve ailelere yapılan fiziksel saldırılar islam korkusunun neticeleri olmuştur. Bu korkunun arka planında tarihi, kültürel ve siyasi sebepleri aramak gerekir.</p>
<p>İslam ülkelerindeki mevcut bazı dini örgütler, mesela el-Kaide, Boko Haram, enNusra ve IŞID gibi örgütlerin savundukları din anlayışları da Batılıların çizdiği bu tabloyu pekiştirmektedir. Ancak Müslümanlar arasında şiddetin yükselmesini sadece dini nedenlere dayandırmak doğru değildir. Ekonomik, siyasi, kültürel olarak sömürgeleştirilen ülkeler içerisinden çıkan bazı Müslüman gruplar, cahillik, yoksulluk, yoksunluk ve ülkelerine yapılan tecavüzlerin etkisiyle bu gibi oluşumlara başvurmuşlar ve dini metinlerde cihatla ilgili ayetleri delil göstererek bağlılarını motive etmişlerdir. Bunlardan bazıları yine siyasi ve ekonomik hâkimiyet için bizzat küresel güçler tarafından desteklenmiş ve kendi hedefleri doğrultusunda kullanılmıştır. IŞID bunun en önemli örneklerinden biridir. Yalova’da yaşadığımız olay aslında ABD ve Batı’nın Suriye meselesinde oynamak istediği oyunda düğmeye basıldığının göstergesidir. Yöneticilerimiz Esad rejimi sonrası Suriye’de kurulmak istenen planı fark etmeli ve gerekli önlemleri almalıdır. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki mesele dün ne Irak’tı ne de bugün Suriye, asıl mesele İSLAM düşmanlığı ve aziz vatanımız olan TÜRKİYE’dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-ve-teror-asla-yan-yana-gelemez/36672/">İslam ve terör asla yan yana gelemez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/islam-ve-teror-asla-yan-yana-gelemez/36672/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu dünyadan bir Serdengeçti!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/bu-dunyadan-bir-serdengecti/35015/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/bu-dunyadan-bir-serdengecti/35015/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 08:20:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=35015</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Vefatının sene-i devriyesinde Serdengeçti dergisinin kurucusu,siyasetçi,gazeteci ve şair Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’nin İslam davası adına yaptığı mücadeleyi ve kendisini         ‘Sekiz defa mahpus bir defa mebus’ tanımıyla anlattığı cefalı hayatını anlatmaya çalışacağım. Asıl adı Osman Zeki Yüksel olan Serdengeçti, 15 Mayıs 1917&#8217;de Antalya&#8217;nın Akseki ilçesinde dünyaya geldi. Öğrencisi olduğu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi&#8217;nde 1944 Mayısında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bu-dunyadan-bir-serdengecti/35015/">Bu dünyadan bir Serdengeçti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Vefatının sene-i devriyesinde Serdengeçti dergisinin kurucusu,siyasetçi,gazeteci ve şair Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’nin İslam davası adına yaptığı mücadeleyi ve kendisini         ‘Sekiz defa mahpus bir defa mebus’ tanımıyla anlattığı cefalı hayatını anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>Asıl adı Osman Zeki Yüksel olan <strong>Serdengeçti</strong>, 15 Mayıs 1917&#8217;de Antalya&#8217;nın Akseki ilçesinde dünyaya geldi.</p>
<p>Öğrencisi olduğu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi&#8217;nde 1944 Mayısında yaşanan milliyetçilik olaylarına karıştığı için, yazar, şair ve düşünür Hüseyin Nihal Atsız ile birlikte bir süre hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra öğrenimi için yeniden fakülteye başvuran yazar, bu isteği reddedilince dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel&#8217;e hitaben yazdığı ve &#8220;Yüksek makamın alçak vekiline&#8221; diye başlayan yazısı nedeniyle yeniden hapse girdi.</p>
<p><strong>Osman Yüksel Serdengeçti</strong>, hapisten çıktıktan sonra 1947&#8217;de &#8220;Serdengeçti&#8221; dergisini kurdu. Derginin ilk sayısında &#8220;Serdengeçtiler&#8221; imzasıyla yayımlanan başyazıda, &#8220;Serdengeçtiler kelimenin tam manasıyla milliyetçidirler. Milliyetçilik bizim için bir vasıta değil, bizatihi gayedir.&#8221; ifadeleriyle manifestosunu ortaya koydu. Yazar, bu dergideki yazılarında kullandığı Serdengeçti mahlasını, daha sonra soyad olarak aldı. Dönemin siyasi iradesi tarafından sürekli kapatılan, toplatılan dergi 33 sayı çıktı.</p>
<p>Türk-İslam düşüncesine önemli katkılar sağlayan Serdengeçti dergisi, döneminde keskin bir biçimde Türk ırkını savunan dergilerin aksine, İslamcılık ve milliyetçiliği ilk defa bir arada dillendirebilen, Said Nursi ve Risaleler hakkında yazıların da çıktığı bir dergi olarak tarihteki yerini aldı.Bediüzzaman Hazretleriyle tanışma şerefine eriştiği günü kendisinden dinleyelim.</p>
<p><strong>Said Nursî&#8217;nin Huzurunda: (Serdengeçti Osman Yüksel)</strong></p>
