İslam Birliği Bir Hayal Olmaktan Çıkmalı

Yayınlama: 26.09.2026
A+
A-

 

Tarihî Hafızadan Yeni Bir Dünyaya: D-8’lerle Yeniden Başlamak

Geçmişi unutmayacağız; fakat geleceği geçmişin savaşları üzerine kurmayacağız.

Tarih, milletlerin hafızasıdır.

Geçmişte yaşanan acıları unutmak, yalnızca tarihe değil, o acıları yaşayan insanlara karşı da büyük bir haksızlık olur.

Ancak tarihî hafızayı yaşatmak ile geçmişin çatışmalarını geleceğe taşımak aynı şey değildir.

Asıl mesele, geçmişten ders çıkararak yeni savaşların önüne geçebilecek yeni bir dünya anlayışı kurabilmektir.

Kıbrıs’tan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Karabağ’a, Doğu Türkistan’dan Filistin’e kadar uzanan geniş coğrafyada yaşanan acılar, insanlığın ortak hafızasının parçalarıdır.

Türklerin, Müslümanların ve farklı toplulukların yaşadığı acılar unutulmamalı; tarihî gerçekler araştırılmalı, belgelenmeli ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.

Fakat çocuklarımıza bırakacağımız miras yeni düşmanlıklar değil, adalet, huzur, refah ve barış içerisinde yaşayan bir dünya olmalıdır.

Yeni Bir Başlangıç Mümkün

Bugün dünyanın önemli bir bölümü savaşların, işgallerin, ekonomik krizlerin, göçlerin ve insani trajedilerin gölgesinde yaşıyor.

Gazze’de yaşanan insani dram, Ukrayna savaşı, Afrika’daki çatışmalar, Myanmar’dan Doğu Türkistan’a kadar farklı coğrafyalarda yaşanan sorunlar, mevcut küresel düzenin insanlığın bütün ihtiyaçlarına cevap veremediğini gösteriyor.

Böyle bir dönemde İslam dünyasının önünde tarihi bir sorumluluk bulunuyor.

Bu sorumluluk yeni bir çatışma alanı oluşturmak değil; adalet, ekonomik kalkınma, bilim, teknoloji, diplomasi ve insani dayanışma temelinde yeni bir iş birliği modeli ortaya koymaktır.

İşte burada D-8 ülkeleri önemli bir potansiyele sahiptir.

Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Mısır, Endonezya, Malezya ve Nijerya’nın oluşturduğu D-8; nüfusu, coğrafi konumu, ekonomik kapasitesi, genç nüfusu ve doğal kaynakları bakımından dünya siyasetinde daha etkin bir iş birliği alanı oluşturabilecek bir yapıya sahiptir.

D-8 yalnızca ekonomik bir platform olarak görülmemelidir.

D-8, yeni bir medeniyet ve iş birliği vizyonunun başlangıç noktalarından biri olabilir.

İslam Dünyası Kendi Gücünü Birleştirmeli

İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri, sahip olduğu insan kaynağı, doğal zenginlikler, coğrafi avantajlar ve ekonomik potansiyelin ortak bir stratejik vizyona yeterince dönüştürülememesidir.

Oysa bugün yeni dünyanın en önemli gücü yalnızca askerî kapasite değildir.

Enerji önemlidir.

Gıda güvenliği önemlidir.

Teknoloji önemlidir.

Yapay zekâ önemlidir.

Eğitim, sağlık, savunma sanayii, ulaştırma, finans ve ticaret ağları önemlidir.

Bunların tamamında ortak projeler geliştiren ülkeler, yalnızca ekonomik olarak değil, diplomatik olarak da daha güçlü bir konuma ulaşabilir.

Bu nedenle D-8 ülkeleri arasında ortak yatırım fonları oluşturulması, ticaretin kolaylaştırılması, yerel para birimleriyle ticaret imkânlarının artırılması, üniversiteler ve araştırma merkezleri arasında ortak projeler geliştirilmesi, genç girişimcilerin desteklenmesi ve teknoloji alanında ortak üretim modellerinin kurulması yeni bir dönemin kapısını açabilir.

D-8’in gerçek gücü, ülkelerin birbirlerine ne kadar benzediğinde değil; farklılıklarına rağmen ortak çıkarlar etrafında ne kadar güçlü bir iş birliği kurabildiğinde ortaya çıkacaktır.

