Tarih bazen kitaplarda değil, taşın suskunluğunda saklıdır.
Bazen bir köprü, sadece iki yakayı değil; geçmiş ile bugünü, acı ile umudu, yıkım ile dirilişi birbirine bağlar.
Bosna Hersek’in kalbinde yükselen iki kadim eser; Mostar Köprüsü ve Konjic Köprüsü, işte tam da böyle iki sessiz tanıktır.
Biri Neretva Nehri’nin üzerinde zarif bir hilal gibi yükselen Mostar Köprüsü…
Diğeri aynı nehrin zümrüt sularında, Konjic şehrinde vakur bir şekilde duran Konjic Köprüsü…
İkisi de Osmanlı’nın estetik anlayışını, medeniyet köprüsü olma iddiasını taşır.
Ve ne acıdır ki, ikisi de farklı zamanlarda ama aynı kaderi yaşamıştır: yıkım.
Mostar Köprüsü, Bosna Savaşı sırasında gözler önünde yıkıldı.
Sadece taşlar değil, bir halkın hafızası, birlikte yaşama kültürü de hedef alındı.
O yıllarda Saraybosna Kuşatması devam ederken, Bosna’nın dört bir yanında acı hüküm sürüyordu.
Sırplar Saraybosna’da Hırvatlar Mostar çevresinde yıkımlar ve katliamlar yapıyordu.
Ahmiçi Köyü’nde yaşanan katliam, insanlığın utanç sayfalarına kazınırken; Mostar ve çevresinde de yıkım ve gözyaşı eksik olmuyordu.
Ancak Mostar Köprüsü’nün yaşadığı kader, aslında yıllar önce Konjic’te bir başka köprüye uğramıştı.
Konjic Köprüsü, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, 3 Mart 1945’te geri çekilen Alman birliklerinin bombardımanıyla ağır hasar aldı.
Bir medeniyetin zarafeti, savaşın acımasızlığı karşısında bir kez daha yıkılmıştı.
Yerine yapılan geçici ve ruhsuz yapılar, o köprünün tarihini ve estetiğini uzun yıllar gölgeledi.
Ama tarih sadece yıkımlardan ibaret değildir.
Aynı zamanda yeniden ayağa kalkışların da hikâyesidir.
Her iki köprü de, yıllar sonra Türkiye’nin öncülüğünde yeniden hayat buldu.
Mostar Köprüsü, aslına uygun şekilde yeniden inşa edilerek dünya mirası olarak ayağa kaldırıldı.
Konjic Köprüsü ise Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (Tika) öncülüğünde, 2005’te başlayan çalışmalarla 2009 yılında yeniden inşa edilerek Bosna halkına armağan edildi.
Konjic Köprüsü’nün hikâyesi ayrıca Osmanlı’nın izlerini de taşır.
1682 yılında, IV. Mehmet döneminde inşa edilen bu köprü, sadece bir ulaşım yolu değil; Bosna ile Hersek’i birbirine bağlayan bir medeniyet damarıydı.
Yıkıldı, değiştirildi, unutulmaya yüz tuttu… ama yeniden doğdu.
Bugün bu iki köprüye baktığınızda sadece taş görmezsiniz.
Mostar’da suya yansıyan kemer, size sabrı ve direnişi anlatır. Konjic’te yükselen taşlar ise hatırlamanın ne kadar önemli olduğunu fısıldar.
İki köprü…
İki ayrı zaman…
Ama tek bir hakikat:
Yıkmak kolaydır, yaşatmak ise irade ister.
Ve Bosna’da köprüler hâlâ ayakta…
Sadece iki yakayı değil, geçmiş ile geleceği de birbirine bağlamaya devam ediyor.