Zafere gidenlerin en büyük hilesi, gerçek gücünü gizleyebilmesidir.
Tarih boyunca birçok mücadelede görüldüğü gibi, zayıf görünen taraf çoğu zaman sabırla bekleyerek gücünü saklamış ve doğru zamanda ortaya koymuştur. Güçlü tarafın en büyük hatası ise çoğu zaman rakibini küçümsemek, onu ciddiye almamak ve tedbiri elden bırakmaktır. Oysa akıl ve strateji, sadece güçlü olmakla değil; karşısındakini doğru okuyabilmekle kazanılır. Bu yüzden gerçek bilgelik, ne kendi gücüne fazla güvenmek ne de düşmanını hafife almaktır.
İran İslam Cumhuriyeti’nin uzun yıllardır izlediği politikalar, yüzeyden bakıldığında çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Baskı, ambargo ve tehditlere rağmen sergilediği sabırlı ve temkinli yaklaşım, özellikle Batı dünyasında zayıflık olarak algılanmıştır. Oysa bu durum, çoğu zaman bilinçli bir stratejinin parçasıdır.
Bir mücadeleye girmeden önce, karşındaki gücü ve onun beslendiği medeniyet birikimini anlamak gerekir. Tanımadığın bir yapıyla mücadele etmek, öngörülemez sonuçları da beraberinde getirir.
Kavgada karşındakini yeterince tanımazsan herşeyi göze alman gerekir.
Savaşı başlatmak kolaydır; ancak bitirmek ve sonuçlarını yönetmek çok daha zordur.
Amerikan devlet aklı, birkaç yüzyıllık bir tarihsel tecrübeye dayanırken; İran, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan kadim bir devlet geleneğinin temsilcisidir. Bu tarihsel derinlik, İran’ın siyasi reflekslerine, kriz yönetimine ve sabır stratejisine doğrudan yansımaktadır. Bu nedenle İran’ı sadece güncel politikalar üzerinden okumak, büyük bir eksikliktir.
İsrail’in bölgedeki varlığı ise yaklaşık bir asırlık işgal ve yıkıma dayalı bir tarihsel sürece dayanmakta ve büyük ölçüde çatışmalar, güvenlik politikaları ve bölgesel dengeler üzerinden şekillenmektedir.
Satın alınan sözde Müslüman ülkelerin yöneticileri ile işbirliği yapsada bölgesindeki ülkelerin halklarının nefretini çeken İsraile karşı büyük bir öfke var.
Bu durum, bölgedeki her gelişmenin katliamların toplumsal hafızalarda olumsuz derin izler bırakmasına neden olmaktadır.
Kadim milletlerin kadim aklı vardır.
Türk milletinin binlerce yıllık devlet geleneği ve savaş tecrübesi olduğu gibi, İran da tarih boyunca geliştirdiği derin bir stratejik akla sahiptir.
Bu akıl, gerektiğinde sabırla geri çekilmeyi, gerektiğinde ise sert ve kararlı adımlar atmayı bilir.
İran’ın bugün izlediği politikalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Özellikle misilleme süreçlerinde savaşta olsa bile sivil kayıplara karşı gösterilen görece hassasiyet, bu devlet aklının kontrollü ve hesaplı hareket etme anlayışının bir parçası olarak yorumlanabilir.
İsrail ve ABD ise sivilleri gözetmeden hareket etmesi savaşın uluslararası kurallarına dikkat etmemesi bile onların dünya kamuoyunun gözünde savaşı kaybettiklerini gösteriyor.
Türkçede kullanılan “Acem aklı” deyimi, çoğu zaman karmaşık, ince hesaplara dayanan stratejik yaklaşımları ifade eder. İran’ın tarih boyunca geliştirdiği diplomasi dili ve siyasal refleksleri de bu bağlamda değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak; bir milleti anlamak için sadece onun askeri veya siyasi gücüne bakmak yeterli değildir. O milletin tarihini, kültürünü, düşünme biçimini ve kriz anlarında verdiği tepkileri doğru analiz etmek gerekir.
Bugün karşı karşıya olunan tabloya bakıldığında, bir yanda binlerce yıllık devlet geleneğine sahip kadim bir akıl; diğer yanda daha kısa vadeli stratejilerle hareket eden bir yaklaşım bulunmaktadır. Tarih ise çoğu zaman sabreden, derin düşünen ve doğru zamanı bekleyen tarafın lehine işlemektedir.