Abdussamed Tosun yazdı: Her şey sosyal medyada göründüğü kadar kusursuz mu, yoksa gerçek bambaşka mı?

Yayınlama: 19.07.2026
A+
A-

Dijitalde doğmuş bir projenin televizyon ekranlarında geniş kitlelerle buluşması bence oldukça kıymetli. Ezberlenmiş senaryolar, aynı hikayeler ve birbirini tekrar eden yapımlar eskisi kadar ilgi görmüyor. İzleyici artık samimi ve kendinden olanı ararken aynı zamanda ne izleyeceğine de kendisi karar veriyor. Belki de bu yüzden yıllardır dijital mecralarda milyonlarca kişiye ulaşan ve ilgiyle takip edilen Mert Öztürk’ün televizyon ekranlarında da karşılığını bulması hiç şaşırtıcı değil.

Bunun en somut göstergesi ise reytinglerde elde ettiği başarı. Son bölümün ardından en çok izlenen programlar arasında ikinci sıraya yükselmesi, tesadüf olmadığı gibi izleyicinin de aslında artık ne istediğini açıkça gösteriyor. Demek ki insanlar artık sadece eğlenmek değil öğrenmek, anlamak ve dünyanın farklı yüzleriyle tanışmak istiyor. geçtiğimiz yıl ilk sezonuyla ekranlara gelen, bu yıl ise ikinci sezonuyla yeniden izleyiciyle buluşan programın en çok izlenen yapımlar arasında yer alması açıkçası beni hiç şaşırtmadı. Çünkü biz Mert Öztürk’ü yeni tanımıyoruz. Onu yıllardır dijital medyadan takip ediyor, dünyanın dört bir yanına onun objektifiyle yolculuk ediyoruz.

Mert Öztürk’ü diğer seyahat kanallarından ayıran en önemli şey ise samimiyeti. Rol yapmıyor, ezber cümleler kurmuyor, merak ediyor, soruyor, dinliyor ve izleyiciyi de o yolculuğun bir parçası haline getiriyor. Bu yüzden ekranın karşısında sadece bir ülkeyi değil, o ülkenin insanını, acısını, sevincini ve gerçek yüzünü tanıyorsunuz. Bu haftaki bölümde rota, Kenya’nın başkenti Nairobi’deki Dandora çöplüğüydü. Dünyanın en zorlu yaşam alanlarından biri olarak gösterilen bu devasa çöp dağında binlerce insan, ağır kokuya, hastalık riskine ve insanın içini sızlatan şartlara rağmen ekmek mücadelesi veriyor. Bir yanda çöpler arasında hayata tutunmaya çalışan insanlar diğer yanda ise dünyanın geri kalanının çoğu zaman hiç görmediği bir gerçek. O görüntüler, ekran başındaki herkese uzun süre unutamayacağı sorular sorduruyor.

Programın ikinci durağı ise bambaşka bir dünyaydı. İtalya’nın kartpostalları süsleyen gözde tatil beldesi Positano. Masmavi deniz, rengarenk evler, eşsiz manzaralar, meşhur İtalyan mutfağı ve hareketli gece hayatı işts tam da sosyal medyada görmeye alıştığımız kareler. Fakat programın en sevdiğim tarafı tam da burada başlıyor. Öztürk izleyicisine “her şey sosyal medyada göründüğü kadar kusursuz mu, yoksa gerçek bambaşka mı?” Sorusunu sorduruyor. Evet Mert sadece kartpostalları değil o kartpostalın arka yüzünü de gösteriyor. Turistlerin uğramadığı sokaklara giriyor, insanların gerçek hayatına dokunuyor ve aynı şehirde yan yana yaşayan zenginlik ile yoksulluk arasındaki derin uçurumu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Belki de Kuralsız Sokaklar’ın başarısının sırrı tam olarak burada yatıyor. Bize yalnızca yeni ülkeler göstermiyor aynı zamanda önyargılarımızı, ezberlerimizi ve ekranlardan gördüğümüz kusursuz hayat algısını da sorgulatıyor. Dünyanın ne kadar büyük, insan hikayelerinin ise ne kadar ortak olduğunu hatırlatıyor. Bugün televizyon ekranında gerçekten kaliteli ve güzel işler yapan program sayısı çok bir elin parmak sayısını geçmez. Kuralsız Sokaklar ise bunu başarabilen nadir yapımlardan biri diyebilirim. Eğer siz de sadece gezilecek yerleri değil, o coğrafyanın gerçek hikayelerini merak ediyor ve görmek istiyorsanız, Mert Öztürk’ün sunumuyla ekrana gelen Kuralsız Sokaklar’a bir şans vermenizi tavsiye ederim.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.