”Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri aşağılama” suçlamalarıyla temmuz ayından bu yana tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş, ilk kez çıktığı mahkemede toplam 19 ay hapis cezası alarak tahliye edildi.
Temmuz ayında sahne performanslarındaki politik şakaları yüzünden demir parmaklıklar ardına gönderilen Deniz Göktaş, aylar sonra hakim karşısında adeta açtı ağzını yumdu gözünü. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Göktaş, cezaevi tecrit koşullarından Türkiye’deki siyasi kayırmacılığa kadar pek çok konuya değinerek oldukça kapsamlı bir savunma yaptı ve duruşma sonunda özgürlüğüne kavuştu.
ADALETSİZLİĞE ÇARPICI BİR KIYASLAMA YAPTI
Savunmasında çifte standart eleştirisi yapan Göktaş, SPK’nın tasfiye ettiği fonlar üzerinden haksız kazanç sağladığı iddia edilen ve AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden “affını isteyen” Fatma Betül Sayan Kaya örneğini verdi. Göktaş mahkemede şu çarpıcı sözleri kaydetti:
“Bakın bu haftadan çok somut ve ibretlik bir tablo var önümüzde: Bir emekli polis memuru çaresizlikten intihar etti. Diğer yanda ise fon skandalında 2 milyar liralık rantın odağında yer alan bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Fatma Betül Sayan Kaya görevinden ‘affını’ istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en yakın ekibine aldığı, vitrine koyduğu bir isim; halkın, tüyü bitmemiş yetimin hakkına girdiği belgelenince ne yapıyor? Çıkıp bağımsız mahkemelerde ya da halkın karşısında hesap verip istifa bile etmiyor, ‘affını talep ediyor.’ Yargı onlara dokunmuyor, bir avuç rantiyeci korunuyor. Ama diğer tarafta bir komedyen, Harbiye’de kurduğu 4 tane hiciv cümlesi için 3 Temmuz’dan beri güneş görmeyen hücrede tutuluyor. Bu çarpık tablo ancak ve ancak hesap vermeyen otoriter bir liderin ve onun zümresinin yönettiği bir ülkede yaşanabilir.”
MİZAH BU TOPRAKLARIN GENETİK KODUDUR
Eleştirinin ve mizahın asla suç olamayacağının altını çizen komedyen, Nasreddin Hoca’nın torunları olduğumuzu hatırlattı. Göktaş, sahnede komedyenlerin tek başına olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Mizah da hiciv de bu coğrafyanın genetik kodudur. Hepimiz Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız. Bir komediden veya sahnedeki şakadan rahatsız olunuyorsa onun cezası dinlememek, o gösteriye bilet almamaktır. Bir sanatçının karşılığı sansür, ters kelepçe ya da cezaevi olamaz. Komedyenler sahnede tek başınadır. Eğer politik mizah bu ülkede tamamen yasaklanmadıysa ‘utangaç diktatör’ demek suç teşkil etmez. Nasreddin Hoca bugün mezarından kalkıp sahneye çıksa konusu gidip göle maya çalmak olmazdı; doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, iktidarın adaletsizliklerini ve dönen rantları anlatırdı. Buradan çıksam da başıma gelen tüm bu trajikomik adaletsizlikleri sahnede anlatmaya devam edeceğim.”
DÖRT CÜMLE İÇİN HÜCREDE KALDI
Maruz kaldığı tecrit koşullarını detaylarıyla anlatan Göktaş, 3 Temmuz’dan bu yana gün ışığı görmeyen kuyu tipi bir hücrede, diğer tutukluların haklarından bile mahrum şekilde kaldığını ifade etti. İddianamedeki suçlamaların orantısızlığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“3 Temmuz’dan beri ‘kuyu tipi’ denilen bir cezaevinde, gün ışığı görmeden, diğer tutukluların yararlandığı haklardan dahi mahrum bırakılarak tek kişilik hücrede tutuluyorum. Dış dünyayla tek bağım haftada bir kez yaptığım telefon görüşmesi. İddianamede bana yöneltilen topu topu 4 cümle var. Harbiye’de kurduğum bu 4 cümle için tam 88 gündür hücredeyim; yani kurduğum cümle başına 22 gün tecrit yatırıldım. Ben bu 4 cümleyi Harbiye’de 5 bin kişiye, ondan önce de Türkiye’nin dört bir yanında tam 197 gösteride 100 binden fazla seyirciye anlattım. Hepsinde de kahkaha ve alkıştan başka hiçbir tepki almadım. Şovuma ilk tepkiyi Şamil Tayyar ‘zıpır’ diyerek gösterdi ama beklediği kamuoyu desteğini arkasında bulamadı. Yazan, çizen, düşünen insanlara bir nebze olsun otosansür sebebi olduysam tek üzüntüm budur. Kimse korkup geri adım atmasın; bilin ki sözlerimiz tahmin ettiğimizden çok daha güçlü.”
POLİSLER ÜLKEYE DÖNMESİNE ÇOK ŞAŞIRDI
Yurt dışından döndükten sonra havalimanında yaşadığı trajikomik gözaltı sürecini de anlatan komedyen, polislere hakkında aranma kararı olabileceğini bizzat kendisinin söylediğini belirterek süreci şu sözlerle aktardı:
“Ben beyin göçünü tersine çevirmeye, ülkemde kalmaya çalıştıkça Türkiye bana engel oluyor. Pasaport kontrolünde sistem uyarı verince polise ‘Hakkımda yakalama kararı olabilir’ diyen bizzat bendim. Havalimanında beni karşılayan polisler bile şaşırıp ‘Deniz niye döndün, sen salak mısın?’ dediler. Kelepçeye direnmek sadece 4 saniye sürdü; kendi ayaklarımla geldiğim ülkemde ters kelepçeyle gözaltına alındım. Aleyhimde hiçbir uyuşturucu iddiası veya suçlaması bulunmamasına rağmen benden uyuşturucu testi için kan ve idrar örneği alındı; ne aradılarsa hâlâ sonucu çıkmış değil. Emniyetteyken bana üç kez ‘Kılıçdaroğlu ile görüşmek ister misin?’ diye soruldu. ‘İstemiyorum’ dememe rağmen komiser beni ters kelepçeyle zorla onun yanına götürdü. Sonra o görüşmede konuşulanlar yalanlandı. Bizi neden, hangi kurguyla görüştürdüler hâlâ bilmiyorum.”
MAHKEME HEYETİ TAHLİYESİNE KARAR VERDİ
Duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasında Göktaş’ın ilgili suçlardan cezalandırılmasını ve tahliye edilmesini talep etti. Mahkeme heyeti verdiği bir saatlik aranın ardından komedyeni 19 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyesine hükmetti.