Operasyonların Zamanlaması mı, Hukukun Zamanı mı?

Operasyonların Zamanlaması mı, Hukukun Zamanı mı?
Yayınlama: 30.06.2026
A+
A-

Türkiye son yılların en büyük belediye operasyonlarına tanıklık ediyor. Özellikle CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma iddiaları kapsamında yürütülen soruşturmalar kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Kimi belediye başkanları tutuklanıyor, kimileri görevden uzaklaştırılıyor, dosyalar her geçen gün büyüyor.

Ancak toplumun önemli bir kesiminin aklında, yüksek sesle dile getirilmese de giderek büyüyen bir soru var:

Madem bu usulsüzlükler yıllardır vardı, devlet bunları yeni mi gördü?

Eğer savcılıkların elinde uzun süredir deliller bulunuyorsa neden yıllarca beklenildi? Eğer yeni deliller ortaya çıktıysa bunlar nasıl ve ne zaman elde edildi? Yok eğer bu dosyalar uzun zamandır hazırlanıyorduysa neden tam da siyasi dengelerin değiştiği, iktidarın yerel seçimlerde önemli kayıplar yaşadığı dönemde peş peşe operasyonlar başladı?

Bu sorular yalnızca muhalefetin değil, hukuk devletine inanan herkesin cevap aradığı sorulardır.

Çünkü hukukta zamanlama da en az adalet kadar önemlidir.

Bir suç işlendiğinde devletin görevi; delilleri toplamak, soruşturmayı yürütmek ve gecikmeden adalet önüne çıkarmaktır. Suçun işlendiği iddia edilirken yıllarca beklenmesi, ardından siyasi atmosferin değiştiği bir dönemde düğmeye basılması ister istemez “hukuk mu işliyor, siyaset mi etkiliyor?” tartışmasını doğurmaktadır.

Elbette bunun karşısında savcılıkların dile getirdiği başka bir gerçeklik de vardır. Karmaşık mali suçlarda delil toplamanın, teknik incelemelerin ve tanık ifadelerinin uzun sürebileceği belirtilmektedir. Hukuken bunun mümkün olduğu da bilinmektedir. Ancak kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesi için soruşturmaların şeffaf yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Diğer tarafta ise başka bir tartışma daha var.

Son yıllarda bazı belediye başkanlarının seçildikleri partilerden ayrılarak AK Parti’ye katılmaları da kamuoyunda sıkça konuşuldu. Her siyasi partiye geçiş, demokratik sistem içinde hukuken mümkündür. Ancak seçmenin aklına şu soru geliyor:

Düne kadar kendi partisini savunan bazı belediye başkanları hangi gerekçeyle bir gecede siyasi çizgilerini değiştirdi?

Bu geçişlerin tamamının tek bir nedenle açıklanması mümkün değildir. Bazıları hizmet alabilmek için merkezi yönetimle uyum gerekçesini öne sürdü, bazıları parti yönetimleriyle yaşadığı anlaşmazlıkları gerekçe gösterdi, bazıları ise siyasi geleceğini farklı bir partide gördüğünü açıkladı. Bunun ötesine geçen; “baskı yapıldı”, “dosyalar kullanıldı”, “pazarlık yapıldı” gibi iddialar ise zaman zaman kamuoyunda dile getirilse de, bunları doğrulayan yargı kararı ya da somut ve kesinleşmiş deliller bulunmamaktadır. Bu nedenle bu tür iddiaları kesin gerçekmiş gibi sunmak gazetecilik açısından doğru olmaz.

Asıl mesele şudur:

Türkiye’de hukuka olan güven ancak adaletin herkese eşit uygulanmasıyla güçlenebilir.

Yolsuzluk varsa; faili hangi partiden olursa olsun üzerine gidilmelidir.

AK Parti’li belediye ise de CHP’li belediye ise de MHP’li ya da başka bir partiden ise de aynı kararlılık gösterilmelidir.

Çünkü seçici adalet, adalet değildir.

Muhalefetin “operasyonlar siyasidir” iddiası da, iktidarın “tamamı hukuki süreçtir” savunması da ancak bağımsız ve tarafsız yargının vereceği kararlarla anlam kazanacaktır. CHP yönetimi operasyonların siyasi olduğunu savunurken, iktidar ise soruşturmaların tamamen hukuki delillere dayandığını ifade etmektedir.

Vatandaşın beklentisi ise aslında çok basittir:

Ne suçlu korunmalı ne de masum cezalandırılmalıdır.

Adalet, seçim takvimine göre değil; hukuk takvimine göre işlemelidir.

Çünkü güçlü devlet, operasyon yapan devlet değil; hukuku herkese aynı ölçüde uygulayan devlettir.

Ve unutulmamalıdır ki…

Bir ülkede adaletin tarafsızlığı tartışılmaya başlandığında, yalnızca siyaset değil, devletin kurumlarına duyulan güven de yıpranmaya başlar.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.