CANLI YAYIN07 Kasım 2026, Cumartesi
KünyeİletişimBağımsız dijital yayıncılık
Milli Nizam›Gündem

Fatih Erbakan: “Milletin kanını emen üç canavara dördüncüsü eklendi: Fon canavarı!”

X’te PaylaşFacebook

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, faiz, israf ve imtiyazlı holdinglerin ardından milletin kaynaklarını tüketen dördüncü unsurun “fon canavarı” olduğunu belirterek, “Milletin buharlaşan 20 milyar doları nerede?” diye sordu. Fon soruşturmasındaki 214 kişilik listenin açıklanmasını isteyen Erbakan, “Sakın ola ki bu fon canavarının açtığı bu kara deliği Ziraat Bankası’nın hazinenin 86 milyonun vergilerine yükleyip de milletin sırtına yıkmaya kalkmayın. Milletin alın terini bu fon canavarına yedirmek, çalanlardan, soyanlardan, hortumlayanlardan söke söke alacaksınız bu mağdur vatandaşlarımızın ana paralarını ve tıkır tıkır hesaplarına yatıracaksınız. Hem de bir gün dahi geciktirmeden, biz Yeniden Refah Partisi olarak bu soygunun en yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz.” dedi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin Aylık Olağan İl Başkanları ve İl Sorumluları Toplantısı’nda dış politika, fon soruşturması, hayat pahalılığı, bütçe, sanayi, tarım ve COP31 Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


“Türkiye çatışmanın tarafı değil, arabulucu olmalı”

Konuşmasına geçtiğimiz günlerde TBMM’de kabul edilen Mekke Anlaşması’na ilişkin değerlendirmeleriyle başlayan Erbakan, Yeniden Refah Partisi olarak anlaşmaya Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ret oyu verdiklerini hatırlattı.

Anlaşmanın Türkiye’yi İran ve Yemen’le karşı karşıya getirebilecek riskler barındırdığını savunan Erbakan, Türkiye’nin İslam dünyasındaki çatışmalarda taraf olmak yerine arabuluculuk yapması gerektiğini söyledi.

Donald Trump’ın ve ABD yönetiminin anlaşmaya desteğinin sorgulanması gerektiğini ifade eden Erbakan, anlaşmanın kimin güvenliğine hizmet edeceği sorusunun sorulmasını istedi.

Erbakan, şu değerlendirmede bulundu:

“Amerika ve İsrail, İran ve müttefiklerine karşı istediği neticeyi alamayınca Müslüman ülkeleri birbirlerine karşı vekil güç olarak kullanmak istiyor. Türkiye’yi de İran ve müttefiklerine karşı çatışmanın içerisine çekmek istiyor. Türkiye’yi barışın, çözümün bir parçası değil, sorunun bir parçası hâline getirme anlaşması olarak görüyoruz.”

“Mekke’nin adını taşıyan anlaşmanın istikameti Washington değil, Mekke olmalı”

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Mısır’ın ittifaka katılmayacağı yönündeki açıklamasını da eleştiren Erbakan, taraf ülkelerin oluşturduğu bir anlaşmaya kimlerin katılacağı konusunda ABD Büyükelçisinin açıklama yapmasını bağımsız dış politika söylemiyle bağdaştıramadıklarını belirtti.

İsrail’in Somaliland bölgesinde nüfuz alanı oluşturmaya çalıştığını ve burada askerî üs kurulmasının gündeme geldiğini ifade eden Erbakan, Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve İslam dünyasının ticaret yollarının güvenliği konusunda anlaşmanın taraflarının hangi ortak tedbirleri alabildiğini sordu.

Gazze’de açlık ve susuzluğun sürdüğünü, insani yardımların ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu belirten Erbakan, bölgenin güvenliğini sağlama iddiasındaki ülkelerin Gazze’deki insani felaket karşısındaki tutumlarını eleştirdi.

Müslüman ülkelerin ittifak kurmasına karşı olmadıklarını vurgulayan Erbakan, şunları söyledi:

“Biz elbette ki Müslüman ülkelerin bir ittifak yapmasına itiraz etmiyoruz. Müslüman ülkelerin kendi ajandaları doğrultusunda bağımsız bir ittifakı gerçekleştirmelerinden biz memnun oluruz. Ama biz kurulan ittifakların Amerika ve İsrail çıkarlarına hizmet edecek şekilde kurgulanması ihtimaline karşı çıkıyoruz. Bizim arzumuz Müslüman ülkeler birbirinin karşısında değil, birbirinin yanında dursun. Bunun yolu da Amerika’nın çizdiği güvenlik haritalarından değil, Millî Görüşün yıllar önce ortaya koyduğu, Erbakan Hocamızın yıllar önce ortaya koyduğu D-8 projesinden geçmektedir.”