Tarihî Hafıza, Hukuk ve Adalet

Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kıbrıs’ta ve farklı coğrafyalarda yaşanan acılar unutulmamalıdır.

Mora’da 1821 döneminde Müslüman ve Türk nüfusa yönelik katliamlar, Balkanlar’daki savaşlar ve zorunlu göçler, Kıbrıs Türklerinin yaşadığı acılar, Hocalı’da Azerbaycanlı sivillerin öldürülmesi ve Filistin’de yaşanan insani dram, farklı dönemlere ve farklı siyasi şartlara ait olaylar olsa da insanlığın hafızasında yerini korumaktadır.

Bu olayların tamamı tarih biliminin, arşivlerin ve uluslararası hukukun konusu olmalıdır.

Fakat tarihî adalet arayışı, yeni nesiller arasında düşmanlık üretmek için kullanılmamalıdır.

Yunanistan, Ermenistan, Sırbistan, İsrail veya başka herhangi bir ülkedeki halkları, yöneticilerinin politikalarından ayrı değerlendirmek gerekir.

Çünkü halklar arasında düşmanlık kalıcı değildir.

İnsanların ortak arzusu çoğu zaman aynıdır:

Güvenli bir hayat.

Çocuklarının geleceği.

Ekonomik refah.

Özgürlük.

Adalet.

Barış.

Bu nedenle mücadelemiz halklara karşı değil; haksızlığa, ayrımcılığa, işgale, insan hakları ihlallerine ve sivillerin hedef alınmasına karşı olmalıdır.

Doğu Türkistan’dan Gazze’ye: Mazlumların Sesi

Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan insanların kültürel hakları, güvenliği ve özgürlükleri de uluslararası hukukun ve insan haklarının evrensel ilkeleri çerçevesinde ele alınmalıdır.

Doğu Türkistan meselesi de bu çerçevede uluslararası toplumun dikkatle takip etmesi gereken konulardan biridir.

Aynı şekilde Gazze’de yaşanan sivil kayıplar ve insani kriz karşısında da dünyanın sessiz kalmaması gerekir.

Çocukların, kadınların ve sivillerin savaşların bedelini ödemediği bir dünya artık insanlığın ortak hedefi olmalıdır.

İslam dünyası bu meselelerde yalnızca tepki gösteren değil; diplomasi üreten, çözüm öneren, insani yardım ulaştıran ve uluslararası hukuk mekanizmalarını etkin biçimde kullanan bir aktör hâline gelmelidir.

Yeni Dünya, Yeni Ekonomik Düzen

Dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde ekonomik bağımsızlık ile siyasi bağımsızlık arasındaki bağ daha da güçleniyor.

Bu nedenle D-8 ülkeleri arasında güçlü bir ekonomik ortaklık yalnızca ticaret hacmini artırmak anlamına gelmez.

Ortak üretim demektir.

Ortak teknoloji demektir.

Ortak enerji politikaları demektir.

Gıda güvenliği demektir.

Gençlere istihdam demektir.

Üniversiteler arasında bilgi paylaşımı demektir.

Bir ülkenin ürettiğini diğerinin tükettiği basit bir ticaret modeli yerine, birlikte üreten ve birlikte büyüyen bir ekonomik sistem kurulmalıdır.

D-8 ülkeleri arasında ortak teknoloji merkezleri, yapay zekâ araştırma programları, savunma ve sivil teknoloji projeleri, ortak üniversite ağları, genç girişimci fonları ve ortak lojistik koridorları oluşturulabilir.

Böyle bir yapı, yalnızca D-8 ülkelerinin ekonomilerine değil, geniş İslam dünyasının geleceğine de katkı sağlayabilir.

İslam Birliği Bir Hayal Olmaktan Çıkmalı

İslam dünyasının geleceği yalnızca siyasi söylemlerle şekillenemez.

Kalıcı birlik; ortak projeler, ortak kurumlar ve ortak ekonomik çıkarlarla inşa edilir.

Bugün Avrupa’nın farklı ülkeleri arasında ekonomik ve siyasi iş birliğini mümkün kılan kurumlar nasıl oluşturulduysa, İslam dünyası da kendi şartlarına uygun bir iş birliği modeli geliştirebilir.

Bu birlik tek tip bir siyasi yapı anlamına gelmek zorunda değildir.