<p>&#8220;Bundan birkaç sene evvel, hatırı sayılır bir din adamıyla Said Nursî Hazretleri hakkında münakaşa ediyorduk. Muhatabımın dinî bilgisi ve bu husustaki selâhiyeti münakaşa götürmez bir hakikattı. Fakat bütün bunlara rağmen <em>İslâm&#8217;ın hareket, hamle, heyecan tarafına yanaşmıyordu.</em> O bakımdan Said Nursî&#8217;nin mücadeleci hayatı onu fazla alakadar etmiyor, hatta bu yaştan sonra onun bu işlerle uğraşmasını doğru bulmuyordu. Bilâkis ben hareket haline gelmeyen, gelemeyen hiçbir imana taraftar değildim. Çok bilmek bir şey ifade etmezdi. İş, bildiğini yapabilmekti. Said Nursî&#8217;nin mücadelelerle dolu hayatı, o yılmazlığı, o dönmezliği, bana ilâhî bir heyecan veriyordu.&#8221;</p>
<p>&#8220;Galiba Hazret o zaman Denizli Hapishanesinde bulunuyordu. Denizli adliyesinde stajyer bulunan bir arkadaşım Said Nur&#8217;un harkikulâde hayatından bahsetmiş, bana <a href="https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati"><strong>Nur Risaleleri</strong></a> getirmişti. Eserlerini tam manasıyla okuyamamakla beraber, kudretli, kurtarıcı bir ruhun karşısında olduğumu görüyordum. Yukarıda da zikrettiğim gibi beni asıl ilgilendiren onun mücadelelerle dolu hayatı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Muhatabımı dilimin döndüğü kadar iknaya çalıştım. Said-i Nursî&#8217;nin gençlik üzerindeki tesirlerinden bahsettim.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;O gece bir rüya görüyorum: </strong>Geniş yeşil bir meydan. Meydanda binlerce, on binlerce insan. Bu insanlar hem genişliğine, hem derinliğine meydana yayılmışlar. Omuz omuza göklere kadar yükselmişler. O onun omzuna basmış, o onun omzuna&#8230; Böylece bu muazzam insan yığınından adetâ koskoca bir dağ meydana gelmiş&#8230; <strong>Bu insanların en yükseğinde de Said Nursî Hazretleri&#8230; </strong>Sanki minarenin alemi gibi&#8230; Sanki kâinata Allah&#8217;ın varlığını, birliğini işaret eder gibi, bir heybetle duruyor. Ben karşıdayım. Beni gördü. Gülümseyerek iki eliyle selâm verdi. Selâmını aldım. Başı göklere değiyordu. Saçları rüzgârlara karışmıştı. Bütün insanlar ayaklarının altında idi&#8230; Omuz omuza vererek onun dünyadaki mesnetleri haline gelmişlerdi. Rüyada heyecanlanmışım, uyanıverdim.&#8221;</p>
<p>&#8220;Zaman zaman, gördüğüm bu harikulâde rüyanın tesiri altında kalıyordum. Geçenlerde bunu Nur talebelerine anlattım. Çocuklar <strong>&#8216;Ta kendisini görmüşsün Osman ağabey, şekli de tarif ettiğin gibi. Selâm verişi&#8217;de.&#8217; </strong>dediler. Bunun üzerine Serdengeçti&#8217;de <a href="https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/tarihce-i-hayat/isparta-hayati/230"><strong>&#8216;Said Nur ve Talebeleri&#8217;</strong></a><a href="http://www.sorularlarisale.com/index.php?s=modules/kulliyat&amp;risale=1227&amp;sayfa=786"> </a>başlıklı bir yazı yazdım. Bu suretle bu bahtiyar ihtiyara ve onun etrafında toplanan tertemiz din ve iman kardeşlerime hayranlığımı izhar ettim. Yazım, inanmış temiz, mü&#8217;min gönüller tarafından heyecanla karşılandı. Birçok tebrik telgrafları, mektupları aldım. Artık Said Nursî Hazretlerini görmek benim için âdeta bir mecburiyetti. <strong>Rüyamda gördüğümü, gündüz gözüyle de görmek istiyordum.&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;a gittim. Aradım, sordum. Fatih&#8217;te Reşadiye Otelinde kalıyormuş. Yanımda Teknik Üniversiteden çok sevdiğim genç bir arkadaş var. Duydum ki Hazret, ikindiden sonra kimseyi kabul etmiyormuş. Aksi gibi vakit gecikmişti. Fakat muhakkak görmeliydim. Reşadiye Otelini buluyorum. Otelin kâtibine soruyorum.<strong> &#8216;Üst katta 29 numaralı odada&#8217; </strong>diyor. <em>&#8216;Kabul ederlerse buyurun.&#8217;</em> Onun kapısına kadar varmak bile benim için güzel bir şey&#8217; diyorum. Merdivenleri heyecanla çıkıyorum. İşte &#8217;29&#8217; numaralı odanın kapısındayız. Kapıda kendisine hizmet eden arkadaşlardan bir kaçına rastladım. Onları Ankara&#8217;dan tanıyorum. Kendilerine <strong>&#8216;Bu saatte Üstad&#8217;ın kimseyi kabul etmediklerini biliyorum. Acaba ne zaman ziyaret edebiliriz?&#8217; </strong>dedim.<em> &#8216;Evet&#8217; </em>dediler.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Sen benim oğlumsun&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;İkindiden sonra kimseyi içeri almıyorlar. Amma sizi herhalde kabul ederler. Bir soralım&#8230; Buyurun!&#8217; </strong>dediler. İçeri girdik. Beni görünce: <strong>&#8216;Sen Serdengeçti Osman?&#8217; </strong><em>&#8216;Evet&#8217; </em>dedim.<strong> &#8216;O yazıları yazan sen?&#8217;</strong> <em>&#8216;Evet&#8217;. </em>Ellerinden öptük. Bize işaret etti.<strong> &#8216;Oturun.&#8217; </strong>Oturduk. Kendileri yatağın içindelerdi. Sağında solunda kâğıtlar dağılmıştı. Bazı eserlerini tashih ediyorlardı. <strong>İlk heyecanım yatıştıktan sonra Üstada iyice baktım; rüyamda başı göklere değen zat bu zattı. </strong>Kıyafetine varıncaya kadar aynısı ve tıpkısı. Hayret ediyordum. Bir anda durakladıktan sonra Üstad bize karşı tekrar döndüler&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>&#8216;Ben seni eskiden biliyordum. Emirdağ&#8217;da iken mecmuanı getirdiler. Allah ve din yolundan her şeyimden vazgeçtim, ser&#8217;imi bu yola koydum, demişsin. Aferin, aferin, maşaallah, maşaallah&#8230; Daha çok da genç. Bir oğlum olsaydı adını </strong><em><strong>&#8220;Serdengeçti&#8221;</strong></em><strong> kordum.&#8217; </strong>dediler.</p>
