Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, İstanbul Borsa’sındaki fon skandalına ilişkin yaptığı açıklamada, “Uluslararası kuruluşların, aylar öncesinden Türkiye’ye yaptığı açık uyarılar neden dikkate alınmadı? Hiçbir ekonomik dayanağı, üretimi ve karşılığı olmayan şirketlerin, halka arz değerlerinin 100 katına kadar değer kazanmasına kimler, hangi menfaatler karşılığında göz yumdu? Küçük yatırımcı bu enkaz altında can çekişirken, yaklaşan kaosu önceden haber alıp sermayesini kurtaran siyasetçi ve bürokratlar var mıdır? Varsa bunlar kimlerdir” diye sordu.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, partisinin Haftalık Olağan MYK toplantısı ardından gündeme dair açıklamalarda bulundu.
Yeni eğitim ve öğretim yılının henüz ikinci haftasında Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Yüzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde meydana gelen silahlı saldırının toplumda büyük bir endişeye yol açtığını belirten Suat Kılıç, saldırıyı en sert ifadelerle kınadı.
Kılıç, şunları söyledi:
“Menfur saldırıda yaralanan öğrencilerimize ve ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz, acil şifalar diliyoruz. Dün, Ankara’da İçişleri Bakanı ile Milli Eğitim Bakanı arasında bir güvenlik protokolü imzalandı. Gerekli ama yeterli değil. Çünkü güvenlik sorunu sebep değil sonuçtur. Bu hadiseler güvenlik boyutuna indirgenemez. Eğitim önemlidir. Mesleki eğitim daha da önemlidir. Ama en önemlisi manevi eğitimdir. Manevi eğitim ihmal edilirse manevi vatan kaybedilir. Manevi vatan kaybedilirse, Allah korusun, gök vatan, yeşil vatan, mavi vatan elimizde ne varsa anlamını kaybedebilir. Tek başına din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri manevi vatanın ve nesillerin kurtuluşu için yeterli değildir. Okul, aile, devlet ve STK’lar hep birlikte harekete geçmelidir. Topyekün harekete geçmek için daha büyük ve daha dehşetli saldırılar beklenmemelidir. Olayın öteki yüzünde ruhsatsız silahlar ve bireysel silahlanma var. Kanunsuz silah edinmenin ve bulundurmanın önüne mutlaka geçilmelidir. Mevzuata uygun, ruhsatlı bireysel silahlar içinse ağır cezai sorumluluklar getirilmelidir. Madem ki bu menfur saldırıları engelleyemiyorsunuz, yaşına başına bakmadan eline silah alanı; yaşına başına bakmadan en ağır cezalara Devlet olarak Hükümet olarak muhatap kılacaksınız.”
MYK toplantısında Ekonomik İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Bayramoğlu’nun Borsa İstanbul’da yaşanan gelişmelere ilişkin bir sunum yaptığını aktaran Kılıç, Genel Başkan Dr. Fatih Erbakan’ın konuya ilişkin değerlendirmelerini hatırlatarak konu ile ilgili şu ifadeleri kullandı:
“Borsa İstanbul’da yaşanan büyük çöküş, bir iş kazası veya sıradan bir piyasa dalgalanması değildir. Bu çöküş; göz göre göre gelen doyumsuzluğun, denetimsizliğin ve liyakatsizliğin eseri olan çok ağır bir dolandırıcılık vakasıdır. Hadisenin adını doğru koymaz, teşhisi doğru yapmazsanız tedaviyi de sağlayamazsınız.
Yıllardır kuruş kuruş biriktirdiklerini, devletin kurduğu sisteme emanet eden milyonlarca küçük tasarruf sahibi, Borsa’daki büyük çöküşün ardından bugün gözyaşlarını biriktiriyor. Yazık, günah değil mi?
Şimdi bu kirli oyunu tezgahlayan failleri bulmak için soruyoruz:
Uluslararası kuruluşların, aylar öncesinden Türkiye’ye yaptığı açık uyarılar neden dikkate alınmadı? Hiçbir ekonomik dayanağı, üretimi ve karşılığı olmayan şirketlerin, halka arz değerlerinin 100 katına kadar değer kazanmasına kimler, hangi menfaatler karşılığında göz yumdu? Türkiye’nin, 50 yıllık, dişiyle tırnağıyla büyümüş köklü sanayi şirketlerinin ulaştığı değere, birkaç ayda ulaşan içi boş şirketlere; kim onay verdi, kim teşvik etti, kimler göz yumdu? Fon şirketlerinin, sahip oldukları tasarruf finansmanı şirketlerinden borç alabilmelerinin önünü kim açtı? Yıllar öncesinde mevzuata konulan ‘inançlı mülkiyet esası’ kavramını, hangi fonların çiğnemesine müsaade edildi? Küçük yatırımcı bu enkaz altında can çekişirken, yaklaşan kaosu önceden haber alıp sermayesini kurtaran siyasetçi ve bürokratlar var mıdır? Varsa bunlar kimlerdir?