Tam tersine farklı devletlerin bağımsızlığını ve egemenliğini koruduğu; fakat ekonomi, bilim, eğitim, teknoloji, kültür, insani yardım ve diplomasi alanlarında ortak hareket ettiği bir yapı kurulabilir.

Birlik, aynı düşünmek değil; farklılıklarımızla birlikte hareket edebilmektir.

D-8 bu anlayışın güçlü başlangıç noktalarından biri olabilir.

2030’a Doğru Yeni Bir Vizyon

Önümüzdeki yıllar, yalnızca geçmişte çözülemeyen sorunların konuşulduğu bir dönem olmamalıdır.

2030’a doğru yeni bir sayfa açılabilir.

Tarihî anlaşmazlıkların bir bölümü diplomasiyle çözülebilir.

Sınır sorunları uluslararası hukukla ele alınabilir.

Ekonomik anlaşmazlıklar müzakereyle giderilebilir.

İnsani krizler ortak yardım mekanizmalarıyla hafifletilebilir.

Siyasi sorunlarda doğrudan çatışma yerine arabuluculuk mekanizmaları güçlendirilebilir.

Askerî seçeneklerin gündeme geldiği durumlarda bile nihai hedef savaşın kendisi değil, sürdürülebilir ve adil bir barış olmalıdır.

Çünkü savaş kazanmak, her zaman barış kazanmak anlamına gelmez.

Asıl başarı, çocukların savaş görmediği bir gelecek kurabilmektir.

Türkiye’nin Tarihî Sorumluluğu

Türkiye, bulunduğu coğrafya, tarihî birikimi, ekonomik kapasitesi ve farklı dünyalar arasında kurabildiği ilişkiler nedeniyle bu yeni iş birliği anlayışında önemli bir rol üstlenebilir.

Ancak Türkiye’nin gücü yalnızca askerî kapasitesinden değil; diplomasi, hukuk, ekonomi, kültür ve insan kaynağından da gelmektedir.

Bu nedenle Türkiye’nin önceliği, sorunların çözümünde mümkün olan her aşamada diplomasi ve müzakere kanallarını açık tutmak olmalıdır.

Güçlü devlet olmak, yalnızca gerektiğinde güç kullanabilmek değildir.

Asıl güç, güce ihtiyaç bırakmayacak diplomatik çözümler üretebilmektir.

Geçmişi Unutmayacağız, Geleceği İnşa Edeceğiz

Kıbrıs’tan Balkanlar’a, Karabağ’dan Doğu Türkistan’a, Gazze’den dünyanın farklı bölgelerine kadar yaşanan acılar tarihî hafızamızın parçalarıdır.

Bunları unutmamak görevimizdir.

Ancak çocuklarımıza yalnızca acılarımızı anlatmak yeterli değildir.

Onlara çözüm üretmeyi de öğretmeliyiz.

Geçmişin yaralarını hatırlarken geleceğin savaşlarını önlemek zorundayız.

Tarihî hakikatleri korurken halklar arasında düşmanlık üretmemeliyiz.

Adalet ararken intikam duygusuna teslim olmamalıyız.

Gücümüzü gösterirken barış kapılarını kapatmamalıyız.

Çünkü yeni dünyanın ihtiyacı daha fazla savaş değil; daha fazla adalet, daha fazla iş birliği ve daha fazla insanlıktır.

D-8 ülkeleri bu yeni başlangıcın ekonomik ve stratejik zemini olabilir.

İslam dünyası ise ortak akıl, ortak irade ve ortak projelerle kendi geleceğini yeniden inşa edebilir.

Belki de artık yeni bir soruyu sormanın zamanıdır:

Geçmişte kaybettiklerimizi nasıl geri alırız?

değil,

Gelecekte insanlığın kaybetmemesi gerekenleri nasıl koruruz?

Cevap; savaşta değil, akılda.

İntikamda değil, adalette.

Düşmanlıkta değil, insanlıkta.

Ve yalnızca tek tek ülkelerin gücünde değil, birlikte hareket edebilme iradesindedir.

Tarih unutulmayacak.

Acılar hafızalardan silinmeyecek.

Fakat gelecek, geçmişin acılarını tekrar etmek zorunda değil.

Şimdi yeni bir dünya için yeniden başlama zamanıdır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.