Biz Salak Değiliz

Yayınlama: 15.12.2025
A+
A-

BİZ SALAK DEĞİLİZ

Bir ülkenin hafızasıyla oynayabilirsiniz… Gündemi değiştirebilir, tartışmaları yönlendirebilir, hatta bir süreliğine gerçeğin üzerini örtebilirsiniz. Ama bir noktayı sürekli ıskalarsınız: Bu millet unutur gibi yapar ama asla unutmaz. Çünkü yaşanan hayat, anlatılan hikâyelerden daha güçlüdür.

Türkiye’de siyaset uzun zamandır yalnızca bir yönetim meselesi değil; aynı zamanda bir algı savaşıdır. Ekranlarda konuşulanlarla sokakta yaşananlar arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor. Bir tarafta “her şey kontrol altında” diyenler var, diğer tarafta ay sonunu getirmeye çalışan milyonlar. Bu iki gerçek aynı ülkede nasıl bu kadar farklı yaşanabiliyor? İşte asıl soru bu.

Ekonomiden başlayalım… Çünkü ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa da hayatın en çıplak gerçeği orada duruyor. Market rafları, faturalar, kiralar… Bunlar propaganda ile değişmiyor. İnsanlar cebindeki paraya bakıyor, hayat standardına bakıyor, dünle bugünü kıyaslıyor. Ve şunu çok net görüyor: Anlatılan tablo ile yaşanan gerçek arasında ciddi bir kopukluk var.

Ama mesele sadece ekonomi değil. Asıl mesele, bu gerçeklerin nasıl yönetildiği.

Türkiye’de son yıllarda dikkat çeken en önemli siyasi reflekslerden biri şu: Kriz çıktığında çözüm üretmek yerine gündem değiştirmek. Bir sorun büyüdüğünde, hemen başka bir tartışma başlatılıyor. Bir olayın sıcaklığı artınca, yeni bir başlık ortaya atılıyor. Böylece kamuoyunun dikkati dağıtılıyor. Bu bir strateji… Ve evet, bir süre işe yaradı.

Ama artık yaramıyor.

Çünkü insanlar artık sadece kendilerine sunulanı değil, saklananı da sorguluyor. Eskisi gibi değil bu toplum. Sosyal medya, bağımsız platformlar, alternatif bilgi kaynakları… Artık tek bir merkezden oluşturulan algı ile herkesi ikna etmek mümkün değil. İnsanlar karşılaştırıyor, araştırıyor, düşünüyor.

Ve en önemlisi, hafızasını diri tutuyor.

Siyasetin belki de en büyük yanılgısı burada başlıyor: Toplumu hafife almak. “Nasıl olsa unutur”, “nasıl olsa inanır” yaklaşımı artık işlemiyor. Çünkü bu millet defalarca aynı senaryoyu izledi. Aynı cümleleri duydu. Aynı vaatlerin nasıl sonuçlandığını gördü.

Artık kimse kolay ikna olmuyor.

Bir başka kritik nokta da dil meselesi. Türkiye’de siyaset dili giderek sertleşti. Tartışmalar fikir üzerinden değil, kimlik üzerinden yürütülmeye başlandı. İnsanlar düşüncelerinden dolayı değil, ait oldukları varsayılan gruplar üzerinden yargılanıyor. Bu, sadece siyasi bir sorun değil; toplumsal bir tehlikedir.

Çünkü kutuplaşma arttıkça, gerçekler daha az konuşulur.

Bir toplumda herkes kendi tarafının doğrularına kapanırsa, ortak akıl kaybolur. Ve o noktada siyaset çözüm üretme aracı olmaktan çıkar, bir gerilim makinesine dönüşür. Türkiye’nin son yıllarda en çok yorulduğu şey tam olarak budur: Bitmeyen gerilim.

Peki bu gerilim kime yarıyor?

İşte bu soru sorulmaya başlandığında, işler değişir.

Çünkü vatandaş artık sadece olaylara değil, nedenlere bakıyor. “Bu tartışma neden şimdi çıktı?”, “Bu kriz neden bu şekilde yönetiliyor?”, “Kim neyi örtmeye çalışıyor?”… Bu sorular çoğaldıkça, algı operasyonlarının etkisi azalıyor.

Ve bir noktadan sonra gerçek, kendi yolunu buluyor.

Unutulmaması gereken bir şey var: Bu millet çok şey gördü. Darbeler gördü, krizler gördü, büyük vaatler ve büyük hayal kırıklıkları gördü. Her seferinde yeniden ayağa kalktı. Ama her seferinde biraz daha tecrübe kazandı.

Bugünün Türkiye’sinde seçmen profili değişti. Artık sadece duygularla hareket eden bir kitle yok. Sorgulayan, karşılaştıran, hesap soran bir toplum var. Bu değişimi görmeyen siyaset, kaybetmeye mahkûmdur.

Çünkü güven, bu ülkede en kıymetli ve en kırılgan değerdir.

Bir kez sarsıldığında, yerine koymak çok zordur. İnsanlar artık söylenen sözlere değil, o sözlerin arkasındaki niyete bakıyor. Samimiyet arıyor. Tutarlılık arıyor. Ve en önemlisi, saygı görmek istiyor.

“Biz salak değiliz” cümlesi tam da bu noktada anlam kazanıyor.

Bu bir öfke cümlesi değil. Bu bir uyarıdır. Bu milletin aklıyla, sabrıyla, iradesiyle oynamayın demektir. Çünkü bu millet sandığa gittiğinde sadece oy vermez; aynı zamanda bir hüküm verir.

Ve o hüküm çoğu zaman sürpriz olur.

Bugün kurulan hesaplar, yapılan planlar, yazılan senaryolar… Hepsi bir noktaya kadar geçerlidir. Ama halkın vicdanı devreye girdiğinde, bütün o hesaplar altüst olabilir. Türkiye siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur.

O yüzden mesele sadece kazanmak değil; güven kazanmak.

Siyaset, milleti yönlendirme sanatı değil; millete hizmet etme sorumluluğudur. Bu sorumluluğu unutanlar, kısa vadede kazansa bile uzun vadede kaybeder.

Ve en sonunda herkes aynı gerçekle yüzleşir:

Bu millet her şeyi gördü.
Her şeyi anladı.
Ve zamanı geldiğinde gereken cevabı verdi.

Çünkü gerçekten…
Biz salak değiliz.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.