<p>&#8220;Sonra etrafındakilere hitap ederek:<strong> &#8216;Bu benim oğlum. Oğlum olsaydı böyle yetiştirirdim.&#8217; </strong>iltifatlarında bulundular. Orada bir kitap varmış. O kitapta yan yana iki resim var. Bana gösterdiler. <strong>&#8216;İşte şu benim biraderzadem Abdurrahman. O benim oğlumdu, öldü. Şimdi sensin&#8230;&#8217; </strong>Fotoğraflara bakıyorum. Bir tanesi kendilerinin gençlik resimleriydi. Diğeri biraderzadesi. Ben heyecandan nefes alamayacak bir hale gelmiştim. Talebeler karşısında diz çökmüş oturuyorlardı. Odada soba yanıyordu. Kendisine hizmet edenler var gibi, yok gibi, hayalet gibi insanlardı. Her tarafta insanı saran mânevî bir sükûn vardı&#8230; Sonra Üstad tekrar konuşmaya başladılar, bu sefer yanımda bulunan üniversiteli arkadaşa hitap ettiler: <strong>&#8216;Mademki Serdengeçti getirdi seni&#8230; Sen de talebemizsin, Nur Talebesi.&#8217; </strong>Nur Risalelerini okumasını söylediler. Nefse hâkimiyetten bahsettiler.</p>
<p><strong>&#8216;Vaktiyle ben de gençtim. O zaman da İstanbul&#8217;da çıplak kadınlar vardı. Rum kadınları. Ben onların hiçbirine bakmadım. Kur&#8217;ân-ı Azîmüşşan&#8217;ın emirlerini yerine getirdim. Mücadele ettim, yılmadım.&#8217;</strong></p>
<p>Bu arada Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinden bahsettiler. Onun sözlerinden bazı şeyler istihraç ettiler. Fakat pek anlayamadım.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Kendilerine yukarıda bahsettiğim rüyayı anlattım. </strong>Fevkalâde mütehassis oldular. <strong>&#8216;O bütün insanların üzerinde gördüğün ben değilim. O Nur&#8217;dur, </strong><a href="https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati"><strong>Nur Risaleleridir.</strong></a><strong> Ben bu davanın âciz bir hizmetkârıyım.&#8217; </strong>buyurdular. Bana mecmuanın kapatılıp kapatılmadığını sordular.<em> &#8216;Hayır.&#8217;</em> dedim. <em>&#8216;İnşaallah çıkacak. Dua edin efendim&#8217;</em> <strong>&#8216;Mecmuanda şahıslara dokunma. Onların gurur ve enaniyet damarlarına basma. Zarar gelir.&#8217;</strong> Parmaklarını birleştirip, <strong>&#8216;Bu davanın yolcuları birleşiniz, ayrılmayınız.&#8217;</strong> dediler.&#8221;</p>
<p>&#8220;Parmaklarına bakıyorum. Bir zamanlar kılıç tutmuş, şimdi kalem tutan parmaklarına. Parmakları kalem gibi idi. Gözleri açık mavi, duru durgun bir bakışı vardı. Şark şivesiyle konuşuyorlardı. Fakat ne söylediklerini mükemmel anlıyorduk. Asliyetinden, yerliliğinden hiçbir şey kaybetmemişti.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yüzü soluktu. Adı gibi kendisi de nurdu. Bir pîr-i fânî idi. Fakat fânî olmayan, ezelî ve ebedî bir varlığa bağlanmıştı. Bu varlık için her şeyini feda etmiş, onun yolunda yok olmuştu. İşte onun gönüller fetheden, kalabalıklar toplayan mânevî saltanatı oradan geliyordu. Varlığı bu yokluktan, &#8216;yok&#8217; oluştan geliyordu.&#8221;</p>
<p>&#8220;Soba yanıyor, Üstad bir murakabe halinde imiş gibi susuyor, etrafındaki talebeleri hayal gibi sessizce dolaşıyorlar, Üstad&#8217;ın hizmetine bakıyorlardı. Sanki bu oda, bu köşe, şu binbir milletin, binbir rezaletin, kaynaştığı İstanbul&#8217;da değildi. Ahiretten bir köşe idi&#8230; Öyle bir haz içinde idim.&#8221;</p>
<p>&#8220;Artık fazla kalamazdık. Müsaadelerini istedik. Ellerini öptük. O da boynuma sarıldı, alnımdan, yüzümden, gözümden öptü, bana dualar etti.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Yeniden dünyaya gelmiş gibi, basübadelmevte kavuşmuş gibi bir başka hâl içinde, huzur içinde huzurundan ayrıldık.&#8221; (1)</strong></p>
<p>Serdengeçti, mütevazı kişiliği, mücadeleci ruhu ile Cumhuriyetten sonraki 50 yılın fikir ve siyaset hayatında en çok gündem oluşturan şahsiyetlerden biri olmanın yanı sıra nüktedanlığı ile de tanındı. Bir yazısında kendisini &#8220;8 defa mahpus, bir defa mebus&#8221; olarak tanımlayan yazarın, bir duruşma sırasında kendisine, &#8220;Evladım sen burada Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?&#8221; diye soran hakime, yutkunmadan &#8220;Allah Allah!&#8221; diye cevap verdiği bilinir.</p>
<p>Yeni İstanbul gazetesinde &#8220;Selam&#8221; başlığı altında yazılar kaleme alan, TRT Radyosu&#8217;nda konuşmalar yaptığı da bilinen yazar, &#8220;Mabedsiz Şehir&#8221;, &#8220;Bu Millet Neden Ağlar?&#8221;, &#8220;Bir Nesli Nasıl Mahvettiler?&#8221;, &#8220;Ayasofya Davası&#8221;, &#8220;Mevlana ve Mehmet Akif&#8221;, &#8220;Türklüğün Perişan Hali&#8221;, &#8220;Gülünç Hakikatlar&#8221;, &#8220;Kara Kitap&#8221;, &#8220;Müslüman Çocuğunun Şiir Kitabı&#8221;, &#8220;Radyo Konuşmaları&#8221;, &#8220;Akdeniz Hilalindir&#8221; eserlerini okuyucuyla buluşturdu.</p>
<p>Serdengeçti, parkinson hastalığına yakalanmasının ardından 10 Kasım 1983&#8217;te Ankara&#8217;da hayatını kaybetti.Bir dava adamının nasıl sıfatlara sahip olması gerektiğini bizlere yaşantısıyla gösteren, yalnızca Yüce Allah’ın rızasına kavuşmak gayesiyle mücadele eden, davası için herşeyden geçen Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’yi vefatının sene-i devriyesinde rahmetle anıyorum.</p>