Erbakan, “İslam dünyasının ve bölgenin güvenliği Washington’da çizilen planlarla değil, İslam ülkelerinin kendi iradesiyle ortaya koyduğu ittifaklarla ve birlikteliklerle teminat altına alınabilir. Mekke’nin adını taşıyan bir anlaşmanın istikameti de Washington değil, doğrudan doğruya Mekke olmalıdır.” dedi.

Fon Skandalı: “Madem ortada bir örgüt var, bu örgütün lideri kimdir, bu örgütün diğer üyeleri kimlerdir?”

Konuşmasının devamında borsadaki fon soruşturmasına değinen Erbakan, yaşananları “yüzyılın dolandırıcılığı” olarak nitelendirdi.

455 bin vatandaşın doğrudan mağdur olduğunu ve yaklaşık 1 trilyon liralık fon kaybı yaşandığını öne süren Erbakan, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul yetkilileri ve ekonomi yönetiminin sürece zamanında müdahale etmediğini savundu.

Borsadaki şirketlerin toplam değerinin son altı ayda 480 milyar dolar seviyesinden 300 milyar dolar seviyesine gerilediğini belirten Erbakan, hisselerdeki düşüşten önce içeriden bilgi alarak işlem yaptığını iddia ettiği 214 kişi ve tüzel kişiliğe ilişkin listenin açıklanmasını istedi.

Erbakan, şöyle konuştu:

“Asıl skandal ise hisselerdeki çöküşten hemen önce içeriden haber alıp 188 milyar liralık vurgunu gerçekleştiren 214 kişi ve tüzel kişilik. Bu 214 kişinin kim olduğu bellidir. İktidar kanadında bunların listesi vardır ve bu listenin mutlaka açıklanması, sorumlularına gerekenlerin yapılması son derece büyük önem arz etmektedir.”

İktidara yakın bazı isimlerin elde ettikleri kazançları iade ettiklerini söyleyerek sorumluluktan kurtulmaya çalıştığını ileri süren Erbakan, konuya ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına izin verilmemesini de eleştirdi.

Bir eski bakanın örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklanmasına değinen Erbakan, soruşturmanın bütün bağlantılarıyla yürütülmesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

“Madem ortada bir örgüt var, bu örgütün lideri kimdir, bu örgütün diğer üyeleri kimlerdir? Bunları mutlaka kamuoyuyla paylaşmanız ve haklarında gerekenleri yapmanız gerekir. O 214 kişilik liste tek bir isim dahi gizlenmeden derhal açıklanmalı ve siyasi uzantıları da mutlaka yargı önüne çıkarılmalı.”

“Fon canavarının açtığı bu kara deliği milletin sırtına yıkmaya kalkmayın”

Erbakan, vatandaşların güvenli yatırım söylemleriyle fonlara yönlendirildiğini savunarak, “Milletin buharlaşan 20 milyar doları nerede?” diye sordu.

Yaklaşık 1 trilyon liralık kayba karşılık yalnızca 18 milyar liranın geri alınabildiğini öne süren Erbakan, bu tutarın toplam kaybın yüzde 2’sine dahi ulaşmadığını ifade etti.

Vatandaşların ana paralarının aylar sonra taksitlerle ödenmesinin yeni mağduriyetlere yol açacağını belirten Erbakan, şöyle devam etti:

