Samsun siyasetinde ilginç bir aile tablosu… Baba bir partinin il yönetiminde, eş başka bir partinin ilçe kadın yapılanmasında, kız ise başka bir siyasi partinin genel merkez gençlik kadrosunda. Peki bunun adı demokrasi mi, siyasi özgürlük mü, yoksa “evde koalisyon” mu?
Samsun siyasetinde bazen öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki insan ister istemez “Bu kadarına da pes!” demekten kendini alamıyor.
Şimdi isim vermeyeceğim.
Zaten bilen biliyor.
Bilmeyen de biraz sonra konunun ne olduğunu anlayacak.
Ortada bir siyasi tablo var.
Ailenin babası, Yeniden Refah Partisi Samsun İl Yönetimi’nde il başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.
Eşi, Ak Parti Canik İlçe Kadın Kolları’nda görev yapıyor.
Kızı ise Anahtar Parti Genel Merkezi Gençlik Kolları’nda görev üstleniyor.
Şimdi soruyorum:
Bu nasıl bir siyasi aile tablosudur?
Baba bir tarafta…
Anne başka tarafta…
Kız başka bir siyasi yapının genel merkezinde…
Böyle aileye de “çok partili siyasi sistemin küçük modeli” denmez mi?
EVDE MİLLİ İTTİFAK, TEŞKİLATTA YERLİ VE MİLLİ SİYASET!
Şimdi kimse yanlış anlamasın.
Elbette herkes istediği partiye oy verebilir.
Elbette eşler farklı siyasi görüşlere sahip olabilir.
Elbette çocuklar anne ve babalarının siyasi tercihlerini paylaşmak zorunda değildir.
Demokrasi budur.
Ama mesele biraz daha farklı.
Çünkü burada söz konusu olan sıradan bir seçmenlik meselesi değil.
Siyasi partilerin aktif teşkilat görevleri söz konusu.
Biri il yönetiminde…
Diğerleri başka bir siyasi partinin teşkilatlarında…
İşte tam bu noktada insanın aklına ister istemez şu geliyor:
“Dava birliği nerede başlıyor, aile birliği nerede bitiyor?”
“TEŞKİLATTA SADAKAT” DERSİ VERİLİRKEN…
Siyasetçiler zaman zaman teşkilat mensuplarına birlikten, beraberlikten, sadakatten, dava şuurundan bahseder.
“Teşkilat bir bütündür” denir.
“Davamız birdir” denir.
“Biz aynı gemideyiz” denir.
İyi güzel de…
Aynı gemideyseniz, aileden üç kişi neden üç ayrı siyasi iskelede?
Yoksa mesele şu mu?
Teşkilatta dava, evde demokrasi!
Olabilir.
Hatta buna yeni bir siyasi model bile isim verebiliriz:
“Aile tipi koalisyon siyaseti.”
Baba Yeniden Refah…
Anne Anahtar Parti…
Kız Anahtar Parti Genel Merkezi…
Ne güzel!
Seçim günü evde sandık kurulsa, sonuçları YSK bile merak eder.
KİM KİME SÖZ GEÇİRİYOR?
Burada asıl tartışılması gereken nokta şu:
Kimsenin ailesine siyasi tercih dayatmasını savunmuyorum.
Zaten böyle bir şey demokrasinin ruhuna aykırıdır.
Fakat aktif siyaset yapan bir kişinin ailesindeki bu siyasi çeşitlilik, ister istemez kamuoyunda siyasi temsil ve tutarlılık tartışması yaratır.
Çünkü siyasetçinin işi sadece konuşmak değildir.
Siyasetçi aynı zamanda temsil eder.
Ve temsil ettiği yapı açısından güven duygusu oluşturmak zorundadır.
Şimdi vatandaşın aklına şu soru geliyorsa, siyasetçinin de bu soruya verecek bir cevabı olmalıdır:
“Kendi evindeki siyasi tablo bu kadar renkliyken, teşkilata siyasi birlik ve dava şuuru nasıl anlatılıyor?”
İşte mesele budur.
AİLECE SİYASET YAPMAKTA SAKINCA YOK…
Ama siyasi etik konusunda konuşacaksak, çıta herkese aynı yükseklikte olmalı.
Rakip partinin siyasetçisine “aidiyetin nerede?” diye sorarken, kendi çevrende benzer sorular ortaya çıktığında “Ama onlar benim ailem” demek meseleyi çözmez.
Çünkü etik, sadece rakibe uygulanınca etik değildir.
Etik, insanın kendisine de uyguladığı ölçüdür.
Siyasette en kolay şey başkasına ayna tutmaktır.
Zor olan, aynı aynaya kendi yüzünü çevirmektir.
SAMSUN KÜÇÜK YER, SİYASET DAHA DA KÜÇÜK!
Samsun’da siyaset yapanlar şunu çok iyi bilir:
Bu şehirde kimin nerede olduğu, kimin hangi teşkilata gittiği, kimin hangi toplantıda göründüğü uzun süre gizli kalmaz.
Siyaset küçük bir çevrede döner.
Herkes herkesi tanır.
Dolayısıyla “Kimse fark etmez” düşüncesi siyasette pek çalışmaz.
Bugün bir kişinin eşi başka partide, çocuğu başka siyasi yapıda görev alıyorsa, yarın vatandaş bunu sorar.
Soracaktır da.
Ve o zaman verilecek cevap:
“Ailemin siyasi tercihine karışamam.”
olabilir.
Bu demokratik açıdan gayet makul bir cevaptır.
Ama o zaman başka bir soruya da hazırlıklı olmak gerekir:
“Peki siz de başkalarının siyasi tercihlerini eleştirirken aynı özgürlük anlayışını gösterecek misiniz?”
SON SÖZ
Benim derdim ne bir annenin ne bir babanın ne de bir evladın siyasi tercihi.
Benim derdim siyasetteki tutarlılık meselesi.
Çünkü siyasetçinin ailesi farklı düşünebilir.
Bunda hiçbir problem yok.
Problem, başkalarına “sadakat”, “dava”, “teşkilat disiplini” ve “siyasi aidiyet” anlatılırken, kendi çevresindeki siyasi tabloya hiç bakılmamasıdır.
O zaman ortaya şöyle bir manzara çıkar:
Kürsüde dava birliği…
Evde siyasi çeşitlilik…
Teşkilatta disiplin…
Ailede koalisyon…
İşte Samsun siyasetinin yeni sorusu belki de tam olarak budur:
“Siyasetçilerin aileleri kaç partiye bölünebilir?”
Cevabı elbette herkes kendi vicdanında verecek.
Ama bir şeyi de unutmamak gerekir:
Siyasette herkes başkasının hesabını sorabilir. Asıl mesele, sıra kendi hesabına geldiğinde aynı cesareti gösterebilmektir.