<p>(1)- <em>(bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-IV)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/bu-dunyadan-bir-serdengecti/35015/">Bu dünyadan bir Serdengeçti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/bu-dunyadan-bir-serdengecti/35015/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAL-İ PÜR MELALİMİZ!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/hal-i-pur-melalimiz/34739/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/hal-i-pur-melalimiz/34739/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 07:26:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34739</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ecdadımızın İslamla şereflenmesinin en önemli sebeplerinden birisi olan İslam’da ki gaza ruhundan uzaklaştığımız günden itibaren hal-i pür melalimiz ortadadır.Bu ruh bin yıl İslam’a sancaktar olmaya, öncesinde de Abbasi halifesinin gözetim ve korunma görevini üstlenmeye vesile olmuştur. Her ne kadar bizden sonra bu görevi üstlenmek isteyen milletler çıkmış olsa da Yüce Allah’ın bu görevi kimseye tevdi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/hal-i-pur-melalimiz/34739/">HAL-İ PÜR MELALİMİZ!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ecdadımızın İslamla şereflenmesinin en önemli sebeplerinden birisi olan İslam’da ki gaza ruhundan uzaklaştığımız günden itibaren hal-i pür melalimiz ortadadır.Bu ruh bin yıl İslam’a sancaktar olmaya, öncesinde de Abbasi halifesinin gözetim ve korunma görevini üstlenmeye vesile olmuştur. Her ne kadar bizden sonra bu görevi üstlenmek isteyen milletler çıkmış olsa da Yüce Allah’ın bu görevi kimseye tevdi etmediği dünyada ve İslam coğrafyasında akan kanlar neticesinden de anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bizler mazluma Yunus zalime Yavuz öğretisiyle büyümüş, bu doğrultuda hayatını idame ettiren bir neslin devamı olarak sözü geçen öğretiye yakışır bir şekilde yaşamaktan çok uzaktayız. Bu sözü yalnızca siyasilere söylemek yetmez. Günlük hayatımızda karşılaştığımız, toplumun her kesiminde yer alan insanlar için söylemek, asıl gerçekliliğe parmak basmak için gereklidir. Bu söz nerden çıktı, toplumla alakası nedir diye sorduğunuzu düşünelim. Ekmek aldığımız bakkaldan, süt getiren sütçüden, kiracısı olduğumuz ev sahibinden, yanında çalıştığımız iş sahibinden,binada ki kapı komşumuzdan,ticaret yaptığımız esnaftan tutun aile hayatında birlikte yaşadığımız anne, babamız ve hatta eşimiz bile içtimai hayatın içinde karşılaştığı durum hasebiyle mazlum olan kim varsa ona Yunus gibi davranmaktan çok zulmetmekte, zalimin karşısında Yavuz gibi davranmaktan çok ona boyun eğmektedir.Aleme nizam veren bir milletin torunlarının bugün aleme nizam vermek için düstur edindiği mazluma Yunus zalime Yavuz olmak öğretisinden uzakta hayat idame etmesinin en büyük sebeplerinden birisi de nizam nedir bilmemesindendir. Nizam sözlük anlamı olarak Kâinatta ve her türlü kuruluşta, o şeyin varlığının gerektirdiği şekilde mevcut olan ve devâmını sağlayan yasa ve kural, düzen, usûl anlamına gelmektedir. İslâm düşüncesinde genellikle âlemdeki düzeni ifade etmek üzere nizâmü’l-âlem tamlaması kullanılır. Eski Yunan felsefesinde “âlem” anlamına gelen kozmos aynı zamanda “düzen” demektir. Pisagor’a kadar giden terimin bir düzen olarak âlemi ifade edişi Empedokles ile belirginlik kazanmıştır. Batı dillerindeki kozmetik (cosmetic) kelimesi de kosmos kökünden gelmekte olup terimin süs ve güzellik kavramıyla irtibatını göstermektedir. Arapça bir eserde âlem karşılığı kullanılan Grekçe kûsmûs teriminin “nizam” ve “süs” anlamlarını da içerdiği, dolayısıyla âlemin bir düzen içinde yaratılmış olmasıyla estetik bir âhenk taşımasının aynı kelimede ifadesini bulduğu belirtilmektedir (Câhiz, <em>ed-Delâʾil</em>, s. 67).</p>
<p>Binaenaleyh Anadolu’nun içlerine kadar gelip millete zulmeden Şah İsmail’in karşısına gerekirse tek başıma giderim diyerek atını dizginleyen Yavuz’un, derdinin aleme nizam vermek olduğunu hakiki manada bilen bir toplumun fertleri her ne sıfatla olursa olsun zulmeden tarafta olmayı tercih etmez. Ordu seferdeyken tarlasına girip ürününden yedikten sonra bedelini bırakan yeniçerilere, teşekkür etmek için Yavuz’un otağına giden papazın önünde belki tarla sahibinin rızası yoktu benim askerim rızası olmadan kimseden bir şey alamaz diyerek, Yeniçeleri ordudan kovan bir şahsın gaza ruhuyla bizlerin arasında ki farkı anlamak hastalığımızın şifası için teşhis mesabesindedir. Bugün geldiğimiz noktada toplum ve yöneticiler olarak Doğu Türkistan’ı, Gazze’yi hakiki manada savunamamızın asıl müsebbibi işte budur. Yüce Allah mazlumun yanında zalimin karşısında olacak sıfata sahip olmayı bu millete yeniden, şanlı ecdadının hatrına nasip etsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/hal-i-pur-melalimiz/34739/">HAL-İ PÜR MELALİMİZ!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/hal-i-pur-melalimiz/34739/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asıl mesele Kaht-ı Rical mi?