Borsadaki tarihi çöküş; küresel finans otoritelerinin bağıra bağıra yaptığı uyarıları duymayan, kendi bildiğini okuyan, kontrolsüz, denetimsiz, doyumsuz ve işbirlikçi bir kadronun eseridir. Türkiye’nin kaynakları, imtiyazlı zümrelerin oyun ve sömürü alanına çevrilmiştir. Bu büyük vurgunun hesabı yargı önünde mutlaka sorulmalıdır. İşin en vahim tarafı, soruşturmayı başlatan, Sermaye Piyasası Kurulu değil, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Savcıların gördüğünü yılların SPK uzmanları görmüyor mu? Görmüyorsa nasıl görmüyor?! SPK bu işe bakmıyorsa neye bakıyor, ne işe yarıyor?
Türkiye’nin kaynaklarının imtiyazlı çevrelerin sömürü alanına dönüştürüldüğünü savunan Kılıç, Yeniden Refah Partisi olarak sürecin takipçisi olacaklarını açıkladı:
“Yeniden Refah Partisi olarak; Borsa’da yaşananların karartılmasına ve sorumluların adaletten kaçmasına müsaade etmeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz, izin vermeyeceğiz. 16 Eylül 2026 tarihini ajandamıza kaydediyor be muhtemel gelişmeleri yakın takibe alıyoruz. Bugün Türkiye’nin likit kaynak bulmakta zorlanması, dış borçların 565 milyar dolara ulaşması, borç faizlerinin yüksekliğine dayalı maliyet artışları nedeniyle enflasyonun kontrol altına alınamaması da dahil olmak üzere ekonomideki çöküşün nedeni; işte bütün bu vurgun ve soygunlar nedeniyle sisteme duyulan güvensizliktir. Borsa’da kontrolsüz, hukuksuz ve pervasız bir şekilde vurgun yapanlar, sadece küçük yatırımcıları silkelemekle kalmamış ulusal ekonomimizi de çöküşe sürükleyerek 86 milyonun ekmeğiyle oynamıştır. Fatura ne kadar ağırsa hesabı da aynı ağırlıkta sorulmalıdır.”
Akaryakıt fiyatlarındaki yükselişe de değinen Kılıç, Samsun’daki pompa fiyatlarını örnek göstererek benzinin litresinin 82 liraya, motorinin ise 98 liraya ulaştığını ifade etti.
Kılıç, artan akaryakıt maliyetlerinin ekonominin bütün alanlarına yansıyacağı uyarısında bulundu:
“Rafinerilere ortalama uzaklık nedeniyle rakamlar Türkiye ortalamasını yansıtsın diye Samsun’dan bugün itibarıyla bir akaryakıt istasyonunun pompa fiyatları. Bir litre benzin seksen iki lira, kurşunsuz; bir litre dizel doksan sekiz lira. Dört lira bir indirim bekleniyor. Birkaç gün içinde olur mu, olmaz mı? Bilemiyorum. Üç haneyi gördük. İki haneye döndük. Döndük ama 98’lerden, 99’lardan aşağıya inemiyoruz. Bu şartlar altında dolmuşçu kontak açacak. Bu şartlar altında taksici kontak açacak, kamyoncu kontak açacak, bütün bu maliyetler navlunlara yansıyacak. Otobüsçü bu şartlar altında kontağını açacak. Belki hepsinden önemlisi, enflasyonun da kaynağı olan gıda enflasyonunun ana maliyet kalemi olan traktör mazotu da bu fiyattan alınacak. Köylü depoyu 98 liradan dolduracak. Traktörü tarlaya sürecek. Ve artan maliyeti faturaya yansıtmak mecburiyetinde kalacak. Allah kolaylık versin. Allah köylümüze de kolaylık versin, çiftçimize de kolaylık versin. Emeğinin karşılığını alamayan üreticimize de Allah kolaylık versin. Çarşıya pazara gelen, emekli maaşını, asgari ücreti getiremeyip, alamayıp evine eli boş dönen vatandaşlarımıza da Allah kolaylık versin diyorum” dedi.
İran’a Türkiye’den uçuşların durdurulmasına yönelik bir soruya Kılıç şu yanıtı verdi:
”Türkiye’nin güvenlik kaygıları varsa bunların açıklanması lazım. Türk Hava Yolları gibi, Anadolu Jet gibi millî havacılık kuruluşlarımız ve millî havacılık kuruluşlarımızla birlikte uçuş gerçekleştiren diğer Türk Hava Yolu şirketleri Amerika Birleşik Devletleri’nin ambargo ve boykotlarına rıza göstermemelidir. Bir uluslararası baskı olduğu anlaşılıyor, İran’ı izole etmek yönünde. Eğer İran hava sahasının güvenliği ile ilgili garantiler veriyorsa Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in de İran hava sahasını karartmaya, kirletmeye hakkı yoktur diyorum. İran’a uçuşların durdurulmasına itiraz ettiğimiz gibi Türkiye’deki tek faaliyet gösteren İran Bankası’nın faaliyetlerinin sonlandırılmasını da bu anlamda doğru bulmuyoruz. Bir bankanın uluslararası faaliyetlerinin sonlandırılabilmesi için uluslararası hukuk nezdinde kabul gören bankacılık ve para, kara para suçunu işlemiş olması icap eder. Türkiye’nin böyle bir dönemde küresel ve bölgesel dengeleri gözetmesi ve bir miktar da D8’e dönüş hassasiyetiyle hareket etmesi elzemdir diye düşünüyoruz.”