“Vatandaşı ve esnafı bu faiz ve enflasyon kıskacında boğanlar dövize gitmeyin, devlet güvencesindeki fonlara gelin diyerek helal rızık arayan vatandaşlarımızı kendi elleriyle maalesef fon canavarına yem ettiler. İktidara buradan soruyoruz. Milletin buharlaşan 20 milyar doları nerede? 1 trilyon liralık fon vurgunundan bugüne kadar sadece 18 milyar lirayı geri alabilmiştir. Yüzde 2 bile değil. 1 trilyon liralık vurgundan 18 milyar lirayı ancak geri alabilmiştir. Vurguncular paralarını 20’ye 30’a katlayıp kaçarken içeride parası kilitlenen mağdur vatandaşa aylar sonra enflasyonda da erimiş ana parasını dilim dilim ödemek, vatandaşı ikinci kez soymak demek. Ana paranı ödeyeceğim, aylar sonra ödeyeceğim, onu da 250 bin lira sonra bir daha taksitlerle ödeyeceğim. Vatandaşı perişan ediyorlar. Ama bir yandan da fon vurguncuları paralarını 20’ye 30’a katlayıp gidiyor. 214 tane hemen fon vurgunundan önce, fon krizinden önce haber alıp da sistemden çıkanlar maalesef halen daha elini kolunu sallayarak gezmeye devam ediyor. Sakın ola ki bu fon canavarının açtığı bu kara deliği Ziraat Bankası’nın hazinenin 86 milyonun vergilerine yükleyip de milletin sırtına yıkmaya kalkmayın. Milletin alın terini bu fon canavarına yedirmek, çalanlardan, soyanlardan, hortumlayanlardan söke söke alacaksınız bu mağdur vatandaşlarımızın ana paralarını ve tıkır tıkır hesaplarına yatıracaksınız. Hem de bir gün dahi geciktirmeden, bir gün dahi bekletmeden biz Yeniden Refah Partisi olarak bu soygunun en yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

 


“Enflasyon sıfır olsa bile bu fiyatlarla geçinmek mümkün değil”

TÜİK’in açıkladığı ekim ayı enflasyonunu da değerlendiren Erbakan, aylık yüzde 2,58, yıllık yüzde 29,77 olarak açıklanan oranların ekonomi yönetiminin söylemleriyle örtüşmediğini savundu.

Mehmet Şimşek’in göreve gelmesinden bu yana uygulanan kemer sıkma politikalarına rağmen enflasyonda yeterli düşüş sağlanamadığını belirten Erbakan, ENAG’ın yıllık enflasyonu yüzde 45 olarak hesapladığını aktardı.

Enflasyon oranının düşmesinin fiyatların gerilemesi anlamına gelmediğini vurgulayan Erbakan, şöyle devam etti:

“Enflasyon yüzde sıfır dahi olsa bu fiyatların düşeceği anlamına gelmiyor. Mevcut fiyatların aynı şekilde devam edeceği anlamına gelir. Yüzde sıfıra bile düşürseler bu mevcut fiyatlarla dar gelirlinin, emeklinin, emekçinin geçinebilme imkânı maalesef kalmamış.”

Gıda, kömür, giyim ve kira giderlerindeki artışlara dikkat çeken Erbakan, yaklaşık 28 bin liralık asgari ücret ve 23 bin 550 liralık en düşük emekli maaşıyla temel ihtiyaçların karşılanamadığını söyledi.


“Asgari ücret en az 62 bin lira olmalı”

Türk-İş’in ekim ayı verilerine göre açlık sınırının 38 bin liraya, yoksulluk sınırının 124 bin liraya ulaştığını belirten Erbakan, dört asgari ücretin dahi bir haneyi yoksulluktan kurtarmaya yetmediğini ifade etti.

Erbakan, ücretlere ilişkin taleplerini şu sözlerle dile getirdi:

“Emeklimiz ve emekçimiz iktidardan sadaka değil, yıllarca döktüğü alın terinin karşılığını istiyor. Buradan açık bir şekilde çağrımızı yapıyoruz. En düşük emekli maaşı mutlaka asgari ücret seviyesine getirilmeli.”

İki asgari ücretin bir yoksulluk sınırına karşılık gelmesi gerektiğini vurgulayan Erbakan, “124 bin lira eğer yoksulluk sınırıysa asgari ücretin 62 bin lira en azından olması lazım ki bir haneye gelen iki asgari ücret o haneyi yoksulluktan kurtarabilsin.” dedi.

Ücret artışları için kaynak bulunabileceğini belirten Erbakan, faiz, israf ve imtiyazlı holdinglere aktarıldığını söylediği kaynakların emeklilere ve çalışanlara yönlendirilmesini istedi. Erbakan, aynı kaynaklarla işverene destek sağlanarak asgari ücret artışının işletmelere ilave yük getirmesinin önlenebileceğini kaydetti.

 

“Milletimizin kanını emen canavarların sayısı üçten dörde çıktı”

Konuşmasının devamında kamu kaynaklarının kullanımını eleştiren Erbakan, emekliye, asgari ücretliye ve emeklilikte adalet bekleyen kesimlere kaynak bulunamadığı yönündeki açıklamalara tepki gösterdi.