</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/asil-mesele-kaht-i-rical-mi/34537/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/asil-mesele-kaht-i-rical-mi/34537/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 13:07:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34537</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; ‘’Kaht’’, ‘’kıtlık, yokluk, kuraklık, vb.’’ anlamlarında kullanılan Arapça bir kelimedir. ‘’Rical’’ ise Arapça ‘’recûl’’ kelimesinin çoğuludur. ‘’Recûl’’  ise yetişmiş, eğitimli insanlar anlamındadır. ‘’Kaht-ı rical’’; yetişmiş, eğitimli insanlar kıtlığı anlamındadır. Ancak bu deyimin birebir Türkçe karşılığı böyle olsa da bu deyim genellikle devlet yönetiminde kullanılır ve anlamı; ‘’devlet yönetiminde liyakat isteyen alanlarda, kültür, bilgi ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/asil-mesele-kaht-i-rical-mi/34537/">Asıl mesele Kaht-ı Rical mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>‘’Kaht’’, ‘’kıtlık, yokluk, kuraklık, vb.’’ anlamlarında kullanılan Arapça bir kelimedir. ‘’Rical’’ ise Arapça ‘’recûl’’ kelimesinin çoğuludur. ‘’Recûl’’  ise yetişmiş, eğitimli insanlar anlamındadır. ‘’Kaht-ı rical’’; yetişmiş, eğitimli insanlar kıtlığı anlamındadır. Ancak bu deyimin birebir Türkçe karşılığı böyle olsa da bu deyim genellikle devlet yönetiminde kullanılır ve anlamı; ‘’devlet yönetiminde liyakat isteyen alanlarda, kültür, bilgi ve birikimiyle yetişmiş, kalifiye insanın bulunamaması’’ durumunu anlatır… Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat’ta bu iki kelime bir arada ‘’devlet yönetiminde muteber adam kıtlığı&#8221; anlamında verilmektedir.</p>
<p>Osmanlı’da kaht-ı rical sıkıntısı 18.yüzyıl ile başlamış ve yıkılış sürecine kadar devam etmiştir. Osmanlı 18. yüzyıl itibarıyla askeri siyasi ve iktisadi alanda yaşadığı krizi aşmak ve gerilemesini durdurabilmek için çözüm aramaya başlamıştı. Aradığı çözümü de ileride kendi celladı olacak Batıyı taklit etmekle bulacağını sanmıştı. Osmanlı’nın bu yönde tavır alması ve yönünü Batıya dönmesi, bu dönüşündeki önceliği, Batının ilmini ve fennini almak, bu sayede yaşadığı askeri mağlubiyetlere ve çektiği iktisadi sıkıntılara son vermekti.Lakin amaç farklı olsa da elde edilen sonuç çok farklı oldu.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin Avrupalı devletler ile savaş içinde olduğu zor bir dönemde 16 yıl 3 ay padişahlık yapan ve padişahlığının son döneminde ağır yenilgiler almış olan III. Mustafa (1717 – 1774) şehzadeliği boyunca iyi bir öğrenim görerek yüksek din ilimleri, edebiyat, tarih, coğrafya ve askerî bilimleri konusunda dönemin büyük âlimlerinden ders alır. ‘’Cihangir’’ mahlasıyla şiirler yazar. İşte bu şiirlerinden birinde kaht-ı ricalden şöyle şikâyet eder:</p>
<p>‘’Yıkılıpdur bu cihân sanma ki bizde düzele<br />
Devlet-i çarh-ı denî verdi kamu mübtezele<br />
Şimdi ebvâb-ı saâdetde gezer hep hezele<br />
İşimiz kaldı hemân merhamet-i lem-yezele’’</p>
<p>(Düzeleceğini zannetmeyin, dünya yıkılıp gidiyor;<br />
Alçak felek devleti aşağılık adamlara teslim etti.<br />
Mutluluk kapılarında şimdi bu aşağılık, âdî adamlar dolaşıyor<br />
İşimiz artık Allah’ın merhametine kaldı.)</p>
<p>‘’II. Abdülhamid&#8217;in kızı, babasının hatıratını ihtiva eden kitabında babasının; ‘Bu milletin uğradığı en büyük sıkıntı kaht-ı rical meselesidir’ dediğini nakleder.</p>
<p>Osmanlı devlet adamı, diplomatı, çevirmen ve oyun yazarı, ilk Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda İstanbul vekili ve bu meclisin başkanı, iki defa maarif nazırlığı (eğitim bakanı) ve iki defa başvekillik (sadrazamlık, başbakanlık) görevini yapan, 16 dil bilen bilim adamı Ahmet Vefik Paşa da Osmanlının yaşadığı kaht-ı rical sorununu daha farkılı dile getirir.<br />
Ahmet Vefik Paşa’nın ilk Türkçe sözlüklerden birisi olan ‘&#8217;Lehçe-i Osmanî&#8217;’ (Türk Dil Kurumu Yayınları, 2000) isimli bir kitabı var. Ahmet Vefik paşa bu kitabında iyi bir siyasetçide ve iyi bir yöneticide şu sıfatları arar;  Muteber, mutedil, mu&#8217;tezim (azimli), mutena, mutlif (affedici), muvaffak, muvakkit, muzaffer, mübeccel (yüceltilmiş), mübeşşir (sevindirici haber veren), mücerreb (tecrübe edilmiş), müdebbir (tedbirli), müeyyit (sağlam), müfekkir (düşünen), müheyya (hazır). Hatta der ki kitabında Ahmet Vefik Paşa; &#8216;’bir siyasetçi ve yöneticide ne kadar ‘m’ harfi ile başlayan özellik varsa siyasetçi &#8211; yönetici o kadar mühim işler yapar.’’ Ahmet Vefik Paşa tüm bu &#8216;’m’&#8217;li özellikleri saydıktan sonra ekler; ‘&#8217;Bu evsafın hepsine sahip olmak da yetmez. Bir şey daha lazımdır. O da devletin bu idareciye hakikaten salahiyet vermek isteyip istemediğidir’.&#8217;’</p>
<p>Osmanlı’nın yıkılmasında en büyük rolü oynayan kaht-ı rical meselesinin bugün de devam edip etmediğiyle alakalı merakımıza Ortadoğu, İslam tarihi ve İslam-Batı ilişkisi hakkında uzman Amerikalı tarihçi Bernard Lewis’ın eserlerine bakmamız bize ışık tutacaktır. Bernard Leweis’in ‘’İslam&#8217;ın Siyasal Söylemi’’ (Orjinal isim: The Political Language of Islam) (Phoenix / Siyaset Dizisi, İstanbul, 2007) isimli kitabında bu hususu şöyle anlatır:</p>
