Dünya Kupası’ndan geriye koca bir hayal kırıklığı kaldı!

Yayınlama: 20.06.2026
A+
A-

2002 Dünya Kupası’nın heyecanını yaşamış, son ana kadar mücadele eden bir neslin çocukları olarak yıllar sonra yeniden Dünya Kupası’nda yer almanın heyecanını yaşadık. Ancak ne yazık ki bu heyecan, ilk iki maçını kaybederek turnuvaya veda eden ilk takım olmanın utancıyla son buldu. Yıllar sonra Dünya Kupası’na katılmanın heyecanını yaşayan sırf maçı izleyebilmek için uykusundan feragat ederek sabah işe giden insanlara bu kesinlikle yapılmamalıydı ama geriye dönüp baktığımızda elimizde kalan tek şey koca bir hayal kırıklığı.. Üstelik turnuvanın en dengeli, hatta en kolay gruplarından birinde mücadele etmemize rağmen ne galibiyet alabildik ne de tek bir gol atabildik.

Sahada pozisyon üretmekten uzak, mücadele etmeyen ve rakibine kolay teslim olan bir takım vardı. Avustralya karşılaşmasında henüz ilk 20 dakikada oyunun gidişatı belliydi. Herkes kenardan oyuna dokunacak cesur bir hamle bekledi ve maçı okuyabilen, risk alabilen bir teknik direktör görmek istedi ama ne yazık ki değişen hiçbir şey olmadı. Aynı hatalarda ısrar edildi ve bunun bedeli ağır oldu. Sonra Paraguay maçı geldi hani dedik ki belki bu kez olur kazanırız ama yine aynı senaryo, yine aynı bilindik ruhsuz bir futbol.

Bu turnuva bize çok acı bir gerçeği hatırlattı mücadele etmezseniz, sahaya karakter koymazsanız dünyanın herhangi bir takımına karşı kaybedebilirsiniz. Hatta izlediğimiz futbol, insana Yeşil Burun Adaları’na bile yenilebileceğimiz düşüncesini getirdi. Bunu küçümsemek için söylemiyorum. Tam tersine, o takımın sahaya koyduğu mücadele ve kazanma arzusu, bizim göremediğimiz ruhun en açık örneklerinden biriydi. Asıl bu milleti üzen şey ise skor’dan çok sahadaki ruh eksikliğiydi. Dünya Kupası gibi futbolun zirvesinde, forması için son nefesine kadar savaşması gereken bir milli takım yerine, mücadeleden uzak bir görüntü izledik. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor Dünya Kupası’na futbol oynamaya mı geldiniz, yoksa sosyal medyada paylaşım yapıp kameralara poz vermeye mi?

Bir de her maçın sonunda aynı cümleler ”nasip, kısmet vs.” Elbette futbolda kazanmak da var, kaybetmek de ama mücadele vermeden edilen bu sözler kimseyi teselli etmiyor. Taraftar önce sahada savaşan bir takım görmek ister. Kaybetmek affedilir teslim olmak ise asla. Mücadele etmeden, alınan her yenilgi kaderle açıklamak, taraftarın ve bu milletin iyi niyetini de suistimal etmektir. Bizim Çocuklar’a sadece şunu söylemek istiyorum ”Siz sadece futbol oynamıyorsunuz. Sırtınızdaki formayla milyonlarca insanın hayallerini, özlemlerini, çocukluk anılarını ve babaların gözyaşlarını taşıyorsunuz. Kamera önünde poz vermek kolaydır o formanın hakkını vermek ise zordur. Bunu hiçbir zaman unutmayın.”

Şimdi geriye tek bir soru kalıyor bu başarısızlığın sorumluluğunu kim üstlenecek? Teknik heyet mi? Futbolcular mı? Yoksa yıllardır değişmeyen futbol düzeni mi? Çünkü milyonlarca insanın umudunu boşa çıkarmanın da, yıllardır beklenen Dünya Kupası’nı böylesine silik geçirmenin de mutlaka bir hesabı olmalı. Futbol sadece forma giymek değil o formanın üzerindeki Türk bayrağının ağırlığını taşımak ve milyonlarca insanın hayalini sırtlamaktır. O yükü taşıyamayanlar önce aynaya bakmalıdır.

O zaman biz en iyisi MotoGP izlemeye devam edelim. Çünkü orada Toprak Razgatlıoğlu var. Son viraja kadar mücadeleden vazgeçmeyen, düştüğünde yeniden ayağa kalkan, temsil ettiği bayrağın hakkını veren bir sporcu izliyoruz. Kazansa da kaybetse de arkasında “Elinden geleni yaptı.” dedirten bir karakter görüyoruz. Çünkü insanlar sonuçtan önce mücadeleyi görmek ister. Gerçek başarı, kupayı kaldırmak kadar son düdüğe kadar savaşabilmektir.

Eyvallah..

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.