Erbakan, şunları söyledi:

“Çünkü kaynaklar canavarlara gidiyor. Faiz canavarı, imtiyazlı holdingler canavarı ve aynı zamanda kamudaki israf canavarı. Üç tane büyük canavardan bahsediyorduk. Şimdi bir de bunlara dördüncü bir canavar olarak fon canavarı eklendi. Milletimizin kanını emen canavarların sayısı maalesef üçten dörde çıktı.”

2026’nın ilk dokuz ayında hazineden faize 2 trilyon 251 milyar lira ödendiğini belirten Erbakan, bu tutarın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 arttığını söyledi.

Dokuz aylık faiz ödemesinin Millî Eğitim Bakanlığının bir yıllık bütçesinden 311 milyar lira fazla olduğunu ifade eden Erbakan, eğitim için ayrılan kaynaklarla faiz harcamaları arasındaki farkı eleştirdi.

“2027 bütçesi borç ve faiz bütçesidir”

2027 yılı bütçe teklifinde yaklaşık 3,9 trilyon lira bütçe açığı ve 3,97 trilyon lira faiz ödemesi öngörüldüğünü aktaran Erbakan, bütçenin üreticiye ve dar gelirliye öncelik vermediğini savundu.

Erbakan, “Şimdi meclise getirdikleri 2027 yılı bütçesi de maalesef Londra tefecilerinin bütçesidir. Milletin bütçesi değildir. Rantiyenin bütçesidir. Faiz baronlarının bütçesidir. Neden böyle söylüyorum? Çünkü bu bütçede 4 trilyon lira borçlanma ve 4 trilyon lira faiz ödeme var. 4 trilyon lira borçlanacağım, 4 trilyon lira da ilave faiz ödeyeceğim diyen bir borç ve faiz bütçesini bir kez daha önümüze getirdim. Biz Yeniden Refah Partisi olarak Cumhur İttifakı’ndan neden ayrıldık? İşte bu borç ve faiz bütçeleri yüzünden ve ayrıldığımızdan beri ve 2002’den beri de bizi yine yanıltmıyorlar ve bir borç ve faiz bütçesini daha maalesef getiriyor. Giderler 27 trilyon, gelirler 23 trilyon. 3.9 trilyon lira bütçe açığı yani borçlanma. 3.9 trilyon lira. Neredeyse 4 trilyon. Faize verilecek para 3.97 trilyon yani 4 trilyon lira. Yani hesaplanan yeni kurla 70 milyar doların üzerinde bir para da faize verilecek. 2027’de vatandaştan toplanacak her 100 liralık verginin 20 lirası faize gidecek. günde 11 milyar lira saatte 453 milyon lira faize para aktarılacak. Doğrudan doğruya küresel faiz baronlarına ve Londra tefecilerine haraç olarak aktarılacak.” dedi.

“Sanayici, esnaf kan ağlıyor bankalar, faizciler bayram ediyor”

Bankacılık sektörünün yılın ilk dokuz ayında 780 milyar lira net kâr açıkladığını belirten Erbakan, aynı dönemde 93 bin esnafın kepenk indirdiğini, 270 milyar lira tutarındaki 258 bin çekin karşılıksız çıktığını aktardı.

Erbakan, “Esnaf kan ağlıyor, KOBİ’ler kan ağlıyor, üretici ve sanayici kan ağlıyor; bankalar, faizciler ise bayram ediyor.” ifadelerini kullandı.


“Bir yanda tek tuşla milyarlar indiren fon baronları diğer tarafta artık nefes alamayan sanayiciler ve emekçilerimiz”

Sanayi üretimindeki sorunlara da değinen Erbakan, üretici enflasyonunun yüzde 27’ye ulaştığını, enerji, ham madde ve finansman maliyetlerinin işletmeleri zorladığını belirtti.

Sanayicinin yüzde 42 faizle kredi kullanarak üretimini sürdürmeye çalıştığını söyleyen Erbakan, Türkiye sanayisinin 31 aydır aralıksız küçüldüğünü ifade etti.