<p>“Türkiye’de yazarlar, düşünürler, üniversite profesörleri ve işadamları dünyadaki benzerleri düzeyinde yetenekli, iyi eğitilmiş, deneyim sahibi kişiler olmalarına karşın siyasal sistem, bu insanları son derece etkin bir biçimde iktidardan uzak tutacak şekilde tasarlanmıştır. Bunun doğal sonucu olarak da Türk demokrasisi engellenmiş durumdadır. Başka hiçbir ülkede eğitimli seçkinlerin düzeyiyle siyasal sınıfın düzeyi arasındaki fark, Türkiye ölçüsünde büyük değildir. Onlarca yıldır Türkiye’nin önemli siyasal partileri bir tek kişi ya da kimi zaman işbirliği içindeki küçük bir grup tarafından yönetilmiştir. Bu kişiler ise kamu görevi için tek bir ölçütü kullanarak seçim yaparlar: ‘kör bir itaat’&#8230; Yalnızca dalkavuk kabul edilir, bağımsız düşünürlerden ölümcül salgın virüsü taşıyorlarmış gibi kaçılır. Yalnızca statükoya bağlı bir avuç soğukkanlı tutucunun egemen olduğu siyasal sistem böylece kemikleşmiştir&#8230;”</p>
<p>İşte asıl mesele adamsızlık mı yoksa adamsızlık işine gelen iktidar mı! Bernard Lewis’in eserinde ve Ahmet Vefik Paşa’nın son sözünde belirttiği üzere bugün ki meselemiz adam kıtlığından ziyade yetiştirdiğimiz adamların siyasal sistemde yer almamasıdır. Osmanlı adam kıtlığından yıkılmış olsa da bugün ki meselemiz devlet adamı yetiştirmekten ziyade devlet adamlarının ekseri olarak iktidarda yer almamasıdır.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/asil-mesele-kaht-i-rical-mi/34537/">Asıl mesele Kaht-ı Rical mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/asil-mesele-kaht-i-rical-mi/34537/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbretlik bir tavsiye!</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/ibretlik-bir-tavsiye/34479/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/ibretlik-bir-tavsiye/34479/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 12:09:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=34479</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam’la müşerref olduktan sonra gaza şuuruyla seferden sefere koşan, İslam’a sancaktar olan milletimizin bugün ki geldiği noktayı tespit eden, hastalığın teşhisini koyan bu hususlarla birlikte tedavi yollarını aramak gayesiyle mücadele eden mütefekkirlerin yok denecek kadar az olması hasebiyle bu görevin bizim gibi cumhuriyet okumuşlarına düşmesi hem üzücü hem de hiç yoktan ahiret beratını alma gayesinde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/ibretlik-bir-tavsiye/34479/">İbretlik bir tavsiye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam’la müşerref olduktan sonra gaza şuuruyla seferden sefere koşan, İslam’a sancaktar olan milletimizin bugün ki geldiği noktayı tespit eden, hastalığın teşhisini koyan bu hususlarla birlikte tedavi yollarını aramak gayesiyle mücadele eden mütefekkirlerin yok denecek kadar az olması hasebiyle bu görevin bizim gibi cumhuriyet okumuşlarına düşmesi hem üzücü hem de hiç yoktan ahiret beratını alma gayesinde olan biz fakirlere umut ışığıdır.</p>
<p>Bu sebeple bizi bizden iyi tetkik eden düşmanlarımızın bizim hakkımızda ne gibi söylemlerde bulunduğunu bilmemiz nasıl bir yol izlememiz gerektiğini bize göstermesi yönünden önem arz etmektedir. Sultan Mahmut zamanında Yunan istiklaline yardım töhmetiyle asılan Grigoryus&#8217;un Çar Birinci Aleksandr’a tavsiye niteliğinde ki mektubu günümüze ışık tutacak, asli hüviyetimize irca etmemiz yönünde bizlere yardımcı olacaktır. Söz konusu mektupta Patrik Grigoryus; ‘Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayri mümkündür.</p>
<p>Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir.</p>
<p>Türkler zekidirler ve kendilerini müsbet yolda sevk-ü idare edecek reislere sahib oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan merbutiyyetlerinden(bağlılık), ahlaklarının selâbetinden(sağlamlılık) gelmektedir.<br />
Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi rabıtalarını kesr etmek, dini metanetlerini zaafa uğratmak icab eder. Bunun da en kısa yolu, an’anat-i milliyye ve maneviyyelerine uymayan harici fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.</p>
<p>Türkler, harici muaveneti reddederler. Haysiyet hisleri buna manidir. Velev ki muvakkat bir zaman için zahiri kuvvet ve kudret verse de, Türkleri harici muavenete alıştırmalıdır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zâhiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir.</p>
<p>Bu sebeple Osmanlı Devleti’ni tasfiye için mücerred olarak savaş meydanlarındaki zaferler kâfi değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir.Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır.’ diyerek asıl gayelerinin ne olduğunu dile getirmiştir. Peki 3.Selim ile başlayan Tanzimat fermanıyla kanunlaşan, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla zirveleşen, özümüzden uzaklaşmanın bugün neresindeyiz ve bunun için hem devlet hem hükümet hem de millet olarak nasıl bir mücadele içerisindeyiz.</p>
