Sessiz çığlık: ‘Gençlerimiz’

Yayınlama: 25.04.2026
A+
A-

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan acı olaylar neticesinde millet olarak asıl üzerinde durmamız gereken meselenin ne ekonomi ne siyaset ne de başka bir husus olduğu, asıl meselenin gençlerimiz olduğunun farkına varmamız gerektiğini inşaallah anlamışızdır.

Yaşanan olaylar bize diyor ki; mefkuresiz,davasız,maneviyatsız,ülküsüz yetişen nesillerin bulunduğu toplumlar dünya zenginliğine sahip dahi olsalar yok olmaya mahkumdur.Mekke’yi fetheden ordunun başında bulunan Peygamber Efendimiz’in(s.a.v), yavrusunu emziren köpeği rahatsız etmemek için ordunun yönünü değiştirmesine vesile olan mefkuresini anlayan bir milletin evlatları, aynı sırada okuduğu,ilim tahsil ettiği arkadaşlarını sebepsiz yere katledecek noktaya geldiyse eğer bu mesele artık herkesin meselesi demektir.’Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ kelamından yola çıkarak ilimden önce irfanın öğretildiği kadim anadolu geleneğinden uzaklaştığımız günden itibaren ne biz kaldık ne de bize benzeyen şeyler. Arif Nihat ASYA’nın ‘Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu, Ne olduysa hep bize azar azar oldu’ sözlerinin tecellesini bugün maalesef yaşamaktayız.Üniversite sayılarını arttırarak gençlerin okumasının önü açıldı fakat gençlerimizin ahlak ve maneviyattan uzaklaşması engellenemedi daha doğrusu gençlerimize ahlak ve maneviyat öncelikli bir eğitim metodu getirilemedi.Yeni müfredatlar yapıldı, bakanlar değişti, eğitim yılları yeniden ele alındı fakat işin künhüne varılmadı. ‘Hayatta iki şeyin millisini sevmedim’ derdi rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, bizde bu söze üçüncüyü ekleyerek milli eğitim deme cüretkarlığını gösterirdik dost meclislerinde, ne kadar haklı bir cüretkarlık olduğunu içi boşalan,maneviyatsız,maddenin tahakkümü altında nesil yetiştiren sistem bize göstermiş oldu.

Okullarda okuma yazma eğitimden ziyade ilk olarak aileye,arkadaş çevresine, muallimlerine,komşularına,toplumda karşılaşacakları kişilere karşı davranış usulleri öğretilmeli akabinde yaratılmış olan her ne varsa insan-varlık ilişkisi ekseninde eşya bilgisi talim edilmeli bu hususun ardından eşref-i mahlukat olan insanın yaradılış gayesi anlatılmalıdır. Osmanlı’da bugün ki Milli Eğitim Bakanlığının ismi Maarif Nezaretiydi.Marifet sözcüğünün çoğulu olan maarif, zamanla eğitim sistemi ve tahsil ile kazanılan irfanı ifade etmek için kullanılmaktaydı.Marifet bir çok anlama gelmekle birlikte birşeyi derinlenmesine bilmek,tanımak ve kavramak manasına gelmektedir.Bu bilgiye sahip olana da ‘arif’ denir. İşte ecdadımız bu ariflerin yetiştiği mekteplerin bakanlığına maarif nezareti diyerek olayın ehemmiyetini bize göstermiştir.Günümüz şartlarında ele alınması gereken birçok mesele vardır fakat en önemlisi eğitim ve gençlerimizin yetişme meselesidir.Devlet,hükümet,millet ekseninde bu hale bir çare bulunmazsa eğer Üstad Kadir Mısıroğlu’nun ‘Mefkuresiz milletler atıl kalarak dağılıp mahvolmaya mahkumdurlar’  veciz sözüyle karşı karşıya kalacağımız çok açıktır. Yüce Allah ecdadımızın hatırına asli hüviyetimize irca eylesin.Bu rücunun gerçekleşme yolunda bizlere gayret ve tevfik nasip etsin.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.