Erbakan şöyle devam etti:

“Bir yanda tek tuşla milyarlar indiren fon baronları diğer tarafta alın teriyle mücadele eden ama artık nefes alamayan sanayiciler ve emekçilerimiz… Fabrikalarımızda, sanayimizde çarklar durdu. Kapasite kullanımı genel sanayide %74, tekstilde %69, makine sanayinde %64’e kadar düştü. Her üç makineden bir tanesi çalışmıyor, şalter indirildi. Sadece bu yılın ilk 10 ayında mahkemelere konkordato başvurusu yapan şirketler 5000’e yaklaştı. Ve yine bu yılın ilk 10 ayında 249 şirketimiz doğrudan doğruya iflas bayrağını çekti. Bunlar tabela şirketleri değil, her biri yüzlerce, binlerce insan çalıştıran, üretime, ihracata, sanayiye katkı sağlayan şirket. Son 18 ayda sadece tekstil ve hazır giyimde 5777 atölye ve fabrika kapandı. Tekstil ve hazır giyimde son 18 ayda 121 bin işçimiz işini kaybetti. Ailesiyle çoluk çocuğuyla 500 binden fazla insan bu krizden etkilenmiş oldu. Soruyoruz, rantiyeciye, tefeciye, fon vurguncusuna, imtiyazlı holdinglere gelince muslukları sonuna kadar açan iktidar, Anadolu’nun dört bir yanında sanayicinin ve işçinin ocağı sönerken nerededir? Biz Yeniden Refah Partisi olarak üreteni cezalandıran, alın terini cezalandıran ve faizciyi ihya eden bu çarpık düzeni değiştirecek adil ekonomik düzenle, Millî Görüşle Yeniden Refah iktidarında önce üretim, önce istihdam, önce alın teri diyeceğiz. Biz desteğimizi faiz baronlarına ve rantiyeye imtiyazlı holdinglere değil, üreticiye, sanayiciye, işçiye, emekçiye ve emekliye vereceğiz. Çiftçiye ve köylüye vereceğiz.”

“Dünyayı kirletenlerin faturasını Türk sanayicisi ve çiftçisi ödememeli”

Antalya’da 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erbakan, zirvenin kamuya maliyetini ve iklim politikalarının üretim üzerindeki etkilerini eleştirdi.

Zirve kapsamında katılımcılar, güvenlik ve Birleşmiş Milletler personelinin seyahat giderleri için yapılacak harcamalara dikkat çeken Erbakan, emekli ve çiftçi için kaynak bulunamadığının söylendiği bir dönemde bu harcamaların sorgulanması gerektiğini belirtti.

Küresel karbon salımında yüksek paya sahip ülkelerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Erbakan, Türkiye’nin payının yaklaşık yüzde 1 olduğunu ifade etti.

Erbakan, “Dünyayı Amerika, Çin ve Avrupa kirletecek, Türkiye temizleyecek, faturasını da Türk sanayicisi ve Türk çiftçisi ödeyecek. Böyle bir adaletsizliğe asla evet diyebilmemiz mümkün değil.” dedi.

Karbon vergileri ve iklim düzenlemelerinin sanayi, tarım ve hayvancılık üzerinde baskı oluşturacağını savunan Erbakan,
“Türkiye’nin karbon salınımındaki payı sadece yüzde bir ama karbon salınımındaki payı yüzde on dört olan Amerika işine gelmeyince Paris İklim Anlaşması’ndan çekiliyor, Kömür santrallerini harıl harıl çalıştırmaya devam ediyor ama karbon payı sadece %1 olan Türkiye’ye iklim kanunu çıkar, sanayine karbon vergisi koy, metan gazı yayıyor diye hayvancılığını ve tarımını kısıtla diyor.

Ne olacak hayvancılığı ve tarımı kısıtlayınca gıda güvenliğimiz tehdit altına, tehlike altına girecek ve en sonunda siyonistlerin projesi olan yapay etlere milletimizi mecbur bırakma noktasına gidecek. Biz Yeniden Refah Partisi olarak bu senaryoya başından sonuna kadar karşı çıktık ve çıkmaya devam edelim. Dünyayı Amerika, Çin ve Avrupa kirletecek, Türkiye temizleyecek, faturasını da Türk sanayicisi ve Türk çiftçisi ödeyecek. Böyle bir adaletsizliğe asla evet diyebilmemiz mümkün değil. Merhum liderimiz Erbakan Hocamızın onlar ortak biz pazar olmayacağız dediği gibi ortak pazarla ilgili olarak biz de bugün haykırıyoruz. Onlar dünyayı kirletirken biz karbon ayak izi masallarıyla sanayisini kapatan tarım ve hayvancılığını bitirip yapay ete ve ithalata mahkûm edilen bir pazar ülke olmayacağız. Bunu reddediyoruz.” ifadelerini kullandı.

İlgili Haberler