<p>Herkes şapkasını çıkartıp önüne koymalı, kim hangi alanda neye gücü yetiyorsa mücadele içine girmeli, yeniden eskiden olduğu gibi hiçbir güçlüğün yıldıramadığı bütün zorlukların üstesinden gelecek güçte bir millet haline gelmeliyiz. Yoksa bırakın Gazze’yi, Doğu Türkistan’ı kendi kapımızın önünde ki haksızlığa karşı gelemeyiz.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/ibretlik-bir-tavsiye/34479/">İbretlik bir tavsiye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/ibretlik-bir-tavsiye/34479/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamcı Gençliğe-3</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-3/33034/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-3/33034/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 08:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=33034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüce Allah’ın ezelde yalnızca mutlak varlığı mevcud iken çokluk alemini meydana getirmesinin sebebi, insanlar ve cinler seviyesinde bilinmeyi ve bunun tabii ve vicdani bir neticesi olan ibadetle yad olunmayı dilemiş olmasıdır.Herşeyin varlık sebebi, binnetice bu asli ve ilahi gayenin gerçekleşmesidir.Bu ise herşeyden önce neslin teselsül ve bekası ile kaaimdir.Neslin teselsül ve bekası da ancak ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-3/33034/">İslamcı Gençliğe-3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Allah’ın ezelde yalnızca mutlak varlığı mevcud iken çokluk alemini meydana getirmesinin sebebi, insanlar ve cinler seviyesinde bilinmeyi ve bunun tabii ve vicdani bir neticesi olan ibadetle yad olunmayı dilemiş olmasıdır.Herşeyin varlık sebebi, binnetice bu asli ve ilahi gayenin gerçekleşmesidir.Bu ise herşeyden önce neslin teselsül ve bekası ile kaaimdir.Neslin teselsül ve bekası da ancak ve ancak evlenme ile mümkün olduğundandır ki bu bir emr-i ilahidir.</p>
<p>Rızık endişesi ve buna benzer saiklerle evlenmekten ictinab etmek, vasıflı bir insan olmaya mecbur bulunan İslamcı Gençler için akla bile gelmemesi gerektiği için bunu dile getirmiyoruz.Zira bir İslamcı Genç herşeyden evvel rızkın ezelde taksim edilmiş olduğuna inanır.Üstelik evlenmekle hayatını birleştireceği kadın ve ondan doğacak çocukların rızıklarını da Yüce Allah’ın kendisine göndereceğini yakinen bilir.Bunun içindir ki böyle bir endişeye kapılmak yerine bilakis bu hususta bir genişliğe nail olacağına inanır.Aile, kendi içinde bir vahdet teşkil eden en küçük bir idari ünite olduğu içindir ki,erkek ve kadın burada çok faydalı bir tecrübe kazanır.Kitleleri sevk ve idare hususunda İslamcı bir Gencin muhtaç olduğu dirayeti iktisab yolunda ailenin idaresi de, bir nevi antreman sahasıdır. Evliliğin bir çok faydası göz önüne alındığında günaha itici müessirlerin kol gezdiği ve bilhassa gençlerimizi bir ateş çemberi içine aldığı cemiyetimizde gerçek İslami hayat için en müessir koruyucu zırh, evliliktir.Böyle olduğu halde, bazı İslamcı Gençlerin nefsani bir takım endişelerle bu müesseseyi tesis etmeyi geciktirmesi uygun bir davranış değildir.Bundan doğabilecek tehlikeler sayısızdır.Ya ruhi depresyonlara yada tarik-i müstakimden inhirafa sebep olan bu ihmalkarlık; İslamcı Gençlerin müstakbel mücadele güç ve temayüllerini zaafa uğratan büyük tehlikedir.</p>
<p>Hal böyleyken evlenmeyi bir handikap kabul edip buna yaklaşmaktan çekinmeyi İslamcı Gençlik doğru bulmamalı fakat hayatın bütün seyrine müesseriyet bakımından, evlenmenin en önemli geçitlerden olduğunu bilerek hareket etmelidirler.Bu sebeple uzun uzun düşünülecek ve hesap edilecek birkaç noktası mevcuddur.Ancak İslami yol bütün tehlikelerine rağmen bu hareketten kaçmayı men etmektedir. Evlilikte ‘’küfüv’’(denk) olmak gibi gözetilecek bütün şartlar fıkıh kitaplarında tafsilatıyla belirtilmiştir ki bu hususu günümüz ehl-i sünnet hocalarımıza tevdi etmekle birlikte şu hadis-i şerifi hatırlatmanın kafi geleceği kanaatindeyiz.’Kadın dört şey için tercih edilir. Asaleti,güzelliği,zenginliği ve dindarlığı.Siz dindarlığı tercih ediniz.’ Buyurulmuştur ki her hususta olduğu gibi bu işte de Resulullah(s.a.v)’ın emir tatbikatını kendilerine rehber ittihaz edecek olanlar için evlilik asla bir handikap değildir ve olmaz.Etrafa bakıp da, bu emirler çerçevesinde hareket etmeyenlerin huzursuzluklarından dolayı çekinmek yersizdir.</p>
<p>İslamcı Gençlik güçlük ve çetinliklerin adamıdır.Bu sebeple memur bulunduğu işi,emredilmiş kaideler muvacehesinde yapmak, onun asli vazifesidir.Bu hususta dinin emirlerine riayet ettiği halde yine de birtakım menfiliklerle karşılaşırsa bunu da kaderin bir imtihanı saymak mevki ve mecburiyetindedir.Evlenmenin İslamda’daki ehemmiyeti şununla da sabittir ki,anne ve babanın, çocuklarına karşı vazifelerden biri de onları evlendirmektir.İşte bu sebepledir ki anne,baba ve büyüklerde İslamcı gençlerin isabetli bir evlilik yapmaları hususunda kendilerine yardımcı olmaları gerekmektedir.Bu hususlarla birlikte mütedeyyine kız sahibi anne ve babalara da düşen pek ehemmiyetli bir vazife vardır.</p>
