Muhalif belediyelere peş peşe operasyonlar sürerken, iktidar belediyelerine ilişkin dosyalar neden aynı ölçüde gündem olmuyor?
Türkiye’de son dönemde belediyelere yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturmaları kamuoyunun en önemli gündem başlıklarından biri haline geldi. Özellikle muhalefet partilerine mensup belediyelere yönelik gerçekleştirilen operasyonlar geniş medya ilgisi görürken, iktidar partisine bağlı bazı belediyelerde geçmişte kamuoyuna yansıyan iddiaların ve soruşturmaların aynı ölçüde gündeme gelmediği yönündeki tartışmalar yeniden alevlendi.
Hukuk devleti ilkesinin temelinde, kişi, kurum ya da siyasi kimlik ayrımı yapılmaksızın herkes için aynı kuralların uygulanması yer alıyor. Bu nedenle kamuoyunda oluşan en önemli soru ise şu oluyor: Hukuk gerçekten herkese eşit mi uygulanıyor?
Samsun Büyükşehir Belediyesi’nde kamuoyuna yansıyan dosya
2019 yılında Samsun Büyükşehir Belediyesi’nde görev yapan dönemin Mali Hizmetler Daire Başkanı Bahattin Karakaş hakkında yürütülen rüşvet soruşturması uzun süre ülke gündeminde yer aldı. Soruşturma kapsamında makam odasında bulunan kasada yüksek miktarda döviz, altın, ziynet eşyaları ve çeşitli tapular ele geçirildiği basına yansıdı.
Söz konusu olay yalnızca Samsun’da değil, Türkiye genelinde de dikkat çekti. Ardından yargı süreci işletildi ve dosya mahkemeye taşındı. Ancak aradan geçen yılların ardından bu dosya kamuoyunun gündeminden büyük ölçüde düştü.
Bugün yeniden belediyelere yönelik operasyonlar konuşulurken, vatandaşlar geçmişte kamuoyuna yansıyan benzer dosyaların da aynı hassasiyetle takip edilip edilmediğini sorguluyor.
Muhalif belediyelerde operasyonlar gündemin merkezinde
Son aylarda farklı illerde çok sayıda muhalefet belediyesine yönelik gözaltılar, aramalar ve soruşturmalar gerçekleştirildi. Bu operasyonlar televizyonlarda günlerce tartışıldı, gazetelerin manşetlerinde geniş yer buldu ve sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaştı.
Yolsuzluk iddialarının araştırılması, kamu kaynaklarının korunması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biridir.
Ancak hukuk devletinin bir diğer temel şartı da soruşturmaların siyasi kimlikten bağımsız şekilde yürütülmesidir.
Çifte standart tartışması büyüyor
Siyaset bilimciler, hukukçular ve çeşitli sivil toplum temsilcileri uzun zamandır benzer bir noktaya dikkat çekiyor.
Kamu kaynaklarının usulsüz kullanıldığı iddiası hangi belediyede ortaya çıkarsa çıksın aynı kararlılıkla soruşturulmalı; dosyalar siyasi aidiyete göre değil, delillere göre değerlendirilmelidir.
Toplumun adalet duygusunu zedeleyen en önemli unsur ise hukukun seçici uygulandığı yönünde oluşan algıdır.
Bu algının güçlenmesi, yalnızca siyasi tartışmaları artırmakla kalmıyor, aynı zamanda vatandaşların yargıya olan güvenini de olumsuz etkileyebiliyor.
Adaletin terazisi herkesi tartmalı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, herkesin kanun önünde eşit olduğunu açıkça hükme bağlıyor. Bu ilkenin hayata geçmesi ise yalnızca mahkeme kararlarıyla değil, soruşturma süreçlerinin de tarafsız ve eşit biçimde yürütülmesiyle mümkün oluyor.
Bir belediyede ortaya atılan iddialar nasıl ayrıntılı biçimde araştırılıyorsa, başka bir belediyede gündeme gelen iddiaların da aynı ciddiyetle incelenmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Vatandaşın beklentisi; suçun değil, suçlunun cezalandırılması, siyasi kimliğin değil delilin esas alınmasıdır.
Kamuoyunun beklentisi: Şeffaflık ve eşit hukuk
Toplumun geniş kesimleri, yolsuzlukla mücadelenin siyasi tartışmaların ötesinde ele alınmasını istiyor.
Hangi partiye mensup olursa olsun kamu kaynaklarını kötüye kullandığı yargı kararıyla ortaya çıkan herkes hukuk önünde hesap vermeli; hakkında iddia bulunan dosyalar ise hiçbir ayrım yapılmaksızın şeffaf biçimde soruşturulmalıdır.
Adaletin gücü, yalnızca suçluyu cezalandırmasında değil; herkese aynı mesafede durduğunu hissettirmesinde ortaya çıkar.
Kamu vicdanının rahatlaması ve hukuka duyulan güvenin güçlenmesi için en temel beklenti ise değişmiyor: Hukukun terazisi, siyasi görüşe göre değil; delile, kanuna ve adalet ilkesine göre tartmalıdır.