<p>Onlar da evlatları için zengin değil, idealist bir İslamcı genç bulmak hususunda ihmalkar davranmamalı ve isabetli namzedleri resen tercih ve tayin etmelidirler.Zira bu hususu ayıp sayan ananemizin İslamiyetle hiç bir alakası yoktur.Her halükarda, İslamcı bir gencin en ehemmiyetli vazifelerinden biri de gecikmeden evlenmektir.Bu vazifeyi ifa etmedikçe asli vazifesi olan İlay-ı Kelimetullah davasına layıkıyla hazırlanmış olamaz. Ve minellahi’t-tevfik.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-3/33034/">İslamcı Gençliğe-3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-3/33034/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamcı Gençliğe-2</title>
		<link>https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-2/31104/</link>
					<comments>https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-2/31104/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali Kaan Kılıçoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2025 11:30:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.millinizam.com/?p=31104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakkın iradesini -beşeri planda- hakim kılmak suretinde ifade ve hülasa edebileceğimiz aziz davamızın en ehemmiyetli varlığı, gençliğimizdir. İslamcı gençliğin meselelerinden bir diğeri de meslek seçiminin tesadüfe terk edilmiş olmasında ki vehamettir. Memleketimizde meslek seçimi tamamen tesadüflere veya temeli birtakım batıl umdelere dayanan içtimai şartlandırmalara terk edilmiş bulunmaktadır. Eskiden bir büyük zata intisab için gidenlerin bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-2/31104/">İslamcı Gençliğe-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hakkın iradesini -beşeri planda- hakim kılmak suretinde ifade ve hülasa edebileceğimiz aziz davamızın en ehemmiyetli varlığı, gençliğimizdir. İslamcı gençliğin meselelerinden bir diğeri de meslek seçiminin tesadüfe terk edilmiş olmasında ki vehamettir.</p>
<p>Memleketimizde meslek seçimi tamamen tesadüflere veya temeli birtakım batıl umdelere dayanan içtimai şartlandırmalara terk edilmiş bulunmaktadır. Eskiden bir büyük zata intisab için gidenlerin bir kısmına o zatın tasavvufi mesleki ile müracaatçının mizacı arasında keşfen sabit olan farklılıklar sebebiyle ders verilmez ve o zat başka bir mürşide gönderilirdi. Hiç şüphesiz insanların mizaçlarına uygun bir manevi terbiye yoluna girmelerine imkan vermek üzere çeşitlendirilmiş bulunan tasavvuf mekteplerinde dikkate alınan bu istikametlendiriliş, meslek seçimlerinde de büyük bir ehemmiyet taşımaktadır. Ne yazık ki, umumiyetle materyalist telakkilerin tesiri altında bulunan toplulumuzda İslami mücadele için bir kıymet ve kabiliyet sahibi olabilecek gençlerimizin pek çoğu, daha çocuklarından itibaren bol para getirebilecek olan mesleklere imale edilmekte ve öylece şartlanmaktadırlar. Aileden başlayan bu menfi tesir, bütün hayat ve faaliyetini İslami telkin ve irşada tahsis etmesi mümkün olan pek çok gencimizin kendi mizaçlarına mugayir bir yol tutarak hayatları boyunca ya bedbaht olmalarına veyahud da içlerindeki asli cevheri gün ışığına çıkaramadan kaybolup gitmelerine sebep olmaktadır. Beşeri bir planlamanın mevcud olmamasından ve cemiyetimizin belli ölçüde materyalist görüşlerle şartlandırılmış bulunmasından kaynaklı olarak bol para getiren mesleklere hücum fazladır. Bugün Hollanda gibi ileri ziraat memleketlerinde hiç kimse sahip olduğu toprağa bile istediği ekini ekemez ve zirai planlamanın emrettiği mahsulü yetiştirmekle mükellef tutulur. Hal böyleyken memleketimizde zirai planlama şöyle dursun, ciddi bir beşeri planlama bile mevcud değildir. Ancak bundan doğan vehamet korkunçtur. Ecdadımızın mekteplerinde yazılı olduğu rivayet edilen ‘burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz’ sözü 1000 yıl İslam’a sancaktar olan milletin evlatlarını yetiştirirken mizacına uygun olarak yetiştirdiğinin bariz göstergesidir. Günümüz şartlarında her alanda imanlı gençlerin yetişmesi önem arzetmektedir. Bu alanlar seçilirken şahsın mizacına göre yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu mühim meselenin çözümü İslamcı gençlerimizin kendilerine ve onları İslami telkinlerle besleyen mahdud sayıdaki mürebbi ve mürşidlere kalmaktadır.</p>
<p>Meslek hayatında bir hayli ilerledikten sonra iç dünyası ve mizacının isyanı ile karşılaşmak istemeyen İslamcı Gençler, meslek seçmek anında kendilerini iyice tahlil edip, hangi meslekte İslam’a daha fazla faydalı olacaklarının hesabını yapmaya mecburdurlar.Bu noktada ki hata, onların bütün hayatlarına tesir eder. Üstelik bu hayata, dünya ve ahiret çerçevesinde bakıldığında yapılan hatanın ne kadar büyük olacağını düşünmek gerekir. Ve minellahi’t-tevfik.</p>
<p><a href="https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-2/31104/">İslamcı Gençliğe-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.millinizam.com">Milli Nizam</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.millinizam.com/yazarlar/islamci-genclige-2/31104/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
